Nasreddin Hoca
Filinden şikâyet için kafile halinde Timurleng’e giderken üçer beşer sıvışıp Hoca ‘yi yalnız bırakanlar, bizden başkaları değildi.
Yirminci asır, büyük bir değişiklik getirmemiştir; bugün de kazanın doğurduğuna inanır, öldüğüne inanmayız.
Eski ayları kırpıp yıldız, eski yıldızları bitiştirip ay yaparız; yeni birşeyimiz yok gibidir.
Tuz yükümüzü suda hafifletmeyi düşünecek kadar kurnaz olmakla övünürüz; eloğlu bizi pamuk yükümüzle suya sürmesini bilir.
Kuyuya düşen ayı çengelle çıkarmaya çalışırız; başımızın üstünde bize gülmektedir.
Kimimiz sebepsiz gıdaklar, kimimiz vakitsiz öter.
Kıyametin, topluma bîrşey olursa küçüğü; kendimize bir şey olursa büyüğü kopar.
Dünyanın ortası, çıkarımızın bulunduğu yerdi: inanmayan ölçsün.
Her yanımız açıktır, kapımızdaki asma kilide güveniriz.
iki ayaklı olduğumuz, kaçarken bellidir.
Hoca, “doksan dokuzu veren Allah, biri de verir.* demişti: biz “biri veren dostlar, doksan
dokuzu da verir.” der; her şeyi ellerden bekleriz.
Göle yoğurt mayası çalmak sanıldığı kadar gülünç değildir: tuttuğu olur.
Kıyıda bacaklarını suya sarkıtan çocuklarız., biz, “birbirine kansan ayaklarımızı nasıl
ayırt edeceğiz?” derken söğüt değneğini yiyen ayak, sahibini bulur.
Plânlarımız, sürü geçerken yünleri takılsın diye çalı dikmekten İbarettir., alacaklılarımızı
güldürmekteyiz.
Yorgunluğumuz, kimseyi ürkütmeden yaşamama zorluğundan gelir.
Testiyi kırmadan dayağım yeriz: dizlerimizde suya gitmeye derman kalmaz.
Hoca’nın sesi, hamamda güzeldi; bizimki, mikrofonda güzeldir.
Arif Nihat Asya
Kategori:: Denemeler



İşte bu yazıyı anlayabilmek Türk olmaktır. İngilizcesini İngilize, Arapçasını Arapa, Fransızcasını Fransıza okutsanız mümkün değil, anlayamaz.