İntihar Mektupları
“….yalan dolan intihar mektupları… kime sorsam zaten sanatçı intihar mektubunu cebinde taşır diyor. yalan! sanatçı bir intihar mektubu bile yazmayı beceremediği için sanat yapıyor. ben zaten sanatçı değilim ki, olmamalıyım da. gerçi sanat için soyunan, sanatçı için dedikodular çıkaran bir toplumun izdüşümü olduğuma göre, zaten sanattan bi halt anladığım yoktur muhtemelen.
atardamar, toplar damar, kılcal damar.. hangisi daha önce acımı dindirecekse o damarıma bas ilacını. kıvranayım önce, sonra rahatlayayım. seni bile bir melaike olarak göreyim başucumda. Büyüyen, etleşmiş, pörsümüş, zavallı olmuş, kabukları parçalanmış bir organdan öte hiçbir şey olmayan şu kalbe yapılabilecek başka ne tür iyilikler vardır diye düşünüyorum.
Kirliyim, hiç olmadığım, olamadığım kadar. Sırılsıklam oluncaya kadar yıkanıyorum. Su oluk oluk akıyor vücudumdan. Temizlenmem yine de mümkün değil. Yeni bir güne uyanamıyorum uyuduğum zaman. Yaşayan mahlukların parmak izlerini silemiyorum tenimden, ruhumdan ve düşlerimden. Kendi parmak izlerimi silemiyorum cesetlerimden.
Hadi yıllar sonra incelesinler benim saçma sapan, ipe sapa gelmeyen bu cümlelerimi. Alıntı diyorlar oradan buradan. Kimi taklit ediyormuşum bir de utanmadan. Doğru söylüyorlar, hep her kafiye bir alıntıdır okunan bir önceki kitaptan. Taklit üstüne taklittir üslup hatalarım. Hele hele o meşhur intihar mektuplarım…
Daha ne kadar bitebilir, daha ne kadar özlenebilir ki. Bateri sesleri ile mi ölmeli, zevk çığlıklarıyla mı… ya da ölmemeli midir hayata inat. Yok canım daha neler. Daha daha neler. Bir kopuş, bir son, bir kurtuluş olmazsa nasıl dayanılır bu kadar ve her seferinde tekrar tekrar kaybetmeye.
İntiharında bir sanatı var, ayıp sana diyorlar. O da doğrudur. Ben biraz daha sanatsız ölmeliyim anlaşılan. Daha bir hazin ölmeli, sorulan sorulara karşı onları biraz daha hüsrana uğratmalıyım mesela. Karmakarışık değil, bildiğin gibi…sadece ölmeliyim.
Ölmek mi, daha neler. Daha daha neler? Bir düşe bile bedel değil koca hayat zaten. Biraz içimde, biraz dışımda biraz kasıklarımda biraz ruhumda hissetmeden hayatı nereye diyorum. Kucak kucak güller istiyorum! yok yalan söylüyorum, gülü sevmem ki ben. Azrailin huzuruna çıktığımda, yaptıklarım için bir yalan düşünüyorum. Sonra kendime gülüyorum. Yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan daha büyük yalan olur mu hiç…
Cebimde bir intihar değil, ucuz bir aşk mektubu taşıyorum. Ucuz bir şarap bulaşmış kenarına, kokusundan tanıyorum. Yazımı bile okuyamıyorum, hangi aşk aleminde yazdıysam artık… Şizofrenik yaşamların serbest çağrışımları. Görmezden geliyorum.
Düş Sezar eğildi önümde, yok yine aşk dedim. Yine yalan, yine riya. Hangi aşk, hangi yağmur tarlası… Bir seçimden çok bir kaçış benimkisi. Yer yok, kuytu bir köşe bile yok, ayak üstü soyunup dökünecek. Korku bile yok aslında, kuşku bile yok.
Susarsa yok gerisi, gidersem dönüşü yok. Saçmalamak da bana mahsus, yalan söylemek de sanki.
Sonra düşünüyorum ve gülüyorum, Beni kim suçlar yalanlarımla, hanginiz doğrusunuz ki?….
Seçil Yüksel
Kategori:: Denemeler


