<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Şevket Süreyya Aydemir</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/etiket/sevket-sureyya-aydemir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>İnkilap ve Kadro</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-inkilap-ve-kadro.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-inkilap-ve-kadro.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2009 21:28:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şevket Süreyya Aydemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=804</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN YAZARI: Şevket Süreyya AYDEMİR KİTABIN YAYIM MAKSADI: Birinci Dünya Savaşı ile başlayan Milli Kurtuluş Hareketleri sürecini ve bu hareketlerin Türkiye Cumhuriyeti’ndeki yansıması ile dünya toplumlarına örnek oluşturmasını incelemek. KİTABIN ÖZETİ: BİRİNCİ BÖLÜM: BİR USUL MESELESİ Bir toplum felsefesi ve milli kurtuluş hareketleri açısından yaklaşınca, insan doğasının teknik sayesinde toplumla arasındaki bağ ortaya çıkmıştır. Ekonomik, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>KİTABIN     YAZARI:</strong> Şevket Süreyya AYDEMİR</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>KİTABIN     YAYIM MAKSADI:</strong> Birinci Dünya Savaşı ile başlayan Milli Kurtuluş Hareketleri sürecini ve bu hareketlerin Türkiye Cumhuriyeti’ndeki yansıması ile dünya toplumlarına örnek oluşturmasını incelemek.      <strong>KİTABIN ÖZETİ:</strong></p>
<div style="text-align: justify;">BİRİNCİ BÖLÜM: BİR USUL MESELESİ</div>
<p style="text-align: justify;">Bir toplum felsefesi ve milli kurtuluş hareketleri açısından yaklaşınca, insan doğasının teknik sayesinde toplumla arasındaki bağ ortaya çıkmıştır. Ekonomik, dini, ahlaki, hukuki, ideolojik gelişim hep teknik sayesinde sağlanır. Teknik eşit dağıtılmış olsaydı, büyük ihtimalle sanayi de eşit dağılmış olacak ve çelişme ile çatışmalar olmayacaktı. Sonuçta da, milli kurtuluş hareketleri ortaya çıkmayacaktı.Milli kurtuluş hareketlerinin temelinde, emperyalist ülkelerle sanayiden yoksun ülkeler arasındaki çatışma ve toplum içindeki sınıflaşmalar yatmaktadır. Bu ortamda ve çelişmelerde, Türk İnkılabı’ nın aynı çatışmalar ve savlar ile oluştuğu gözlenmiştir.</p>
<div style="text-align: justify;">İKİNCİ BÖLÜM: DÜNYA İKTİSAT BUHRANI İÇİNDE BUGÜNKÜ TÜRKİYE</div>
<p style="text-align: justify;">Daha önce bahsedilmiş olan, inkılap ortamını zorlaştıran temel sorun olarak iktisadi buhran gösterilebilir. Bu buhranın nedeni, aslında üretim ve tüketim dengesizliğidir. Bunun sonucunda da bir düzen sarsıntısı ile otarşi ortaya çıkar. Türkiye Cumhuriyeti de tüm ülkeler gibi bu yeni sisteme alışmalıdır. Sistem içinde, belli faktörler kendini göstermiştir. Bunlar, Sovyetler Birliği faktörleri ve iktisadi bütünleşmedir. Bu faktörler, eski ekonomik düzenden farklı ve eşitliğe dayalı bir sistemi öngörerek, başkaldırı olarak ortaya çıkmışlardır.</p>
<div style="text-align: justify;">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: İNKILAP</div>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti, yaşayan ve daima ilerleyen bir inkılap içindedir. Elbette ki tüm inkılaplar gibi, gerekirse cebir ve zora başvurarak kendisine karşı olan gerici isyanları ortadan kaldıracaktır. Ancak, böyle yaparsa inkılabın devamı sağlanır.</p>
<div style="text-align: justify;">DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: İNKILABIMIZIN İDEOLOJİSİ</div>
<p style="text-align: justify;">Elbette ki her inkılap gibi Türk İnkılabı da bir fikrin ürünüdür. Bu fikrin oluşmasındaki fark &#8211; diğer inkılaplardan farklı olarak &#8211; kendi yapısı içinde batıdan farklı gelişmiştir. Her şeyden önce, bir sınıf çatışması yoktu; ahlaki çöküntülere karşı idi ve özgür, eşit haklar kavramına dayalıydı. Burada Türk İnkılabını, diğer sömürülen devletlere karşı tarihi bir misyon yüklüyordu.</p>
<div style="text-align: justify;">BEŞİNCİ BÖLÜM: TÜRK İNKILABININ ÇAĞIN AKIŞINDAKİ YERİ</div>
<p style="text-align: justify;">İnkılabımız, tarihin içinde belli yönleriyle farkını belli ederek ortaya çıkmıştır. Bu yönleri ele aldığımızda, dünya toplumlarına örnek olma sebepleri ortaya çıkar. Bu sebeplerin ilki, sömürgeciliği reddeden keyfiyet değişikliğidir. Kapitalizm kendi kendini yok ederken, oluşturduğu köleci sisteme hemen hemen ilk isyan olarak ortaya çıkan Türk İnkılabı, diğer sömürgelere örnek teşkil etmiştir.</p>
<div style="text-align: justify;">ALTINCI BÖLÜM: MİLLİ KURTULUŞ HAREKETLERİNİ ANLAYIŞ</div>
<p style="text-align: justify;">Batı kapitalistleri, sömürgeciliği kendi açılarından uygarlaştırma olarak görürken, sosyalistler de olayı bir propaganda olarak ele aldılar. Birinci Dünya Savaşı sonrasında verilen vaatlere rağmen, gerek Batılılar gerekse yeni oluşan S.S.C.B., özgürlüğe hep kendi yorumları ile yaklaştılar ve söylevlerine rağmen kimseye özgürlük hakkı vermediler.</p>
<div style="text-align: justify;">YEDİNCİ BÖLÜM: MİLLİ KURTULUŞ HAREKETLERİ ARASINDA TÜRKİYE</div>
<p style="text-align: justify;">Her şeyden önce aydın kavramı, dünyadaki kavramdan farklı olarak ortaya çıkmıştır Türk aydınında bu fark, emperyalist sisteme karşı farklı fikirler sunmalarıydı. Kan bedeli ödeyerek elde edilen bağımsızlık, örnek devlet niteliğini gerek ülke içinde, gerek dünya toplumlarına yaygınlaştırma görevini üstlenerek, dünyadaki milli kurtuluş hareketleri içinde Türk İnkılabı’nı hak ettiği yere getirmesini sağlamıştır. Kayıtsız şartsız bağımsızlık anlayışı ile dünyaya önder milli bir kurtuluş hareketi oluşturulmuştur.</p>
<div style="text-align: justify;">SEKİZİNCİ BÖLÜM: İNKILAP KAVRAMI</div>
<p style="text-align: justify;">İnkılap kavramını ele aldığımızda öncelikle, isyan ve kaos yaklaşımları ortaya çıkar. Ancak tarih, inkılabın ne sadece isyan ne de sadece kaos olmadığını göstermiştir. Amacında siyasi iktidar olan inkılap, cebri müdahale ve aksiyonu düzenli bir isyandı. Bizim inkılabımızın hareket noktasında yatan da, bir çelişmedir. Bu çelişme dışa karşı milli kurtuluş hareketi ile, içe karşı ise T.B.M.M. olarak patlamıştır. Her inkılap gibi bizim inkılabımızın oluşum şartlarına da, geniş bir bakış açısı ve evrensel yaklaşım şarttır. Bu yaklaşım ile , belki yıllardır cevapsız kalan ‘ inkılap nerede başlar ve nerede biter? ’sorusuna yanıt bulabiliriz.<br />
Milli kurtuluş hareketi içindeki devletlerin sorunları, kesinlikle gelişmiş ülkelerden farklıdır. Çünkü bu ülkelerdeki amaç sömürü değil, kendi tekniklerini geliştirmek ve büyük memleket olmak; ülke içi kutuplaşma ve sınıf kargaşasını yaratmamak ve son olarak da milli iradeyi koruyarak, ellerinde olmayan ekonomik ve teknolojik desteği sağlayabilmektir. İşte Türk İnkılabı’ nın da bu koşullara uygun olarak gelişmesi şarttır.</p>
<div style="text-align: justify;">DOKUZUNCU BÖLÜM: İNKILABIN NİZAMI</div>
<p style="text-align: justify;">Türk İnkılabı, bir akış içinde gelişen, daimi bir inkılaptır. Birinci Dünya Savaşı sonrası, hatalarını – bir nebze de olsa – anlayan batı dünyası ile birlikte oluşmaya başlayan yeni dünya düzeni içerisinde, Türk İnkılabı da diğer devletler gibi yerini alacak ve oluşan’ Tezatlar Mantığına uygun bir gelişme gösterecektir.</p>
<div style="text-align: justify;">ONUNCU BÖLÜM: MİLLET KAVRAMI HAKKINDA</div>
<p style="text-align: justify;">Millet kavramı, 17. yy. öncesinde yoktu. Daha çok, klanlar ve ırklar vardı. Millet kavramı için kan bağının yanında, kültür ve tarih birliği kavramları da şarttır. Türk Milliyetçiliğinde ise, Atatürk’ ün ‘ Ne Mutlu Türküm Diyene! ’ sözüne paralel bir milliyetçilik gelişmektedir. 17. yy.’ da başlayan milliyetçilik kavramı, 20.yy.’ a kadar gelişimini sürdürmüş ve milli kurtuluş hareketlerine de neden olmuştur. Türk Milliyetçiliği de, gelişimini göstermiş ve sosyal milliyetçilik kavramına yönelmiştir.</p>
<div style="text-align: justify;">ONBİRİNCİ BÖLÜM: DEVLET KAVRAMINI ANLAYIŞ TARZI HAKKINDA</div>
