<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; ölüm</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/etiket/olum/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Yalnız Ölümler</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yalniz-olumler-t1411.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yalniz-olumler-t1411.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 07:07:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Türker Alkan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=313</guid>
		<description><![CDATA[YALNIZ ÖLÜMLER İki ölüm haberi çarpıcıydı. Birincisi binlerce yıl önce birbirine sarılıp ölen bir kadınla erkeğin fotoğrafı. Sevgililer Günü mesajı gibi bir şeydi. İkincisi, Amerika&#8217;nın Long Island kentinde yaşayan 70 yaşında bir adamın ölümü. Vincenzo bir yıl önce televizyon izlerken ölüvermiş. Elinde kumandayla öyle kalakalmış. Bir yıl geçmiş. Vincenzo&#8217;yu geçenlerde buldular. Televizyon hâlâ çalışıyor, Vincenzo [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">YALNIZ ÖLÜMLER<br />
İki ölüm haberi çarpıcıydı. Birincisi binlerce yıl önce birbirine sarılıp ölen bir kadınla erkeğin fotoğrafı. Sevgililer Günü mesajı gibi bir şeydi.<br />
İkincisi, Amerika&#8217;nın Long Island kentinde yaşayan 70 yaşında bir adamın ölümü. Vincenzo bir yıl önce televizyon izlerken ölüvermiş. Elinde kumandayla öyle kalakalmış. Bir yıl geçmiş. Vincenzo&#8217;yu geçenlerde buldular. Televizyon hâlâ çalışıyor, Vincenzo donuk gözlerle televizyona bakıyor.<br />
Bir yıldır ne arayan olmuş ne soran. Komşuları da Vincenzo&#8217;nun yokluğunu farkına varmamış. Ne çoluk çocuk, ne akraba, ne eş dost, kimse kapısını çalmamış. Vincenzo&#8217;yu, halkı soğuğa karşı uyarmak için ev ev dolaşan belediye çalışanları bulmuş, merak eden bir dostu değil.<br />
Bu iki ölüm binlerce yıllık terakkinin bir özeti miydi, diye sormadan edemiyor insan. İnsan ölümde bile yalnız olmamalı. Yunus değil miydi şunları söyleyen: &#8220;Bir garip ölmüş diyeler/Üç gün sonra duyalar/Soğuk su ile yuğalar/Şöyle garip bencileyin.&#8221;<br />
Eskiden üç günmüş sınır, şimdi bir yıla çıkmış belli ki. Bir ara Amerika&#8217;da bu yalnız ölümlere pratik bir çare bulunmuştu. Yalnız<br />
ölmek istemeyenleri avutacak, elinden tutacak, ölüme karşı yüreklendirecek elemanları kiralamak mümkündü. Tabii makul bir ücret karşılığında! Eğer paranız varsa, kapitalizmde her derde bir deva buluyorlar işte.<br />
Eski toplumlardan bazılarında daha da köklü çözümler vardı. Ölen kişi varlıklı ve soylu bir erkekse, mezarına yiyecek, giyecek, at, altın koydukları gibi, ölen hatırlı kişinin cariyelerini veya karılarını da mezara koyarlardı! Diri diri! Bu eşlerin ve cariyelerin &#8216;Aman efendimiz ölmesin&#8217; diye neden o kadar çırpındıklarını anlamak mümkün.<br />
Ölümü güzelleştirmeye çalışanları da gördük: &#8220;Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde/Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter/Ve serin serviler altında kalan kabrinde/Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.&#8221;<br />
&#8220;Bir namazlık saltanatın olacak taht misali o musalla taşında&#8221; diye bizi avutmaya çalışanları da gördük. &#8220;Kapımı çalıp durma ölüm, ben<br />
ölecek adam değilim!&#8221; diye meydan okuyanlar da vardı. Ya da endişe: &#8220;Ölüm kapımda kişner bir at oldu nihayet.&#8221;<br />
Ama en kötüsü yalnız ölüm olmalı. Kemalettin Kamu&#8217;nun &#8220;Yıllardır ki bir kılıcım kapalı kında/Kimsesizlik dört yanımda bir duvar gibi/Mustaribim bu duvarın dış tarafında/Şefkatine inandığım biri<br />
var gibi/Sanırım saçlarımı okşuyor bir el/Kımıldamak istemiyor göz kapaklarım/Yan odadan bir ses diyor gibi &#8216;gel&#8217;/Ve hakikat<br />
bırakıyor hülyamı yarım/ Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın/Kulaklarım komşuların ayak sesinde/Varsın gene bir yudum su veren olmasın/Başucumda biri bana &#8216;su yok&#8217; desin de.&#8221;<br />
