<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; deneme</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/etiket/deneme/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Aşk Dökümü</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/ask-dokumu-t1429.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/ask-dokumu-t1429.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 18:30:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=330</guid>
		<description><![CDATA[0.Tablet Ben Godot&#8217;u beklerken sen geldin. 1.Tablet Yeşillikler arasına sıkışıp kalmış bir çöl kuraklığıydın sen ve sende susuzluğa yazılı bir yılandım ben. Ben işte o alev alev kumların üzerinde sürünürken gelip gelip de kanımı emen parazitlerindi her nasılsa öldürdükçe hayatta tutan beni. Bir yerlerde benimle ağladığını bile bile başlardım gülmeye var yere yok yere belki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>0.Tablet</strong><br />
Ben Godot&#8217;u beklerken sen geldin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1.Tablet</strong><br />
Yeşillikler arasına sıkışıp kalmış bir çöl kuraklığıydın sen ve sende susuzluğa yazılı bir yılandım ben. Ben işte o alev alev kumların üzerinde sürünürken gelip gelip de kanımı emen parazitlerindi her nasılsa öldürdükçe hayatta tutan beni. Bir yerlerde benimle ağladığını bile bile başlardım gülmeye var yere yok yere belki sen de gülersin geçersin kapımın önünden geçip gidersin diye. Sorardı arkadaşlarım kaktüs sevgilimin sebebini de utanırdım söylemeye seni yaşatmak olduğunu evimde temel emelimin. Sorarlardı neden sevmediğini kedileri de susardım, susar, öyle susuz susuz bakardım suratlarına kimilerinin. Çok uzaklarda bi yerlerden gelen o piyano sesiydi sanki senin yaşıyor olduğunu bilmemin sebebi. Nasıl olduğunu bilmediğim şeylerden biriydi senden nefret edememem. Anamdan emdiğim sütü, iliğimi çeker gibi kemiğimden, çekmiştin beynimden ya, &#8220;neye niyet niye kısmet&#8221; şarkısını mırıldanır olmuştum o günden sonra, ve biteviye uzayıp giden ağlamalarında o zavallı insanların, bulmuştum seni&#8230;<br />
Artık yoktun!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2.Tablet</strong><br />
Hayal kurmaktan başka yapacak bir şeyim kalmadığı zamanlardı senin aklıma düştüğün zamanlar. Bir kaçıştın sen benim için ve nereye kaçacağımı bilemezdim senden kaçmaya çalşırken. Bilmiyordum ki arkamdan gelip gelmediğini, o anda bana ihtiyacın olup olmadığını. Gitmek istiyordum oralardan da yoktu gidecek yerim. Bir gün düşesin istedim damından evimin de şaşırmayayım. Parka bakan odamdan izlerdim kar topu oynayan kır kedileri de düşerdin aklımın damından ya, kurardım seni işte o zamanlar, pıt pıt gezinirdim ortalıkta, sonra da bozardım öldürmesinler beni diye&#8230; Bilmiyordum ki beni sevip sevmediğini.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3.Tablet</strong><br />
İçimdeydin. Bize karşı gelenler dışında kimseyi dinlemedin, gittin. Dışındaydım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4.Tablet</strong><br />
İçindeki acıyı enjektörle çekebilsem şimdi, çekebilsem de enjekte edebilsem köpekliğin mahrem tarihine iki koca yıl enjekte edenlere. Ve seni ve beni de bu oyuna yerleştirenlere. Ne gereği vardı halbuki olmadığımız ve asla olamayacağımız gibi olmaya çalışmanın? Denedik; denek miydik ki ne denedik? Ne dedik? ENJEKTÖR&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sadecetelkin yoluyla teskin enjeksiyonunda kullanılanlardan&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5.tablet</strong><br />
Ateşin ölçü birimi olduğu uzamlarda budadım kanatlarını intiharımın. Başka dünyaları aydınlatan ateş solusyonlarının peşindeydi bencilliğim. Doğuştan -ölü-canlıların birer karakter ve kişilik sahibi olma arzusuydu beni iten gülmeye ve sonra da çeken hüüüp diye, bir iliğin öküz iğnesiyle çekilişi gibi kemikten, hayattan.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6.Tablet</strong><br />
Hoşgeldin. Düşe kalka olacaktı, düştük. Kalkalım mı artık? Kedileri birlikte sevelim mi? Yürüyüşe çıkalım mı? Baksana gökyüzünden artık kar değil, kan damlıyor. Kan topu oynarız belki ha? Bana kalırsa çoktan pıhtılaşmıştır gözlerimizden akan o kanlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7.Ve son Tablet</strong><br />
Neden sustuğunu biliyor musun şimdi? Ateşin ölçü birimine dönüştüğü uzamda, cesetlerin kaybolduğu yerde biter söz de ondan işte&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Cengiz Erdem</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/ask-dokumu-t1429.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canım Öğretmenim</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/canim-ogretmenim-t1426.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/canim-ogretmenim-t1426.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 17:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=327</guid>