<p style="text-align: justify;">19. yy. Avrupa’sında, uyumlu görünümün altında büyük sorunlar yatmaktaydı; bu sorunlar Birinci Dünya Savaşı’na neden olmuştu. Milli kurtuluş hareketleri de aynı sorunlardan dolayı ortaya çıkmıştır. Milli kurtuluş hareketleri, beraberinde yeni bir anlayışı getirdi. Bu anlayış ‘ devletçilik’ ti. Devletçiliğin ortaya çıkış nedeni ise, milli kurtuluş hareketi içindeki ülkelerin sanayi ve ekonomik güçten yoksun bireylerin, yatırımlara yönelmeyecekleri ve devletin öncelikli yatırımları, eldeki kaynakları ile icra etmesi esas alınmıştır. Bu anlayışta ilk göze çarpanlar, milli güç ve milli emektir. Bu iki faktör, sermaye açığını kapatacaktır. Ayrıca, devletçilik ve Atatürk Milliyetçiliği kesinlikle faşizm değildir, çünkü özünde eşitlik ve insanlara bağımsızlık vardır. Bu sistem içinde gelişen faaliyetlerde amaç, uygun teşkilat yapısı ile özel teşebbüsü emperyalizmden uzakta bir çizgide gelişim sağlayacak şekilde desteklemektir.</p>
<div style="text-align: justify;">ONİKİNCİ BÖLÜM: MİLLİ SERMAYENİN BİRİKMESİ</div>
<p style="text-align: justify;">Yıllardır sömürülen milletlerin en büyük sorunu, kendi kaynak ve sermayelerini başka güçlerin sömürmesi ve kendilerine hiçbir şey bırakmamış olmalarıdır. Bu nedenle milli kurtuluş hareketi sonrası özgürlüklerini elde edince, ellerinde bulunmayan sermayeyi elde etmek için milli bilinç ile hareket edeceklerdir. Türkiye Cumhuriyeti bu sorundan payını almıştı. Sermaye birikimi için elinde sömürge yoktu. Ayrıca, sömürgeciliğe de karşıydı. Açık bir pazarı yoktu; gelişmiş bir Pazar payları da yoktu ve batı ekonomik desteği hem batılılarca verilmiyor, hem de emperyalist baskıdan korkan Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri de pek sıcak bakmıyordu. Gelişen yeni düzen içinde milli sanayiyi geliştirmek için, milli irade şarttır. Ayrıca, gümrük istiklalinde de tavizsiz, sınırsız bir egemenlik sağlanmalıdır. Bu yollarla milli sermaye birikimi sağlanır.</p>
<div style="text-align: justify;">ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM: MİLLİ KURTULUŞ HAREKETLERİNİN ANA PRENSİPLERİ</div>
<p style="text-align: justify;">Milli kurtuluş hareketleri, emperyalist dünya düzenine karşı varolan gelişmelerin çözülmesi için yapılmış olan, siyasi ve iktisadi özgürlüğe yönelim hareketidir. Sermayeyi bir takım zümrelerin elinden kurtarmak ve topluma yaymak, ızdırap çeken milletleri özgürlüğe yöneltmek gibi prensiplerle yarınlara yön vermeyi amaçlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti, verdiği milli kurtuluş mücadelesi ile dünyaya örnek olmuştur.</p>
<div style="text-align: justify;">ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM: KADRO</div>
<p style="text-align: justify;">İlkel toplumlarda bulunmayan üretim fazlalığı teknik ilerledikçe oluşmuş ve bu fazlalığın neden olduğu sınıf farklılıkları toplumları ve ülkeleri kutuplaşmalara götürmüştür. Sömürenlerin eziyetine karşı sömürülen kitlelerin başkaldırısı sonucu ortaya çıkan inkılap hareketlerinin başarısı için mutlaka iyi bir kadroya ihtiyaç duyulmaktadır. Kadro ideale sıkı sıkıya sahip çıkmalı ve inkılap ruhunu yaşatmalıdır. Kadronun başarısı ile Milli Kurtuluş Hareketlerinin başarısı doğrudan orantılıdır.</p>
<div style="text-align: justify;">ONBEŞİNCİ BÖLÜM: İNKILAP VE HEYACAN</div>
<p style="text-align: justify;">İnkılapların sürükleyici gücü heyacandır. Bu heyacanın bilinçli olması ve oluşan fikir akımı içinde zaman ile yokolmayıp aksine gelişmesi gereklidir. Dünyayı saran faşizm kabusuna karşı oluşan eşitlik akımı kollektif bilinç ile yarattığı heyacanın desteği ile tüm dünya toplumlarını etkilemiş ve yeni tarihe yön vermiştir.</p>
<div style="text-align: justify;">ONALTINCI BÖLÜM: OTOKRİTİK</div>
<p style="text-align: justify;">Otokritik, kendi kendini eleştirebilmek demektir. İnkılapçı kadrolar oluşturdukları düzen içinde kendi hatalarını görüp eleştirilerini sağlıklı olarak yapabildikleri ölçüde başarıya ulaşacaklar ve oluşan tepkileri ortadan silebileceklerdir. Zaten Türk İnkılabının oluşumunda Ulu Önderimiz M.Kemal ATATÜRK’ün geniş görüş açısının rolü oldukça fazladır. Bu görüş açısı ile hataları çabuk farkedip düzelterek topluma yön vermiş ve harekete karşı oluşabilecek karşı akımları minimuma indirmiştir.</p>
<div style="text-align: justify;">ONYEDİNCİ BÖLÜM: İNKILAPÇILIK SANATI</div>
<p style="text-align: justify;">İnkılapçılık, aslında bir sanattır. Milletin ruhunda olan ancak harekete geçmeyen duyguları oluşturulan Slogan, Taktik ve Stratejilerle harekete geçirme ve düzene karşı eyleme dönüştürme sanatıdır. Türk İnkılabını incelediğimizde Atatürk’ün bu sanatı en iyi şekilde kullandığını ve toplumu yeni nizama başarı ile yönlendirdiğini rahatça görebiliriz. Milletimizin yeniden varoluş mücadelesi işte bu sanatın oluşturduğu güç ile ortaya çıkmış ve dünya toplumlarına örnek olmuştur.</p>
<div style="text-align: justify;">SONUÇ</div>
<p style="text-align: justify;">Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası toplum yapılarının karşılaştırılması ile savaşa neden olan etkenleri irdeleyip dünyada oluşan yeni iktisadi yapının oluşum nedenlerini yansıtan kitapta, Türk İnkılabını ve bu inkılabın oluşum şartlarını görebiliyoruz. Ayrıca bir başkaldırı olan İnkılapçılık hareketlerinin başarılı olabilmesi için taşımaları gereken ruhu yansıtmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-inkilap-ve-kadro.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lider ve Demagog</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-lider-ve-demagog.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-lider-ve-demagog.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2009 08:19:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şevket Süreyya Aydemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=743</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ADI: Lider ve Demagog KİTABIN YAZARI: Şevket Süreyya Aydemir KİTABIN YAYIM MAKSADI: Türkiye’de uzun yıllar boyunca temelde değişiklikler olmadığını görüpte karamsarlığa düşenlere; Türk milletinin büyük önderi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yolunda yürüyerek yeni ufuklara ve modern türkiye’ye ulaşılabileceğini anlatmaktır. KİTABIN ÖZETİ: LİDER VE DEMAGOG: Lider, bir önder şahsiyettir. Demagog ise liderin taklitçisi, siyaset adına oyun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">KİTABIN     ADI</span></span></strong><span style="color: #000000;"><strong>:</strong> </span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">Lider ve Demagog</span></span><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"><strong>KİTABIN     YAZARI:</strong> </span></span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">Şevket Süreyya Aydemir</span></span><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">KİTABIN     YAYIM MAKSADI</span></span></strong><span style="color: #000000;"><strong>:</strong></span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Türkiye’de uzun yıllar boyunca temelde değişiklikler olmadığını görüpte karamsarlığa düşenlere; Türk milletinin büyük önderi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yolunda yürüyerek yeni ufuklara ve modern türkiye’ye ulaşılabileceğini anlatmaktır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">KİTABIN ÖZETİ:</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">LİDER VE DEMAGOG:</span></span></strong> <span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Lider, bir önder şahsiyettir. Demagog ise liderin taklitçisi, siyaset adına oyun bozanlık yapan sahtecisidir. Bu sahtekarlar, eğitimden yoksun yada eğitimi yetersiz ülkelerde hiçbir vicdan sorumluluğu duymadan halk önünde esen rüzgara göre konuşan, kendine geçer akçe saydığı ucuz sloganlarla halk önünde düzenbazlık yapanlardır. Örneğin; bizdeki din ticaretini ustaca yapanlar Demagoglardır. Onlar eyyamcı, günün ve değişen rüzgarların karaktersiz adamlarıdır. Önder şahsiyet olan lider ise kendisine Tanrı’nın sunduğu kabiliyetlerle beraber ömrü boyunca edinilen kültürlerin, yaşanılan tecrülererin bir ürünüdür.