<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Nuri Can</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/etiket/nuri-can/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>LâL Olur Susarım Oğul</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/lal-olur-susarim-ogul-t1443.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/lal-olur-susarim-ogul-t1443.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 18:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Can]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=472</guid>
		<description><![CDATA[Üzgünüm ey hayat!&#8230; Ne yana dönsem kurt ulumaları, ne yana dönsem zemheri…Yüreğimde hüzün sönen yıldızlar gibi hep gözlerime döndü… Susuzluğumda bin kerbela yaşadım&#8230; Suskunluğumda bin deprem!.. Nidalarını içime gömdüğüm bir şehirde hüzne yaslanarak ayakta durmaya çalışıyorum&#8230; Kangren düşleri büyüterek, acılar demliyerek. Öldüğümü sanmışlığımın üstünden aylar geçti… Dünya güzeli oğlum yok artık, anladımki yaşayan bir ölüyüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Üzgünüm ey hayat!&#8230;<br />
Ne yana dönsem kurt ulumaları, ne yana dönsem zemheri…Yüreğimde hüzün sönen yıldızlar gibi hep gözlerime döndü… Susuzluğumda bin kerbela yaşadım&#8230; Suskunluğumda bin deprem!..</p>
<p style="text-align: justify;">Nidalarını içime gömdüğüm bir şehirde hüzne yaslanarak ayakta durmaya çalışıyorum&#8230; Kangren düşleri büyüterek, acılar demliyerek. Öldüğümü sanmışlığımın üstünden aylar geçti… Dünya güzeli oğlum yok artık, anladımki yaşayan bir ölüyüm şimdi ben&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Gecelerime kara yağmurlar damladı, ıslandı duygularım, üşüdüm, yağmur oldum kendime, kar oldum uzak dağlara düştü gölgem. Hangi bahara tutunduysam alıp götürdü umutlarımı kış. Ardından gozlerimi de alıp gitti zemheriler, kör kaldım…</p>
<p style="text-align: justify;">Beyaz karlar yağıyor saçlarıma her gece özlem renginde. Dudaklarımda şiirler kanıyor, Oğlumu arıyor hayal tadında gözlerim. Hiç mi gelmeyecek bir daha, duymayacak mıyım sesini, görmeyecekmiyim güvercin gözlerini bir daha? En büyük arzum acımın ateşinde kavruluyor. Ayazda donuyor dudağımdaki gül; bir yıldızlara yanıyorum derdimi, bir de yağmurlara sabahı olmayan gecelerde.</p>
<p style="text-align: justify;">Yarası git gide derinleşiyor acılarımın, sarılmayacak kadar derin. Ağladıkça yanaklarımda süzülüp gidiyor gözyaşlarımın içinde acılar. Baharı beklerken, umutlarımı sarı sonbahar aldı, kaderim diye sararmış yapraklar bastım bağrıma. Umutlarım yerlerde savruldu&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yorgunum ey hayat! Acı çekmekten yorgunum. Vurgun yemiş yanlarımı incecik bir iple tutuyorum ayakta. Yangın kokulu gözlerimden kül rengi ezalar içiyorum her gece, yaslanıp acıların duvarına.</p>
<p style="text-align: justify;">Acı yağıyor yüreğimden kaldırımlara her gece, üşüyor hayat. Yalnızlık kocaman bir dağ olup büyüyor gözlerimde. Ey vah ey! Bir oğul gülücüğünde saklı kaldı zaman. Bütün sevinçleri alıp götürdü gemiler. Şimdi ne kadar bastırırsam bastırayım iki elimi kanayan yüreğimin üstüne, kanama durmuyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Kahrımdan bin deniz doğurdum, gözyaşı doldu her yer… Gözyaşı gecelerinde boğuldu sevdalarım, sevinçlerim…. İsyanım sığmıyor içime şimdi. Bir siyah hüznün gölgesinde kıvranıp duruyorum işte ey yüreğim.. .<br />