		<description><![CDATA[Öğretmen… Öğreten ve öğretirken de eğiten insan… Yani “muallim”; hem öğreten ve hem de öğrenen… Tam anlamıyla ”kalpte ışık, gözlerde fer”dir. “Muallimler, asrımızın evliyasıdır&#8230;” “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen Hz. Ali, öğretmeni veya tamamıyla öğretmenliği yüceltmektedir. CANIM ÖĞRETMENİM… Sen bir anasın, sen bir babasın. Benim hayatımı kazanmama bir vesilesin. Sen olmasaydın, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Öğretmen… Öğreten ve öğretirken de eğiten insan… Yani “muallim”; hem öğreten ve hem de öğrenen… Tam anlamıyla ”kalpte ışık, gözlerde fer”dir. “Muallimler, asrımızın evliyasıdır&#8230;”<br />
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen Hz. Ali, öğretmeni veya tamamıyla öğretmenliği yüceltmektedir.</p>
<p>CANIM ÖĞRETMENİM…<br />
Sen bir anasın, sen bir babasın.<br />
Benim hayatımı kazanmama bir vesilesin.<br />
Sen olmasaydın, ben kim olacaktım şu an?<br />
Kim beni çıkaracaktı cahiliyet bataklığından?<br />
Kim temizleyecekti kalbimi kirli düşüncelerden?<br />
Kim öğretecekti bana hayatın güzelliklerini?</p>
<p>Öğretmenim, biz bir tohumduk, ama yerden yukarıya doğru çıkamıyorduk. Daha doğrusu çıkaracak birileri de yoktu. Derken, sen çıktın karşımıza kolları sıvalı ve elinde testili bizleri sulamak için. Öyle aşk ve şevkle her türlü imkânsızlıklara göğüs gererek çalışıyordun ki, “Böyleleri de varmış&#8221; dedirtmiştin. Tek umudun bizim bir fidan olarak yetişmemiz ve çevremize güzellikler dağıtmamızdı. Sende bir ananın şefkati, bir babanın sevgisi, dünyanın en güzel tebessümü, asrın emaneti var. Gittiğin her yerde hep aynı düşünceyle, hep aynı azimle anlatıyorsun kalbindekileri.</p>
<p>Ben, gelmedim kavga için,<br />
Benim işim sevgi için.</p>
<p>Ve oradan ayrıldığında da sevgi dolu bir ortam, yüzü nurlu pırıl pırıl parlayan gençleri bırakıyorsun arkanda. Onlar, sana her zaman minnettar kalacaklar ve sana kalplerinin en derin köşelerinde yer verecekler.<br />
Öğretmenim,sen bize hep güzel görüp güzel düşünmeyi, olumsuz olaylar karşısında gene güzel düşünmeyi, acılara göğüs germeyi, amacımıza ulaşmak için sabrı ve azmi, büyüklere saygıyı, görevimize vefayı ve sadakatı, aramızdaki birlik ve beraberliği, sevgi yolunun sırrı olan kardeşliği ve haramdan kaçınmayı öğrettin. Bunları bizzat hayatında yaşayarak bizlere rehber oldun.<br />
Aziz öğretmenim! Dünyanın dört bir yanında sizin gibi aynı gayeyi taşıyan gönül erleri yoktur. Sizin &#8220;vurana elsiz, sövene dilsiz” düşüncenize hayret ediyorlar. Hayret etmekle kalmıyor; meseleyi araştırmaya başlıyorlar. Kavrayanlar bir gönül huzuru içinde yeni bir hayata atılıyorlar. Bundan büyük hediye olabilir mi ki insan için?<br />
Öğretmenim seninle karşılıklı konuştuğum zaman en çok beni seviyor düşüncesine kapıldım. Ama siz herkese karşı aynısınız. Herkese karşı aynı sevgiyle bakıyorsunuz. İnsanı dini veya maddî durumuna göre ayrım yapmaksızın, aynı ölçüde ele alıyorsunuz. Öğretmen, bir mum gibidir; kendisi erir, ama çevresini aydınlatır. Kimileri bu aydınlıkta yolunu bulur. Kimileri de bu aydınlık hâle içinde hayatını kurar. Bir de güneş gibidir; hem ısıtır, hem de ışıtır insanları. Öğretmenim üzerimde birçok hakkın var. Bilmiyorum, nasıl ödeyebilirim onları. Benim için katlandığınız her fedakârlık, sarfettiğiniz her bir emeğiniz hayata olan sevgimi artırdı, bakış açımı değiştirdi. Öğretmenim size çok imreniyorum. Keşke ben de bu kervana katılabilsem. Eğer onların gönlünde ufacık bir iz bırakabildiysem, ne mutlu bana!</p>
<p>Bu dünya olurdu onsuz bana dar,<br />
Kalbine bağlayan canım öğretmen!<br />
Ey, gönüller fatihi hocalarım, sizler unutulmadınız ki unutalım. Sizi hep güzelliklerle anacağım. Hayatta karşılaşacağım bütün güzellikler sizlerin ışıldayan gözlerinizi, parlayan nurlu yüzlerinizi hatırlatacak bana. Sizler insan olmanın ne yüce bir erdem olduğunu gösteren canlı tablolarsınız. Evet, gülü, çiçeği, meyveyi, sebzeyi yetiştiren toprak olduğu gibi, siz de geleceğin insanlarını can gönlünüzle yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Siz, “peygamber mesleği”ni üstlenmiş bir insansınız. Öğretmen, nur gibidir ve görevi kutsaldır. Ne olur ilminizle, nurunuzla çevreyi ve insanları aydınlatmaya devam edin!!!<br />
Özlüyorum ben onu, onsuz günleri,<br />
Acıyı paylaşan tebessümleri,<br />
Özlüyorum o güzel nurlu yüzleri,<br />
Dünyamı süsleyen canım öğretmen!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/canim-ogretmenim-t1426.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Aşk Hikayesi</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/bir-ask-hikayesi-t1424.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/bir-ask-hikayesi-t1424.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 16:57:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=325</guid>
		<description><![CDATA[AŞK BİR FARKINA VARIŞ BİR İDRAK SEVİYESİDİR… Aşk odu önce maşuka, andan aşıka düşer derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın. Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı , etrafında dönmeye başlar. Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">AŞK BİR FARKINA VARIŞ BİR İDRAK SEVİYESİDİR…<br />
