<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Can Dündar</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/etiket/can-dundar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Gölgedekiler</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/can-dundar-golgedekiler.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/can-dundar-golgedekiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2009 19:17:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=853</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN YAZARI: Can DÜNDAR KİTABIN YAYIM MAKSADI: Tarihi olaylara bir başka açıdan bakmak KİTABIN ÖZETİ: Can Dündar, “Gölgedekiler” adlı çalışmasında tarih kitaplarında adları yazılmayan fakat tarihimizin önemli unsurları olan gizli kahramanların yaşamlarını, özverilerini, sadakatlerini, aşklarını, dostluklarını, tarihten kesitler alarak, halk gözüyle anlatan bir çalışma ile karşımıza çıkıyor. Ülkemizde tarih yazıcılığı iki biçimde kitaplara yansıyor. Birincisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>KİTABIN     YAZARI: </strong> Can DÜNDAR</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KİTABIN     YAYIM MAKSADI:</strong> Tarihi olaylara bir başka açıdan bakmak</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KİTABIN ÖZETİ:</strong><br />
Can Dündar, “Gölgedekiler” adlı çalışmasında tarih kitaplarında adları yazılmayan fakat tarihimizin önemli unsurları olan gizli kahramanların yaşamlarını, özverilerini, sadakatlerini, aşklarını, dostluklarını, tarihten kesitler alarak, halk gözüyle anlatan bir çalışma ile karşımıza çıkıyor. Ülkemizde tarih yazıcılığı iki biçimde kitaplara yansıyor. Birincisi Osmanlı’dan günümüze kadar uzanan, aldığı altın karşılığı padişahın yanında bulunan, ona övgüler yağdırarak tarih yazdığını zanneden tarih yazarlığı, ikincisi de toplumun kendi içerisinden çıkıp özel yeteneklere sahip dahiyane önderleri gözardı edip tarihi öndersiz kendiliğinden halk hareketleri şeklinde gören anlayış. Can Dündar, bu iki anlayış arasında bir köprü kurarak, Önder’e saygıyı hiç elden bırakmadan Kurtuluş Savaşının isimsiz kahramanlarını belgelere ve tanıklara dayanarak tarih sahnesinde yerlerine oturtmaya çalışıyor.<br />
Kitapta Atatürk’ün yanında yer almış bu insanların yaşamlarına yer verilmiş ve onların gündelik yaşamlarının fotoğrafı çekilmeye çalışılmış. Bu çalışmada bahis konusu yapılan kişiler ve olaylardan bazıları:<br />
1. Çanakkale Savaşında ölen binlerce askerlerin kahramanlıkları (Ali Onbaşı, Mustafa Çavuş gibi) ve şehit oluşlarI; yerini bile bilmedikleri Türkiye’nin Çanakkale topraklarına savaşmaya gelen binlerce Anzak askerin bu kahramanlıklar karşısında hayrete düşmeleri, sağ kalanların bunu hatıralarında, mektuplarında yansıtmaları, Çanakkale’nin geçilmez oluşunun tüm dünyaya gösterilmesi ve bu savaşla birlikte yüzyıla damgasını vuran dahiyane Gazi’nin ortaya çıkışı ve işgallerle karşılaşmış halklara yol gösteren bir öncü olarak parlamaya başlaması,<br />
2. Kurtuluş Savaşına girişecek halkın yoksulluğu, emperyalist kuşatmayı kırabilmek için yüzyıllarca birbiriyle savaşmış Türk ve Rus halklarının yakınlaşması, Gazi’nin yeni kurulmuş Sovyetler Birliği’nden yardım almayı planlaması; fakat bunu yaparken de içteki ve Rusya’da örgütlenmiş durumdaki sol muhalefetin dizginlenmesi için kullanılan taktiksel yöntemler, hayalperest Enver Paşa’nın bertaraf edilmesi, Sovyetler’den yeni kurulmuş Cumhuriyetimizin topladığı dış yardımın %80’ini geçen miktarda büyük bir yardımın sağlanması,<br />
3. T.B.M.M.’nin kurulması, ordunun kurulmadan meclisin kurulmasının, Gazi’nin cumhuriyete, demokrasiye, hukuka ve kurumlaşmaya ne kadar önem verdiğini göstermesi; meclis kurulduktan sonra zor şartlar altında girişilen devrimler ve o koşulların çarpıcı fotoğrafları,<br />
4. Bir yandan Atatürk’ün yanında bulunan, evini temizleyen, yemeğini yapan, yalnızlığını paylaşan, fakat aşkına karşılık bulamadığından kendini öldüren Fikriye Hanım, diğer yandan da onunla ikibuçuk sene süren bir evliliği paylaşan, Paris’te hukuk tahsili yapmış kültürlü, çağdaş, kabuğundan sıyrılmış Türk kadınlarına örnek teşkil edecek Latife Hanım’ın Atatürk’le olan anıları,<br />