Gece zalim gelir bu şehre, gözyaşıyla gelir her gelişinde, hüzünle gelir. Susar şarkılar, susar ağıtlar, her gece zifir saçlarıyla örter bu şehri hüzün&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Uçsuz bucaksız bir acının yangını içinde her gece sabahı bekliyorum, bir sonsuz acının yalnızlığı içinde. Bin sıkıntının rüzgarında terliyor avuçlarım. Uyuyorum sonra binbir acıyla , rüyamda beyaz bir güvercin oluyor oğlum, gelip konuyor yorgun omuzlarıma, yüzünü sürüyor yüzüme, dünyalar benim oluyor&#8230; İki umut çiçeği bırakıyor usulca yanıbaşıma. “Biri metanet, diğeri de sabır” diyor. Uçup gidiyor sonra bir defne dalı alıp ağzına&#8230; Metanet acımda büyüyor, sabır yüreğimde. Ağlamayı öğretiyor bana her iki umut çiçeği de; umut etmeyi, yalvarmayı, dayanmayı, hayal etmeyi&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8230;&#8230;&#8230;..<br />
Gittin oğul, gidişin bir ateş gibi çöktü yüreğime. Hiç bir yağmur yetmedi içimdeki ateşi küllendirmeye. Hiç bir sevgi yetmedi özlemini gidermeye. Ben her gece yüreğimi sana getirecek yollarda yürürüm, duyacağın şiirler fısıldarım usulca&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sen olmadan yaşamak bu kahrolası dünyada her gün bin defa ölmektir oğul&#8230; Gittin, kör kuyularda merdivensiz, karanlık gecelerde nefessiz, denizler ortasında yelkensiz kaldım. Hiç bir gemi almıyor beni&#8230; Kahretsin&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün duygularım, bütün umutlarım ağır yaralı şimdi. kalbimden vurdu gidişin, umutsuz, çaresiz kaldım oğul&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ah! Kurbanı olduğum oğul ayrılık yakışır mıydı bize&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ah oğul sensizlik öyle dayanılmaz bir yara ki, öyle bir boşluk ki, yaşadıkça orası hep bomboş paramparça kalacak. Hep cam kırıklarıyla kaplı kalacak kalbim, hep seni hatırlayarak kanayacak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Gün oldu aldatıldım,en yakınlarımdan ihanet gördüm, aldandım<br />
Gün oldu acı çektim, gün oldu ağladım<br />
Soğuk oldu üşüdüm, sıcak oldu yandım<br />
Ama hiç bir acıya, hiç bir acıya<br />
Senin acın kadar yanmadım oğul&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hazan mevsimi şimdi, hüzün mevsimi, ayrılık mevsimi, gözyaşı mevsimi. Sen gittin bütün mevsimler bırakıp gitti işte&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sensiz buralara bahar gelmez artık, kış bitmez, bahçeler yeşermez&#8230; Sen konuşmayınca bütün caddelere küserim.<br />
Kapanıp içime,<br />
Lal olur susarım oğul&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nuri CAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/lal-olur-susarim-ogul-t1443.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağmur Çiçeğim Myra</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yagmur-cicegim-myra-t1442.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yagmur-cicegim-myra-t1442.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 18:14:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Can]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=471</guid>
		<description><![CDATA[Sen umudun sabahında dağ çiçekleri ve dağlara serilen sabah güneşi kadar güzeldin Myra. Günaydınım, gülaydınlığımdın benim. Seninle bir rüya gibiydi hayat. Ve biz o rüyada kuşlar gibi hafiftik. Yüreğimiz gökyüzü kadar engin, bulutlar kadar beyazdı. Her gözlerimi açtığımda, her kapattığımda seni görürdüm karşımda. Ellerimi her uzattığımda ellerini bulurdum. Bütün güzellikleri, sevinçleri yalnız sende yaşardım. Sensiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sen umudun sabahında dağ çiçekleri ve dağlara serilen sabah güneşi kadar güzeldin Myra. Günaydınım, gülaydınlığımdın benim.</p>
<p style="text-align: justify;">Seninle bir rüya gibiydi hayat. Ve biz o rüyada kuşlar gibi hafiftik. Yüreğimiz gökyüzü kadar engin, bulutlar kadar beyazdı. Her gözlerimi açtığımda, her kapattığımda seni görürdüm karşımda.</p>