Aşk odu önce maşuka, andan aşıka düşer derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın. Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı , etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu ve bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, coşkusu artıyor , cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir neticede ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir o acı verir yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki , daha fazla dönmeye başlar. Acı , lezzet… bir birine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün…<br />
Amma Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne demek olduğunu buna göre gayrı siz düşünün. İşte kanadının ilk ateşe deydiği ana pervane ilk azabı duyar , ilk azap öyle bir lezzettir ki… bu azap ve ondan alınan lezzet insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına girer ışığı kucaklar.<br />
Pervane…<br />
Yanar kavrulur bütün dünya. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık hakkal yakin vuslatı biliyordur.<br />
Işık mumdadır lakin mum yananların farkında değil kendi yangınında. Önce can ipliğine bir ateş düşer mumun yanmaya başlar söndürmek için göz yaşı döker lakin nafile göz yaşları bir başka alevlendirir yangını.<br />
Elemler aşıklarda…<br />
Ve can verir bir başka aşık sevgili yolunda eriyip biterek. Bir birinden haberi olmaz aşıkların biri bir yanda diğeri de bir yanda herkes kendi sevgisi için yanmakta.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/bir-ask-hikayesi-t1424.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk Üstüne</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/ask-ustune-t1418.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/ask-ustune-t1418.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 16:24:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hilal Cibran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=320</guid>
		<description><![CDATA[Aşk Üstüne &#8230;. Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım. Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü. Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk&#8217;ı soran sizler, Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum. Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Aşk Üstüne &#8230;.<br />
Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.<br />
Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.<br />
Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk&#8217;ı soran sizler, Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.<br />
Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.<br />
İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir ?<br />
Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden<br />
bu ateş nedir ?<br />
Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir ?<br />
Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir ?<br />
Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.<br />
Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?<br />
Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan<br />
yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.<br />
Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir ?<br />
Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir ?<br />
Yaşam&#8217;dan ve Ölüm&#8217;den, Yaşam&#8217;dan daha acayip, Ölüm&#8217;den daha derin bir<br />
düş oluşturan bu uyanıklık nedir ?<br />
Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam&#8217;ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı ?<br />
Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?<br />
İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?<br />
Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?<br />
Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı &#8216;nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?<br />
Dün kapısından geçenlere Aşk&#8217;ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum.<br />
Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi :<br />
&#8220;Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.&#8221;<br />
Yiğit bir genç karşılık verdi:<br />
&#8220;Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.&#8221;<br />
Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:<br />
&#8220;Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir. Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu ; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.&#8221;<br />
Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:<br />
&#8220;Aşk Şafak &#8216;ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.&#8221;<br />
Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:<br />
&#8220;Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.&#8221;<br />
Bir başkası gülümseyerek açıkladı:<br />
&#8220;Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.&#8221;<br />
Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:<br />
&#8220;Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.&#8221;<br />
Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:<br />
&#8220;Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır. Yaşam &#8216;ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.&#8221;<br />
Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı<br />
bir adam titrek bir sesle şunları söyledi :<br />
&#8220;Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk &#8216;un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.&#8221;<br />
Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:<br />
&#8220;Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.&#8221;<br />
Ve böylece Aşk&#8217;ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.<br />
O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:<br />
&#8220;Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk&#8217;tır.&#8221;<br />
Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:<br />
&#8220;Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap&#8230;<br />
Tanrım beni kutsal ateşine at&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Halil Cibran</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/ask-ustune-t1418.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşkın Erkek Hali</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/askin-erkek-hali-t1417.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/askin-erkek-hali-t1417.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 16:20:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan Tandal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[Ae) Erkek hali ll. ´Bütün şiirlerimi erkek sesleri okusun yalnız´ diyen bir şair var mıdır bilmiyorum. Bildiğim tek sey; bu umarsız çağı kapatacak aşkları, yalnız notalarımı çalacak çoğalmaların yaratabileceğidir. Çoğalmanın keşfi gezginci bir ruh gerektirir olsa bile okyanusların bitimsizliği elbette bir enlem dairesine ulaşacaktır. Aynı enlemin aynı boylamla kesiştiği çorak çıplak adanın çorak çıplak vahşilerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ae) Erkek hali<br />
ll.</p>
<p style="text-align: justify;">´Bütün şiirlerimi erkek sesleri okusun yalnız´ diyen bir şair var mıdır bilmiyorum. Bildiğim tek sey; bu umarsız çağı kapatacak aşkları, yalnız notalarımı çalacak çoğalmaların yaratabileceğidir. Çoğalmanın keşfi gezginci bir ruh gerektirir olsa bile okyanusların bitimsizliği elbette bir enlem dairesine ulaşacaktır. Aynı enlemin aynı boylamla kesiştiği çorak çıplak adanın çorak çıplak vahşilerinin tutumcu duruşları sayesinde, ihtimal o ki, ben bir anlam kazanacağım. Bu bana ait bir okyanus yarı küresi olacaktır hiç bir zaman kimsenin tamamına erişemeyeceği ama hep aramaya devam edeceği bir tam küre parçası olarak kalacak. Kaç gövdenin daha kıvranması gerekir şehvetle diğer yarının gizemini bulmak için, ve tam bu anda; ´ bu ne ıstıraptır tanrım´ diyecek kadın sesini kısarak utanmazcasına.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuda tüm cesur kadınlarını tanıdım ben dünyanın. Hep zor kullandırmayı yeğlediler; ben de hep butafor sözcükler icat ettim onlar için dünyanın her dilinde kullanılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kandılar.<br />
Ai) Erkek hali<br />
lll.<br />
´Akşamsefa´larının kendilerini içkilerime emanet verdikleri bir geceyarısı kapanına kısılmıştım. Kalın zincirler, yakamozdan halatlar ya da alkol değildi bu kapan. Ana rahmine düştüğümden beri ellerime tutuşturulmuş kandil gecesi günahkar gebelikler donanmasıydı zaten yaşamalarım. Bu kapan içlerindeki en umarsızıydı. Bu gece etrafımı saranlar, yürek parçalayan sesleri ile kasabanın soluk yatak odalarından fiyonglu basma gecelikli rüyalara doluşan kadın seslerdi. Hep başkası yapmaya çalışıyorlardı beni, uçsuz bucaksız gamzeleri ile düştüğüm karabasanları bir biri ardınca köşe süsü gibi hayatıma yerleştirerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Isimsiz kuşlar oldular şimdi.<br />
Ade) Erkek hali<br />
lV.<br />
[Bunların konumuzla ilgisi yoktur: Anlık yaşayan insanlar birliğinin (toplum olamamış) içinden çıkan deli fişekler hiçbir hedefe vuramaz sanılır. Oysa biz, Tunç Çağı çocuklaıi gibi mükavim samanlarıyız yüzyılların. Şizofrenik ´Orta´ Asya çöllerini boşuna aşıp boşuna tüketmedik dünyayı. Altın çağını biz yaşamadan onlara yaşattık.]</p>
<p style="text-align: justify;">Tutku insanın ilk özelliğidir ve tümüyle yıkma güdüsüne bağlıdır. Hayır sakın basitleştirilmiş felsefenin arabesk kanatlarına atmayın bu savı. ´Toplumsalbirey´ olmaktan çıkarılmış insanların son dirençlerine indirilmiş gece morartısı yalanlar sanmayın. Tanrısal efsanelerden yola çıkarak çürümüş yapraklarla örtülmüş bir cennetten kovulma öyküsünü de kanıt / tanık gösterecek değilim. Tutkuya uzanan yolun Hıristiyanlıkta cadı olarak yakılan, Islam´da taşlanarak öldürülen kadın yüzleri ile dolu olduğunu biliyorum. Tutku o nedenle kutsanamaz, kutsanmaz, kutsanmamalı. Canetti, celladın kestiği başı göstermesinin toplumsal boşalma anı olduğunu ve sadece bunun için yapıldığını yazar, kitlesel hezeyanı anlamlandırma çabası ile. Oysa bence böylesine tanımlanmış bir boşalım tümüyle bireyseldir ve tam bir tutkulanma anıdır ki yanı başındaki gövdenin kafasını kesmektir aynı zamanda. Her aşık kendinin Samson´udur ve her kestiği kafa kendini aşmasıdır tutkularının renklerinde. (ilgilenmeyenlere not: Samson, Fransız ihtilalinin en hızlı celladıdır.)</p>