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Lider kendini bildiği gibi, hem içinden geldiği toplumu, hemde dünyanın gidişini gerçek durum ve sorunlarıyla bilir. Bu husus onu macera atılımları ve demagojik akımlardan korur. Liderde eylem ve bilgi disiplini vardır. İşte bu disiplin onun karakterini oluşturur. Bu karakter, hem onu güçlendirir hemde inanılan ve önder bir insan yapar.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Ülkemizde bugün için demagoglar sahnededir. Ancak bunlar yalnız değildir. Halkın sağduyusu ve yetişmekte olan aktif çocuklarımız oyunları bozabilecektir. Bugüne bakıpta ümitsizliğe düşülmemelidir, çünkü ümitsizliğe düşeceğimiz gün, iç ve dış düşmanlarımızın beklediği gündür.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">(Makale 30 EYLÜL 1974’de Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanmıştır.)</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">FİKİR ATATÜRKÇÜLÜGÜ VE KELİME ATATÜRKÇÜLÜĞÜ:</span></span></strong><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Fikirlerin ve doktrinlerin büyük talihsizliği, bir gün gelip kelimeleşmeleridir. İnsanlığa yeni fikirler getiren ve yeni doktrinleri veren düşünür ve önderlerinde bir gün gelip donmuş putlar haline sokulmalarıdır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Şimdi Türkiyemizde fikirleri ve doktrinleri kelimeleştirme, fikir ve doktrinlerin önderlerini put haline getirmenin büyük gayretleri ile karşı karşıyayız. Bu çabalar ulu önder Atatürk’e yöneliyor. Dikkat etmeliyiz ki Atatürkçü fikirler, kelime Atatürkçülüğüne dönüştürülmeye çalışılıyor. Bilgisizlik, tembellik veya taassup yüzünden ne Atatürk’ü nede Atatürkçülüğü dondurmaya hakkımız yok. Biz asıl Atatürk’e yönelelim. Yalnız sözde kalan şekil ve suret haline getirilmiş Atatürk’e değil hakiki, yaşayan ve uzun süreli ilkeler koyan Atatürk’e…Çünkü hakiki Atatürkçülük; sadece O’nun adını haykırmak değil, Onu anlamak, izah etmek ve savunmaktır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">(Makale 24 OCAK 1962 tarihinde Yön Dergisinde yayımlanmıştır.)</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">KEMALİZM ORTA MALI DEĞİLDİR:</span></span></strong><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Ne liberalizm, ne sosyalizm, yalnız Kemalizm diyerek Atatürkçülüğü kendi maksatlarına uygun kullanmak isteyen menfaat gruplarının dikkati çekilerek, Atatürk’ün mirasının ortalık malı olmadığı, Kemalizmin ise bir eskici dükkanından kiralanan, kırk kalıba uydurulmuş bir elbise gibi, her boya, her boyaya uysun diye çekilip çekiştirilecek bir sahipsiz mal olmadığı vurgulanmaktadır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">(Makale 11 NİSAN 1962’de Yön Dergisinde Yayınlanmıştır.)</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">ARTIK DEVLETÇİLİK YETMEZ:</span></span></strong><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Türkiye’de devletçilik öldü diyen bir kısım siyasiler ve müteşebbisler; Atatürk’ü devletçiliğe mevbur eden tarihi, siyası, iktisadi zorlukları, yani tek kuruş sermaye yardımı görmeyen 1922-1929 Türkiye’sini bilmiyorlar. Atatürk’ün elinde doğan devletçilik kimlerin elinde ölüyor. Ancak yanlış olan bir husus var; devletçilik ne ölmüş, nede öldürülmüştür. 1945-1950 arasınad ihmal ve inkar 1950-1960 yılları arasında ise soysuzlaştırılmıştır. 27 Mayıs’tan sonrada uyuşturulmuştur. Şimdi ise kansız ve hastadır ama yaşamaktadır</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Bu gün için eski devletçilik yetmeyecektir. Her sahayı içine alan özel teşebbüse yer veren, yalnız iktisadi bir devlet işletmeciliğinden çok, milli hayatın içinde sosyal bir düzen olacaktır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">(Makale 12 EYLÜL 1962’de Yön Dergiside Yayımlanmıştır.)</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">İNKAR EDİLMEK KAHRAMANLARIN KADERİ:</span></span></strong><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Mustafa Kemal Atatürk dünyaya gelmiş en büyük liderlerden biridir. Bize bıraktığı değerler ve müesseseler sayesinde Cumhuriyeti yaşıyoruz. Cumhuriyeti bize emanet eden bu lidere yapılan saldırılara karşı tek bir vücut halinde; duyarlı ve ilgili olmamız gerekmektedir. En önemli görevimiz budur. Kahramanlar daima yaşatılmalıdır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">(12 NİSAN 1970’de Cumhuriyet Gazetesinde Yayımlanmıştır.)</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <span style="font-family: Verdana; color: #000000;"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">KIYAMET ALAMETLERİ:</span></span></strong><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Kıyamet dağların, taşların devrilmesi, dünyanın parçalanması demek değildir. Kimi ülkelerde sınıflar dolarken, ders saatlerinde kahvehaneler dolarsa, oralarda kitaplıklar çalışırken bizde boş kalırsa, oralarda kafaların içi olgunlaşırken bizde kafaların dışı saç sakal oyunları ile çirkinleştirilir ve değerli zamanlar yağmaya verilirse işte o zaman kıyamet kopmuştur.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">(Makale 03 EYLÜL 1974’te Cumhuriyet Gazetesinde Yayınlanmıştır.)</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">ARTIK BİRAZ DİSİPLİN:</span></span></strong><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Demokrasi, bir halk eğitimi işidir. Eğitim eğer yetersiz ise, o rejimde demokrasi adına ya demagog, yada halktan kopmuş laf ebesi politikacılar konuşur.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Ülkenin ürettiği temel ürünlerin dışardan ithal edilmeye başlanması, ihrac edilen mallardan elde edilen gelirlerin petrol ödemelirine harcanması iktisadi tutsaklığın ta kendisidir. Bu olayların düzeltilip, disiplin altına alınması gerekmektedir. Bu da elbet hükümet denilen kuruluşun, her alanda haysiyet ve itibarını kurmak, korumak ve yerleştirmekle olur. Daha önceden gelen aksaklıklar, yetersizlikler olabilir. Ama bunlar ciddi bir devlet anlayışı ve gerçek bir devlet adamlığının “irade “ ve ileri görüşlülüğü ile, elbette ki düzeltilebilir. Bu koşul disiplinle olacaktır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">(Makale 11 KASIM 1974’de Cumhuriyet Gazetesinde Yayınlanmıştır.)</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">KAPTANLAR KAVGADA:</span></span></strong><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Devletin yaşantısında itici güç olacak yerde fren olmak durumuna düşülürse o rejimre bir düzensizlik ve şüphe pekala mümkün olacaktır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Şu an Milli iradeyi temsil eden şahısların kaprisleri, şahsi yetersizlikleri, nazları ve afolunmaz hataları düşündürücüdür. Artık bir Milli seferberlik lazım, milletin duyduğu tedirginliği ortadan kaldırmak gerekmektedir. Buda parlamento sayesinde olacaktır. Parlamentonun içinde bulunanlar kaprislerini bırakmalı, çelişme ve dalaşma yerine sorunlara çözüm bulmalıdırlar.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">(Makale 09 ARALIK 1974’de Cumhuriyet Gazetesinde Yayınlanmıştır.)</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"><strong></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"><strong>DOĞUM AĞRISI MI TÜKENİŞ Mİ ?</strong> </span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Milletçe yeniden uyanış, yeniden bir doğuş, yeniden bir düzenleme sağlayacak, laf ebeliği yapmayan, yeni insanlara, gerçek aydınlara gereksinim vardır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Bugün memleketimizde, kavramlar öyle karışmış, akımlar öyle soysuzlaşmış ve adına politika denilen sefaletle, politikacı denilen şaşırmış insanlar öylesine birbirine girmiş, öylesine itibarsızlaşmışlardır ki, bu durumu Bizans’ın son günlerine benzeten yazarlar bile görülmüştür. İşte bu durum içerisinde;</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Milletçe yeniden uyanış, yeniden bir doğuş, yeniden bir düzenleme sağlayacak, laf ebeliği yapmayan, yeni insanlara, gerçek aydınlara gereksinim var.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">(Makale 22 MART 1976’da Cumhuriyet Gazetesinde Yayımlanmıştır.)</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;">SONUÇ :</span></span></strong><span style="color: #000000;"><br />