İnsan öldüğü zaman kimse farkına varmıyorsa, o hayatı yaşamanın bir anlamı kalıyor mu, bilmem. Belki yalnızlık Tanrı&#8217;ya bile mahsus değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">İNSANLARI NEDEN YARATTI SANIYORSUNUZ?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TÜRKER ALKAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yalniz-olumler-t1411.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölümcül Kimlikler</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/olumcul-kimlikler-t1408.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/olumcul-kimlikler-t1408.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 07:03:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Amin Maalouf]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=310</guid>
		<description><![CDATA[&#8230;İşte bu yaklaşım içinde önce &#8220;&#8221;birilerine&#8221;" şöyle demek isterdim:&#8221;"Geldiğiniz ülkenin kültürüyle ne kadar yakınlaşırsanız, kendi kültürünüzü de ona o kadar yakınlaştırırsınız.&#8221;"Sonra da &#8220;&#8221;diğerlerine&#8221;" şunları söylerdim:&#8221;"Bir göçmen kendi kültürünün saygı gördüğünü ne kadar hissederse, geldiği ülke kültürüne de o kadar açılacaktır&#8221;" &#8230;Başlangıcından bu yana İslam tarihi üzerine on koca cilt okuyabilirsiniz, Cezayir’de olanlardan hiçbir şey anlayamazsınız. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">&#8230;İşte bu yaklaşım içinde önce &#8220;&#8221;birilerine&#8221;" şöyle demek isterdim:&#8221;"Geldiğiniz ülkenin kültürüyle ne kadar yakınlaşırsanız, kendi kültürünüzü de ona o kadar yakınlaştırırsınız.&#8221;"Sonra da &#8220;&#8221;diğerlerine&#8221;" şunları söylerdim:&#8221;"Bir göçmen kendi kültürünün saygı gördüğünü ne kadar hissederse, geldiği ülke kültürüne de o kadar açılacaktır&#8221;"</p>
<p style="text-align: justify;">&#8230;Başlangıcından bu yana İslam tarihi üzerine on koca cilt okuyabilirsiniz, Cezayir’de olanlardan hiçbir şey anlayamazsınız. Sömürgecilik ve sömürgeciliğin sona ermesi hakkında otuz sayfa okuyun,çok daha fazlasını anlarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8230;Saldırıya uğramışlık zihniyeti içinde kapanıp kalmak, kurban için saldırının kendisinden de yıkıcıdır. Üstelik bu, bireyler için olduğu kadar toplumlar için de geçerlidir.ıçine kapanır,etrafına barikatlar yığar,kendini her şeyden korur,içine atar,aramaktan vazgeçer,ilerlemekten vazgeçer,gelecekten,şimdiki zamandan ve ötekinden korkar.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8230;Bir oylamanın anlamlı olabilmesi içinse özgür ifade sayılabilecek tek şey olan görüş oyunun; otomatik oyun,etnik oyun,fanatik oyun,kimlik oyunun yerini alması gerekir.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Amin Maalouf</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/olumcul-kimlikler-t1408.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölümün Arkasından Konuşmak</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/olumun-arkasindan-konusmak-t1395.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/olumun-arkasindan-konusmak-t1395.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 06:40:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Ayhan]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=301</guid>
		<description><![CDATA[Bilirsiniz ya da bilmezsiniz, öz çocuklarını boğduğu için herhalde, görkemli olduğu söylenen geçmiş, hele bir imparatorluksa, içinde taşıdığı hüsnü kuruntuyu, gerçekte sevmekten, güzel uzunken kırpılmış kısa kirpikli sanata büründürerek, bir tarikat anlaşmazlığından Nusaybin’e, bir tahttan indirilerek Selanik’e, bir eprimekten İskenderiye’ye sürgünlere gönderilmiş, kafası ipek kılıçla kesilmiş, tuğraları alçılarla örtülmüş, çocuk paşaların ilk kaymaktabağı Kanunu esasileri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bilirsiniz ya da bilmezsiniz, öz çocuklarını boğduğu