<p style="text-align: justify;">Tutkunun hiç kimseyi ilgilendirmeyen ilkeleri vardır. Ve siz bu ilkelerle başaramazsınız kapanlardan kurtulmayı. Çünkü tutku öncelikle kendi güvenliğini öne alır. Sizinki sonradan ve basitleştirilmiş şekilde ona iliştirilir. O kendisidir. [aynı ölüm gibi]. Siz tutkunun içindeyken de o kendisidir, ele vermez zaten kendini [aynı ölüm gibi], ele geçirdiniz mi kendisini yitirir ve artık kendisi olmaktan [aynı ölüm gibi] çıkar besin zincirinin en erkeksi halkası olur. Tutku küçük insanlara has dünyalar yaratmaz. Dar kafalı sokak bilgelerinin Paris sokaklarından derlenmiş kelimeleri ile de şiiri yazılamaz bir şeydir tutku, salt bir mülkiyetin el değiştirmesi değildir barikatlar çünkü, insanın değişmesidir dolayısıyla tutkunun değişmesidir. Inorganik halidir aşkın. Bunun dışındaki bütün iddialar Lu´nun uydurmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aden) Erkek hali<br />
V.<br />
A.Peskov (ilgilenmeyenlere not: Nam-ı diğer Gorki) Çehov´ a &#8220;Yabancı bir aktristle evleneceğin (Olga Knipper) lafı dolanıyor. Inanamıyorum ama doğruysa çok sevinirim.&#8221; der ve ekler; &#8220;Evlilik iyi şeydir. YETER KI KADIN TAHTADAN VE BIR RADIKAL OLMASIN.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bazen gerçekliğin, gerçeği insan hayatından defetmesinin zamanı geldiğini düşünüyorum bir ayıp gibi. Dünyanın tahtadan ve radikal bütün kadınlarını tanıdığımı anladığım gün kapıldım bu ayıplı duyguya. Her şeyi yeniden boyamayı o gün düşündüm.<br />
Ama hemen anladım ki artık çok geç. Yaşamayı seçtiğim kasaba hiçbir şey anlatmıyor bana. Dallarımın köklerimden aldığı titreşimler ayakta tutuyordu arada kalmış gövdemi. Kurulan düşler, pırıldayan yürekler gülüşerek şenlendirmiyor artık beni. Yağmur ışıltılı erimler yaratmıyor güneşe doğru giden. Anladınız mı bilmem, her şey kendimde tükenmiş, bende. Içimdeki gömütlük, şairin dediği gibi ´çok gül koklamış ölülerle´ dolu. Ben de onlardan biri oldum ve kendime kattım kendimi.</p>
<p style="text-align: justify;">I.<br />
İşte yazı da kapandı ve kendine döndü.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nisan Tandal</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/askin-erkek-hali-t1417.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişilik Birdir</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/kisilik-birdir-t1416.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kisilik-birdir-t1416.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 16:18:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=318</guid>
		<description><![CDATA[Ankara Üniversitesi’nde öğretmen sınıfa girer. Öğrenciler öğretmenin gelmesine hiç aldırış etmeden konuşmaları sürdürür. Bir süre sınıfı izleyen öğretmen eline bir tebeşir alır ve tahtaya büyükçe 1(bir) rakamını yazar. “Bu sizin kişiliğinizdir.” der. Sonra 1’in sağına bir tane 0(sıfır) koyar ve Şimdi 10 oldu bu sizin başarınızdır.” diyerek konuşmasına devam eder. 10’a bir sıfır daha ekler: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ankara Üniversitesi’nde öğretmen sınıfa girer. Öğrenciler öğretmenin gelmesine hiç aldırış etmeden konuşmaları sürdürür.<br />
Bir süre sınıfı izleyen öğretmen eline bir tebeşir alır ve tahtaya büyükçe 1(bir) rakamını yazar. “Bu sizin kişiliğinizdir.” der. Sonra 1’in sağına bir tane 0(sıfır) koyar ve Şimdi 10 oldu bu sizin başarınızdır.” diyerek konuşmasına devam eder.<br />
10’a bir sıfır daha ekler: “100 oldu bu da sizin sevginiz olsun. ”<br />
bir tane daha ekler: “100ü 10 ile çarptık bu da sizin kariyeriniz, şerefinizdir.” Öğretmen her sıfır ekleyişte güven, saygı, para durumlarını da söyledikten sonra sınıfı tekrar gözleriyle süzer ve eline bu sefer silgiyi alır. En baştaki 1 rakamını siler:<br />
Şimdi bir sürü sıfır yığını oldu ve hiçbir değeri yok. Eğer kişiliğinizi kaybederseniz elinizdeki her şeyi kaybedersiniz &#8230;” Sınıf bir anda sessizliğe bürünür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kisilik-birdir-t1416.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cırcır Böceği</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/circir-bocegi-t1415.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/circir-bocegi-t1415.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 16:15:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Lever]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=317</guid>
