<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Atilla İlhan</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/etiket/atilla-ilhan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Atillâ İlhan Halkla Anlatılır</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/atilla-ilhan-halkla-anlatilir-banu-avar.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/atilla-ilhan-halkla-anlatilir-banu-avar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2010 17:37:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla İlhan]]></category>
		<category><![CDATA[banu avar]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1076</guid>
		<description><![CDATA[“Attilâ İlhan Halkla Anılır” BANU AVAR, ATTİLÂ İLHAN’I ANLATTI… Röportaj: Didem Karavelli 10 Ekim 2005′te yalnızca bir şair, bir romancı ayrılmadı aramızdan. Türkiye’nin en sancılı dönemlerini, en önemli kırılma noktalarını yaşamış, ufku geniş, devrimci, Atatürkçü bir aydın “koyup gitti” bizi. ‘Sokaktaki Adam’ ı, Bir Milleti Uyandıran Attila İlhan, ‘Hangi Atatürk?’ ile de genç nesile gerçek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="size-full wp-image-1077 aligncenter" title="atilla-ilhan" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/atilla-ilhan1.jpg" alt="" width="510" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Attilâ İlhan Halkla Anılır”</p>
<p>BANU AVAR, ATTİLÂ İLHAN’I ANLATTI…</p>
<p>Röportaj: Didem Karavelli</p>
<p><img class="alignleft" src="http://img691.imageshack.us/img691/5079/banuavar2.jpg" border="0" alt="" align="right" />10  Ekim 2005′te yalnızca bir şair, bir romancı ayrılmadı aramızdan.  Türkiye’nin en sancılı dönemlerini, en önemli kırılma noktalarını  yaşamış, ufku geniş, devrimci, Atatürkçü bir aydın “koyup gitti” bizi.</p>
<p>‘Sokaktaki  Adam’ ı, Bir Milleti Uyandıran Attila İlhan, ‘Hangi Atatürk?’ ile de  genç nesile gerçek Atatürkçülüğü aşılamış bir devrim neferiydi. Hem de  “Kurtlar Sofrasında“…</p>
<p>Her eseri baş ucu kitabı olan, tartışılan fikirlerin öncüsü, kısaca bir “fırtına” geçti Türk düşün ve yazın hayatından…</p>
<p>Ben  sana mecburum’dan ibaret değildi Attilâ İlhan. “Aşk şairi”, “melankolik  şair” olarak empoze etmeye çalışanlara inat, o bir fenomendi.</p>
<p>“An gelir, Attila İlhan ölür” demişti dizelerinde.</p>
<p>An geldi, Attilâ İlhan öldü…”Sevmek için geç belki ama ölmek için erken”di. Şimdi, “elde var hüzün”…</p>
<p>Bu  yıl “kaptan“ın aramızdan ayrılışının beşinci yılı. Biz Attila İlhan’ı,  onu en iyi tanıyanlardan biri, Gazeteci – Yazar Banu Avar’dan dinledik.  “Halkın içinden bir şair olarak o, halkla anılmalı, Attilâ İlhan böyle  anılır” diyor Banu Avar. “Bu yılı ben Attilâ İlhan yılı ilan ediyorum”  diye de ekliyor.</p>
<p>Banu Avar’ın bu önerisi şimdiden yankı bulmuş,  yüzlerce posta almış bu konuda. Banu Avar’ın öncülük ettiği bu çağrıyı  biz de tekrarlıyoruz: “Bu yıl Attilâ İlhan yılı olsun!”</p>
<p>HERKESE ALABİLECEĞİ KADAR KONUŞURDU<img src="http://img443.imageshack.us/img443/1664/attilailhan.jpg" border="0" alt="" align="right" /></p>
<p>İ.K:  Banu Hanım, Attilâ İlhan ile tanıştığınızda henüz on altı  yaşındaymışsınız. Nasıl tanıştınız? O yaşlarda bir genç kızın gözüyle,  ilk izlenimleriniz neydi Attilâ İlhan hakkında?</p>
<p>B.A: O’nu  16 yaşımda “Zenciler Birbirine Benzemez“’i okuyarak tanıdım. “Sokaktaki  Adam” ve şiirleriyle uzun bir yola çıktım. Ve kısa bir süre sonra onunla  birebir karşılaşma fırsatı yakaladım. Çok şaşırdım, çok alçakgönüllü ve  sabırlı bir aydındı… Sözleri ile yaşamı çelişkili olmayan,  karşısındakine, hangi yaşta olursa olsun, sonsuz saygısı olan, kendine  olan güveni ve zerafeti ile o zamana kadar karşılaştığım aydınlardan çok  farklı bir duruşa sahip bir yazar/şair/ düşünürdü. Daha önce soldaki  bazı büyük isimlerle karşılaşmış ve laubali tavırlarına hayret etmiştim.  Yaşantıları, savundukları ile tersti. Attila İlhan için kimse bunu  söyleyemez. O savunduğu ilkeler doğrultusunda kendini şekillendirebilmiş  az sayıdaki aydınlardan biriydi.. Küçük bir çocuğu bile büyük bir  sabırla dinlerdi. Buna şahit oldum…</p>
<p>İ.K: Nasıl yaklaşırdı etrafındaki gençlere?</p>
<p>B.A:  İşte söylediğim gibi.. En küçükten büyüğe saygıyla yaklaşırdı.  İnanılmaz zarif bir insandı. Bilgisini gençlerin üzerine boca etmez,  herkese ‘alabileceği kadar’ konuşurdu. Ve en çarpıcı yanı, takip ederdi.  Romancılığının şairliğinin verdiği yüksek gözlem gücü ile bir çok  kişiyi , genci, gelişimlerini takip ederdi…</p>
<p>İ.K: En çok hangi yönünü örnek aldınız? Yani, hangi Attilâ İlhan?</p>