için herhalde, görkemli olduğu söylenen geçmiş, hele bir imparatorluksa, içinde taşıdığı hüsnü kuruntuyu, gerçekte sevmekten, güzel uzunken kırpılmış kısa kirpikli sanata büründürerek, bir tarikat anlaşmazlığından Nusaybin’e, bir tahttan indirilerek Selanik’e, bir eprimekten İskenderiye’ye sürgünlere gönderilmiş, kafası ipek kılıçla kesilmiş, tuğraları alçılarla örtülmüş, çocuk paşaların ilk kaymaktabağı Kanunu esasileri hamamname olarak kütüphanelere, Serez’den çinkolanmış sandukada taşınmış bir ermiş kemik olarak değil de, Yedikule zindanlarından getirtilmiş iskelet olarak hazirelere, pejmürde bir feylesofun Gelibolu’da Hamza koyunda ciğerlerine çektiği nefes olarak zaviyelere, kimi sayfaları şehzadelerce koparılıp atılmış surnameler olarak saraylara, yanına bir ibrik bir seccade bir Muhammediye almasına göz yumulan bir kalebent olarak hisarlara kapatılmış olsa bile, cumhuriyetlerin, kendisinden sonraki tarihsel ulamların, basamakların, süreçlerin peşini bırakmaz. Aylığını aldırmak için mührünü gönderir. Pişkindir. Ne hacıyatmazdır. Ben senin atalığın değil miyim? Aslını inkâr eden haramzadedir! güftesini, artık kullanılmayan bir makamda, sahibinin sesi plaklara okur ve aynı marka fonograftan, borunun ağzına kulağını vererek dinler. Sebah’da resim çektirir. Nesnel bir olgudur bu. Çünkü, ölümünden sonra da toplumsal köklersiz, birçok insan yüzyılı yaşayabilen tek yaratış sanattır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, bugünlerde de, cumhuriyete, kentimize bir köçek gönderilmiştir: Geleneksel sanatlar. Mollaların lakırdısıdır. Hal ve gidişine, her anlamdaki evde kalmışlıklarını yüzlerine vurduğu için, sıfır verdikleri çağdaş sanatlara, özellikle şiire karşı çıkışlarının, insanı bir ömür boyu güldürecek önerileridir, ki, ilk elde eytişimsel değişme aykırıdır, bu söz her dile çevrilebilir de onların diline çevrilemez, sonra da, zayıf akıl erdirmelerinin, orta irfanlarının tescilidir ve kalplerinin küt faşizm küt infiratçılık attığının. Dangalaklar kafalarının kayıtlarını yanık saraylara yaptırmaya alışmışlardır. Bildiğimiz kuraldır, sanatları imgelemsiz, açılımsız, köksüz kimesneler, kırkından sonra böyle bir kök aramaya kalkışırlar, meyan kökü, hazırlayın! ben de geliyorum! Bütün gençliklerini boşa akıtmışlardır, toprağa çünkü. Siyasal komşular, toplumsal arkadaşlar ve üretim ilişkileri değişmedi mi yoksa hiç? ipek böceği yetiştiricileri nerede? ya dut ağaçları? haziranda vuruluncaya tutuklanıncaya işkence edilinceye kadar, gece vardiyalarında çalışmıyorlar mıydı onlar? ha? yapay ipek fabrikalarında.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz dragomanların cumhuriyetinden de öte, bir yetkinliğe doğru, temelin getireceği düzayak tertemiz çivit badanalı avadanlıklı bir cumhuriyete çalışırken, bu sefineye de ne oluyor? İç ve dış talanın tezgâhlarında denize indirilmiş Yorikke! İki başlı bir dizgenin zurnası ananevi sanat! İmparatorluğun mehri müeccelini vermemiş miyiz yoksa? Nesnel olguya nesnel karşılık şudur: Her delikanlı cumhuriyet -bundan gönenmeliyizdir- yaşıtı kızlarla çağdaşı arkadaşlarıyla meşrebine göre düşüp kalkacaktır, gerekirse kılıç kında yakalanacaktır. Cumhuriyetin en korkunç günahları dahi imparatorluğu ilgilendirmez. Halkın, bütün imparatorluk boyunca, yüzyıllar dokuduğu özelliklerinden başlıcası, eksendeki birisi ya da, devletten hoşlanmaması, binlerce mezraaya kaçmasıdır; bu olgunun tersini siz kime yutturursunuz. Çok sonraları, Batılılaşalım gülelim eğlenelimcileri; sonucu kendileri hazırladıkları halde, şaşırtan şey, halkı devleti kendisine en az hissettirebilecek düşmanlarıyla bile işbirliğine iten neden bu değil midir? biraz bir yanıyla da, katlanarak.