		<description><![CDATA[Genç bir çiftçi hayatında ilk defa New York&#8217;a gitmişti . Gökdelenlerin yüksekliği ve insanların çokluğundan şaşkına dönmüştü . Kalabalık bir bulvarda yürürken , kulağına aşina bir cırcır böceği sesi geldiğini zannetti . Durdu ve dikkatle dinledi . Evet , bu bir cırcır böceğiydi . Ses büyük bir mağazanın önündeki çalıların arasından geliyor gibiydi . Bunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Genç bir çiftçi hayatında ilk defa New York&#8217;a gitmişti . Gökdelenlerin yüksekliği ve insanların çokluğundan şaşkına dönmüştü . Kalabalık bir bulvarda yürürken , kulağına aşina bir cırcır böceği sesi geldiğini zannetti . Durdu ve dikkatle dinledi . Evet , bu bir cırcır böceğiydi . Ses büyük bir mağazanın önündeki çalıların arasından geliyor gibiydi . Bunun üzerine bu büyük çalı kümesine yönelip bakınmaya başladı . Bir mağaza görevlisi dışarı çıkıp &#8221; Yardımcı olabilir miyim ? &#8221; diye sordu . &#8221; Hayır , teşekkür ederim &#8221; dedi genç adam .<br />
&#8221; Sadece şurada bir cırcır böceğinin sesini duyduğumu sandım . &#8221;<br />
&#8221; Hayır &#8221; dedi görevli , &#8220;New York&#8217;ta bulunmaz .&#8221; Genç çiftçi cırcır böceğini buluncaya kadar cırlak sesi takip etti , nihayet onu bir kuytuda bularak eline aldı ve &#8220;Tamam , işte burada&#8221; dedi .</p>
<p style="text-align: justify;">Genç adam bu çalının önünden her saat binlerce insan geçmesine karşılık cırcır böceğini duyanın bir tek kendisi olmasına çok şaşırmıştı . Bunun üzerine küçük bir deneme yapmaya karar verdi. Elini cebine atıp bir çeyrek çıkardı ve havaya attı . Paranın kaldırıma vurduğu anda çıkan ses üzerine , düşen bozukluğu aramak için yürümekte olan tam 24 yaya durdu ! Genç çiftçi bu çelişkiyi bir türlü anlayamadı &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Psikologlar genç adamın şahit olduğu olay için bir kelime kullanırlar . Buna algıda seçicilik denir , ve belli şeyleri görmek ve belli sesleri duymak için kendimizi eğitiriz anlamına gelir &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Gökyüzüne bakıp kuşları algılayın ,<br />
Kırlara gidip çiçekleri algılayın ,<br />
Çocuklara bakıp saflıklarını , güzelliklerini algılayın ,<br />
Ağaçlara bakıp dallarını , yapraklarını algılayın ,<br />
Hayvanlara bakıp doğallıklarını algılayın ,<br />
İnsanlara bakıp güzelliklerini ( mutlaka güzel tarafları vardır ) algılayın .<br />
Algıladığınız yalnız para sesi olmasın &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Charles Lever</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/circir-bocegi-t1415.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonbahar Rüzgarları</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/sonbahar-ruzgarlari-t1414.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/sonbahar-ruzgarlari-t1414.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 16:12:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Can]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=316</guid>
		<description><![CDATA[Sonbahar Rüzgarları Ne zaman sonbahar gelse, sarı sarı yapraklar düşse dalından ve sürüklense rüzgarın önünde bir yaprak. Ne kadar ısıtırsa ısıtsın dağları, ovaları güneş; ne kadar sıcak ve parlak olursa olsun gökyüzü, üşürüm, ürperirim içimden!.. Üstüme üstüme yürür hüzünlü güz günleri&#8230; Bilirim ki, acılardır yüreğimde yankılanan ve içimdeki sevdadır acı veren her andığımda yurdumu. Şimdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sonbahar Rüzgarları<br />
Ne zaman sonbahar gelse, sarı sarı yapraklar düşse dalından ve sürüklense rüzgarın önünde bir yaprak. Ne kadar ısıtırsa ısıtsın dağları, ovaları güneş; ne kadar sıcak ve parlak olursa olsun gökyüzü, üşürüm, ürperirim içimden!.. Üstüme üstüme yürür hüzünlü güz günleri&#8230;<br />
Bilirim ki, acılardır yüreğimde yankılanan ve içimdeki sevdadır acı veren her andığımda yurdumu. Şimdi her zamankinden daha yorgun ve çaresizim. Her zamankinden daha çok muhtacım sana anlıyor musun? Özlemin içimde ateş olup yaksa da, vucudum buzlar içindeymiş gibi titriyorum!.. Dışarıda kırk derece sıcak var, insanlar serinlemek için habire sulara koşuyor ama ben kar altındaymışım gibi titriyorum, üşüyorum. Anlıyorum ki, beni hiç bir şey ısıtamayacak senin kollarından ve sıcak sevginden başka&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman sonbahar gelse, dağ doruklarında insanın içini ürperten rüzgarların uğultusunda hayatın bana küs ıslığını duyarım!&#8230; İçime dalga dalga yayılır yokluğun, rüzgarda dalları kırılmış bir ağacın hüznü gibi suskun dururum. Bedenim sızlar, yüreğim titrer&#8230; Anlatamam kimseye yüreğimden geçenleri&#8230; Kendini anlatamamak ne kadar da acıdır bilir misin? En çok da ona yanar yıkılır insan&#8230; Kim bilebilirki, ben bütün acı çekenlerin yazgısıyım, bütün kimsesizlerin dostu, bütün yalnızların yoldaşıyım&#8230; Yüreklerdeki sarı sonbahar; Gözlerdeki yeşilin ardına gizlenmiş hüzünlü güz günüyüm&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatımız ki, bir damla aşk iksiri kırık kadehlerde yudumladığımız, bir damla su; Bir tutam şiir, volkanlar kadar dağlayıcı ve kor!&#8230; Şimdi yüreğimin en derinlerinden kopup gelen sınırsız bir sevgi seliyle sana gelmeyi, yüreğinin en sıcak yerine sığınıp kaybolmayı ne kadar çok istiyorum. Ne kadar istiyorum gözbebeklerindeki kıvılcımların titreşimlerinden bir aşk türküsü gibi çakıp ve anlamsız yaşadığım bu hayattan kurtulup, yeniden bulmayı kendimi gözlerinde&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman güz günleri gelse sararır yeşeren umutlarım!&#8230; Hoyrat rüzgarlarla savrulur dallarım, bir yağrağımı daha kaybederim ömrümün sevgi çınarından&#8230;<br />
