Folklörün Hayatımızdaki Yeri
Günümüz pozitif bilimlerine baktığımızda hepsinin beslendiği, taşıdığı değerleri dayandırdığı bir nokta olduğunu görürüz. Bunlardan birçoğunun temelinde halk biliminin, folklorun yattığını görürüz. Çünkü yapılan her şey, ortaya konulan her ürün; gerek sanatsal olsun gerek ticari olsun, insan içindir ve bütün bu ürünler insanın yaşadığı toplumun getirdiği bazı kültürel ve manevi değerler çerçevesinde gelişecektir. Propp’un makalesinde dendiği gibi (folklorun yapısı) “Romantizm, Aydınlanma ya da başka bir akımın âlimane görüşleriyle yönlendirilmeye ihtiyacımız yok. Kendi çağımıza ve ülkemize bakarak yeni bir disiplin yaratmamız gerekiyor.” Bence gerçekten çok yerinde bir söz. Gerçek aydınlanma başkalarını taklitle sağlanamaz. Çünkü her milletin kültürel yapısı ve manevi değerleri farklıdır. Eğer başka bir devletten aydınlanma adına aldığımız herhangi bir şeyi –teknolojik gelişmeler hariç- kendi halkımız benimsemiyorsa, bence bu bir insanın kendi değerlerini zorla asimile ederek kendi kültürünün katili olması demektir.
Bence folklor halkın bugüne kadar ortaya koyduğu her şeydir. Binalardan, yaşayış tarzından, batıl inançlardan, halk hikâyelerinden, halk şarkılarından tutun da en küçük ayrıntılara, kullandığımız eşyalara kadar her şey folklordur. Örneğin; eskiden binaların yapısına göre, cumbalı veya cumbasız olmasına bakarak, evde oturan kişinin işini, yaşayış tarzını tahmin edebilirdiniz. Öyle ince ayrıntılar vardır ki; bizim çok basit olarak gördüğümüz birçok şey aslında o kültürü yaşayan insanlar için çok değerlidir. Mesela eskiden –ki bazı eski evlerin kapısında görmek hala mümkün- kapıların üzerinde iki farklı kapı tokmağı bulunurmuş. Bunlardan bir tanesi yapı olarak küçük ve kapıyı çalan kişiyi anımsatırcasına narindir ve çok tiz bir ses verir. Diğer tokmak ona göre biraz daha kabadır ve daha kalın bir ses verir. Ev sahibi duyduğu sese göre gelen kişinin erkek mi yoksa kadın mı olduğunu anlar ve ona göre kapıyı açarmış. Zira erkekler kalın ses veren tokmağı, kadınlar ise tiz bir ses veren ve gelenin kadın olduğunu belirten tokmağı vururmuş.
Olaya başka bir gözle bakacak olursak, Propp’un da dediği gibi folk halkların bütün yaratıcı faaliyetlerine denir. Gerçekten halkın yaşamında geçmişten günümüze kadar olan süreç ele alındığında ne kadar yaratıcı ve üretken olduğu görülecektir. Bu yüzden, bence, eğer yeni ve faydalı bir şeyler ortaya konulacaksa bunun kaynağı ve destekçisi halk olmalıdır. Çünkü folklor doğaldır. Örneğin bir edebi ürünün bir ortaya koyucusu vardır ve bu kişi bu ürünün edebi olası için gayret sarf eder. Ama diğer taraftan; örneğin bir ninninin tam olarak bir sahibi yoktur. Ayrıca sırf edebi olsun diye de ortaya konulmamıştır. Bir anne sırf çocuklarını uyutmak için kalbinden kopan en saf duyguları ona söyler. Bunu söylemek için özel bir çaba sarf etmez. Diğer taraftan kocası ölen bir kadın ona olan sevgisini, ondan ayrı kalmanın verdiği acıyı göstermek için yas tutar. Bu yasın ne kafiyeye ihtiyacı vardır, ne de edebi kelimelere. Ayrıca halkın ürettiği her şey, bu bazen bir türkü, bazen bir ninni veya yas olabilir, yere, zamana ve söyleyene göre değişiklik kazanır. Bu da anlatıcının veya söyleyicinin yeteneklerini, düşünce tarzını, yaratıcılığını gösterir. Böylelikle bir folklor ürünü her zaman değişkenlik gösterebilir. Bu da folklorun üstünden ne kadar uzun zaman geçerse geçsin hiç eskimeyeceğini, aksine durmadan yenileceğini gösteriyor. Bütün bu yönleriyle folklor, bir milletin gelişmesini sağlayacak ve bu gelişmelere “milli” nitelikleri kazandıracak ve uluslar arası kültür alışverişini sağlayacak en önemli faktördür.
Kategori:: Denemeler