5. Atatürk ile aynı saatlerde doğup, birlikte büyüyüp, şiirler okuyan, silah ve Kuran üzerine gizli örgüt toplantılarında yeminler eden, aynı cephelerde savaşmış, döneme damgasını vurmuş Gazi Fethi Bey ve İsmet Bey arasındaki ilişkiler; bunlardan Fethi Bey’in Gazi tarafından kendisine verilen ve yazarın “Sırat köprüsünden geçmek” olarak nitelendirdiği çok partili rejim denemesinde içine düştüğü yanlış anlaşılmanın etkileri ve bunların hatıralarında dile gelmesi,<br />
6. 1930’lar Türkiyesinin yaşadığı krizden yararlanmak isteyen gerici ayaklanma ve bunun sonucunda Asteğmen Kubilay’ın şehit edilişi, arkasından gelen tepkilerin ve isyanın kanlı bir biçimde bastırılışı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/can-dundar-golgedekiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yarın maskesiz dışarıya çıkmaya ne dersiniz?</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yarin-maskesiz-disariya-cikmaya-ne-dersiniz-t1474.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yarin-maskesiz-disariya-cikmaya-ne-dersiniz-t1474.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 21:32:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=505</guid>
		<description><![CDATA[Maske Ne zaman tuvalet masasında makyajını temizleyen bir kadın görsem maskeler üşüşür aklıma&#8230; Boyalı çehreyi yalayan her bir pamuk topağının, gün boyu gerçek yüzü saklayan kalın maskeden bir parça kopardığını düşünürüm. Temizlik bittiğinde göz altlarında ince yarıklar halinde nemli kırışıklıklar gülümser; kaşlar silikleşir, kirpikler kısalır. Yüz, maskesinden soyunmuştur artık&#8230; sahibinin yaşını, ruhunu ele verir&#8230; ta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Maske<br />
Ne zaman tuvalet masasında makyajını temizleyen bir kadın görsem maskeler üşüşür aklıma&#8230;<br />
Boyalı çehreyi yalayan her bir pamuk topağının, gün boyu gerçek yüzü saklayan kalın maskeden bir parça kopardığını düşünürüm.<br />
Temizlik bittiğinde göz altlarında ince yarıklar halinde nemli kırışıklıklar gülümser; kaşlar silikleşir, kirpikler kısalır.<br />
Yüz, maskesinden soyunmuştur artık&#8230; sahibinin yaşını, ruhunu ele verir&#8230; ta ki ertesi sabah yeniden giyinene kadar&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Amerika&#8217;nın sevilen haber spikeri Leslie Mouton kansere yakalanıp saçları dökülünce ekrana perukla çıkmaya başlamıştı.<br />
Geçen cuma, stüdyo öncesi makyaj yaparken &#8220;Her şeyden haberdar etmeye söz verdiğim izleyicilerimden kendimi gizlemeye hakkım yok&#8221; diye düşündü ve o gece peruğunu takmamaya karar verdi.<br />
Kanal yöneticileri seyircinin tepkisinden çekindi önce, ama sonra kabullendiler. Jenerik döndü, yayın başladı ve 36 yaşındaki Mouton bu kez saçsız gülümsedi seyircilerine;<br />
&#8220;İşte bu benim gerçeğim, ben artık kelim ve bunu kabullenmeye karar verdim&#8221; dedi.<br />
Yayın bittiğinde kanala çiçek yağıyordu.<br />
Hayranlarının, ona güveni bir kat daha artmıştı.</p>
<p>* * *</p>
<p>Zavallı soyumuz, kim bilir kaç nesildir &#8220;maskeli balo&#8221;da gibi yaşıyor gündelik hayatını&#8230;<br />
Bedenimizin, aklımızın en yalın hallerinde binbir örtü&#8230;<br />
İki yüzlülüğün atölyelerinde kalıba dökülen maskeler, mekana ve ihtiyaca göre seçilip takılıyor. En gülünesi halleri ciddiye almamıza, en saçma konuşmaları alkışlamamıza, sıkça tribünlere oynamamıza yarıyor.<br />
Küfretmek istediklerimize iltifat ediyor, kendimizi beğendirmek için rolden role giriyor, bu yorucu oyunun perdesi kapanınca da yatağa girerken maskemizi çıkarıp başucumuza asıyoruz.<br />
Kimsenin karşısındakinin gerçek yüzünü bilmediği ya da bilip de bilmezden geldiği bu karnaval nicedir sürüp gidiyor.</p>
<p>* * *</p>
<p>Sosyal antropolog Ahmet Göngören &#8220;Kimlik Bulmacası İçin Kılavuz&#8221; kitabında (Patika, 1999) &#8220;İlkel toplumlarda maske sadece ayinlerde kullanılır, diğer günlerde duvara asılır, gelecek ayine kadar titizlikle saklanırdı&#8221; diyor; &#8220;Oysa günümüz toplumunda maske sürekli takılıyor, ancak pek özel anlarda çıkarılıyor. Çünkü ayinsel gösteri kesintisiz biçimde sürüyor&#8221;.<br />