<p>B.A:  Her yönüyle örnek alınacak bir kişi o. Disiplini, yılmadan, bıkmadan,  öf’lemeden İŞİNE DEVAM EDİŞİ, çok kötü dönemlerin içinden geçerken  yılgınlığa ASLA kapılmayışı…beni çok etkiledi. Attila İlhan tanıdığımız  bazı aydınlar gibi, sabah başka akşam başka, ya da şurda başka burada  daha başka yüzleri olan biri değildi. Bir BÜTÜNdü.</p>
<p>İ.K: Onunla birlikte çalışmanın zorluğu oldu mu hiç?</p>
<p>B.A:  Ben onunla aynı şirkette, onun tavsiyeleri doğrultusunda çalışmalar  yaptım. Ama birebir çalışmadım. Bence bu konuyu son 10 yıl onunla yan  yana çalışan Belgin Sarmaşık hanıma sorun.</p>
<p>BANA, “SEN KİMSİN BE!” DEDİ</p>
<p>İ.K: En çok neye sinirlenirdi?</p>
<p>B.A:  Bir kez sinirlendiğini gördüm.. Seneler önce, tuhaf bir ruh halinde,  ‘Abi, umudumu yitiriyorum…’ gibi bir laf ettiğimde, gözlüklerinin  üzerinden, o güne kadar hiç bakmadığı sertlikte bana baktı. ‘Sen kimsin  be!’ dedi, ıslık gibi bir sesle. ‘Bugünkünden kat be kat zor şartlarda,  yalın ayak başı kabak savaşanlar umutsuz olmayı akıllarına getirmediler  de, dünyanın 18. ekonomisi, 5. büyük ordusuna sahip bugünkü Türkiye’de,  SEN umutsuzluktan mı dem vuruyorsun. Bunun adı şımarıklık!’ demişti. Bu  lafı lugatımdan sildim o gün bugün…Kendini bilmezlere, kibirlilere ve  batı özentilerine dayanamazdı… ‘Atatürkçü’ olduğunu iddia edip, kökü  dışarıda cemaatlere, klüplere, ‘governerlara’ , ya da şeyh şıhlara biat  etmiş olanlara mesafeli dururdu…</p>
<p>İ.K: Attilâ İlhan’a göre hayatının en önemli dönüm noktası neydi?</p>
<p>B.A:  Bilmiyorum… O bir devrimciydi. Ve hayata ‘sürekli değişen, dönüşen’i  bularak bakardı.. Ve bu değişimin ana etkenlerini sorgulayarak..</p>
<p>İ.K:  İzmir Menemen doğumlu olduğunu ve hayatının önemli bir bölümünün  İzmir’de geçtiğini biliyoruz. Biz İzmirliler için de Attilâ İlhan  özeldir. Peki, İzmir ne ifade ederdi, Attilâ İlhan için?</p>
<p>B.A: Ben İzmir deyince, onun bir konuşması gelir aklıma. Onun sözleriyle hikaye şöyle:</p>
<p>’Fahrettin  Paşa’nın Süvari Kolordusu 8 Eylül günü Manisa’ya girer. Manisa  kurtulur. Askerler uzun zamandır savaşmaktadırlar ve henüz süvarilerin  midesine sıcak yemek girmemiştir. Manisa’nın kazanılması üzerine, bir  yemek yenilmesi emredilir. Seyyar mutfaklar kurulur. Yemek hazırlanmaya  başlanır. Fakat bir müddet sonra, İzmir’den bir telgraf gelir.  Yunanlılar çekiliyor, yerli Rumlar şehri yakacak…Kazanlar dökülür ve  süvariler atlara atlayıp bu gece İzmir istikametinde ve Menemen  istikametinde harekete geçerler. 9 Eylül sabahı, birliklerden biri Hilal  ve Alsancak dediğimiz bölgeden taaruz başlatırlar. Dört nala ilerlerken  hiç beklemedikleri bir şekilde, bir yıkıntının arkasında pusu kurmuş  olan yerli Rumların ateşiyle karşılaşırlar. İçlerinden üçü orada şehit  olurlar. Yüzbaşı Şerafettin Bey’in atlıları savaşarak, Alsancak  istikametinden İzmir’e girerler. 9 Eylül sabahı, saat 10.30’da, Konak’ta  Hükümet Konağının balkonunda asılı olan Yunan bayrağını Yüzbaşı  Şerafettin Bey bizzat indirir. Türk Bayrağını çeker. Ve İzmir Türk olur.</p>
<p>Bu  hikayeyi anlatmış ve sormuştur:. ‘Neden bu kadar sene geçtiği halde,  hiç birimiz bu üç şehidin kim olduğunu hiç araştırmadık. Onlar her  şeyleriyle, İstiklal Savaşı’nın ‘gerçek temsilcileridir’. Sonuna kadar  getiriyorlar ve şehre girerken şehit düşüyorlar. Şu kadere bakın. Ben  bunu ilk defa, İzmir’de gazetecilik yaparken Karşıyaka’ya geçtiğim yolda  bir abide görünce fark ettim. Sıradan küçük bir taş dikilmişti. Nedir  diye merak ettim. Çünkü öyle şatafatlı bir şey değildi. Bir gün arabadan  indim ve baktım. Üzerine yaldızla eski harflerle kısacak bir not  düşülmüş. Ben Cumhuriyet çocuğu olduğum için eski yazıyı bilmiyorum. Onu  aynen kopya ettim. Sonra götürdüm, o zaman sağ olan anneme gösterdim.  Annem ona baktı ve iki kelime okudu. ‘Şeref’ ve ‘Namus’. Bu iki kelime,  bütün bir İstiklal Savaşının özetidir.’ İşte Attila İlhan için İzmir …</p>
<p>İLK KEZ AĞLADIĞINI HATAY MESELESİNİ ANLATIRKEN GÖRDÜM</p>
<p>İ.K:  “Hatay meselesi özellikle hassas olduğu bir konuydu. Hatta, bu konuyu  anlatırken ilk kez gözünün yaşardığını gördüm”, dediniz onunla ilgili  bir söyleşinizde. Biraz bahseder misiniz bize bundan?</p>
<p>B.A: Hatay’ı anlatırken içlenirdi. Bir keresinde dalgın dalgın anlattı ve sözlerinin sonunda, gözünün yaşardığına tanık oldum.</p>
<p>Hasta  bir adam, yıl 1937. Ölümünden bir yıl önce… Çevresinde olan ‘Tanzimat  kafalılar’a inat ilk günkü gibi savaşmaya hazır. Hatay’ı düşman elinden  kurtarmak için, ‘Reisi cumhurluktan istifa edip, çete savaşına  girmek’ten sözediyor… İşte bunu anlatırdı…</p>
<p>“Fransızlarla görüşmeler tıkanır gibi olunca Mustafa Kemal Paşa şöyle demişti:</p>
