Kişi Neden Şiir Yazar?
Niçin şiir ? Neden ? Edebi sanatların içinde en zorlusu ve en yücesi olarak gösterilen şiir niçin bu kadar etkindir insanlar üzerinde ?
Antik Yunan’ın o efsanevi şairleri Homeros ve Virgil’den bize miras kalan yüce bir duygudur şiir. Okumakla, bilgiyle veya zengin kelime haznesiyle elde edilemez. Herkesin hor gördüğü, küçümsediği, cahilliğiyle alay ettiği insanlar bile, her zaman varolmuş olan ve bundan sonra da varolacak sonsuz sevgi ve güzelliği içinde hissedebilirlerse, bir anlık ilhamla tüm insanlığı zevkten sarhoş eden ritmik dizeleri kağıda aktarabilirler. Ama içinde bir tutam sevgi olmayan, daha doğrusu sevgiyi ve güzelliği sonsuzlukta değil de anlık zevklerde arayan insanlar, her ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, şair olmak isteyen birçok kişinin arzuladığı ilham perisi onlara bir kez olsun uğramaz ve çabalarını boşa çıkartır.
Kişi şiir yazmak için aşık olmalıdır. Neye ve kime olduğu farketmez. İster Tanrıya, ister bir insana, ister başka bir canlıya veya bir taşa, bir dağa , ırmaklara… Daha nice şeyler sayabiliriz aşık olunabilecek. Fakat bir gün gelir de sevgisinin işe yaramaz ve güçsüz olduğunu zannederse, o zaman şiir yazmak için de ilhamını ve gücünü kaybedecektir, ta ki aşık olunacak başka bir varlık bulana kadar.
Peki kişi neden şiir yazar?
Bu sorunun cevabı aslında verilmesi en zor cevaplarda biridir. Bir an için dahi olsa milyonlarca insan için konuşmak oldukça zor bir şey. Ama ne yapmalı?
Şiir yazan her kimse, yazdığı eğer gerçekten hissedilmiş ve saf sevgiden ibaret bir şiirse, o kişi bu dizeleri kağıda döktüğü anda öyle yüce bir duyguya kapılır ki o duygu insanın içinden taşar ve kişi dayanamayacak hale gelir. O duygu ki insanlara anlatılmalıdır. O kutsal güzellik diğer soydaşlarımızla paylaşılmalı ve onlara da o yüce duyguyu vermelidir. Şairin amacı budur. Hiçbir şair salt kendisi için yazmaz, kendisi için yazanlar zaten şair değildir. Şair kendi taptığı güzelliğe başkalarının da tapmalarını ister. Kendi sevdiği insanı veya ağacı, kuşu, çiçeği başkalarının da sevmesini ister ve öyle dökülür ki, o yüce duygu, kaleminden kağıtlara, o dizeleri okuyan kişi o yenilmezliği, yüceliği görmeden edemez.
Tüm bunları söyledikten sonra elbette sarfedilen bu sözlere karşı çıkacak birçok insan olacaktır. Evet belki de çok ütopik düşünüldü bu satırlar yazılırken. Ama bu yazıyı okuyanları birazcık da olsa bu ütopik düşünceleri özümsemeye ve anlamaya çalışmaya davet ediyorum. Karşı çıkmak istediğiniz zaman değil, daha iyi bir düşünceye sahip olduğunuzu düşündüğünüz zaman eleştirin.
Son olarak benim gibi hisseden tüm insanlar adına, yıllarca desteğini üzerimizden çekmemiş ve o parıldayan güzelliğiyle her baktığımız nesnede bir güzellik görmemizi sağlayan yüce ilham perisine Puşkin’den şu dizelerle selam etmek istiyorum :
Bir şeytan vardı sanki ruhumu elinde tutan
Her yerde izleyen beni, durmaksızın, her zaman
Eşsiz nakaratlar mırıldayan tatlı sesiyle
Ateşlere gömülürdüm onun ılık nefesiyle
Hayaller düşleri, düşler hayalleri kovalardı
Sanki ruhumu elinde tutan bir şeytan vardı
Ve onun dediklerini dile getirmek üzere
İmgeler akın ederdi kendiliğinden sözcüklere
Bir filozofu çiftleşirken yakalayıp, ne yapıyorsun diye sormuşlar: Bir insan ekiyorum diye cevap vermiş serinkanlılıkla ve hiç utanmadan. Sarımsak ekerken görülmekle bu işi yaparken görülmek arasında ayrım yokmuş onun için.
Montaigne
Kategori:: Denemeler