Acaba şimdi, atalarımızın yaptığının tersine, yılın bir günü maskelerimizi çıkarıp duvara asmayı ve gösteriye ara verip çoktan defnedilmiş hakikatin anısına, örtülerinden arınmış bir ayin düzenlemeyi becerebilir miyiz?<br />
Doğruyu yalandan ayırt etmenin tamamen imkansızlaştığı bu gayya kuyusunda, herkesin kendini bütün yalınlığıyla sergilediği, içinden geleni söylediği bir samimiyet karnavalında buluşabilir miyiz?<br />
O gün renkli perukları, şaşaalı nutukları, sembolik urbaları, süsleri, takıları, boyaları, rolleri, tavırları, yalanları 24 saat için bir kenara bırakmayı, en tabii, en samimi, en derbeder halimizle ortaya çıkmayı göze alabilir miyiz?<br />
Tek bir gün için olsun, aşkımızı veya nefretimizi önünü ardını hesaplamadan itiraf edip, ikiyüzlülüğün maskesini düşürebilir miyiz?<br />
Gülen masklar, ağlayan masklar, otoriter masklar, şarlatan masklar duvarlara asıldığında ve ruhların asıl çehreleri ortalığa saçıldığında kaç heykel yıkılır, kaçı sağlam kalırdı acaba?<br />
Peki biz o ebedi maskeli balonun 24 saatlik antraktında, çoktan yitirdiğimiz kendi saflığımızı da bulabilir miydik?</p>
<p>* * *</p>
<p>Ya ertesi gün?..<br />
Öylesi bir yüzleşmenin ertesi günü kaçımız ilişkimizi kaldığımız yerden sürdürebilirdik acaba?.. Kaçımız riyasız yeni bir hayata başlayabilirdik?<br />
Bu gece makyajınızı temizlerken ya da makyajını temizleyen birini gözlerken düşünün bunu&#8230;<br />
Aman sabah maskenizi takmayı unutmayın!</p>
<p><strong>Can DÜNDAR</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yarin-maskesiz-disariya-cikmaya-ne-dersiniz-t1474.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldız ve Samanyolu</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yildiz-ve-samanyolu-t1468.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yildiz-ve-samanyolu-t1468.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 08:12:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=500</guid>
		<description><![CDATA[Bahçedeki muz ağacını anlatır bir öyküsünde Erdal Öz&#8230; Çocuklar ağacın gövdesini taşlar. Taşlar yerini bulursa, muz ağacının yumuşak bedenine saplanır; sular sızar taşın gömüldüğü yerden&#8230;. Ağlar muz ağacı; kurur zamanla&#8230; Muz salkımları boynunu büker, buruşur gider. Bir öyküsünde demir parmaklıklı pencereden bir mahkûmun hücresine giriveren güvercini anlatır Erdal Öz&#8230; Etli kanatlarıyla mahkûmun başının üzerinden karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bahçedeki muz ağacını anlatır bir öyküsünde Erdal Öz&#8230;<br />
Çocuklar ağacın gövdesini taşlar.<br />
Taşlar yerini bulursa, muz ağacının yumuşak bedenine saplanır; sular sızar taşın gömüldüğü yerden&#8230;.<br />
Ağlar muz ağacı; kurur zamanla&#8230;<br />
Muz salkımları boynunu büker, buruşur gider.</p>
<p>Bir öyküsünde demir parmaklıklı pencereden bir mahkûmun hücresine giriveren güvercini anlatır Erdal Öz&#8230;<br />
Etli kanatlarıyla mahkûmun başının üzerinden karşı duvara uçar, çarpıp yere düşer.<br />
İlk sersemliğinden sıyrıldığında bu kez karşı duvara vurur kendini&#8230;<br />
Mahkûm, misafirini ürkütmemek için siner köşeye&#8230;<br />
Güvercinin korku dolu kırmızı cam gözleriyle bakışırlar bir süre&#8230;<br />
Güvercin duvara vurmanın acısıyla yeniden havalanıp demir parmaklığa konar. Mahkûm bu kez de yeniden yalnızlığa dönecek olmanın hüznüne bulanır. &#8220;Gitmese&#8221; diye yakarır içinden&#8230;<br />
O sırada kapı açılır; ürkütücü bir görevli içeri girer; güvercin korkuyla havalanınca içeri düşer. Karşı duvara çarpıp görevlinin ayakları dibine serilir.<br />
İki hoyrat el sarılır gövdesine&#8230;<br />
Tutuklu güvercin, görevlinin hoyrat ellerinde uzaklaşır.</p>
<p>Bir öyküsünde iki arkadaşı anlatır Erdal Öz&#8230;<br />
Bir Akdeniz kasabasında aynı sınıfa düşmüşlerdir.<br />
Çocuklardan biri kitapsız, deftersiz gelmiştir sınıfa; belli ki yoksuldur.<br />
Arkadaşı kitap alır ona&#8230;. O da karşılığında uçurtma yapmayı öğretir.<br />
Renk renk kaplama kâğıtlarını kesip nişasta bulamacıyla birleştirerek kocaman bir uçurtma yaparlar.<br />
