<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Denemeler</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/yazi/dersimiz-turkce/edebiyat/denemeler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Yarın maskesiz dışarıya çıkmaya ne dersiniz?</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yarin-maskesiz-disariya-cikmaya-ne-dersiniz-t1474.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yarin-maskesiz-disariya-cikmaya-ne-dersiniz-t1474.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 21:32:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=505</guid>
		<description><![CDATA[Maske Ne zaman tuvalet masasında makyajını temizleyen bir kadın görsem maskeler üşüşür aklıma&#8230; Boyalı çehreyi yalayan her bir pamuk topağının, gün boyu gerçek yüzü saklayan kalın maskeden bir parça kopardığını düşünürüm. Temizlik bittiğinde göz altlarında ince yarıklar halinde nemli kırışıklıklar gülümser; kaşlar silikleşir, kirpikler kısalır. Yüz, maskesinden soyunmuştur artık&#8230; sahibinin yaşını, ruhunu ele verir&#8230; ta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Maske<br />
Ne zaman tuvalet masasında makyajını temizleyen bir kadın görsem maskeler üşüşür aklıma&#8230;<br />
Boyalı çehreyi yalayan her bir pamuk topağının, gün boyu gerçek yüzü saklayan kalın maskeden bir parça kopardığını düşünürüm.<br />
Temizlik bittiğinde göz altlarında ince yarıklar halinde nemli kırışıklıklar gülümser; kaşlar silikleşir, kirpikler kısalır.<br />
Yüz, maskesinden soyunmuştur artık&#8230; sahibinin yaşını, ruhunu ele verir&#8230; ta ki ertesi sabah yeniden giyinene kadar&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Amerika&#8217;nın sevilen haber spikeri Leslie Mouton kansere yakalanıp saçları dökülünce ekrana perukla çıkmaya başlamıştı.<br />
Geçen cuma, stüdyo öncesi makyaj yaparken &#8220;Her şeyden haberdar etmeye söz verdiğim izleyicilerimden kendimi gizlemeye hakkım yok&#8221; diye düşündü ve o gece peruğunu takmamaya karar verdi.<br />
Kanal yöneticileri seyircinin tepkisinden çekindi önce, ama sonra kabullendiler. Jenerik döndü, yayın başladı ve 36 yaşındaki Mouton bu kez saçsız gülümsedi seyircilerine;<br />
&#8220;İşte bu benim gerçeğim, ben artık kelim ve bunu kabullenmeye karar verdim&#8221; dedi.<br />
Yayın bittiğinde kanala çiçek yağıyordu.<br />
Hayranlarının, ona güveni bir kat daha artmıştı.</p>
<p>* * *</p>
<p>Zavallı soyumuz, kim bilir kaç nesildir &#8220;maskeli balo&#8221;da gibi yaşıyor gündelik hayatını&#8230;<br />
Bedenimizin, aklımızın en yalın hallerinde binbir örtü&#8230;<br />
İki yüzlülüğün atölyelerinde kalıba dökülen maskeler, mekana ve ihtiyaca göre seçilip takılıyor. En gülünesi halleri ciddiye almamıza, en saçma konuşmaları alkışlamamıza, sıkça tribünlere oynamamıza yarıyor.<br />
Küfretmek istediklerimize iltifat ediyor, kendimizi beğendirmek için rolden role giriyor, bu yorucu oyunun perdesi kapanınca da yatağa girerken maskemizi çıkarıp başucumuza asıyoruz.<br />
Kimsenin karşısındakinin gerçek yüzünü bilmediği ya da bilip de bilmezden geldiği bu karnaval nicedir sürüp gidiyor.</p>
<p>* * *</p>
<p>Sosyal antropolog Ahmet Göngören &#8220;Kimlik Bulmacası İçin Kılavuz&#8221; kitabında (Patika, 1999) &#8220;İlkel toplumlarda maske sadece ayinlerde kullanılır, diğer günlerde duvara asılır, gelecek ayine kadar titizlikle saklanırdı&#8221; diyor; &#8220;Oysa günümüz toplumunda maske sürekli takılıyor, ancak pek özel anlarda çıkarılıyor. Çünkü ayinsel gösteri kesintisiz biçimde sürüyor&#8221;.<br />
Acaba şimdi, atalarımızın yaptığının tersine, yılın bir günü maskelerimizi çıkarıp duvara asmayı ve gösteriye ara verip çoktan defnedilmiş hakikatin anısına, örtülerinden arınmış bir ayin düzenlemeyi becerebilir miyiz?<br />