<p>‘İşi  silahlı bir hareketle halletmek zorunda kalırsak, tutacağım yolu çoktan  kararlaştırmış bulunuyorum. Derhal devlet reisliği ve mebusluktan  istifa edeceğim. Serbest bir Türk vatandaşı olarak bu işte çalışan  arkadaşlarla birlikte Hatay’a geçeceğim….. Oradaki mücahitler ve  anavatandan gelecek kuvvetlerle meseleyi yerinde ve içerden halletmeye  çalışacağım. İsterse Türkiye hükümeti beni ve arkadaşlarımı asi ilan  etsin, hakkımda takibat yapsın!’</p>
<p>Bu bize tanıtılan anlatılan  Atatürk’ten farklı bir portreydi. Ve bu Attilâ Ağabey’i çok  heyecanlandırırdı. Hangi Atatürk’te, heyecanla dönemden belgeler  aktarmıştı:<br />
‘Mustafa Kemal Paşa, Fransız idaresi altında inleyen Suriye ve Lübnan için Hasan Rıza Soyak’a şöyle diyordu:</p>
<p>‘  Bugünkü Fransız idarecilerin, Suriye ve Lübnan’a öyle kolay kolay  istiklal vereceklerinden emin değilim. … Binaenaleyh biz hareketimizi  onlara da teşmil ederek, Suriye ve Lübnan’in özledikleri gerçek  istiklallerini temin edebiliriz!’ (Hangi Atatürk, Attila İlhan, S.326)</p>
<p>“10 KASIM’DA YER, GÖK AĞLIYORDU”…</p>
<p>İ.K:  “İsmet İnönü yanlış uygulamalarla Atatürkçülüğün farklı algılanmasına  neden oldu” diyordu Attilâ İlhan. Hatta her fırsatta Milli Şef Dönemi’ni  eleştirdi. Haksızlık yaptığını düşündünüz mü hiç? Yoksa aynı doğrultuda  mı düşünüyorsunuz?</p>
<p>B.A: Tüm belgeleriyle ortaya koydu bu  düşüncesini. Sonuna kadar aynı fikirdeyim. Ayrıca 1893 doğumlu bir babam  olduğu için, bu konuyu doğrulayan bir çok belge ve bilgiyi de edindim.</p>
<p>İ.K: Atatürk öldüğünde 13 yaşındaydı. 10 Kasım 1938 gününe dair var mıydı anlattıkları?</p>
<p>B.A: Yerin göğün ağladığını hatırladığını söylerdi…</p>
<p>İ.K: Attilâ İlhan olaylara evrensel , bütüncül bakabilen bir düşünürdü gerçekten. Sizi çok şaşırtan bir öngörüsü oldu mu hiç?</p>
<p>B.A:  Bir çok öngörüsü gerçek oldu, oluyor. Alın elinize Faşizmin Ayak  Sesleri adlı kitabını, Batının deli Gömleği’ni, Hangi Küreselleşme’yi…  Okuyun. Bir çok öngörüsünü ve süreç içinde nasıl doğrulandıklarını  göreceksiniz..</p>
<p>ATTİLÂ İLHAN MADRABAZLARIN İŞİNİ BOZUYORDU</p>
<p>İ.K:  “Herkesin ayağına bastım ben, herkesin rahatını kaçırdım. Bu yüzden  istenmeyen adam oldum her devirde” demişti. Neydi bu kadar rahatsız eden  insanları?</p>
<p>B.A: Mevkii, şan, şöhret, parayı bir kenara  atarak doğru bildiği yolda yürüdü, Attila İlhan. Hem de öyle 30’a kadar  ‘solcu’, sonra rüzgar gülü olanlara inat ölene dek, 80’ine kadar  kimsenin, hiçbir kurumun, partinin koruyucu şemsiyesi altına sığınmadan  doğruları söyledi. Belgeledi. Sadece ve sadece Türk milletinin yanında  oldu. Bu birçok çevrenin işine gelmiyordu… O duruşuyla, ‘olması  gereken’i hatırlatıyor, madrabazların işini bozuyordu.</p>
<p>İ.K: Attilâ İlhan’ın ardından birçok şey yazılıp çizildi, yorumlar yapıldı. Bunlar arasında sizi kızdıran ya da üzenler oldu mu?</p>
<p>B.A:  Böyle bir insan için uydurulan yalanlar, kitap isimlerinin başına ‘ama’  koyularak yazdıklarının tahrif edilmesi, insanı üzmez mi? Ama üzülmekle  kaybedecek vaktimiz yok. Gereğini yapar, yazar, çizer, konuşur,  mücadele ederiz… Onu tanıyanlara bu yakışır.</p>
<p>KAHVEHANE SAHİBİ, “KASKETLİ ADAMI ÖZLEDİM” DEDİ</p>
<p>İ.K:  O sadece bir aşk şairi değildi, bunu artık hepimiz biliyoruz. Peki  dönüp bakınca, anlaşılmış mı gerçekten Attilâ İlhan? Sizin deyiminizle, o  “buz dağı” fark edilebildi mi hakkıyla?</p>
<p>B.A: Halk  ‘kendinden olanı’ hemen fark eder. Attila İlhan’ı da anlamış ve bağrına  basmıştır. Ortaca’da bir kahvede konakladım. Kahvehane sahibi , onun  adını bilmiyor ama TRT 2 ‘de cumartesi akşamları seyrettiği kasketli  adamı özlediğini söylüyordu…O bu milletin has evlatlarından  biridir.Yaşarken, öyle herkese nasip olmayacak bir sevgi halesi ile  sarılmış, bağra basılmıştı…</p>
<p>İ.K.:  ”Adını silmeye ve onu ‘aşk şairi’ne indirgemeye çalışacaklarını adı  gibi biliyordu. Son yıllarda, düşünce kitaplarının üstünün  ‘örtüleceği’nden sözediyordu” diyorsunuz. Neydi bu düşüncesini  tetikleyen? Korkar mıydı unutulmaktan?</p>
<p>B.A: Hiç sanmam.  Öyle küçük korkuları, kişisel hesapları olan biri değildi. Bu bir.  İkincisi, düne bugüne ve yarına bilimin ışığında bakan biri olarak, en  küçük etkenin bile değişim gücünü gayet iyi hesaplayan, kim olduğunun ve  neler ürettiğinin farkında bir adamdı.</p>
<p>Onun yukarda naklettiğim  sözlerinden kastı, basın yayını, kitap piyasasını inhisarına almış,  kendini ‘sol’ diye tanımlayan batıya hayran ayran budalalarının,  sözümona ‘entelektüel bir çevre’nin, onu hepten yoksayamayacakları, o  nedenle sadece aşk şiirlerini öne çıkarıp, onu ‘Aşk şairi’ olarak  yüceltip, diğer fikir kitaplarını görmezden gelecekleri gerçeğiydi. Bu  öngörüsü de o çevreden beklediği şekilde gerçekleşti. Ama gençlik ve  halk, şiirleri yanı sıra onlarca kitabını da başucu kitabı yaparak  gereken cevabı verdi.</p>