Bunun keyfiyle, kayalıkların orda, öyküsünü anlatır yoksul olan&#8230;<br />
Annesi yoktur, ablası kaçmıştır evden; babasının zulmünden&#8230; Ve babası dün gece çok kötü şeyler yapmıştır ona&#8230;<br />
&#8220;Artık gücüm tükendi. Bununla baş edemeyeceğim&#8221; der arkadaşına&#8230;<br />
&#8220;Sana anlatırım ama kimselere söylemeyeceğine söz ver&#8221; der.<br />
Sözleşirler.<br />
Dertleşirler.<br />
Vedalaşırlar.<br />
Ertesi gün kayalıkların dibinde bulunur ölüsü&#8230;<br />
Bir uçurtma gibi hışırtıyla gökyüzüne yükselmiş, sonra dönüp ıslak kayalıklara çakılmıştır.<br />
Nedenini bir tek arkadaşı bilir; ama söz vermiştir, söylemez kimselere&#8230;</p>
<p>Belki de ölüm, bir yıldız kaymasından fazla bir şeydir.<br />
Belki de yasımız, kayan o yıldıza olduğu kadar, her kayan yıldızla Samanyolumuz biraz daha eksildiğindendir.<br />
Giden, yalnızca ölen değildir; bizden de bir şeyler götürür yanında&#8230;<br />
Anılarımız vardır onunla ya da yapıtlarıyla&#8230;<br />
Bir imza gününde tebessümünü görmüş, hasta düştüğünde kitap götürmüşüzdür.<br />
Filmlerine, oyunlarına gözyaşı dökmüş, öykülerinde boyun bükmüşüzdür.<br />
O kuruyan muz ağacı bizim bahçededir artık&#8230; Hücredeki güvercine ağıt yakmış, uçurtmaya özenen çocuğun acısını çekmişizdir.<br />
Yaralıyken, kanarken direnmenin onurunu ondan öğrenmişizdir.<br />
Ölüm, bütün bunları da öldürür ilk anda&#8230;<br />
Öyle sanırız.<br />
Kaybımız kadar kendi eksilmemize de yanarız.<br />
Kururuz; cenazelerle taşlanmış muz ağaçları gibi&#8230;</p>
<p>Lakin yanılgıdır bu&#8230;<br />
Yıldız kayar, ama asla eksilmez Samanyolu&#8230;<br />
&#8220;Selvi Boylum Al Yazmalım&#8221; oradadır. &#8220;Bir Uçurtma Gibi&#8221; orada&#8230; &#8220;Kanayan&#8221;, &#8220;Güvercin&#8221;, &#8220;Duvar&#8221; orada&#8230;<br />
Okudukça, izledikçe,andıkça yaşatırız onları&#8230;<br />
Eksilmez, çoğalırız.</p>
<p><strong>Can Dündar</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yildiz-ve-samanyolu-t1468.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pazar mısın, pazartesi mi?</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/pazar-misin-pazartesi-mi-t1447.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/pazar-misin-pazartesi-mi-t1447.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 18:34:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Pazar yazısı, pazartesi okumasına uymaz. Hafta sonunun ruh hali ayrıdır; hafta başının ayrı&#8230; Pazartesi herkesin daha önemli konuları vardır, okuyacak, konuşacak: Yola çıkılacaktır, okul başlayacaktır, kurul toplanacaktır, borsa açılacaktır. Rehavetin kucağında yazılmış mahmur satırlar, resmiyetin telaşına, ciddiyetin çatık kaşına uymaz; sırıtır, kaybolur. Çünkü, &#8220;Sen dün bambaşka bir insandın&#8221; diye fısıldar o yazılar&#8230; Üstüne üstlük &#8220;Hangi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Pazar yazısı, pazartesi okumasına uymaz.<br />
Hafta sonunun ruh hali ayrıdır; hafta başının ayrı&#8230;<br />
Pazartesi herkesin daha önemli konuları vardır, okuyacak, konuşacak:<br />
Yola çıkılacaktır, okul başlayacaktır, kurul toplanacaktır, borsa açılacaktır.<br />
Rehavetin kucağında yazılmış mahmur satırlar, resmiyetin telaşına, ciddiyetin çatık kaşına uymaz; sırıtır, kaybolur.<br />
Çünkü, &#8220;Sen dün bambaşka bir insandın&#8221; diye fısıldar o yazılar&#8230;<br />
Üstüne üstlük &#8220;Hangi halini daha çok seviyorsun?&#8221; diye sorar:<br />
&#8220;Dün sere serpe gülümseyen o miskin serseriyi mi; bugün asık suratla çalışan gergin tiryakiyi mi?&#8221;<br />
Pazar, insanı hatırlatır insana; işkoliklerin hızını keser.<br />
***<br />
Oysa gazetede pazartesi çıkacak yazıyı pazardan yazarız biz&#8230;<br />
Hayta bir güz güneşi uyandırmıştır bedenimizi; martılar &#8220;Kalk hadi&#8221; diye çığlık çığlığadır,<br />
Issız bir göl, üstünü örten karabataklardan kara bir bataklık gibi görünür.<br />
Martıları, karabatakları yazmak isteriz.<br />