<p style="text-align: justify;">Ellerimi her uzattığımda ellerini bulurdum. Bütün güzellikleri, sevinçleri yalnız sende yaşardım. Sensiz hayatın ne kadar boş, anlamsız olduğunu, sensiz kalınca öğrendim Yağmur çiçeğim Myra.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün çekip gittin, her şeyimi kaybettim. Yaşama sevincimi, direncimi, gülüşümü, mutluluğumu, yaşama dair ne varsa hepsini kaybettim, her şeyim yerle bir oldu&#8230;. Uçurum başlarında, duvar diplerinde kaldım bir başıma. Kimse aramadı beni, kimse sormadı&#8230; Tut ellerimden alıp beni yüreğine götür dağlar kızı Myra. Üşüyorum&#8230; Üşüyorum&#8230; Güneşe ulaşılmazlığı bilerek soluğunun sıcaklığına sığınmak istiyorum. Sıcak yüreğine gereksinimim var&#8230; Biliyorum benden çok uzaklarada bir yerdesin, sana ulaşmaya gücüm yok&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ey gönülçiçeğim Myra&#8230; Ey ayışığım&#8230; Aytanem, nurtanem, birtanem Myra &#8230;Sen olmadan nasıl bakarım gökyüzünün maviliğine. Nasıl bakarım engin denizlere, hayat bir dalgaysa eğer&#8230; Nasıl yürür sularda sandalım rüzgarın olmadan, dolmadan iliklerime sevdanın iksiri, ufuklara nasıl açılabilirim&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sen deniz olsan kanasan ben dalgan olurum<br />
Kimsesiz kalsan ağlasan ben dünyan olurum<br />
Sen ateş olsan yansan ben duman olurum<br />
Bir ömür yüreğimde saklarım seni, unutma</p>
<p style="text-align: justify;">Ayışığım Myra canımdın sen anlıyor musun? her şeyimdin benim. Yaşamın adı, sevginin tadıydın. Seninle yaşadığımı hissediyordum ancak. Neye dokunsam sen olurdun, nereye baksam seni görürdüm aynalarda, ne yana dönsem sen dururdun karşımda. Aksın vururdu sulara&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yanımda olduğun zamanlar dünyanın en mutlu insanı olurdum. Zamanın geçmesini asla istemezdim. Sensiz dakikalar yıl gibi uzar ve geçmek bilmezdi zaman. İsterdim ki, her an yanımda olasın. Her dakika gözlerinin derinliğinde yitip gideyim. Çünkü kendimi en mutlu, en güvende hisettiğim anlar, senin yanında olduğum anlardı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yüreğimdekileri her gece kağıtlara dokuyarak, her sabah seher yellerine okuyarak uzak çığırlara, uzak yollara savuruyorum şimdi &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Rüzgarsaçlım sende ansızın bir rüzgar gibi esip girmiştin gönlüme, rüzgarın savurduğu yapraklar gibi de çekip gittin ve her şey bitti. Şimdi yüreğim paramparça, hasretim çöl yangını, her ah çekişte tütüyor içim&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sen gittin masal bitti, hayatla mücadele saflarımın hepsini kaybettim. Bu yalancı dünyada tek gerçeğim, tek yaşama nedenim, tek dayanağım, yaşama kaynağımdın.<br />
Karanlık bir uçurumun kenarında düştüm düşeceğim şimdi. Hiç bir dayanağım, tutamağım yok artık.</p>
<p style="text-align: justify;">Sen yanlızlığın, terkedilmişliğin ne olduğunu bilmezsin? Sevipte sevilmenin, sevipte terkedilmenin acısını, uykusuz geçen gecelerin sayısını. Sen kahrolmanın, mutsuzluğun acısını bilmezsin? Her gün yavaş yavaş kaybolmanın verdiği çaresizliği. Çekilen hasretin, kahreden gurbetin, sensizliğin verdiği acıların hesabını bilmezsin? Karanlığını gecelerin, kanayan sancısını günlerin.</p>
<p style="text-align: justify;">Aradan geçen bunca zaman, senden aldığım yaramı iyileştirmedi. Hala mutsuz, hala bedbaht ve sensizim.<br />
Kaç kez ölümün eşiğinde döndüm, kaç kez öldüm dirildim bilmezsin?.. Kaç hazan mevsimi esip geçti üzerimden, kaç hüzün mevsimi geçti. Dönmedin&#8230; Yağmur mevsimleri gelip geçti, ağlama mevsimleri, gözyaşı mevsimleri gelip geçti, sen hala yoksun. Hala gelmiyorsun&#8230;<br />