Ömrüm gizli bir yara da olsa yüreğimde ve savrulan bir sonbahar yaprağına da yazılı olsa adım; Ben yine de mehtabın kollarında yeniyetme sevdalar tomurcuklanırken bahara, sarmalıydım seni; Dingin derin ırmaklar akarken hasrete, bütün yalnızlıkları yıkmalıydım gözlerinin içine baktığımda. Tuttuğumda yumuşacık beyaz ellerini, unutmalıydım bütün acılarımı!.. Kadehlerde aşk iksiri yudumlanırken doya doya içmeliydim dudaklarını.. Bütün karanfiller güller solmalıydı bahçelerde, yüreğimizde tomurcuk tomurcuk sevda açarken!&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi gecenin geç bir vakti. Sicim gibi yağmur yağıyor kaldırımlara, yağmurdan kaçıp herkesin evine sığındığı bir saatte, ben evden çıkıp, sahipsiz bir sokak kedisi gibi sırılsıklam boş kalan sokaklarda dolaşıyorum avare avare. Gecenin zifiri karanlığı üstüme üstüme geliyor, şimşekler çakıyor, boşanırcasına ağlıyor gökyüzü ama yağan yağmurlar yüreğimin yangınını söndüremiyor.. Denizler nehirler de ağlıyor, ben ağlıyorum, inadına sokaklara boşanıyor gözlerim. Gözyaşlarım sağanak sağanak karışıp gidiyor sulara.. Ellerim üşüyor, üşüyen ellerimi alıp yanan yüreğimin üstüne bastırıyorum. Dinmiyor küçülmüyor acım&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Fırtınalı bir gecenin kör karanlığında bir başına ıpıssız sokaklarda yürümek ne kadar zordur. Hele tutunacak bir dalı kalmamışsa insanın bu dünyada ve gidilecek bir yeri de yoksa. Hayatın anlamsız girdabında debelenmek, anlamsızlığın boşluğunda kalakalmak, bir başka ölümdür aslında insan için.</p>
<p style="text-align: justify;">Her sonbahar geldiğinde ben ayrılıkları yaşarım. Elvedaları, yalnızlıkları, özlemleri, solgun kırık beklemeleri; Bir de adı konmayan iç çekişleri, korkuları, uzak ve dalgın bakışları akan sulara, hıçkırıkları&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ve yüreği buğulu sevdalı aşıkları düşünürüm her sonbahar geldiğinde. Pişmanlıkları, kalpte gizli kalan sırları ve kalpte gizli kalıp bir ömür kanayan yaraları, suskunlukları, ayrılıkları, sınırları, gurbet de ölüp gidenleri &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman sonbahar gelse unuturum içimdeki mavinin çağrışımını, beyazın ışığını, baştan aşağı acıya keser bedenim. Gülmeyi unuturum ne kadar zorlarsam zorlayayım kendimi, gülemem. Anlarımki, benim yüreğimde ağlıyor gözlerimle beraber&#8230; Şu uzak diyarlarda hüzün ve acı sızı sızı dokunuyor gönlümün en derin gergefine. Karanlık bir dehlizde yolunu bulmaya çalışan şaşkın bir yolcuyum sanki. İçimdeki deli rüzgarlar alıp buralardan çok uzaklara götürüyor beni. Çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği kıyılara savuruyor ruhumdaki özlemleri&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatımın inciten, acıtan yanını sığdıramıyorum hiç bir coğrafyaya. Bilincimi kaybetmek istiyorum, hatırlamamak geçmişimi ve unutmak bütün ihanetleri. Üşümek ve düşmek istiyorum derin bir uçurumun kenarından. Ölüm etrafımda durmadan dans ediyor biliyorum. Bir gün hiç beklenmedik bir yerde vuracak beni. Korkmuyorum, ölüm kıyafetimi giyiyorum hergün üstüme. Hayallerimin düştüğü yerde düşeceğim. Gözlerimde fer, dizlerimde derman kalmayacak. Vurgun yemiş dallar gibi düşeceğim yerlere, bir daha hiç kalkmayacağım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nuri CAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/sonbahar-ruzgarlari-t1414.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nergis</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/nergis-t1413.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/nergis-t1413.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 16:02:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=315</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Neyi arıyorsan sen O&#8217;sun&#8221;der Mevlana&#8230; Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık&#8230; Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü&#8230; Her aşkta kendimizi ararız; o yüzden bulduklarımız, benzerlerimizdir. Resimlerini yanyana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">&#8220;Neyi arıyorsan sen O&#8217;sun&#8221;der Mevlana&#8230;<br />
Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık&#8230;<br />
Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır.<br />
Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü&#8230;<br />
Her aşkta kendimizi ararız; o yüzden bulduklarımız, benzerlerimizdir.<br />
Resimlerini yanyana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size&#8230;<br />
Aşk denilen kaleydoskobun buzlucamına gözünüzü dayadığınızda, binbir camın rengarenk ışıklar saçarak döndüğünü ve her seferinde bambaşka şekiller ördüğü*nü görürsünüz. Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde sizden bir parça&#8230;<br />
