Afşın’a Ağıt
Ne ümitlerle gelip dünyaya En güzel ismi takındın: Afşın! Böyle erken bırakıp gitme neden? Kaç bahar, kaç yılı doldurdu yaşın? Kaldı senden bize bir gamlı seda… Bir vedadır o seda, sade veda! Hüseyin Nihal Atsız
Ne ümitlerle gelip dünyaya En güzel ismi takındın: Afşın! Böyle erken bırakıp gitme neden? Kaç bahar, kaç yılı doldurdu yaşın? Kaldı senden bize bir gamlı seda… Bir vedadır o seda, sade veda! Hüseyin Nihal Atsız
Şehit tayyareci Kurmay Yüzbaşı Kami’ye itafen yazılmıştır. Gerilir zorlu bir yay Oku fırlatmak için; Gece gökte doğar ay Yükselip batmak için. Mecnun inler, kanını Leyla’ya katmak için. Cilve yapar sevgili Gönül kanatmak için.
Son ışık söneli nice zamandır; Rüyalar! Yeniden önüme düşün! Yardan ayrı geçen uzun yıllarda, Hülyası bulunmaz bir anlık düşün. Yayını kalbime Ayzıt asalı, Başka bir eldenim katı yasalı. Burda koskoca bir gönül masalı Kaybolur içinde bir damla yaşın. Aşk için verince bu kadar emek, Varlıktan sıyrılıp ruh olmak gerek. Ey zaman, ey dünta! Geri gelmemek [...]
Macarlar’ın Sovyetlere karşı 1956 yılındaki başkaldırışından duygulanarak, Macar vatanseveri ve Türk dostu Prof. İmre Taht’a ithafen yazılmıştır. Akıttılar yine kara toprak üstüne Kahraman Macarlar şanlı Turan kanını! Yazdılar yeniden Tarihe en şerefli, Yiğitlik Destanını!
Yüz paralık kurşunla gider hayat dediğin; Tanrı yolu uzaktır; erken kalk sıkı giyin. Yazık, bütün ömdünce o kadar özlediğin Güzel Kızılelma’na varmadan öleceksin.’ Hüseyin Nihal Atsız
Bir lahza uzaktan seni görmem, Hasretle yanan bağrıma bir damla su oldu. Sensiz geçerek ruhu karartan koca bir yıl, Hissiz ve hayatsız bir ölüm uykusu oldu. Ömrümdeki en korkulu endişe ve duygu, Sensiz yaşamak korkusu oldu. Hüseyin Nihal Atsız
Gönlümde yazdığım bu son ağıta Nazire yaparak coşan dalgalar ! Hastası olup da geç vakit hekim Arayanlar gibi koşan dalgalar! Sizinde elbette var bir sızınız, Bundan mı geliyor korkunç hızınız? Benide beraber alır mısınız ? Kederle kabarıp şişen dalgalar?
Yalnızım, ne kadar aranıp dursam, Baş ucumda seni bulamıyorum. Güneşten vazgeçip susuz olsam da Seninle olmadan olamıyorum. Şu yollar bilmem ki dağ mı, ova mı? Gitsem bulur muyum kendi yuvamı? Kuş!Yolun nereye? Bizim eve mi? Sen götür, ben haber salamıyorum.
Analım Tunga Er efsanesini; Duyalım geçmişin erkek sesini. Bürüyüp Tanrıdağ’ın çevresini Yine Gök Türk olalım, El kuralım. Ötüken-Yış durak olsun da bize Yürüsün ordular ordan denize. Çinli baş vermese, gelmezse dize Kağanın buyruğu vardır: Vuralım. Anlatılmaz, yüce bir erdem olan Bu akınlarda bulunmaz yorulan. Günü geldikçe de bizden sorulan Kan ve can vergisi olsun… Verelim!
Sevda gibi bir gizli EMEL ruhuna sinmiş; Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş. Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş, Bir sır ki bu, ölsen bile asla açamazsın… Anlatması imkansız olan öyle bir an ki, Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki… Bak emrediyor: Daldığın alemden uyan ki, Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın… Hüseyin Nihal Atsız
O gece ne kadar güzeldi mehtap Gönülden fışkıran nağmeler gibi. Ruhumu yıkayan bir seldi mehtap En tatlı ilk ve son buseler gibi. O gece o müthiş deniz durgundu, Ömründe susmayan rüzgar yorgundu, En kara gönüller aya vurgundu Leyla’yı içinde bulan er gibi.