<p>İ.K: Benim  özellikle merak ettiğim bir şey var. “Batı, bizim aydınları kendine  hizmet etsin diye yetiştiriyor. Türk aydını Türk değil” diyen İlhan,  Orhan Pamuk’un aldığı tartışmalı Nobel ödülüne ne derdi sizce? Pamuk’u  beğenmekle birlikte edebiyat çizgisini eleştirmiş, “Geleceğinden emin  değilim” demişti çünkü, bir söyleşisinde.</p>
<p>B.A: O söylem,  Attilâ İlhan’ın zerafetinden ve Pamuk gibileri muhatap almak  istemediğinden o biçimde söylenmiştir. Attilâ İlhan’ı yakından  tanıyanlar gayet iyi bilirler ki, “Cevdet bey ve Oğulları” sonrasında  Pamuk’un ‘post modernizmin’ ağları arasına dolaştığını, ve her belli  odaklara yaklaşanın başına geldiği gibi yazım gücünün deformasyonuna  tanık olunduğunu ifade etmiştir..</p>
<p>İ.K:  “Kadından, paradan ve şöhretten uzak durdum hayatım boyunca” diyor.  Şöhretten bence istese de uzak duramadı, ama istese de uzak duramadığı  bir bayan olmuş mu hayatında?</p>
<p>B.A: Bunu bilemeyiz. Bu sorunun yanıtını araştırmacılar, şiirlerinde arasınlar. Biket hanım olabilir bu sorunun cevabı.</p>
<p>İ.K: TRT’deki programı neden yayından kaldırıldı?</p>
<p>B.A:  E bu sorunun cevabı belli değil mi? 2004’de Türkiye’nin bir ‘yola’  sokulduğu yıldı. Mümkün mertebe her yerden ‘gerçekleri’ haykıranlar  uzaklaştırılacaktı. O bunların başında geliyordu. Halkın sevdiği, ne  dediği anlaşılır, usta bir hatip 10 yıl sonra hiçbir gerekçe verilmeden,  ve aniden devlet televizyonundan atıldı…</p>
<p>İ.K: Bu duruma tepkisi ne oldu?</p>
<p>B.A:  O böyle durumlara tepki vermemeyi çok önce öğrenmişti. Zaten başına  gelecekleri bilmek gibi bir özelliği vardı. TRT’deki odasında yapımcısı  Nedret Çatay ile konuşmasını hatırlıyorum: 2 aylık yaz arasından sonra  programın sonlandırılacağını hissetmişti…Çantasını topladı ve gitti.</p>
<p>İ.K:  “Daha 17 yaşında hapise girmiş, defalarca soruşturmalara uğramış biri  için ölüm hiçbir şeydir” diyordu. Bunca mücadelenin arasında, “yoruldum”  dedi mi hiç?</p>
<p>B.A: ASLA! O yorulmayacak, yılmayacak kadar DİSİPLİNLİYDİ.</p>
<p>YÜZLERCE İLETİ, TELEFON ALDIM</p>
<p>İ.K:  10 Ekim 2005 günü hayatınızın en acı günlerinden biri hiç kuşkusuz.  Nasıl bir boşluk yarattı onun yokluğu, hayatınızdan neler götürdü?</p>
<p>B.A:  Bence kendini bu ülkenin evladı sayan herkesin hayatından bir şeyler  eksildi. Ben ve ona büyük sevgi duyan birçok kişi, onu düzenli olarak  gören konuşan dertleşen insanlar için büyük bir boşluk oldu.</p>
<p>O boşluğu, o sızıyı dindirmenin tek bir yolu var: Çalışmak. Ona layık olmanın tek yolu: ÇOK ÇALIŞMAK.</p>
<p>İ.K: “Bu yılı Attilâ İlhan yılı ilan ediyorum” dediniz. Bu çağrınıza karşılık geldi mi?</p>
<p>B.A:  Gelmez olur mu. Yazı yayınlanır yayınlanmaz yüzlerce ileti, telefon  aldım. Attila İlhan’ın düşüncelerini, fikirlerini 2010 ve 2011’de tüm  kitap fuarlarında, tüm üniversite konuşmalarımda İNADINA anlatacağım. Ve  herkes bulunduğu ilde ilçede, bunu yapacaktır.</p>
<p>İ.K:  Sizce her yıl hakkıyla anma yapılabiliyor mu Attilâ İlhan için? Ne  yapılabilir, neler yapılmalı? Çağrınız var mı bu konuda da?</p>
<p>B.A:  Anmak, bir salona toplanıp şiir okuyup, tiyatral gösteriler yapmak  olmamalıdır. Attilâ İlhan öyle anılmaz. Attilâ İlhan halkla anılır.  Gençlerle anılır. Batının Deli Gömleği’nde Türkiye’yi anlatarak  anılmalıdır. “Hangi Atatürk” okunarak anılmalıdır. Gerçek muhalefetin  bir araya gelmesiyle anılmalıdır. Ve öyle de olacaktır. O, “BİR MİLLET  UYANIYOR” adlı bir dizi başlatmıştır. İçine her cenahtan vatanseverleri  katmıştır. Bir dip dalgasını işaret etmiş, birlik fitilini ateşlemiştir…  Onu bu yolda devam ederek anacağız.</p>
<p>İ.K: En sevdiğiniz Attilâ İlhan dizeleri ile bitirsek…</p>
<p>B.A:  Aslında ona ait değil bu dizeler, ama onun en sevdiği ve bana el  yazısıyla yazıp verdiği dizelerdi: “DURUM BUYSA İSYAN HAKTIR!”</p>
<p>İ.K: Teşekkür ederiz…</p>
<p>(NOT:  Banu Hanım’dan Attilâ İlhan ile çekilmiş bir pozunu istedik, “Maalesef  birlikte bir fotoğrafımız bile yok” diyor. O bu konuda hep çekingen  davranmış. “Herkes fotoğraf çektirirken, ben utanır, bir fotoğraf  çekilelim diyemezdim“, diyor gülerek.)<br />
<a href="http://www.ilk-kursun.com/2010/10/attila-ilhan-halkla-anilir/" rel="external nofollow">İlk Kurşun, 8 Ekim 2010</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/atilla-ilhan-halkla-anlatilir-banu-avar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben İlan Ediyorum: Bu Yıl, ATTİLÂ İLHAN Yılı!</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/ben-ilan-ediyorum-bu-yil-attila-ilhan-yili.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/ben-ilan-ediyorum-bu-yil-attila-ilhan-yili.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Oct 2010 13:47:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla İlhan]]></category>