Aşklarınız hülasanızdır.<br />
Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın, farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskobu, cam parçalar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz&#8230;<br />
Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin ısınız&#8230;<br />
Yoksa hâlâ bir sevdiceğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır&#8230;<br />
Aşk, narsizmdir.<br />
Kendimiziz her aşkta arayıp durduğumuz, peşinde olduğumuz&#8230;<br />
Bir omza sığınmanın şefkatinde de, bir göğsü dişlemenin şehvetinde de kendimize açılan kapılar var.<br />
Sevda, çevrildikçe içimizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.<br />
Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Narcissus&#8217;u bilirsiniz:<br />
Öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya doyamazmış kendine&#8230;<br />
Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu, dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran&#8230;<br />
Bir gün ırmak kenarında gezinirken, sudaki yansımasına ilişmiş gözü&#8230;<br />
Uzanıp, iyice bakmak istemiş.<br />
Tam gördüğünde kendini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmiş suya&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yeryüzünün en güzel insanının öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O&#8217;nu her bahar açan güzel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş.<br />
Narcissus, nergis olmuş.<br />
&#8230;<br />
Kıssadan hisse, benden size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize&#8230;<br />
Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya çevirip içindeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi &#8220;Bahar getirdim sana&#8221; deyin, baharın elinizde olduğunu unutmadan&#8230;<br />
Gözlerinizdeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz; dikkat edin de hayran olup düşmeyin!<br />
Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/nergis-t1413.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalnızlığa Alışmalı</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yalnizliga-alismali-t1412.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yalnizliga-alismali-t1412.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 15:58:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=314</guid>
		<description><![CDATA[Bavulları hep toplu durmalı insanın&#8230; Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı&#8230; Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli&#8230; İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı&#8230; Yalnızlığa alışmalı&#8230; * * * Çünkü &#8220;omuz omuza&#8221; günlerin vakti geçti. Dayanışma&#8230; Günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık&#8230; Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı. Terörün bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bavulları hep toplu durmalı insanın&#8230;<br />
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı&#8230;<br />
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli&#8230;<br />
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı&#8230;<br />
Yalnızlığa alışmalı&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Çünkü &#8220;omuz omuza&#8221; günlerin vakti geçti. Dayanışma&#8230;<br />
Günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık&#8230;<br />
Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.<br />
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız.<br />
Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.</p>
<p>* * *</p>
<p>İşte o yüzden alışmalı yalnız*lığa&#8230;<br />
Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan&#8230;<br />
Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı&#8230;<br />
Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli&#8230;<br />
Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı&#8230;<br />
Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına&#8230;<br />
&#8220;Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz&#8221; dizeleriyle başlamalı güne&#8230;<br />
Telesekretere &#8220;şu anda size cevap verebilecek kimse yok&#8221; denmeli, &#8220;&#8230; belki de hiçbir zaman olmayacak&#8230;&#8221;<br />
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.<br />
Haklılığın onuru yaşatır insanı&#8230;<br />
Susmanın utancı öldürür.<br />
O yüzden en sessiz gecelerde &#8221;doğruydu, yaptım&#8221;la teselli bulmalı insan&#8230;<br />
Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı&#8230;<br />
Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı&#8230;<br />
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı&#8230;<br />
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli&#8230;<br />
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan&#8230;<br />
Yollarla barışmalı&#8230;<br />
Yalnızlığa alışmalı&#8230;</p>
<p><strong>Can Dündar</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yalnizliga-alismali-t1412.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