Sevmek yüreğe saplanmış bir ok, kahretsin&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sen gittin evimin adresi, kapımın zili gitti<br />
Sen gittin sazımin teli, kuşumun dili gitti<br />
yangınlar düştü yüreğime / ıssızlaştı şehir<br />
kırık bir ağaç dalında,öksüz bir kuş gibi kaldım</p>
<p style="text-align: justify;">Sen gittin<br />
yaprağa duran ağaçlarım gitti<br />
umutlarım gitti,baharlarım<br />
tutam tutam saçlarım gitti</p>
<p style="text-align: justify;">Sen gittin<br />
yüreğimde kanayan şiirler<br />
masamda sigara izmaritleri kaldı<br />
Sen gittin<br />
kemanım yayım, güneşim ayım<br />
mutluluk payım gitti<br />
çöl oldu şiiristanım<br />
hayalim, düşistanım</p>
<p style="text-align: justify;">Sen gitin<br />
hayalim düşüm<br />
sevincim gülüşüm<br />
servetim işim gitti</p>
<p style="text-align: justify;">Sen gittin<br />
özlemin yüreğimde<br />
yokluğun kirpiğimde çoğaldı<br />
sen gittin umudum gitti<br />
gururum gitti<br />
her gece oturup ağladım<br />
ıslandı/ ekmeğime karıştı korkunç acı<br />
gülmek nedir unuttum gitti</p>
<p style="text-align: justify;">Sen gittin<br />
yaralı bir ceylanın bakışında yaralı kaldım<br />
her yerde izimi arıyor şimdi avcılar</p>
<p style="text-align: justify;">sen gittin masal bitti ben bittim</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nuri CAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yagmur-cicegim-myra-t1442.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki Gözüm</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/iki-gozum-t1439.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/iki-gozum-t1439.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 18:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Can]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=468</guid>
		<description><![CDATA[Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş. Biliyor musun, iki gözüm; bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz? Bahar mı, kış mı, sonbahar mı, yaz mı; inan farkında değilim. Sıla ne yana düşer, gurbet ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş.<br />
Biliyor musun, iki gözüm; bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz? Bahar mı, kış mı, sonbahar mı, yaz mı; inan farkında değilim. Sıla ne yana düşer, gurbet ne yanda? Nerdeyim, nasılım? Bilmiyorum.<br />
Derdim, kederim ne ? Biliyor musun yanıtını?&#8230; Neşemi, sevimcimi, yaşama gücümü yitirdim. O coşkulu, mutlu, umutlu günlerimi ne de çok özlüyorum. Öylesine bir özlem ki bu; ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Sevdiklerim, özlediklerim ve bana dost olanların her biri başka bir yerde; hiç birine kavuşamıyorum.<br />
Dalları fırtınada kopmuş bir ağaç gibiyiz iki gözüm. Her dalımız bir sınır boyunda, her yaprağımız bir ülkeye savrulmuş. Bir yanımız vizeli, bir yanımız kaçak. Çocukluğumu, ilk gençliğimi, geçmişimi, memleketimi velhasıl eskiye ait herşeyimi nasıl özlüyorum biliyor musun? Özümü özlüyorum, özümü&#8230;..Kendim olabilmeyi, sözümde durmak için verdiğim çabayı, kendime dürüst olmak için kendimle olan mücadelemi, özümle barışık yaşamayı özlüyorum. En iyi sen bilirsin, bir huyumu terk etmek için sarf ettiğim gayreti. Doğaya, insanlara, hayvanlara, çocuklara olan sevgimi, tutkumu ve yüreğimdeki ateşi, dimağımdaki tadı da en iyi sen bilirsin.<br />
Zaman geçiyor, hayat geçiyor, ömrümde akşam çanları çalmaya başladı bile. İnsanın mutlulukları, heyecanları, hayatı, yaşadıkları geride kalıyor iki gözüm. Bizim gibileri yıllar geçtikçe daha bir duygusallaşıyor. Toplumların gittikçe bencilleştiği, duyarsızlaştığı dünyamızda olup bitenler beni hüzünlendiriyor. Acaba bu durumun bilincinde ve farkında olan çevremizde kaç insan var ? Binbir düşünce üşüşüyor beynime. Anılarla, özlemlerle boğuşmak beni yıpratıyor. İç acısıyla dolu, yaralı, bin yerinden vurgun yemiş bir gönülle acılara karşı umarsız olmaya çalışıyorum ama olmuyor. Belki bir gün son bulacak ufuklarda solar hüznümüz. Hala bir şeyler bekleyerek bulutsu bir sise gömülüyor her şey.<br />