</span> <span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> <strong></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"><strong>A. KİTABIN ANA FİKRİ:</strong></span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Yazar Şevket Süreyya AYDEMİR, “Lider ve Demagog” isimli eserinde Türkiye Cumhuriyetinin, kuruluş yıllarından bu yana; büyük önder Atatürk ve Türkiye tarihindeki çatışmaları inceleyip bunlara ışık tutmaya çalışmıştır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Yazar, eserinde; Türkiye Cumhuriyeti’ni bekleyen tehlikeleri ve tehditleri irdelemiş; zamanın aydınlarına ve gençlerine düşen görevleri açıklamış ve toplumu bu konularda uyarmıştır. Parlamenter sistem içindeki parçalanmaları, ileride kurulabilecek hükümetler açısından çıkabilecek tehlikeleri göz önüne sermiştir. Bunun yanında demokrasi rejimini bekleyen tehkileri de eserinde açıklamıştır.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Şevket Süreyya AYDEMİR’e göre gerçek aydın; hem bilginin ve fikrin bayrağını yüceltir, hem de çağdaşlık ve milliyetçiliğin tohumlarını ülkemizde filizlendirebilir.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> <strong></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"><strong>B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER:</strong></span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Eser; yeni nesile Cumhuriyet ve demokrasiye kasteden tehlikeleri ve kurtuluş yollarını göstermektedir. Bu anlamda yeni nesile görevi hatırlatılmakta ve bu konuda ayrıntılı bilgi verilmektedir.</span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span> <span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> <strong></strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"><strong>C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER:</strong></span></span><span style="color: #000000;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000;"><span style="font-size: x-small;"> Kitap, yazarın 1960 ve 1970’li yıllar arasındaki dönemden günümüzü görebilmesi, geçmişten bu güne tehditleri ortaya koyması açısından ilginçtir. TSK.personeline tavsiye edilebileceği değerlendirilmektedir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-lider-ve-demagog.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toprak Uyanırsa</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-toprak-uyanirsa.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-toprak-uyanirsa.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2009 18:05:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şevket Süreyya Aydemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=685</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ADI TOPRAK UYANIRSA KİTABIN YAZARI Şevket Süreyya AYDEMİR KİTABIN YAYIM MAKSADI Köy Öğretmeninin Anıları KİTABIN ÖZETİ : TOPRAK UYANIRSA Yazar, 50 yaşının üzerinde, 30 yıl Anadolu’ nun çeşitli köylerinde çalışmıştır. Köy hayatını seven bir öğretmendir. Yazar kendi özeleştirisinde bulunarak, 30 yıllık öğretmenlik hayatında dişe dokunur önemli bir görev yapmadığını, basit ve iddiasız bir kişi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_2207" style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> <strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">KİTABIN     ADI </span></span></span></strong> <span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong>TOPRAK UYANIRSA</strong></span></span> </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> <strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">KİTABIN     YAZARI </span></span></span> </strong> <span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong>Şevket Süreyya AYDEMİR</strong></span></span> <span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong></strong></span></span> <strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"></span></span></strong></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">KİTABIN     YAYIM MAKSADI </span></span></span></strong> <span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong>Köy Öğretmeninin Anıları</strong></span></span> <strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"></span></span></span></span></strong></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">KİTABIN ÖZETİ :</span></span></span></span></span><br />
</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">TOPRAK UYANIRSA</span></span></span></span></span></strong></span></span><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><strong> <span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yazar, 50 yaşının üzerinde, 30 yıl Anadolu’ nun çeşitli köylerinde çalışmıştır. Köy hayatını seven bir öğretmendir. Yazar kendi özeleştirisinde bulunarak, 30 yıllık öğretmenlik hayatında dişe dokunur önemli bir görev yapmadığını, basit ve iddiasız bir kişi olduğunu söylemektedir. Yazar emekli olmayı planlamaktadır. Emeklilik hayatında ne yapacağını düşünmektedir. 30 yıllık öğretmenlik hayatındaki tecrübelerini kaleme almak istemektedir. Fakat bu dönem içerisinde yazar önemli bir tecrübe kazanmadığını anlatarak kendini yermektedir.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yazar emeklilikte rahat bir yaşam planlamaktadır. Dostlarıyla birlikte olacaktır. Ama yapmış olduğu planlar zamana uyum sağlayamaz. Bunun sonucu, ailesi ve çevresiyle uyumsuzluğa düşer. Bulunduğu çevreden uzaklaşmak ister. Bu nedenle Valiliğe başvurarak yeniden öğretmen olmak istediğini belirtir. Yazarın başvurusu kabul edilir ve Sakarya iline bağlı Keltepe Köyü’ ne ilkokul öğretmeni olarak atanır. Yazar köye ulaştığında hiç beklemediği bir köy manzarasıyla karşılaşır. Bu köy, yazarın geçmiş dönemlerdeki öğretmenlik yapmış olduğu köylere benzememektedir. Köy çoraktır, bakımsızdır, en önemlisi ise bataklıktır. İnsanlar da tıpkı köy gibi bakımsızdır. Çevrelerine karşı ilgisiz negatif insanlardır.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yazar köye bir akşam vakti varır, köye geldiğinde Hafız adında biri kendisine yardım eder ve ona kalacak yer gösterir. Bu arada bu kişi yazara kendisini tanıtır. Nerelerden geldiğinden ve ne iş yaptığından bahseder. Akşam yemeği olarak bir tabak pilav getirir. Fakat yanında ekmek yoktur, yazar Hafız’ a neden ekmek olmadığını sorar. Hafız ise köyde ekmek olmadığını söyler. Bu durum aralarında espri konusu olur ve köye Ekmeksiz Köyü adını verirler. Sabah olduğunda karşısında tanımadığı biri vardır. Bu kişi kendisini tanıtır ve köyün geçmişinden bahseder. Köy bir Türkmen köyüdür. Yazar köyü hiç sevmez ve köyden derhal ayrılmaya karar verir. Yazar akşam yemeğinde su içer ve bu su çok lezzetlidir. Bu suyun kaynağını yeni tanıştığı kişiye sorar. Bu kişide suyun bataklığın ortasından çıktığını ve bu suyun adının Üçgözeler Suyu olduğunu söyler ve son olarak bu kişi, köyün katilinin Sıtmabükü Bataklığı olduğunu ekler. Yazar köyün geçmişinden etkilenmiştir. Yazar ilerleyen günlerde köyün imamı ile tanışır. İmam köyün suyunun esrarından söz eder. Üçgözler Suyu. Bu sudan içen bir kişi köyden hiçbir zaman ayrılamaz. İmam suyun içerisinde bir ermişlik büyüsü olduğuna inanıyordur. Orada bir de mezar vardır. Ama mezarın kime ait olduğu belli değildir. İmam köyün masalını anlatır.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Köy, eskiden ormanlık, verimli bir alanmış. Bu dönem içerisinde de bataklık varmış, fakat bu kadar geniş değilmiş. Bataklık zamanla genişlemiş ve köyü çorak bir köy haline getirmiştir. Üçgözler’ de mermer kutsal bir nişandır. Yazar, ermişin mezarını görmek ister. Bu bölgeye gider, burada türbe falan yoktur. Fakat onun etrafında mum ve çaputlar vardır. Mezar çok eski dönemlerden beri ziyaret edilmektedir.. Anadolu’ nun her yerinde böyle mezarlar vardır. Çünkü bu toplumların böyle mezarlara ihtiyaçları vardır. Yazar Üçgözler’ in etrafını görür. Buradaki mağaraları gezer. Dört bin yıl önce buralarda Frigyalılar yaşamıştır, Etililer yaşamıştır. Köyün efsanesinden etkilenen yazar burada kalmaya karar verir.