Doğruyu yalandan ayırt etmenin tamamen imkansızlaştığı bu gayya kuyusunda, herkesin kendini bütün yalınlığıyla sergilediği, içinden geleni söylediği bir samimiyet karnavalında buluşabilir miyiz?<br />
O gün renkli perukları, şaşaalı nutukları, sembolik urbaları, süsleri, takıları, boyaları, rolleri, tavırları, yalanları 24 saat için bir kenara bırakmayı, en tabii, en samimi, en derbeder halimizle ortaya çıkmayı göze alabilir miyiz?<br />
Tek bir gün için olsun, aşkımızı veya nefretimizi önünü ardını hesaplamadan itiraf edip, ikiyüzlülüğün maskesini düşürebilir miyiz?<br />
Gülen masklar, ağlayan masklar, otoriter masklar, şarlatan masklar duvarlara asıldığında ve ruhların asıl çehreleri ortalığa saçıldığında kaç heykel yıkılır, kaçı sağlam kalırdı acaba?<br />
Peki biz o ebedi maskeli balonun 24 saatlik antraktında, çoktan yitirdiğimiz kendi saflığımızı da bulabilir miydik?</p>
<p>* * *</p>
<p>Ya ertesi gün?..<br />
Öylesi bir yüzleşmenin ertesi günü kaçımız ilişkimizi kaldığımız yerden sürdürebilirdik acaba?.. Kaçımız riyasız yeni bir hayata başlayabilirdik?<br />
Bu gece makyajınızı temizlerken ya da makyajını temizleyen birini gözlerken düşünün bunu&#8230;<br />
Aman sabah maskenizi takmayı unutmayın!</p>
<p><strong>Can DÜNDAR</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yarin-maskesiz-disariya-cikmaya-ne-dersiniz-t1474.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üzerinden Gölge Geçen Dünya</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/uzerinden-golge-gecen-dunya-t1472.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/uzerinden-golge-gecen-dunya-t1472.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 08:15:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=504</guid>
		<description><![CDATA[Gölge. Her an her yerde, nereye gidersek gidelim peşimizi bırakmayan ve üstüne üstlük bizim yaptıklarımızı tekrarlayan, kaçmaya çalıştığımızda aynı hızla bizi kovalayan ama asla kovalamaktan vazgeçmeyen şey. Gölge; aydınlık demek, hayat ve ışık demek. Peki insan neden kaçar ve gölgeden ve aynı zamanda umuttan ve aydınlıktan. Biz neden kaçtık, neden terk ettik gölge oyunlarımızı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Gölge. Her an her yerde, nereye gidersek gidelim peşimizi bırakmayan ve üstüne üstlük bizim yaptıklarımızı tekrarlayan, kaçmaya çalıştığımızda aynı hızla bizi kovalayan ama asla kovalamaktan vazgeçmeyen şey.<br />
Gölge; aydınlık demek, hayat ve ışık demek. Peki insan neden kaçar ve gölgeden ve aynı zamanda umuttan ve aydınlıktan. Biz neden kaçtık, neden terk ettik gölge oyunlarımızı ve neden gölge oyunlarımızın, Karagöz’ümüzün üzerine gölge düşürdük.<br />
Hani hepimiz hatırlarız (bu hitap maalesef sadece 20 yaş ve üzeri insanlar için. Şahsen ben de birkaç kez görebildim.) kahvelerin “kıraathane” olduğu, yani şimdiki gibi işsiz güçsüz insanların bir araya gelip çene çalmadığı veya çeşitli kumar oyunlarının oynanmadığı, şifreli kanallarda maç izlenmek için insanların yığılmadığı dönemlerde “Karagöz” derler bir gölge oyunu vardı. Özellikle eski ramazanlarda iftardan sonra ramazan elbiselerini (mahyalar) giymiş minarelerin ışığı altında inanlar çoluk-çocuk, kadın-erkek demeden, zira o dönemde kadınlar için de perdeyle bir yer ayrılmış, kahvelere eğlenmeye giderlermiş. İnsanlar bir yandan çay ve kahvelerini yudumlar, bir yandan da oyunun başlamasını merakla beklerlermiş. Önce kulakları okşayıp insanı heyecana ve meraka sürükleyen hafif bir zil sesinden sonra her zamanki gibi Hacivat “Yar bana bir eğlence” nidalarıyla ortaya atılır, daha sonra da bizim Karagöz bazen kafasında