Şimdi ise, gülmek-ağlamak arası monoton bir hayatın girdabında kaldım. Üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi. Silkinip çıkamıyorum. Gün ışığına, suya hasret bitkiler gibi tatsız ve tuzsuzum. İşte şimdi böyle bir insan oldum iki gözüm. Gayesiz ve huysuz . Evden sokağa her çıkışımda, penceremden dışarı her bakışımda, karabasan gibi çöken sis ve karanlık dokunuyor bana. Oysa ışık umut, umutsa hayat demektir. Ben mi o ışığı yitirdim, yoksa o ışık mı beni; bilmiyorum.<br />
Nedense hep geçmişe bir özlem duygusu büyüyor içimde&#8230; İşte böyle iki gözüm. Hangi gündeyiz? Bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz ? Bilmiyorum. Bilsem de, benim için artık hiç bir önemi yok&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
Uzun yıllar önce sevdamı yüreğime yükleyip geldiğim bu yabancı ülkede, koynunda volkanları taşıyan bir dağ gibi sustum. Suskunluğumu delicesine haykırmak isterken, içime ağuları akıttım ve öylece sustum. Kara bir diken gibi yuttum ve içime yığılıp öğlece kalakaldım. İçimdeki yangını, yüreğimdeki yarayı, gözlerimdeki damlayı sorma. Hasretlere dayayıp başımı, hüzünle geçip giden günlere, gecelere döndüm sırtımı iki gözüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Gönlümün duvarına kocaman bir sevda resmi çizdim, bir de ateş yaktım ocağıma dağ gibi.Ki, okyanuslar söndüremez.<br />
İnsanlar, var olalı beri kabullenmiş sevdayı. Herkes kendi sevdasının Mecnunu; kendi hasretinin delisi olmuş. Kendi hikayesini, kendi sevdasını en büyük sanmış ve saymış; büyütmüş yüreğinde dağ dağ. Sabır sabır beyninin gergefine işlemiş. Benim sevdam da benim için dünyanın en büyük, en kutsal sevdası&#8230;.<br />
Ben ki, sevdanın çöllerinde ayrılıkların en büyük hasretini çektim Leyla ‘mın. Ferhat oldum dağları deldim. Kerem oldum yaktım kendimi. Pir Sultan oldum asıldım, Nesimi oldum yüzüldüm. Kavuşmak için gönlümü yollara düşürdüm. Horlandım, ezildim, hakaretlere, işkencelere maruz kaldım.<br />
Yüreğimdeki yangını, gözlerimdeki hicranı sorma iki gözüm. Acılarımı kimsesizliğime yükleyip, uzayıp giden yollara düştüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Aşık oldum, yaktım kendimi. İçimde bin yangınla çıktım yola. Sevgilime şiirler yazmak, şarkılar bestelemek, türküler yakmak en büyük ibadetimdi. Kavuşmak ise en inanılmaz hayalim.<br />
Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş.<br />
Aşk olmasa iki gözüm, içimde biriktirdiğim bu yangın olmasa, dolmasa iliklerime aşkın hasreti, bu yangın yüreğimi sarmasa, avuçlarımı yakmasa bu ateş, akar mı damarlarımdaki kan! Bir gün kavuşmak hayali olmasa, nasıl dayanılır bu yaşama, bu kimsesizliğe, bu gurbete, bu hasrete iki gözüm, nasıl?</p>
<p>İki Gözüm<br />
Dokunma iki gözüm<br />
sorma<br />
ben kimim, adım ne, nereden geldim<br />
kim açtı bu kahrolası çukuru yüreğimde<br />
kimi sevdim, kime özlemim<br />
kaç yıl sevda doldu iliklerime<br />
kaç yıl eksildim.<br />
tut ki, bir pınarım suyu kesik<br />
akamadım nazlı nehirlere tut ki<br />
tut ki susturulmuş binlerce türkü<br />
bastırılmış binlerce acıyım<br />
baştanbaşa aşk ve ateş<br />
say ki, küle gömülmüş bir sevdadan<br />
düşleri islenmiş bir gecenin acısı damlıyor içime<br />
hasreti yaraya dönmüş bir ayrılığın sancısı<br />
uzun bir zaman evel<br />
toplayıp suskularımı yüreğimden denizlere fırlattım<br />
yalnız balıklar görsün<br />
yalnız balıklar öpsün diye gözyaşlarımı<br />