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yazar işe okulu görmekle başlar. Okulun tekrar yapılanması için Polatlı’ ya gider. Çalışmalarda bulunur. Ankara’ dan yardım almak için yetkililere mektup gönderir. Polatlı’ da yetkili kişilerle tanışır ve bu kişiler okulun yeniden yapılanması için yardım ederler. Yazarın bu çabaları köy halkıyla kaynaşmasına neden olur. Köy halkının Keltepe Köyü’ nün o masallardaki güzelliğini özlediklerini anlar. Okulu açar. Çocukların neşe ve heyecanını görür. Yazar kendi kendine yeni bir uygarlık yarattığını düşünür. Yazarın bir düşüncesi vardır; bataklığın ıslah edilmesi. Polatlı&#8217; da tanıştığı kaymakama bu düşüncesini söyler. Kaymakam bu düşünceyi olumlu görür. Ankara ile irtibat kurar. Ankara’ dan Fen Memurları gelir, incelemeler yaparlar. Kaldıkları süre içerisinde bu işi yapabileceklerini söylerler.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yazar derslere başlar, dersler bütün köy halkına veriliyordur. Aslında eğitim bir bütündür. Eğitim toplumun canlı varlığına bilinçli aktif bir müdahaledir. Konusu insandır. İnsanın kabiliyetlerini belirli bir yönde uyandırmak ve geliştirme işidir. Yazarın böyle bir düşüncesi olduğundan herkese eğitim vermek ister.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yetkililer köye tekrar gelirler, bataklığın gerçek durumunu saptarlar. Bataklığın kurutulması için gerekli olan teknik çalışmaları başlatırlar. Bir süre sonra bataklık artık kurutulmuştur. Burası artık köy halkının düşlerinde yarattığı keklik pınarı olabilecektir. Bundan sonra bir köyün uyanışı başlar. Topraktan bereket fışkırtmanın zamanı gelmiştir. Topraktaki uyanış köy halkına yansır. Yazarın köye girdiği ilk günde gördüğü o ümitsiz ve gayesiz insanlar artık yoktur. Onun yerine geleceğe umutla bakan insanlar vardır.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Aralık ayının sonlarına doğru Sıtmabükü bataklık değildir. Bataklık bu inançlı insanlara yenilmiş, yok olmuştur. O günlerde köye misafir gelir. Köy halkıyla toplantı yapar. Kendisi bir şirketin ziraat mühendisidir. Bu berekete uyanan topraklarda pancar yetiştirmek istediğini anlatır. Mühendisin bu sözleri köye yeni bir tarım kültürünün girdiğinin habercisidir. Bataklığın kurutulmasından sonra ikinci adım da atılmış olmaktadır. Ekmeksiz Köy’ ü için 3 plan vardır. Toprağın uyanışı, bunu uyandıracak insan gücü ve harekete geçirecek imkan ve olanaklar.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yazar bu uyanışın insanların bilgilendirilmesiyle bütünleşeceğini düşünerek köy halkına günün koşullarına uygun bilgiler anlatır. Köy seferberlik halindedir. Bu seferberlik devleti uyandırır. Devlet yetkili birimlerini göndererek sizinle beraberiz der ve Keltepe Köyü devletle kucaklaşır.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yazar sürekli Ankara’ ya gider ve toplantılara katılır. Buradaki konuşmalardan bir çok şey öğrenir. Her bölge milli gelire katkıda bulunmalıdır. “Peki, Ekmeksiz Köyü devlete ne gibi katkıda bulunuyordur?” bu sorusuna yanıt bulamaz. Bir düşüncesi vardır. Herkese toprak dağıtmak ve köy halkının bu topraklara sahip çıkmasını sağlayarak, üretimin gelişmesinin önünü açmak. Devlet yetkilileri bu düşünceyi benimserler. Ziraat Bankası’ nın kooperatif kurslarını başlatmasıyla ilk adım atılmış olur. Yazın gelmesiyle ilk ürün alınmaya başlanır. Pancarlar kamyonlara yüklenir. Herkes mutludur. Bu günleri gördüklerine inanamazlar. Köye yeni olarak modern hayvancılık girmeye başlar. Devlet Çiftliği hayvancılığın köyde gelişmesi için destek verir. Buradan alınacak ürün Polatlı’ ya, Garnizon Kantini’ ne yani askere gidecektir. Böylece köy devletinin milli gelirine katkıda bulunacaktır.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yazarın Ekmeksiz Köyü’ ne gelişi üç yılı doldurmuştur. Ekmeksiz Köy yazar için yeni bir hayatın başlangıcı olmuştur. Köylüler toprağın uyanmasıyla artık bilinçlenmeye başlamıştır. Köy halkı kendi içerisinde teşkilatlanır. Kendi toplumlarının ekonomik yapısını oluşturmaya başlarlar. Köylüler artık sosyal örgüt olduklarını anlarlar. Köy bir teşkilatlı varlıktır.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Bu ekonomik yapıya müesseselerin katılması gerekiyordur. Köyde 4 tane örnek kooperatif kurulur. Artık köy ilkel yapısından kurtulur, şehirle bağlantısı olan bir merkez olur.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Ekmeksiz Köyü’ nde yeni bir zihniyet örgütü yaratılıyordur. Asıl değişiklik onun iç aleminde gelişir. İç aleminde, bir pınarın gözeleri açılmış, durmadan yeni hayat hamleleri fışkırır.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Toprağın uyanışı ve insanların uyanışı. Keltepe Köyü örnek köy olacaktır. Ankara’ dan mühendisler gelir. Köyün planlı olarak yeniden inşaatı yapılacaktır. Bunu da yapacak olan kendileridir. Bu insanlar bazı önemli işleri kendilerinin başarabileceklerini anlarlar. Çünkü bir çok önemli işler başarmışlardır. Bu başarma gücü onlara daha büyük işlerde başarılı olabileceklerinin habercisidir.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Çok önemli işler yapmışlardır. Bataklığı yenerek, yeraltı suyunu yerüstüne çıkardılar, bir orman yarattılar. İlk meyve ağaçları dikilmeye başlar. Bunlar hep bu insanların inancı sayesinde gerçekleşir. Fakat onları destekleyen bir çok insan ve devlet gücü vardır.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Keltepe Köyü’ ndeki uyanışın temelinde insanların birlik düşüncesi ve topyekün dayanışma imkanların seferber edilmesi, insanların devleti kendi içine çekme gücü yatmaktadır. Keltepe Köyü aşağıdan yukarı çıkan hareketin örneğidir. Her şeyin devlet tarafından beklenmesi yetersizdir, halk yapmak istediklerini devlete anlatarak yardımı sağlamalıdır. Kendileri için gerekli olan çalışmaları kendilerinin başlatmaları gerekir.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Keltepe Köyü Türkiye’ de yatırımların önceden planlandığı bir köydür. Bu hamle, memleketimizin kanunları ve müesseselerinin zihniyeti içerisinde ve bunları zorlamadan mevcut imkanları harekete geçirebilme özelliğidir. Bu eser, köyü seven, ona kendini veren aydınlarla köylünün birliğini tamamlayan işbirliğidir. Bir köyün önderini buluşu, insan gücünün şahlanışı, imkanların harekete geçirilişi ve toprağın uyanışı mutluluğudur.</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yazar, bu köyde eğitimi; yalnız çocuk eğitimi değil, onu bütün herkesin meselesi haline getirmek, okulu köy hayatıyla birleştirerek onu herkesin malı haline getirmek istemektedir. Yazar sadece bir öğretmen değil, köy halkı için bir öncü olmuştur. Aradan 10 yıl geçer, artık o eski kasvetli ve tükenmiş köy olan Keltepe Köyü yoktur, yeni Keklikpınarı Köyü vardır.</span></span></span></span><br />
</strong> </span></span><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #ff0000;">Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.</span></span></span></strong></span></span></span></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-toprak-uyanirsa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tek Adam</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-tek-adam.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-tek-adam.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2009 17:58:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şevket Süreyya Aydemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=681</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ADI: Tek Adam KİTABIN YAZARI: Şevket Süreyya AYDEMİR KİTABIN YAYIM MAKSADI: Gelecek Kuşakların Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü Anlamasını Sağlamak KİTABIN BÖLÜMLERİ : 1 NCİ CİLT 1881-1919 DÖNEMİ 2 NCİ CİLT 1919-1922 DÖNEMİ 3 NCÜ CİLT 1922-1938 DÖNEMİ KİTABIN BÖLÜM BÖLÜM ÖZETİ : CİLT 1 1881-1919 DÖNEMİ: Üç çocuğunun peş peşe ölmesinden sonra Zübeyde’nin hasretle beklediği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_2203" style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">KİTABIN ADI</span></span></span></strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong>: Tek Adam</strong></span></span> <strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"></span></span></strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">KİTABIN YAZARI:</span></span></span> </strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong>Şevket Süreyya AYDEMİR</strong></span></span><strong><span style="font-family: Verdana;"></span></strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">KİTABIN YAYIM MAKSADI</span></span></span></strong>:<br />
<strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Gelecek     Kuşakların Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü Anlamasını Sağlamak</span></span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong><span style="color: #400080;">KİTABIN BÖLÜMLERİ : </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>1 NCİ CİLT 1881-1919 DÖNEMİ</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> 2 NCİ CİLT 1919-1922 DÖNEMİ</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> 3 NCÜ CİLT 1922-1938 DÖNEMİ</strong></span></span><br />
<strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"></span></span></strong></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">KİTABIN BÖLÜM BÖLÜM ÖZETİ :</span></span></span></strong><br />
<strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <span style="color: #400080;">CİLT 1 1881-1919 DÖNEMİ:</span></span></span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong> Üç çocuğunun peş peşe ölmesinden sonra Zübeyde’nin hasretle beklediği sarı saçlı mavi gözlü Mustafa bazı kaynaklara göre 1880 bazı kaynaklara göre 1881 yılında SELANİK’te bir Müslüman Mahallesi olan Ahmet Subaşı da dünyaya geldi. Mustafa’nın dünyaya geldiği sırada babası Ali Rıza Efendi kereste tüccarlığı yapıyordu. Ali Rıza Efendinin işleri ileride Rum eşkiyası yüzünden bozulmuştu. Ali Rıza Efendinin işlerini yürütememesi kendisini moral ve fizik bakımından çökertti ve Ali Rıza Efendi 47 yaşında hayata veda etti. Ali Rıza Efendi öldüğünde Mustafa 7 yaşında ve evin tek erkeğiydi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Okul zamanı geldiğinde Mustafa ilk önce annesinin gönlü olsun diye mahalle mektebine daha sonra babasının ustalıklı bir manevrasıyla Şemsi Efendi okuluna kaydedildi. Bu okulda 1891 yılına kadar okudu. Daha sonra, babasının ölümü üzerine dayısı tarafından çiftliğe götürüldü. Çiftlikte okul olmayınca ve Mustafa’nın eğitimi aksayınca, Mustafa Selanik’e teyzesinin yanına gönderilerek Mülkiye Rüştiyesine yazıldı. Fakat hocalarla olan anlaşmazlığı yüzünden okulu bıraktı ve annesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen Askeri Rüştiyeye girdi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa rüştiyeyi çok sevmişti. Derslerinde başarılıydı ve hocaları çok iyiydi. Bir süre sonra Matematik hocası Yzb. Mustafa Efendi Mustafa’ya bütün dünyanın ilerde öğreneceği bir isim hediye etti:Kemal! O günden sonra Mustafa adı Mustafa Kemal olacaktı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemal Rüştiyede iken annesi yeniden evlendi ve Mustafa Kemal bu evliliğe olumlu bakmadı. Bu yüzden evi terk edip uzak akrabaları Rukiye Hanım’ın yanına sığındı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong> Mustafa Kemal doğduğu şehir Selanik’ten tahsil için ilk kez ayrılarak Manastır İdadisine gitti. Burada Ömer Naci ile kendisine etkileri olan dostlukları oldu.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Ömer Naci Manastır idadisinde Mustafa Kemal’i yakın arkadaşı idi ve O’na edebiyat ve hitabet aşkını aşıladı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Manastır idadisi 1898 yılında bitirdi ve 1899 yılında İstanbulda bir Harbiye’li oldu. Harbiye’deki kitapsızlığın ve bilgisizliğin Mustafa Kemal nesli üzerinde şu tepkisi oluyordu ki yokluklar ve yetersizlikler onların yetişme öğrenme ve düşünme ihtirasını kamçılıyordu.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemal 10 Şubat 1902’de 21 yaşında Teğmen olarak Harbiye’yi bitirdi. Dokuz yıl önce çiftlikte çalışırken kafasında yaşattığı hayal gerçek oldu.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemal’i okulu bitirdikten sonra kıtaya göndermediler, kurmay sınıfına ayırdılar. Erkan-i Harbiye’de sadece dersleriyle alakadar olmaz aynı zamanda memleket meseleleri ve siyasi bilgiler ile de alakadar olurdu. Mustafa Kemal 11 Ocak 1905’te akademiyi bitirdi. Çıkarttığı gazete ve arkadaşlarıyla yaptıkları gizli toplantılar sebebiyle Suriye’ye gönderildi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Suriye’de 25 nci ve 30 ncu Süvari Alaylarında staj gördüler ve kumandaya hiç karıştırılmadılar. Burada arkadaşları Dr. Mustafa ve Müfit ile “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurdular.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemal Suriye’de çok sıkılıyordu. Vatanı kurtarmak için Suriye’den gitmesi gerektiğine inanıyordu. Bunun için Şükrü Paşaya fikirlerini belirten bir mektup yazdı. Kendisini Selanik’e aldırmasını istedi. Paşadan yumuşak bir cevap gelince Yafa’dan bir yabancı vapura binerek kaçtı. Sonrada Pire’den Selanik’e geçti. O şimdi bir kıta kaçağı ve memleketine ayak basmaması istenen bir kıta sürgünüdür. 4 ay kadar Selanik’te kaldı kendini “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni “İttihat ve Terakki” cemiyeti içinde buldu ve 25 Ekim 1907’de cemiyete dahil oldu.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Üçüncü ordu padişahın sürekli endişe duyduğu bir birlikti. Avrupa’ya yakındı ve Subayların yabancılarla teması kolaydı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemalin buradaki hayatı Selanik &#8211; Üsküp hattı üzerinde seyahatler, Selanik’te İhtilalci İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki faaliyetler ve ordu kurmayındaki resmi görevleriyle geçer.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Cemiyetin idarecileri ile arası pek iyi gitmedi. Fikirleri yüzünden Enver Bey tarafından geri plana itildi. İhtilal olupta meşrutiyet ilan edildiğinde Mustafa Kemal’in adı hiç duyulmadı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemal Cemiyetle meşgul olan Subayların ya orduyu bırakmalarını ya cemiyetten büsbütün ayrılmalarını istiyordu. Toplantılarda: “Asıl mesele şimdi başlıyor. Asıl mesele ihtilalden sonraki meseledir. Geceler çok şeylere gebe. Ufuklarda tehlike bulutları görüyorum. Hele ordunun siyasete karışması işi artık bitmelidir. Ordu kışlasına ve siyasetçi siyaset meydanına. Halbuki bizimkiler ?&#8230;” demekteydi. Bu sözler cemiyet çevresinde tepkilere yol açtı. Ona karşı şüphe ve güvensizlik arttı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Fakat Cemiyetin sivil lideri Talat Bey Mustafa Kemal’e güvenmekte ve ondan hizmet istemekteydi. Osmanlı Afrika’sını temsil eden Trablus’ta durum iyi değildi, ve oraya gönderildi. Burası bir sürgün yeriydi. Fakat sürgün yeri iyi seçilmişti. Bu onun için hem çile, hem imtihandı. Mustafa Kemal Trablus’ta görevini bitirdiğinde İtalyan uşakları dize getirilmiş, devletin otoritesi sağlanmış ve itibarı iade edilmişti.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Meşrutiyete karşı ilk ayaklanma 31 Mart 1909’da patladı. 15 Nisan 1909’da Selanik’ten hareket eden Hareket Ordusu isyanı bastırdı; padişahı tahttan indirdi ve yerine Reşat isimli Şehzadeyi geçirdi. 13 Nisan irtica hareketleriyle beraber Adana ve çevresinde başlayan Ermeni karışıklıklarını da bastırıldı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> 1 Ekim 1911’de İtalyanlar Trablus’u abluka altına aldıklarında Enver Bey, Mustafa Kemal ve diğerleri sivil olarak Trablus’a gitti. Ancak gönüllü cepheleri oluşturarak çarpıştılar. Uşi anlaşmasının imzalanması ile tekrar İstanbul’a döndüler.