		<category><![CDATA[banu avar]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1074</guid>
		<description><![CDATA[Onunla yüzyüze konuşamayalı 5 yıl oldu! Bu 5 yılda en çok düşündüğüm, en çok okuduğum yazar oydu. Ben tek değilim, biliyorum. Madem kimse yeltenmeyecek, bu yılı Attilâ İlhan Yılı ilan ediyorum. Ne üniversiteler, ne yayınevleri, ne gazeteci, ne yazar örgütleri bir hazırlık yapmadı. Yapıldıysa da duyurulmadı. 10 ekim Pazar günü Attila İlhan’ı ebediyete uğurlayışımızın 5. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-1075" title="atilla ilhan" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/atilla-ilhan.jpg" alt="" width="180" height="243" /></strong></em></p>
<p><em><strong>Onunla yüzyüze konuşamayalı 5 yıl oldu!  Bu 5 yılda en çok  düşündüğüm, en çok okuduğum yazar  oydu.  Ben tek değilim, biliyorum.   Madem kimse yeltenmeyecek, bu yılı Attilâ İlhan Yılı ilan ediyorum.</strong></em></p>
<p>Ne  üniversiteler, ne yayınevleri, ne gazeteci,  ne yazar örgütleri bir   hazırlık yapmadı. Yapıldıysa da duyurulmadı. 10 ekim Pazar günü Attila   İlhan’ı ebediyete uğurlayışımızın 5. yılı!</p>
<p><em><strong> Ne  zaman durumu yorumlamakta zorlansam kitaplarına başvurdum.  Yeni   baskılarını aldığım halde, çizilmekten sayfaları örselenmiş, kıvrık   kenarlı, aralarında notlu ilk baskıyı elime alır, bir dostla buluşmanın   heyecanıyla okurum. Faşizmin Ayak Sesleri, Batının Deli Gömleği, Hangi   Küreselleşme, Sosyalizm, Asıl  Şimdi, ve hiç yanımdan ayırmadığım HANGİ   ATATÜRK.</p>
<p>Ya Batının Deli Gömleği&#8230; Türkiye’nin  içinde  bulunduğu durumu, ‘aynen  deli gömleği giydirilmiş, akıllı bir adamın,  çırpınışını’  olarak  tanımlayışı….</strong></em> Müthiş yorum gücüne, olaylara bakışındaki sadeliğe ve mütevazi, halkla kucaklaşmış kişiliğine özlemim had safhada.</p>
<p>Bizi  bırakıp gideli 5 yıl oldu. 10 Ekim 2005’de  Tuyap kitap fuarında   saatlerce sevenleriyle buluştuktan sonra, o gece  Belgin Sarmaşık ve   Çolpan ablanın (İlhan) kollarında ebediyete gitti.</p>
<p>Adını  silmeye ve onu ‘aşk şairi’ne indirgemeye çalışacaklarını adı gibi   biliyordu. Son yıllarda, düşünce kitaplarının üstünün ‘örtüleceği’nden   sözediyordu.</p>
<p><strong><em>2004 yılında,  önce Tv 8’deki  görevi bitirildi. Ardından, TRT’de  10 yıldır  yayınlanan, ‘Zaman İçinde  Yolculuk adlı programına  sonverildi.  Ölümünden bir ay önce Cumhuriyet  gazetesindeki köşesi de  kaldırıldı.</em></strong></p>
<p>Bilgi  yayınevinde, editörlüğünü yaptığı ve ‘sağ’dan ve sol’dan  en  güvendiği  isimlerin yazılarından oluşan BİR MİLLET UYANIYOR! dizi kitap  yayınını   başlattı. Seçtiği isimler arasında Arslan Bulut, Mehmet  Perinçek, Sadi  Somuncuoğlu, Cüneyt Akalın gibi farklı düşünceden  vatanseverler vardı.  Ölümünden sonra, yayınevi,  onun aklına bile  gelmeyecek isimlerle  diziye devam etti.</p>
<p>1 numaralı kitaptaki 34 sayfalık  önsözü, tüm bilgilerinin damıtılmış bir  özetidir. Ve herkesin  bu  özeti, her satırında düşünerek okuması  gereklidir.</p>
<p><em><strong> Geçtiğimiz 5 yıl içinde, ne adına yakışır yaygınlıkta ve görkemde bir   ‘anma’ yapıldı, ne de TUYAP gibi, kuruluşlar onur konuklarını seçerken   Attilâ İlhan’ı hatırladı.  Anlı şanlı, her köşe ve ekranı işgal eden    ‘karşıtları’ O,  ölene kadar bekleyip, onun kitap isimlerinin başına   ‘AMA’ ekleyerek, göya yazdıklarını ‘çürütmeye’ tevessül ediyorlardı.</strong></em></p>
<p>Söylemedikleri  üzerine yapıştırılmaya çalışıldı… Ama ortada dev gibi  kitapları vardı.  Yüzlerce söyleşisi vardı.Binlerce makalesi vardı…Ve tam  istediği  yerde, halkın kalbinde, köylerde kentlerde, en umulmadık  yerlerde  sevgiyle sahip çıkılmaktaydı…</p>
<p>Adına gençlik sahip çıktı.  Her üniversitede kitaplarını okuyan gençler katlanarak arttı. İnternet  sitelerinde en çok okunan yine onun yazıları en çok seyredilen onun  konuşmalarıydı.</p>
<p>Umarım bu yıl geniş bir anma faaliyeti ile  yazdıkları bir kez daha daha  geniş yığınlara aktarılır. İstanbul  TUYAP’ta olmazsa, ADANA; BURSA,   hatta en çok yakışan da İZMİR kitap  fuarlarında özel bir faaliyet dizisi  onun adına  hazırlanır.</p>
<p>BUNUN  İÇİN SEVENLERİ ÖZEL BİR ÇABA  HARCAMALIDIR. Ayrıca, her ilde  Attilâ  İlhan Yılı faaliyetleri düzenlenmeli, gençler,  onun fikirlerini anlatan  aydınlarla  buluşturulmalıdır.  Bu faaliyet tüm  yıla yayılmalı ve  hatta düzenli olarak ‘Attilâ İlhan düşünce grupları’  halk arasında  yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p><em><strong>Attilâ İlhan ancak böyle anılır… </strong></em></p>