bin bir soruyla meydana çıkar, Hacivat ne kadar ona doğruları öğretmeye çalışsa da o yine bildiğini okurmuş. (-muş diyorum çünkü şu anda onları görmek imkansız). Hepsi bu kadar mı! Elbette değil. Daha birçok gölge oyuncu katılırmış Karagöz’le Hacivat’a. Bu gölge karakterler bir gölgenin yapabileceğinden daha fazlasını yapmışlar. Neler mi? Öncelikle bu gölgeler hiç kimseyi takip etmiyor, aksine inanlar büyük bir merakla onları izliyorlar. Bunun yanında onlar diğer gölgeler gibi cansız değiller. Onlar yeri geldiğinde – senaristinin de yardımı ile- bir ideolojiyi anlatmışlar halka. Bazen de siyasi yergilerle halkın gönlünden geçenleri aktarmışlar siyaset adamlarına. Hani Hacivat’ın bir “Ah Karagöz’üm” deyişi vardır. Ne dertler yanar, ne acılar paylaşır onunla. Ama bütün bu olumsuzluklara rağmen Karagöz ne yapar eder halkı güldürür. Karagöz oyunu aynı zamanda halktır da. Bazen Karagöz yanlışlıkla Kanlı Nigar’ın evine girer ve büyük bir macera başlar. Mahalle kabadayısı, Kürt’ü, Kastamonulusu, taşralısı, zennesi… hepsi vardır bu oyunda. Her biri halktan bir kesimi temsil eder. İnsanlar kendi günlük yaşamlarını, adeta bütün gün yaptıkları filme çekilmiş gibi akşam gelir izlerler buralarda. Ya halk hikayelerinin; Leyla ile Mecnun’un, Ferhat ile Şirin’in o büyük aşklarının sergilenmesine ne demeli. Kim o kahvelerde bu aşk hikayelerini izleyen nice gençler kandil ışıkları altında ateşe yazgılı pervanelerin kandillere atlamaları gibi kendilerini aşk ateşine atmışlardır. Diğer taraftan Hacivat’ın Karagöz’e sorduğu bilmecelere, anlatılan efsanelere ve cin masallarına ne demeli. Onlar da çocukların eğlenceleri.<br />
Yani demek istediğim, halk bu oyunlarla müziği, halk hikayelerini, manileri, şarkıları, bilmeceleri, efsaneleri kısacası bilmesi gereken her şeyi eğlenceli bir şekilde öğreniyordu.ayrıca halkın kendi arasında kaynaşması ve iyi ilişkilerde bulunması da sağlanıyor, birçok mekan, özellikle kahveler eğitim yuvalarına dönüyordu. Şimdi ise bütün bu halk kültürünü bir insana öğretebilmeniz için o kişinin sıkıcı bir eğitim altında yıllarca öğrenim görmesi gerekiyor. Sözü daha fazla uzatmadan bir Karagöz oyununun kısaca gelişimini anlattıktan sonra oyunun bitiş bölümüne geçelim.<br />
Ve oyunun sonunda Hacivat’ın hem Karagöz’e hem de gelecekte gölge oyununun başına gelecekleri, bir gün unutulacaklarını düşünerek onları unutanlara, yani bize sitem mahiyetinde şu sözleriyle oyunu bitirir.<br />
“Yıktın perdeyi eyledin viran<br />
Varayım sahibine haber vereyim heman”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/uzerinden-golge-gecen-dunya-t1472.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Basitleşen Güzellikler</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/basitlesen-guzellikler-t1471.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/basitlesen-guzellikler-t1471.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 08:14:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=503</guid>
		<description><![CDATA[Sevgi sözcükleri neden etkiler karşı cinsi, insan ne arar karşısındaki kişide..? Neden ayna karşısına geçip te kendimize iltifat ettiğimizde hiçbir şey hissetmeyiz de bir başkası edince mutlu oluruz..? Karşımızdaki kişiye sevgimizi gösterirken farkında olmadan canileşiyor muyuz yoksa ? Verdiğimiz bir çiçekle ona sevgimizi gösterirken, acımasızlığımız da çıkıyor ortaya. O çiçek te tabiata aşık olduğu için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgi sözcükleri neden etkiler karşı cinsi, insan ne arar karşısındaki<br />
kişide..? Neden ayna karşısına geçip te kendimize iltifat ettiğimizde hiçbir<br />
şey hissetmeyiz de bir başkası edince mutlu oluruz..? Karşımızdaki kişiye<br />