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Balkan Harbi Mustafa Kemal’in Selanik’te iken savunduğu fakat ittihat ve terakkinin bilhassa Enver Bey’in hoş görmediği fikirlerin doğruluğunu ne yazık ki ispatladı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Balkan Harbinden 13 Ay sonra Enver Paşa, Talat Bey, Mebusan Reisi Halil Bey ve Sadrazam Sait Halim Paşa padişaha bile haber vermeden Almanlar ile ittifak yaptılar. Daha sonra iki Alman zırhlısının boğaza demirlemesi ve bunlara Türkçe isimler verilerek Rus limanlarının bombardıman etmesi ile Osmanlı İmparatorluğu fiilen Birinci Dünya Harbine girdi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Mustafa Kemal bu sırada Sofya Ateşe Militerliğindeydi ve kendisine vatana ve cepheye dönme yolu görünmüştü.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemal Çanakkale cephesinde ilk savaşlarını yürüttü; tarihte eşi az görülen bir kan ve ateş imtihanından geçerek, kahraman bir savaşçı üstün bir kumandan olarak belirdi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Çanakkale’de görevini tamamlayıp oradan ayrılan Mustafa Kemal, o kanlı sırtlar üzerinden kopup İstanbul’a yönelirken artık eski Mustafa Kemal değildi. İstanbul’a geldiğinde anlamıştı ki, kendisine İstanbul’da yapacak iş yoktu İstanbul onun dilinden ve düşüncelerinden anlamayacaktı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemal 13-14 Mart 1916’da Diyarbakır’a vardı. 1 Nisan 1916’da Mirlivalığa (Tuğgeneral) terfi ettirildi. Mustafa Kemal cepheyi devraldıktan bir süre sonra, Kozma dağı bölgesinden taarruza geçen Rus ordusu kanlı süngü savaşları ile geri püskürttüldü. Çeşitli harekattan sonra önce Muş sonra Bitlis düşmandan geri alındı. Bir ara aynı cephede 2 nci Ordu Kumandanlığına tayin oldu.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>31 Ekim 1918’de ise Limon Van Sanders’ten Yıldırım Ordular Komutanlığını aldığı gün harbin bittiğini öğrendi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> 3 Kasım 1918’de Mondros Antlaşmasının bir metnini istedi. Anlaşma şartlarını öğrendiği günlerde bir taraftan işgal kuvvetlerinin çıkardığı meselelerle uğraşırken diğer taraftan İzzet Paşa ile tartışmak ve ilgi çekici muhabereler ile meşgul idi. 7 Kasım 1918’de hem 7 nci ordu hem Yıldırım Ordular Komutanlığı lağvedildi. Mustafa Kemal vazifesiz kaldı. Bu arada İzzet Paşa, Mustafa Kemal’e o sıralarda İstanbul’da bulunmasının uygun olacağını bildirdi ve Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a hareket etti. Adana treninden inipte Haydarpaşa rıhtımına ayak basınca karşılaştığı manzara şuydu; 55 düşman gemisi zafer bayraklarını açarak İstanbul limanına girmektedir. Ama bu manzara karşısında, bu hava içinde, kılı bile kıpırdamadan: “Geldikleri gibi giderler.” dedi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> 1919’da Samsun ve havalisindeki yerli Rumlar, hele İngiliz ve Fransızların gölgesinde Yunan gemilerinin İstanbul sularına gelmelerinden, Karadeniz kıyılarında gösterişli bir şekilde dolaşmalarından cüret alarak müdafaasız Türk halkına saldırdılar. Halbuki Yunanlılara ve onlarla beraber işgal kuvvetlerine göre ise, Türkler Karadeniz kıyıları ile bilhassa Samsun ve Havalisindeki Rum’lara saldırıyordu.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> 1919 Nisanında işgal kuvvetleri kumandanları hükümete bir nota vererek bu saldırıların önlenmesini istedi. Böylece hükümet telaşa düştü ve olaylar biraz tesadüflerin fakat daha çok Mustafa Kemal ile arkadaşlarının hesaplı hazırlıkları ile nihayet O’nun bu bölgeye 3 ncü Ordu Müfettişi olarak ve bizzat padişah ve Ferit Paşa tarafından gönderilmesi imkanını sağladı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Mustafa Kemal 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan hareket etti ve Samsun’a vardı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Bu varışını Nutkunda şöyle anlatır:</strong></span></span><br />
<strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> “1335 (1919) senesi Mayısının 19’unda Samsun’a çıktım.”</span></span></strong><br />
<strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">CİLT 2 1919-1922 DÖNEMİ :</span></span></span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Tek Adamın 2 nci cildi; 1919 Mayısının 19’unda SAMSUN kıyısında başlayan zorlu var oluş mücadelesinin 1922 EYLÜL’ünün 9’unda İZMİR kıyılarında zafer şarkıları ile noktalanışının öyküsüdür.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Yollar vardır meçhulün önümüze serdiği çizgilerdir. Bu yollarda yolcu, talihinin tezgahında kendi kaderini dokur. Mustafa Kemal’in SAMSUN’da başlayıp ERZURUM’a, SİVAS’a çıkan ve sonra ANKARA’ya, İZMİR’e ulaşan yolculuğu da böyle bir yolculuktu. Bu yollar da O, talihi ile boğuştu. Kaderini dokudu ve Onun kaderi bizimde kaderimiz oldu.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemal Anadolu karasına ayak bastığı ilk günden itibaren kurtuluşun tek yolunun halkı inandırmaktan geçtiğine inanıyordu. Ve bunun için gerek SAMSUN’da gerekse Havza ve AMASYA’da halkın ileri gelenlerini bu işe inandırmaya çalıştı ve bu işte de büyük ölçüde başarılı olarak mücadelesine başladı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Atatürk’ün Anadolu karasında ilk önemli durağı ERZURUM’du. Asırlardan beri ilk defa İSTANBUL dışında Anadolu’nun bağrında ve yine onun bağrından kopup gelen bir grup vatanperver, Millet adına bazı kararlar alıyordu. Ve bu grup 1919 Temmuzunun 23’ünde Yapı Usta Okulunun tahta sıralarında Milletinin ebedi önderliğine getiriyordu Mustafa Kemali. Artık Onun her adımı Milletinin adımı, her sözü Milletinin sözü, İSTANBUL Hükümetine ve işgalci Avrupa’ya karşı her seslenişi, Milleti adına yapılmış bir sesleniş olacaktı. Ve O her geçen gün sesini yükseltmeye devam edecekti.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> “Milli Sınırlar İçinde Vatan Bir Bütündür Bölünemez” deniyordu ERZURUM’da, SİVAS’ta “Kuva-yı Milliyeyi amil Milli İradeye Hakim Kılmak Esastır, Merkezi Hükümet Milli İradeye Tabi Olmalıdır. Milli Meclis Toplanmalıdır.” Halkın doğudan yükselen sesine batıdan da BALIKESİR, Alaşehir, Akhisar, Nazilli, DENİZLİ, Soma, BANDIRMA yörelerinden Kuva-yı Milliyenin sesi katılıyordu.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong> Atatürk diyordu ki; “Umumi kaide şudur ki, genel durumu yönetme ve yürütme sorumluluğunu üzerine alanlar, en önemli hedef ve en yakın tehlikeye mümkün olduğu kadar yakın bulunurlar.” Bahsettiği yer Milli Mücadelenin kalbi ANKARA idi. 27 Aralık 1919 günü ANKARA Halkı henüz 38 yaşındaki genç önderlerini sonsuz bir güvenle bağırlarına basıyordu. ANKARA’lıların coşkusu 23 NİSAN 1920 günü daha da artacaktı. Çünkü artık söz Milletindi. Bundan sonra Millet kendi adına konuşacak olanı kendisi seçecekti. 23 Nisan 1920 günü Mustafa Kemal’in deyimiyle “Hakikatlerin En Büyüğü” olan TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ açıldı. TBMM demek halkın sesi demekti, halkın nefesi demekti ve halk sessizliğini TBMM ile bozacaktı. Yüzyıllardan beri kendisini savaşma aracı olarak kullanan Osmanlı Hanedanına yeter diyecekti. Onun savaşı artık ne Osmanlı Hanedanına ganimet kazandırmak için ne de bilinmeyen duyulmayan ülkeler’de macera aramak için değildi. O artık sadece ülkesini işgal eden batı dünyasına karşı namusunu kurtarmak için savaşacaktı. Önce İstanbul Hükümeti parmağı ile çıkartılan 60 yakın irili ufaklı isyan bastırıldı birer birer. Bu isyanların bastırılması demek zaten tükenmek üzere olan Osmanlının sonu demekti, zira o son kozlarını oynuyordu Anadolu üzerinde ve yıkılış onun için kaçınılmazdı artık.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Şimdi sıra, İngiliz güdümünde olan ve kendi hesabına göre çok kolay görünen Anadolu’nun işgali için sonu gelmez bir maceraya atılan ve Anadolu bozkırında yenilmeye mahkum Yunan Ordusuna geldi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemal için askerlik bir sanattı. Mustafa Kemal kendine bu sanatı seçmişti. Kendini askerliğe vermişti ama savaşı seven, savaşı arayan bir kişi değildi. Günlük hayatında ve anılarında savaşı hiçbir zaman özlemedi..