sorma ben kimim, yaşım kaç, adım ne<br />
nasıl düştüm bu kahrolası kaldırım taşlarına<br />
hangi anılar, acılar, ihanetler geçti üzerimden<br />
düşlerime hüzünler el koydu<br />
deli rüzgarların öfkesinde savruldu bahçelerim<br />
güllerim bir ihanetin girdabında kavruldu<br />
bütün sevdiklerimden ayrıyım şimdi<br />
bütün sevenlerım kırgın<br />
iflah olmam ben iki gözüm, iflah olmam<br />
düşmüş içime bir kez bu sevda<br />
bağışlamasin beni artık hiç bir hatıra<br />
tut ki, incinmiş bir gülüşüm<br />
gecikmiş bir düş<br />
bir ateşin çemberinde<br />
yarım kalmış sevinçler kanayan<br />
tut ki, kar altında sevincim<br />
bütün mevsimlere küsüm<br />
kanadı kırık bir serçeyim tut ki<br />
dağlarda koparılmış kınalı bir çiçek<br />
ateşin zulmünü gördüm<br />
suyun ihanetini<br />
baştanbaşa aşk<br />
baştanbaşa hasret<br />
susturulmuş<br />
milyonlarca türküyüm<br />
gerisini ne sen sor ne ben söyleyim<br />
dokunma iki gözüm<br />
sorma<br />
ben kimim, adım ne, nereden geldim<br />
yaşamak neyin karşılığıdır, ölmek neyin<br />
nasıl unutulur ölümsüz bir aşkın hazin öyküsü<br />
kaç mevsim ardından gözlerimi bırakıp gitti<br />
bir sarı çiçek<br />
bir sarmaşık belki<br />
çözer dilini yüreğimin<br />
upuzun yolların düğümlediği<br />
ihanetlerin kilitlediği&#8230;.<br />
<strong><br />
Nuri CAN<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/iki-gozum-t1439.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pul Olduk Gözü Yaşlı Mektuplara</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/pul-olduk-gozu-yasli-mektuplara-t1433.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/pul-olduk-gozu-yasli-mektuplara-t1433.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 17:49:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Can]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=463</guid>
		<description><![CDATA[Omuzuna tahta bavulu alıp giden her yolcuya biz ağladık, gelen her yolcuya biz sevindik. Pul olduk gözü yaşlı mektuplara, selam olduk, kuş olduk, uçtuk sılaya yol bilmeden, dil bilmeden. Kaybolduk tanımadığımız ormanlarda&#8230; Yetmeyecek azıklar aldık yanımıza, dönmemek üzere giderken uzak ülkelere; kederi ve hüznü ardımızda bıraktıklarımızın yüzüne işledik… Yol olduk sustuk, kul olduk pustuk ekmeğimiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Omuzuna tahta bavulu alıp giden her yolcuya biz ağladık, gelen her yolcuya biz sevindik. Pul olduk gözü yaşlı mektuplara, selam olduk, kuş olduk, uçtuk sılaya yol bilmeden, dil bilmeden. Kaybolduk tanımadığımız ormanlarda&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yetmeyecek azıklar aldık yanımıza, dönmemek üzere giderken uzak ülkelere; kederi ve hüznü ardımızda bıraktıklarımızın yüzüne işledik… Yol olduk sustuk, kul olduk pustuk ekmeğimiz uğruna; kanı beş para etmezlere eyvallah dedik&#8230;<br />
Gelip geçti üstümüze ihanetler, gelip geçti üstümüzde acılar… Giderken ardımızda örtmeyi unuttuğumuz her kapı kimsesizlige doğrulan bir acı olup içimize battı kırıkları…</p>
<p style="text-align: justify;">Üstü karalanan yazılar gibi kaldık hayatın hatıra defterinde. Büyüdükçe büyüdü içimizdeki uçurumlar. Sustukça, gözyaşları düştü yureğimizin üstüne, acıdan haritalar çizildi yüzümüze, kimse ağlamadı bize!.. Anladık ki, her giden kendine gidiyor; her gelen kendine, her ağlayan kendine ağlıyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes göçün almış gider sılaya<br />
Hasretle dağlanmak bizlere düştü<br />
Eller leylasını almış koynuna<br />
Çöllere sığınmak bizlere düştü</p>
<p style="text-align: justify;">Hasret uzadıkça ömür kısaldı<br />
Yıllardır gözümüz yollarda kaldı<br />
Herkes sevdiğini koynuna aldı<br />