sevgimizi gösterirken farkında olmadan canileşiyor muyuz yoksa ? Verdiğimiz<br />
bir çiçekle ona sevgimizi gösterirken, acımasızlığımız da çıkıyor ortaya. O<br />
çiçek te tabiata aşık olduğu için açmamış mıydı ? Ama o bizi kırmıyordu çünkü<br />
gerçek sevgiydi onun sevgisi, tabiata bizi armağan etmedi hiçbir zaman. Kendi<br />
güzelliğinde, masumiyetinde gösterdi o sevgiyi. Bizim de kaybedişlerimiz bu<br />
yüzden diye düşünüyorum..</p>
<p>Bir insan kara sevdaya da düşse, mantığını kaybetmemeli. Seviyorsan onu,<br />
yüreğinde açmalı o çiçek, onu koparıp vermelisin , verebiliyorsan&#8230; Ama<br />
nedense bunu da anlayamayız bir türlü, ya ayrılınca ya da yalnızken doğrular<br />
çıkar karşımıza. Demek ki işlediğimiz bu suç tek taraflı değil. Koparıp<br />
verdiğimiz çiçeğin ömrü 3 ay ise 3 güne düşüyor ve soluyor. Çiçeği alan<br />
mutlu, solsun diyor, bir kitap sayfasının arasına koyar, her baktığımda onu<br />
hatırlarım &#8230; Ya tabiat ? O sevdiği çiçeği hatırlamak isteyince nereye<br />
bakacak..? Nasıl olsa seneye başka çiçek açar onu severim mi diyecek&#8230;? O<br />
zaman biz de vaz geçelim sevdiğimiz yok olduğunda, biz de seneye başka<br />
birine aşık olalım&#8230; Evet yapamayız, deliler gibi sevdiğimizi unutup seneye<br />
başkası gelir diyemeyiz. O halde birşeyler hep yarım, onları düzeltelim.</p>
<p>Beyaz bir gül masumiyeti simgeler diye verdiğimiz kişiye göstermeyelim o<br />
caniliğimizi. O zaten masumiyetini göstermek için açmamıştı doğaya&#8230;<br />
Masumiyetimizi görmek istiyorsa karşımızdaki kişi, yüreğimizdeki beyaz güle<br />
bakmalı, elimizdekine değil.. Hiç kimse birbirine aşık değil mi yoksa..?<br />
Yüreğimizdeki çiçeği göremeyeceği için mi veriyoruz elimizdeki çiçeği&#8230;?<br />
Biz kendimizi basitleştiriyoruz böyle yapmakla. O adres sormadan biz tarif<br />
ediyoruz. Böyle kolay çözümlenmemeli sevdalar. Bir parçası eksik define<br />
haritası gibi olmalı. Nerede olduğunu bilmemelisin ama varlığını da<br />
hissetmelisin. Sonunda bulduysan sevgi hazinesini, alıp gitmek yerine,<br />
kendinden bir parça bırakmalısın. Daha da değer kazanmalı &#8230;</p>
<p>Bence hiç kimseye güzelsin denmemeli, çünkü bir cümleye ve çiçeğe sığacak<br />
kadar basit değil insanların güzelliği&#8230; Bu yüzden inanıyorum belki de, &#8221;en<br />
büyük sevgi gizli olandır&#8221; sözüne..</p>
<p>BİR ÇİÇEĞİN TABİATA SESLENEMEDİĞİ GİBİ&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/basitlesen-guzellikler-t1471.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yolculuk</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yolculuk-t1469.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yolculuk-t1469.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 08:13:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=501</guid>
		<description><![CDATA[Uzun geliyor çoğu zaman ama yinede gidiliyor bilinmeyen yerlere ve dönülüyor beklenenlere.Seni neyin beklediğini bilmiyorsun götüreceklerin sinirli bir sen birde yüreğindekiler ve elinde kalanlar hayatin sana verdikleri senin hayattan aldıkların hepsi bu kadar işte.Geriye dönüp baktığında hatırında kalan tek güzellik sahip olduğun dostluklar .Zor değil mi?Başarmak gerek yaşamın anlamı bunda saklı çünkü gerisi boş,gün gelip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Uzun geliyor çoğu zaman ama yinede gidiliyor bilinmeyen yerlere ve dönülüyor beklenenlere.Seni neyin beklediğini bilmiyorsun götüreceklerin sinirli bir sen birde yüreğindekiler ve elinde kalanlar hayatin sana verdikleri senin hayattan aldıkların hepsi bu kadar işte.Geriye dönüp baktığında hatırında kalan tek güzellik sahip olduğun dostluklar .Zor değil mi?Başarmak gerek yaşamın anlamı bunda saklı çünkü gerisi boş,gün gelip bunu anlayacaksın dost çünkü başka çaren yok çünkü hayatin sana vereceği ve senin alman tek gerçek bu.Dinle kendi sesini ve başkalarına dinlet duyacakları gün için sabret,sabret ki onlarda sana ses versinler.