</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>1 nci ve 2 nci İnönü Muharebeleri ile sadece düşman değil, Milletinin makus talihi de yenilmiş oldu. Daha sonra tarihin en uzun meydan muharebesinde Başkomutan sıfatıyla Sakarya da “Hattı Müdafaa Yoktur, Sathı Müdafaa vardır. O Satıh Bütün Vatandır.” diyerek hem harp tarihine dehasını altın harflerle yazdırıyor, hem de Yunan Kuvvetlerinin Anadolu bozkırında giriştikleri bu maceranın onlar için nedenli acı bir yenilgiyle noktalanacağının adeta işaretlerini veriyordu Başkomutan Mustafa Kemal. Sakarya Zaferinden sonra bir yıl gibi uzun bir süre hazırlık yapan ordumuz nihayet Yunan Kuvvetlerini Anadolu’dan atmaya hazırdı. Biliyordu ki artık nihai zafer çok yakındı. 26 Ağustos sabahı Atasından aldığı “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri” emri ile Türk Orduları coşkun bir sel gibi Yunan Ordusunu öne katarak İZMİR’e kadar aktı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Mustafa Kemal emir komuta ettiği ordusuyla Avrupayı dize getirdi. Yaptığı tarihi bütün dünya tarih kitaplarına yazdı. Çünkü mensubu olduğu milletin tarihi dünyanın sahip olduğu en değerli varlıktı. </strong></span></span><br />
<strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">CİLT-3 1922-1938 DÖNEMİ :</span></span></span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>1922’de muharebe meydanında biten Milli Mücadele, aslında yeni ve zorlu başka bir mücadeleyi başlattı. Silahını bırakan Gazi Mustafa Kemal’in yolunun üzerinde artık bir sıra aksiyon, fikir ve yeni kuruluşlar vardı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Savaşın bitmesini müteakip harbin galipleri bu milletin ters giden tarihini yendiğini masa başında da kabul etmek zorunda kaldılar. Artık Milletten kopmuş, çağın gereklerinden uzak, çürümüş bir gövdenin suyu geçmiş dalcıkları haline gelen gölge saltanat müessesesine ve onun uzantısı olan hilafete son verme zamanı gelmişti. Söz artık milletin olacaktı ve milletin olmalıydı. Yakın arkadaşlarının dahi endişelerine ve yer yer karşı koymalarına rağmen Mustafa Kemal saltanatı kaldırdı ve halifelik müessesesinin bir gölgeden ibaret olmasını sağladı. Çok geçmeden de hilafete son verdi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Barışı kazanmak, savaşı kazanmak kadar önemliydi. Yeni Türkiye’nin Lozan Antlaşması da bu değerde idi. Lozan’da büyük bir mücadele verildi ve asırlık hesaplar görüldü. Çünkü yeni kurulan devlet Osmanlı İmparatorluğunun bütün hesaplarını tasfiyesine muhatap tutuldu. Ama yeni Türkiye mirasçı ve herhangi bir devletin devamı değildi. İtilaf devletlerinin şuursuz istekleri ustaca savuşturuldu ve Türkiye Lozan’da çok önemli bir zafere imza attı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong> Yeni bir çocuk doğmuştu ve bu çocuğun adı konmalı idi. Hakimiyeti Milliye kayıtsız şartsız milletin olduğuna göre bu çocuğun adı Cumhuriyet olmalı idi. 29 Ekim 1923’de TBMM’de yapılan oylamada yeni kurulan devletin yönetim şekli Cumhuriyet olarak kabul edildi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Gazi Mustafa Kemal’in ikinci meclisi açış nutkunda “Devlet şeklinin tekamülü ve demokrasinin kuruluşu ile çağdaş müesseselerin meydana getirilmesi” hedeflerinden ilki gerçekleşmiş, sıra ikinciye gelmişti. Hilafetin kaldırılması ile bu yeniliklere başlandı. Fakat laikliğe gidişte en büyük adım olan bu inkılap yakın arkadaşlarının dahi daha kesin çizgilerle kendisine cephe almasına neden oldu. Başarılı olan her ihtilalden sonra ihtilâlci kadronun kendi içerisinde parçalanması gibi, Milli Mücadeleyi yapan kadroda bu parçalanmada nasibini aldı. Önderlik mücadelesi yapan kimseler özellikle hilafete olan bağlılığı kullanarak uzun yıllar boyunca Mustafa Kemal’i yıpratmaya çalıştılar.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Doğuda “Dini kurtarmak ve halifeliği yeniden kurmak” adına Şeyh Sait tarafından çıkartılan isyan, memleketi en zayıf yerinden vurdu ve hızla yayıldı. Mustafa Kemal “ Takrir-i sükun “ yasasını çıkarttı ve isyan bastırıldı. Sorumlular istiklal mahkemesine verilerek cezalandırıldı. Yeni kurulan Cumhuriyet altı ok diye adlandırılan şu temel ilkeler üzerine inşa edilmeye başlandı: Cumhuriyetçilik,Milliyetçilik, Halkçılık,Devletçilik,Laiklik ve İnkılapçılık.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Batılılaşmak adına yaptığı inkılaplardan en cüretlisi şapka inkılabıydı. Çünkü, o zamanki anlayışa göre şapka Hıristiyanlığın ve gavurluğun bir işareti sayılıyordu ve bu kökleşmiş duygulara yapılan hareket menfi reaksiyonlara en müsait hareketti. Şapka inkılabını hukuk alanında yaptığı yenilikler, medeni kanun ve tevhid-i tedrisat kanunu takip etti.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Değişimi kaldıramayan şer ve kıskançlık güçleri onu İzmir’de öldürmek için pusu kurdular ama kurdukları tezgah kendilerini Yunanistan’a kaçıracak olan motorcu tarafından emniyete bildirildi. Sorumlular belirlendi ve mahkemece yargılandılar. Yargılananlar arasında Terakkiperver Fırka yöneticileri ve milli mücadelenin önemli simaları da vardı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Daha sonraki yıllar milli ekonomiye geçiş ve inkılap hareketlerinin devamı niteliğindeydi. Yeni alfabe kabul edildi ve Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu Gazinin büyük çabaları ile kuruldu. Ulaştırma ve sanayii alanında Devletçilik İlkesi doğrultusunda büyük atılımlar yapıldı. Dünyada ilk defa olarak 5 yıllık sanayi programları belirlenerek uygulamaya konuldu. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasından sonra Mustafa Kemal’in çabası ile Fethi Okyar tarafından Serbest Fırka bu bir demokrasiye geçme çabası idi ama başarılı olamadı ve parti kendisini lağv etti.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Atatürk’ün son yıllarında HATAY onun büyük davalarından biri oldu. Hastalıktan bitkin düştüğü anlarda bile bu konu ile ilgilendi. Fakat sağlığında HATAY’ın Anavatana katılışını göremedi.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Bir karaciğer yetersizliğinin ilk belirtileri 1937 yılı içerisinde meydana geldi. Hastalık önce yanlış teşhis edildi ve yanlış uygulamalarla vakit kaybedildi. Sonrasında ise geç kalınmıştı.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Mustafa Kemal’in şahsında çağımız bir büyük adam yetiştirmiş ve onun ölümü ile yalnız TÜRKİYE değil dünya bir büyük evladını kaybetmiştir.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> Bükreş eski Metropolitinin dediği gibi;</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> “Onun ölümünden sonra dünya artık eskisi kadar enteresan değildir.”</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;"> <strong>SONUÇ :</strong></span></span></span><br />
<strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">A. KİTABIN ANA FİKRİ :</span></span></span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı, eserleri, Türk ve Dünya Tarihi üzerindeki etkileri anlatılmakta.</strong></span></span><br />
<strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;">B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :</span></span></span></strong><br />
<strong><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> Atatürk ve kurduğu Cumhuriyetin daha iyi ve doğru olarak anlaşılmasını sağlamıştır.</span></span></strong><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #400080;"> <strong>C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :</strong></span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> <strong>Kitap; sade, her kesimden insanın kolayca anlayabileceği ve inkılap tarihimizi öğrenebileceği şekilde kaleme alınmıştır.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff0000;">Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.</span></strong> </span></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/sevket-sureyya-aydemir-tek-adam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