Kahredip ağlamak bizlere düştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Her aksam bir türküde kanarsa içimiz , her gece bir başka acı gelip bıçak gibi saplanırsa kalbimize; çığ gibi büyürse kederimiz, çığ gibi büyürse yalnızlığımız. Artık ne teselli edebilir ki bizi…</p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman “ Dumanlı dumanlı oy bizim eller” türküsü çalsa radyoda yureğimiz kanar; gözlerimiz duman duman olur dökülür deryalara. İçimiz, dışımız sıla olur, dağ taş sılayla dolar. Hasret ve efkarın karışımını taşıyamaz olur canımız. Çözülür dizlerimizin bağı, olduğumuz yere yıkılır kalırız… Gelir bir dost selamı uzaklardan konar göğsümüze, açmaya hazır güllerle , karanfillerle… O zaman ölürüz işte, o zaman ölürüz….</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nuri CAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/pul-olduk-gozu-yasli-mektuplara-t1433.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonbahar Rüzgarları</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/sonbahar-ruzgarlari-t1414.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/sonbahar-ruzgarlari-t1414.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 16:12:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Can]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=316</guid>
		<description><![CDATA[Sonbahar Rüzgarları Ne zaman sonbahar gelse, sarı sarı yapraklar düşse dalından ve sürüklense rüzgarın önünde bir yaprak. Ne kadar ısıtırsa ısıtsın dağları, ovaları güneş; ne kadar sıcak ve parlak olursa olsun gökyüzü, üşürüm, ürperirim içimden!.. Üstüme üstüme yürür hüzünlü güz günleri&#8230; Bilirim ki, acılardır yüreğimde yankılanan ve içimdeki sevdadır acı veren her andığımda yurdumu. Şimdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Sonbahar Rüzgarları<br />
Ne zaman sonbahar gelse, sarı sarı yapraklar düşse dalından ve sürüklense rüzgarın önünde bir yaprak. Ne kadar ısıtırsa ısıtsın dağları, ovaları güneş; ne kadar sıcak ve parlak olursa olsun gökyüzü, üşürüm, ürperirim içimden!.. Üstüme üstüme yürür hüzünlü güz günleri&#8230;<br />
Bilirim ki, acılardır yüreğimde yankılanan ve içimdeki sevdadır acı veren her andığımda yurdumu. Şimdi her zamankinden daha yorgun ve çaresizim. Her zamankinden daha çok muhtacım sana anlıyor musun? Özlemin içimde ateş olup yaksa da, vucudum buzlar içindeymiş gibi titriyorum!.. Dışarıda kırk derece sıcak var, insanlar serinlemek için habire sulara koşuyor ama ben kar altındaymışım gibi titriyorum, üşüyorum. Anlıyorum ki, beni hiç bir şey ısıtamayacak senin kollarından ve sıcak sevginden başka&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman sonbahar gelse, dağ doruklarında insanın içini ürperten rüzgarların uğultusunda hayatın bana küs ıslığını duyarım!&#8230; İçime dalga dalga yayılır yokluğun, rüzgarda dalları kırılmış bir ağacın hüznü gibi suskun dururum. Bedenim sızlar, yüreğim titrer&#8230; Anlatamam kimseye yüreğimden geçenleri&#8230; Kendini anlatamamak ne kadar da acıdır bilir misin? En çok da ona yanar yıkılır insan&#8230; Kim bilebilirki, ben bütün acı çekenlerin yazgısıyım, bütün kimsesizlerin dostu, bütün yalnızların yoldaşıyım&#8230; Yüreklerdeki sarı sonbahar; Gözlerdeki yeşilin ardına gizlenmiş hüzünlü güz günüyüm&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatımız ki, bir damla aşk iksiri kırık kadehlerde yudumladığımız, bir damla su; Bir tutam şiir, volkanlar kadar dağlayıcı ve kor!&#8230; Şimdi yüreğimin en derinlerinden kopup gelen sınırsız bir sevgi seliyle sana gelmeyi, yüreğinin en sıcak yerine sığınıp kaybolmayı ne kadar çok istiyorum. Ne kadar istiyorum gözbebeklerindeki kıvılcımların titreşimlerinden bir aşk türküsü gibi çakıp ve anlamsız yaşadığım bu hayattan kurtulup, yeniden bulmayı kendimi gözlerinde&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman güz günleri gelse sararır yeşeren umutlarım!&#8230; Hoyrat rüzgarlarla savrulur dallarım, bir yağrağımı daha kaybederim ömrümün sevgi çınarından&#8230;<br />