Mandalina ağaçları sarı benekli dallarını toprağa uzatmış &#8220;Gel de ye meyvelerimi&#8221; diye çağırır; radyoda kanun, ut, klarnet eşliğinde billur bir ses &#8220;Sarhoşum sarhoş&#8221; diye Akdeniz şarkıları mırıldanır.<br />
Rakı buğuludur, lakerda leziz.<br />
O meyveyi, o besteyi, o lezzeti anlatmak isteriz.<br />
Güz güneşi, baharınkinden farksız gülümser semada&#8230;<br />
&#8220;Sen de ömrünün güzünü baharından farksız yaşayabilirsin. Yaz hengâmesinden sonra, &#8216;Kış geliyor&#8217; paniğine kapılmadan, nadasa çekilmiş topraklar kadar huzurla kalan güneşli günlerin keyfini çıkarabilirsin&#8221; der.<br />
Başı buluta değen heybetli dağlar, bağrında antik kentler saklayan yaşlı tarlalar, &#8220;Sen de, gündelik dertlerin de geçicisiniz. Oysa neler gördük biz&#8221; diye haykırır.<br />
Bu sesten etkileniriz.<br />
Güz güneşinden, görmüş geçirmişliğin bilgeliğinden, dünyevi hırsların nafileliğinden söz etmek isteriz.<br />
***<br />
Lakin uymaz pazar yazısı, pazartesi tasasına&#8230;<br />
Pazartesi, her hafta başı kutlanan işkolikler bayramıdır; yola çıkılacak, okul başlayacak, kurul toplanacak, borsa açılacaktır.<br />
Pazar halimiz, azar azar unutulacaktır.<br />
Gemlenecektir içimizdeki hercai çocuk; pazartesinin maskesi takılacak, kaşlar çatılacaktır.<br />
Gel gör ki her yazar, pazartesi yazısını pazardan yazar.<br />
Ve pazartesi sabahı, pazardan kalma bir yazı, baharı anımsatan bir güz güneşi gibi kanına girer insanın&#8230;<br />
Issız göller üzerinde keyifle uçuşan karabataklardan, &#8220;Sarhoşum sarhoş&#8221; diye şarkı söyleyen billur sesli kadınlardan, gündelik dertleri küçümseyen dağlardan, topraklardan haber verir.<br />
Sana, dünkü seni hatırlatır.<br />
Ve sorar hınzırca:<br />
&#8220;Pazarki de sendin, bugünkü de sen&#8230; Hangi halini daha çok seviyorsun?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Can DÜNDAR</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/pazar-misin-pazartesi-mi-t1447.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nergis</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/nergis-t1413.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/nergis-t1413.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 16:02:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=315</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Neyi arıyorsan sen O&#8217;sun&#8221;der Mevlana&#8230; Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık&#8230; Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü&#8230; Her aşkta kendimizi ararız; o yüzden bulduklarımız, benzerlerimizdir. Resimlerini yanyana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">&#8220;Neyi arıyorsan sen O&#8217;sun&#8221;der Mevlana&#8230;<br />
Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık&#8230;<br />
Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır.<br />
Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü&#8230;<br />
Her aşkta kendimizi ararız; o yüzden bulduklarımız, benzerlerimizdir.<br />
Resimlerini yanyana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size&#8230;<br />
Aşk denilen kaleydoskobun buzlucamına gözünüzü dayadığınızda, binbir camın rengarenk ışıklar saçarak döndüğünü ve her seferinde bambaşka şekiller ördüğü*nü görürsünüz. Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde sizden bir parça&#8230;<br />
Aşklarınız hülasanızdır.<br />
Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın, farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskobu, cam parçalar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz&#8230;<br />
Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin ısınız&#8230;<br />
Yoksa hâlâ bir sevdiceğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır&#8230;<br />
Aşk, narsizmdir.<br />
Kendimiziz her aşkta arayıp durduğumuz, peşinde olduğumuz&#8230;<br />
Bir omza sığınmanın şefkatinde de, bir göğsü dişlemenin şehvetinde de kendimize açılan kapılar var.<br />
Sevda, çevrildikçe içimizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.<br />
Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Narcissus&#8217;u bilirsiniz:<br />
Öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya doyamazmış kendine&#8230;<br />
Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu, dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran&#8230;<br />
Bir gün ırmak kenarında gezinirken, sudaki yansımasına ilişmiş gözü&#8230;<br />
Uzanıp, iyice bakmak istemiş.<br />
Tam gördüğünde kendini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmiş suya&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yeryüzünün en güzel insanının öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O&#8217;nu her bahar açan güzel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş.<br />
Narcissus, nergis olmuş.<br />
&#8230;<br />
Kıssadan hisse, benden size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize&#8230;<br />
Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya çevirip içindeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi &#8220;Bahar getirdim sana&#8221; deyin, baharın elinizde olduğunu unutmadan&#8230;<br />
Gözlerinizdeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz; dikkat edin de hayran olup düşmeyin!<br />
Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/nergis-t1413.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalnızlığa Alışmalı</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yalnizliga-alismali-t1412.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yalnizliga-alismali-t1412.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 15:58:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=314</guid>
		<description><![CDATA[Bavulları hep toplu durmalı insanın&#8230; Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı&#8230; Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli&#8230; İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı&#8230; Yalnızlığa alışmalı&#8230; * * * Çünkü &#8220;omuz omuza&#8221; günlerin vakti geçti. Dayanışma&#8230; Günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık&#8230; Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı. Terörün bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bavulları hep toplu durmalı insanın&#8230;<br />
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı&#8230;<br />
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli&#8230;<br />
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı&#8230;<br />
Yalnızlığa alışmalı&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Çünkü &#8220;omuz omuza&#8221; günlerin vakti geçti. Dayanışma&#8230;<br />
Günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık&#8230;<br />
Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.<br />
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız.<br />
Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.</p>
<p>* * *</p>
<p>İşte o yüzden alışmalı yalnız*lığa&#8230;<br />
Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan&#8230;<br />
Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı&#8230;<br />
Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli&#8230;<br />
Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı&#8230;<br />
Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına&#8230;<br />
&#8220;Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz&#8221; dizeleriyle başlamalı güne&#8230;<br />
Telesekretere &#8220;şu anda size cevap verebilecek kimse yok&#8221; denmeli, &#8220;&#8230; belki de hiçbir zaman olmayacak&#8230;&#8221;<br />
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.<br />
Haklılığın onuru yaşatır insanı&#8230;<br />
Susmanın utancı öldürür.<br />
O yüzden en sessiz gecelerde &#8221;doğruydu, yaptım&#8221;la teselli bulmalı insan&#8230;<br />
Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı&#8230;<br />
Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı&#8230;<br />
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı&#8230;<br />
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli&#8230;<br />
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan&#8230;<br />
Yollarla barışmalı&#8230;<br />
Yalnızlığa alışmalı&#8230;</p>