<p><em><strong>O  bu milletin sevdalısıydı. Ve  80 yıllık ömründe, müthiş bir   disiplinle, bu millet için çalıştı. Onun yolunda ona layık olacak   şekilde çalışanların sayısı hiç de az değildir. Bu yol Mustafa Kemal   Atatürk’ün yoludur. </strong></em></p>
<p><em><strong> Bu yolda,  vatanını ve milletini sevmeyen, aşağılayan, başka milletleri   üstün  gören, onlara biat eden,  İslamı maske yaparak ya da  Batının  mason  mahfillerine BAĞLI çeşitli  CEMAATLERE  siftinen kişilere yer  yoktur.  Batının elinde oyuncak olup, ‘evrensel hak hukuk’ palavrasıyla   ülkesinin bölünmesine  alkış tutanlara yer yoktur.</strong></em></p>
<p>Tam  bağımsızlıkçı, kendine güvenen, milletinden başka merci  tanımayanların  ışıklı yolunda koca bir ışık huzmesi daha koyarak  uzaklara gitmiştir,  Attilâ İlhan! Ve en zor zamanda satırlar arasında  gözlerini görürsünüz,  yanı başımızdadır…</p>
<p>ALLAH BU MİLLETİN YOLUNA KENDİNİ IŞIK  YAPMIŞ OLAN TÜM VATAN EVLATLARINA GANİ GANİ RAHMET EYLESİN! BU YIL  ATTİLÂ İLHAN YILIDIR… Ben ilan ediyorum!  <em><strong></p>
<p></strong></em></p>
<p>Banu AVAR, 1 Ekim 2010</p>
<p><em><strong>banuavar@superonline.com</strong></em></p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.banuavar.com.tr/" target="_blank">http://www.banuavar.com.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/ben-ilan-ediyorum-bu-yil-attila-ilhan-yili.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurtlar Sofrası</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/atilla-ilhan-kurtlar-sofrasi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/atilla-ilhan-kurtlar-sofrasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 08:19:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla İlhan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=793</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN YAZARI: Atilla İLHAN KİTABIN YAYIM MAKSADI: Toplumsal ilişkiler ve sorunlar ışığında ele alınan ilişkiler derinliğine işlemiş 27 MAYIS öncesinde Türkiye’deki, iş çevrelerini, basın ve eğlence endüstrisini, gençlik kesiminin durumunu yansıtmak maksadı ile yayımlanmıştır. KİTABIN ÖZETİ: Toplumsal ilişkiler ve sorunlar ışığında ele alınan bireyler arası ilişkiler, Atilla İLHAN tarafından detaylı bir boyutla incelenerek işlenmiştir. Kitapta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>KİTABIN     YAZARI:</strong> Atilla İLHAN</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KİTABIN     YAYIM MAKSADI:</strong> Toplumsal ilişkiler ve sorunlar ışığında ele alınan ilişkiler derinliğine işlemiş 27 MAYIS öncesinde Türkiye’deki, iş çevrelerini, basın ve eğlence endüstrisini, gençlik kesiminin durumunu yansıtmak maksadı ile yayımlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KİTABIN ÖZETİ:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal ilişkiler ve sorunlar ışığında ele alınan bireyler arası ilişkiler, Atilla İLHAN tarafından detaylı bir boyutla incelenerek işlenmiştir. Kitapta ülkedeki iş çevrelerini, basın ve eğlence endüstrisini gazeteci Mahmut Bey’in kişiliği de ele alınarak, yaşanan dönemi tüm çıplaklığı ile ortaya koymuştur.<br />
Mahmut Bey, üzerinde çalıştığı haberlerle ilgili olarak Katip Rıza ile görüşmek üzere randevulaşır. Fakat randevu yerine geldiğinde ortada katip yerine bir başkası ile karşılaşır. Kendisini Katip Rıza’nın gönderdiğini söyleyen kişi; kendisi ile gelmesini ister. Beraber giderken iki kişi daha ortaya çıkar ve üçü birlikte Mahmut Bey’in üzerine saldırırlar. Mahmut Bey, bir yolunu bulur ve aralarından kaçarak kurtulur. Mahmut Bey, Katip Rıza’ya ulaşamamıştır ve onu mutlaka bulması gerekmektedir. Buluşmayı önceden öğrenen gangster bozuntuları Katip Rıza’yı iyice benzetip bir köşeye atmış ve başına da üç nöbetçi bırakmışlardır.<br />
Mahmut Bey Katip Rıza’nın izini bulur. Hemen bir plan yaparak Katip Rıza’yı gangsterlerin elinden kurtarır ve beraberce Beyazıt’ta Acem’in Sabahçı Kahvesi’nde soluğu alırlar.<br />
Mahmut Bey sigarasını içerken aklından tek geçen şey Sezai YILMAZ’nın adresini bulmaktır. Ancak bu adam ve onun adresi sayesinde, birbiri ile ilgisi yokmuş gibi gözüken birçok olay çözülebilecek, aynı zamanda arsa spkülasyonuna ve inşaat yolsuzluklarına kadar birçok olayın perde arkası aydınlanacaktır. Katip Rıza intikamını almak için Yazmacı’nın adresini bulur. Mahmut’u bir düşüncedir alır. Böyle bir sırada İstanbuldan ayrılmak, gazeteyi ve Ümit’i bırakmak doğrumu diye uzun süre düşünür. Mahmut ERSOY tüm bu düşüncelerinden sıyrılarak İZMİR’e gitmeye karar verir.<br />