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanların hukukunda baba oğulu red edebiliyorsa, oğul da babayı red edecektir. Hem emlak sahibi aportlar, hem tımar sahibi kıtmirler, gidip uzak çevrelerini dolaşırlarsa, halkın, oğulların babalarını kendi elleriyle yıkayıp gömdüklerini göreceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumun tutucu güdülerini beslemek üzre, zihinsel gevşeklikleri yüzünden, kendilerini ilerici uçlardanmış sayarak şıpşak ihanetin yeni nitelendirilmesi olan sınıf değiştirmek eğilimini, belki de eğsinimini, böğürlerinde taşıyarak, sahhaflarda, “Eski harflerle kalb ağrısı var mı?” diye aranan, bir ayakları çıkarlarının ve pis ölümlerinin çukurundaki ihtiyarlar gençlere böyle tafra satmak isterler. Sorun, eskidir kardeşler, yeni hiç değildir, Ömer Lütfü Barkan filan okunduktan sonra başlamamıştır. Asıl Tanzimat’ın ilanından bu yana, kalemefendileri arasında tartışılır olmuştur. Eshabı mesalih bitsin bekler, Reşit Paşa küçük müydü? büyük müydü? uzun açık görüşmeleri, Hacivat’la Karagöz’ün kavgası, iki beylerbeyinin ağız dalaşı, Rumeli ve Anadolu. Evet, ferman Gülhane kahvehanesinde Hacivatca okunurken, Karagöz aznif oynamayı kesmemiştir. Peki, öteki kıraathaneler açılırken, amuda kalkmayı genelgeçer değerleri ters çevirmek sayıp, karşısında görünme numaralarını sürdürenleri, bir zaman atlamasıyla, o günlere götürdüğümüzde hamamda külhanda çalışmışlıklarını gizleyen Alili Kemal olarak bulmaz mıyız sanıyorsunuz. Anadolu’da her yeni düşünce, geç, erken, vaktinin hoşgörüsüne göre konumu ne olursa olsun, ilk bir on yıl, çeyrek yüzyıl, her neyse işte o kadar, gâvurluktur. Ama siz merak etmeyin hiç, bekleyin, sonra hemen ulusallaşır, yabanlığı yabancılığı unutulur, bir vasi ve rahim topraktır bu, gelenekler içinde asık suratlı kazıklı rüşvetli yerini alır, kosavalılığı, manastırlılığı unutulur gider, şecere hiç akla gelmeden kullanılır,.iskele, çeşme, sokak, okul vs. adı olur. İtler kente gidicek Farsca ürürmüş eskiden, şimdi hem İngilizce hem Osmanlıca ürüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu topraklarda, Çatalhöyük’den, başkent Sirkeci’ye kadar, iyi sanat, çağdaş sanatlar, biçimi değişir özü değişmez bir ilke gereğince, bütün geçmiş değerlere, değerse, gizli göndermelerini, onlardan açık alıntılarını zaten yapıyordur. Körler köyünde oturanlar, yanlış Batı kulüplerine karşı, Doğu tekkeleri kurmak, çileden geçmeden postnişin olmak kestirmelerini düşlemeleri nedeniyle, çağdaşlarını okuyamamışlardır ve bütün sol kolları kesiktir. Hoşgörüsüzlüğün takma adı olan hoşgörünün her çağdaki her toplumdaki dikenli sınırını, işte bu kimesneler çizerler, biz bu sınırın herhalükârda aşılması ve zorlanmasından yanayızdır, her iki kesim ve uç için.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bütünlenmiş bir sürecin bir daha yeniden diriltilebildiği görülmüş müdür? Tedavülden çekilmiş paralara bakırcılarda dahi raslanmıyor. Bir üretim ilişkileri bütününün bir parçası divandı sedirdi diyerek, bitmiş bir aşkın göğsünden koparılabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, açıl Doğu açıl! Doğu açılsın, Doğu açılacak elbette. Ama yeni bir Akdenizli der ki, hem yeni ayana, hem yeni divanilere, Doğuya doğru fazla giden, coğrafya yüzünden, Batıya düşer. Tersi de geçerlidir bunun.</p>
<p style="text-align: justify;">İster Hacivat’ın, ister Karagöz’ün olsun, ölü bir altyapıya dayandığı için, birbirinin tersi olmaktan öte, bir anlamı, karşıtların çatışması olmayan bu düşünceler, topraklarda, halkın arasında, bir halife, bir oğul bırakmayacaktır, bırakmıyor. Halk kendi sürecini kendi yaratmak üzere ırmak ağızlarında toplanmaya başlamıştır, deltalarda yatıyor çoluk çocuk. Şairler de şiirlerin denizlere döküldükleri bu yerlerde, ayakta. Irmaklar tersine akıtıldığı sabah, ayaklar baş olacak, başlar ayak, hangi kaynaklara gidileceğini biliyor halk.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak rûmun şuarası ölümün arkasından konuşur!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ece AYHAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/olumun-arkasindan-konusmak-t1395.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