<p><strong>Can Dündar</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yalnizliga-alismali-t1412.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/evlilik-t1389.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/evlilik-t1389.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 06:34:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=297</guid>
		<description><![CDATA[Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için.. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da&#8230; Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan&#8230; Nedir bu dayatmalar? Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine yada en azından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için..<br />
17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da&#8230;<br />
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor.<br />
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan&#8230;<br />
Nedir bu dayatmalar?<br />
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine yada en azından eşit olması bunların sadece ikisi&#8230;<br />
Olmaz, yürümez diyor toplum&#8230;<br />
Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına &#8220;höt&#8221; dediğinde oturmalı kadın&#8230;<br />
Yada yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum felan) küçük olmalıymış yaşı&#8230;<br />
Eğitimde de böyle..<br />
Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı&#8230;.<br />
Eşim benden 2 yaş büyük; ne &#8220;höt&#8221; dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü&#8230;<br />
Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti, &#8220;oo Can bey kapmışınız çıtırı&#8221; esprilerine muhatap dahi oldum.<br />
Eşim 3 üniversite bitirdi; ben bir taneyi 9 senede bitirdim..<br />
Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım&#8230;<br />
Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran&#8230;<br />
Bunu unutmadık biz. Ben konuşurken o dinledi,<br />
Ben dinlerken o konuştu 17 sene.<br />
O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o &#8220;haklısın bitanem&#8230;&#8221; dedik,<br />
Öfke bitip fırtına durulduğunda &#8220;ama bir de böyle düşün&#8221; de dedik fikrimizi savunurken.<br />
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta&#8230;<br />
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..<br />
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama&#8230;<br />
Sevginin en büyük dostuydu bizim için &#8220;güven&#8221;&#8230; Ve güvenin ardına saklanmış bir &#8220;saygı&#8221; vardı daima&#8230;<br />
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede&#8230;<br />
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık&#8230;<br />
Öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bir gece, misafir odasında&#8230;<br />
Gece yarısı kapı açıldı, eşim &#8220;ne yapıyosun burda?&#8221;<br />
diye sordu kapının eşiğinden, &#8220;uyuyorum&#8221; dedim buz gibi bi sesle&#8230;<br />
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla&#8230; &#8220;kay yana&#8221; dedi daracık yatakta.<br />
&#8220;Ne yapıyosun?&#8221; dediğimde &#8220;benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim&#8221; dedi&#8230;<br />
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek&#8230;<br />
Ve bence doğrusu da bu&#8230;<br />
Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç..<br />
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize&#8230;<br />
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift olacaktık o listede&#8230;<br />
Ama oyunun kurallarını biz koyduk&#8230; Ne de olsa bizim oyunumuzdu, oynanan&#8230;<br />
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence&#8230;<br />
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de&#8230; Ne benim, ne de bizim sözlerimizle&#8230;<br />
Sadece gönlünüzden geçtiğince&#8230;<br />
Dediği gibi Ataol Behramoğlu&#8217;nun;<br />
&#8220;&#8230;Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına.<br />
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.<br />
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Can DÜNDAR</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/evlilik-t1389.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