Gazetenin diğer çalışanlarından Ragıp da tedirgindir. Akşamdan beri elini ayağını tutan onu dürüst bir iş sahibi etmeyen huzursuzluğun altında tevkif edilme korkusu bulunmaktadır. Siyasetin ne kadar çetrefilli bir iş olduğunu o zaman anlar. Ama gazetecilik iç güdüsü ile duyduğunu, gördüğünü yazmak istediği de vardır. Ona ters gelen taraf, sustuğu zaman korkuyor anlamının ortaya çıkmasıdır. Gazetede çıkan fıkranın konusu olan adam; iki defa haklı çıkması, üç defa yerinde tenkidi yüzünden yarın cezaevini boylayacak olursa korku düpedüz içine girmiş anlamına gelecek. Birden aklına Mahmut’un sözleri gelir.<br />
- “ … sen bir iki seçimle her şeyin küt diye yoluna gireceğini mi sanıyordun? Yok be. Ragıp! Asıl çekişme bundan sonra başlayacak bu gelenler gidenlerden farklı olmadıkları, hatta belki daha kötü oldukları için, bütün ettikleri vaatlerin altından kalkmak isteyeceklerdir. Sen, ben karşılarına dikilmezsek, bunca gayreti, bir iyimserliğe harcamış olmaz mıyız?”<br />
Kirli işlerin adamı İbrahim, iri ve ağır bulduğu suratındaki yuvarlak gözleri ile Mordohay’ı ve Seyit Sabri’yi etkisi altına alır. Mordohay’ı içten içe bir korku sarıyor. Seyit Sabri’nin baş eğdiyi bir fikre baş kaldırma ise, Mordohay’ın adeta vazifesidir. O kadar mı? Birisi nasıl kıpır kıpır koltuğunda ve dünyadaki yerinde kendisini rahatsız hisseder; Oysa öteki iğneli beşikte olsa bile, bir bulut kadar rahattır. Birisi nasıl küçük hesapların, buçuk liretlerin birkaç sıfırlı küstah çeklerin, büyük bonoların adamıdır. Mordohay’la iki çift lakırtı etmek sorunda kalırsanız, kendinizi gerek sosyal, gerekse entellektüel bakımdan hiç değilse size eşit bir kimse karşısında mı bulursunuz? Seyit Sabri, sakallarını tel tel gözümüzün camına batırarak, size mutlaka kapıcı muamelesi yapılacaktır. Ama birincisi Yiddiş ve İbranice dahil altı dil konuşurmuş. Konuşmakla da kalmaz, bütün bu dillerde yayımlanan kitapları bulur buluşturur, ipek böceği Sabri ile okurmuş.İkincisi ise yarım Fransızcası ve İngilizcesi ile gittiği ve gideceği herhangi bir yabancı ülkede, yemek listelerinden ve uçak tarifelerinden başka, hiçbir şeyi okumak külfetine katlanmazmış. İkisi de döviz kaçakçılığı yapar ama Yardımseverler Cemiyeti hesabına hayır işlenmiş gibi …<br />
Gece sabaha karşı balıkçılar denizde başsız bir erkek cesedi bulurlar. Bir dizi araştırma sonucunda başsız bedenin Mahmut ERSOY’ a ait olduğu anlaşılır. Faili meşhul bir cinayet olarak kayıtlara geçer.<br />
Mordohay ve Seyit Sabri’nin ellerini uzatmadığı köse, burunlarını sokmadığı delik kalmamıştır. Bir o uçtan, diğer uca, taa otuzlardan beri ithalat, ihracat derken, oluk oluk para akıtan bir kazanç değirmeni kuruvermişlerdir. Limanlardan gemiler mi kalkıyor? Sözün gelişi Hamburg limanında gemiler mi bekliyor? Marsilya’da Rıhtım işçileri kendilerini kamçılayıp simsiyah bir gemiye büyük kasalar mı yüklüyor? Her şey bu tırnaklarını kemiren Yahudi Mordohay MORDA için ! Bankalar caddesinde, Şişhane’ye en yakın, en müthiş üç binadan birisinin giriş kapısında beyaz mermer üzerine siyah harflerle “ Akın İş Hanı ” yazıyor. Bu han şirketin; Şirket Seyit Sabri ile Mordohay’ın malı. İbrahim CURA’nın hesaplarına göre, onlar sadece ithalat ve satış kârları üzerine yaşasalar, yıllık safi gelirleri bütün lükslerine yeter de artar bile. Oysa taban tabana zıt her halleri ve hareketleri ile birbirlerini iten bu iki adam Seyit Sabri ve Mordohay, yanlız bir noktada tartışmasız birleşiyorlar.: Daima daha çok kazanma ! Servet bir yerden sonra bütün dikişleri söküyor; ardından koşanları hep usul usul kanun dışında hem de fark ettirmeden beşeri olmayana götürüyor. Biri otuz beş yıllarında buhran sırasında, biri vergi zamanında, iki büyük iflas tehlikesi geçirdikten sonra firmasını kale gibi korumuş para avcısı iki canavar. Bu canavarın işlerine burnunu sokanlar da Mahmut Bey gibi görüyorlar. Mahmut ERSOY bir İnkilap çocuğuydu! Bir İnkilap Şeyhi idi. Basını, diyor; parayla soysuzlaştırmak istiyor. Çünkü yanlız paranın kuvvetine inanıyorlar. Ahlak ölçülerini de yapan bu; saadet ölçülerini de. Daha çok kazanmak, daha zengin olmak için, iktidara mı gelmeli? Bunu açıklamaya kalkışan, ya besleyip evcilleştirecekler ya da kaba kuvvete başvurup, dize getirmeye çalışacaklar. Onların karşısında, her şeyden çok, halka ve fikirlere tutunmak gerekli. Halka ve devrimci fikirlere.<br />
Bu böyle yürümez, Ümit! dedi. Bir şeyler yapmayı düşünmek gerek. Artık bir şeyler yapmayı düşünmek yeter, artık bir şeyler yapmak lazım. Gerekirse tehlikeli hatta ümitsiz, fakat sonrakilere örnek teşkil edebilecek, elle tutulur, gözle görülür hareketler! Onlar duruyorlar mı? Baksana çatal dişleri, çamurlu burunlarıyla, kurtlar gibi herşeyi göze alarak saldırıyorlar. Ete, ekmeğe, suya her şey onların pençeleri arasında kalıyor. Memleket bir kurt sofrasına döndü. Bu vaziyet karşısında, senin, benim, yapabileceğimiz pek fazla bir şey yok.<br />