Ömrüm gizli bir yara da olsa yüreğimde ve savrulan bir sonbahar yaprağına da yazılı olsa adım; Ben yine de mehtabın kollarında yeniyetme sevdalar tomurcuklanırken bahara, sarmalıydım seni; Dingin derin ırmaklar akarken hasrete, bütün yalnızlıkları yıkmalıydım gözlerinin içine baktığımda. Tuttuğumda yumuşacık beyaz ellerini, unutmalıydım bütün acılarımı!.. Kadehlerde aşk iksiri yudumlanırken doya doya içmeliydim dudaklarını.. Bütün karanfiller güller solmalıydı bahçelerde, yüreğimizde tomurcuk tomurcuk sevda açarken!&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi gecenin geç bir vakti. Sicim gibi yağmur yağıyor kaldırımlara, yağmurdan kaçıp herkesin evine sığındığı bir saatte, ben evden çıkıp, sahipsiz bir sokak kedisi gibi sırılsıklam boş kalan sokaklarda dolaşıyorum avare avare. Gecenin zifiri karanlığı üstüme üstüme geliyor, şimşekler çakıyor, boşanırcasına ağlıyor gökyüzü ama yağan yağmurlar yüreğimin yangınını söndüremiyor.. Denizler nehirler de ağlıyor, ben ağlıyorum, inadına sokaklara boşanıyor gözlerim. Gözyaşlarım sağanak sağanak karışıp gidiyor sulara.. Ellerim üşüyor, üşüyen ellerimi alıp yanan yüreğimin üstüne bastırıyorum. Dinmiyor küçülmüyor acım&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Fırtınalı bir gecenin kör karanlığında bir başına ıpıssız sokaklarda yürümek ne kadar zordur. Hele tutunacak bir dalı kalmamışsa insanın bu dünyada ve gidilecek bir yeri de yoksa. Hayatın anlamsız girdabında debelenmek, anlamsızlığın boşluğunda kalakalmak, bir başka ölümdür aslında insan için.</p>
<p style="text-align: justify;">Her sonbahar geldiğinde ben ayrılıkları yaşarım. Elvedaları, yalnızlıkları, özlemleri, solgun kırık beklemeleri; Bir de adı konmayan iç çekişleri, korkuları, uzak ve dalgın bakışları akan sulara, hıçkırıkları&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ve yüreği buğulu sevdalı aşıkları düşünürüm her sonbahar geldiğinde. Pişmanlıkları, kalpte gizli kalan sırları ve kalpte gizli kalıp bir ömür kanayan yaraları, suskunlukları, ayrılıkları, sınırları, gurbet de ölüp gidenleri &#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman sonbahar gelse unuturum içimdeki mavinin çağrışımını, beyazın ışığını, baştan aşağı acıya keser bedenim. Gülmeyi unuturum ne kadar zorlarsam zorlayayım kendimi, gülemem. Anlarımki, benim yüreğimde ağlıyor gözlerimle beraber&#8230; Şu uzak diyarlarda hüzün ve acı sızı sızı dokunuyor gönlümün en derin gergefine. Karanlık bir dehlizde yolunu bulmaya çalışan şaşkın bir yolcuyum sanki. İçimdeki deli rüzgarlar alıp buralardan çok uzaklara götürüyor beni. Çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği kıyılara savuruyor ruhumdaki özlemleri&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatımın inciten, acıtan yanını sığdıramıyorum hiç bir coğrafyaya. Bilincimi kaybetmek istiyorum, hatırlamamak geçmişimi ve unutmak bütün ihanetleri. Üşümek ve düşmek istiyorum derin bir uçurumun kenarından. Ölüm etrafımda durmadan dans ediyor biliyorum. Bir gün hiç beklenmedik bir yerde vuracak beni. Korkmuyorum, ölüm kıyafetimi giyiyorum hergün üstüme. Hayallerimin düştüğü yerde düşeceğim. Gözlerimde fer, dizlerimde derman kalmayacak. Vurgun yemiş dallar gibi düşeceğim yerlere, bir daha hiç kalkmayacağım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nuri CAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/sonbahar-ruzgarlari-t1414.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