Fakat asıl, en önemli sözünü Ümit’i usulca öptükten sonra dudaklarını kulağına yaklaştırıp gizli bir aşk sözü gibi fısıltıyla söylemişti.<br />
Memleket bir kurtlar sofrasına dönmüş ise isyan haktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/atilla-ilhan-kurtlar-sofrasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üçüncü Şahsın Şiiri</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/ucuncu-sahsin-siiri-t1025.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/ucuncu-sahsin-siiri-t1025.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 22:28:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla İlhan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[Gözlerin gözlerime değince Felaketim olurdu, ağlardım Beni sevmiyordun, bilirdim Bir sevdiğin vardı, duyardım Çöp gibi bir oğlan, ipince Hayırsızın biriydi fikrimce Ne vakit karşımda görsem Öldüreceğimden korkardım Felaketim olurdu, ağlardım Ne vakit Maçka&#8217;dan geçsem Limanda hep gemiler olurdu Ağaçlar kuş gibi gülerdi Sessizce bir cigara yakardın Parmaklarımın ucunu yakardın Kirpiklerini eğerdin, bakardın Üşürdüm, içim ürperirdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerin gözlerime değince<br />
Felaketim olurdu, ağlardım<br />
Beni sevmiyordun, bilirdim<br />
Bir sevdiğin vardı, duyardım</p>
<p>Çöp gibi bir oğlan, ipince<br />
Hayırsızın biriydi fikrimce<br />
Ne vakit karşımda görsem<br />
Öldüreceğimden korkardım<br />
Felaketim olurdu, ağlardım</p>
<p>Ne vakit Maçka&#8217;dan geçsem<br />
Limanda hep gemiler olurdu<br />
Ağaçlar kuş gibi gülerdi<br />
Sessizce bir cigara yakardın<br />
Parmaklarımın ucunu yakardın<br />
Kirpiklerini eğerdin, bakardın<br />
Üşürdüm, içim ürperirdi<br />
Felaketim olurdu, ağlardım</p>
<p>Akşamlar bir roman gibi biterdi<br />
Jezabel kan içinde yatardı<br />
Limandan bir gemi giderdi<br />
Sen kalkıp ona giderdin<br />
Benzin mum gibi giderdin<br />
Sabaha kadar kalırdın</p>
<p>Hayırsızın biriydi fikrimce<br />
Güldü mü cenazeye benzerdi<br />
Hele seni kollarına aldı mı<br />
Felaketim olurdu, ağlardım</p>
<p><strong>Atilla İlhan</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/ucuncu-sahsin-siiri-t1025.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kilit</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/kilit-t1371.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kilit-t1371.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2008 16:52:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla İlhan]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[kilit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=286</guid>
		<description><![CDATA[Herkes ünlü sihirbaz Harry Houdini&#8217;nin adını duymuştur. Yanına hiçbir gereç almadan, yalnızca giysileriyle girdiği herhangi bir hapishaneden bir saatten önce kurtulacağını iddia eder ve bununla övünürdü. İngiliz Adalar&#8217;ndaki küçük bir kasaba Houdini&#8217;yi davet etti. Houdini kasabanın yeni hapishanesine geldiğinde, hapishanedeki bir hücreye yerleştirildi. Heyecan doruktaydı. Kapılar kapandığında hiç kimse onun o hücreden çıkabileceğine inanmıyordu. Houdini&#8217;nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Herkes ünlü sihirbaz Harry Houdini&#8217;nin adını duymuştur. Yanına hiçbir gereç almadan, yalnızca giysileriyle girdiği herhangi bir hapishaneden bir saatten önce kurtulacağını iddia eder ve bununla övünürdü. İngiliz Adalar&#8217;ndaki küçük bir kasaba Houdini&#8217;yi davet etti. Houdini kasabanın yeni hapishanesine geldiğinde, hapishanedeki bir hücreye yerleştirildi. Heyecan doruktaydı. Kapılar kapandığında hiç kimse onun o hücreden çıkabileceğine inanmıyordu. Houdini&#8217;nin kemerinde yirmibeş santimlik bir çelik parçası vardi ve bütün kilitleri onunla açardı. Otuzuncu dakikanın sonunda, yüzündeki kendine güven ifadesi yok olmustu. Bir saat dolduğunda artık ter dökmeye başlamıştı. İkinci saatin sonunda kapinin üzerine yığıldı ve kapı o anda kendiliğinden açıldı. Kapıyı kilitlememişlerdi. Kapı yalnizca Houdini&#8217;nin kafasında kilitliydi. Biraz itse açılacaktı kapı, ama kapının kilitli olduğunu düşündüğü için bunu denemedi bile..</p>
<p>Şans kapıları da aynen böyledir.<br />
Kilitli olduklarını düşünüp, açmayı denemeyiz bile.<br />
Fakat bazen yapmanız gereken tek şey, söyle hafifçe dokunuvermektir kapıya.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Atilla İlhan </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kilit-t1371.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