Önce inan kendine,şunu bil ki sen kendini sevdiğin vakit seni sevecektir senin sevdiklerin hatta sevmediklerin,öğreneceksin arkadaş ve seveceksin,sevileceksin.Zaman yetmeyecek birde bakmışsın çoğalmışsın arkadaş binlerce sen daha doğmuş hayata.Şaşıracaksın ve sevineceksin.Zor değilmiş göreceksin anlatacaksın.Hayatin renklerini bulacaksın yüreğinde bir ışık demeti gibi sunacaksın yüreğini başka yüreklere.O zaman o yüreğin sana ait olmadığını sadece emanet edildiğini anlayacaksın.Evet dost bu yürek sana emanet onu öylesine sevgiyle doldur ki öylesine büyüsün ki yüreğin bir yürek bin yürek olsun.Yorulmadın değil mi bu yolculuktan?Sakin yorulma çünkü seni bekleyen başka yolar var.Korkma,korkutmasın seni ne uzunluğu nede engelleri sen hazırsın artık engellere çünkü sen artık” sen” sin sen artık “herkes”sin.Yolculuğun bitmeyecek ne kadar karmaşık olsa da ne kadar çetrefilli olsa da ve ne kadar bilinmezliklerle dolu olsa da gideceksin.Kafandaki soru işaretlerinin cevabini bulmaya gideceksin,keşfedeceksin yeni cevapları ve yeni soru işaretlerini.Ama dikkat et dost yolun kenarından yani uçurumun kenarından gitme.Ola ki düşecek oldun tutunacağın bir dalın olsun elinde seni o uçurumun kenarından çekebilsin.Hayatin sürprizleri seni bekliyor yolculuğun uğurlu olsun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yolculuk-t1469.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldız ve Samanyolu</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yildiz-ve-samanyolu-t1468.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yildiz-ve-samanyolu-t1468.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 08:12:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=500</guid>
		<description><![CDATA[Bahçedeki muz ağacını anlatır bir öyküsünde Erdal Öz&#8230; Çocuklar ağacın gövdesini taşlar. Taşlar yerini bulursa, muz ağacının yumuşak bedenine saplanır; sular sızar taşın gömüldüğü yerden&#8230;. Ağlar muz ağacı; kurur zamanla&#8230; Muz salkımları boynunu büker, buruşur gider. Bir öyküsünde demir parmaklıklı pencereden bir mahkûmun hücresine giriveren güvercini anlatır Erdal Öz&#8230; Etli kanatlarıyla mahkûmun başının üzerinden karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bahçedeki muz ağacını anlatır bir öyküsünde Erdal Öz&#8230;<br />
Çocuklar ağacın gövdesini taşlar.<br />
Taşlar yerini bulursa, muz ağacının yumuşak bedenine saplanır; sular sızar taşın gömüldüğü yerden&#8230;.<br />
Ağlar muz ağacı; kurur zamanla&#8230;<br />
Muz salkımları boynunu büker, buruşur gider.</p>
<p>Bir öyküsünde demir parmaklıklı pencereden bir mahkûmun hücresine giriveren güvercini anlatır Erdal Öz&#8230;<br />
Etli kanatlarıyla mahkûmun başının üzerinden karşı duvara uçar, çarpıp yere düşer.<br />
İlk sersemliğinden sıyrıldığında bu kez karşı duvara vurur kendini&#8230;<br />
Mahkûm, misafirini ürkütmemek için siner köşeye&#8230;<br />
Güvercinin korku dolu kırmızı cam gözleriyle bakışırlar bir süre&#8230;<br />
Güvercin duvara vurmanın acısıyla yeniden havalanıp demir parmaklığa konar. Mahkûm bu kez de yeniden yalnızlığa dönecek olmanın hüznüne bulanır. &#8220;Gitmese&#8221; diye yakarır içinden&#8230;<br />
O sırada kapı açılır; ürkütücü bir görevli içeri girer; güvercin korkuyla havalanınca içeri düşer. Karşı duvara çarpıp görevlinin ayakları dibine serilir.<br />
İki hoyrat el sarılır gövdesine&#8230;<br />
Tutuklu güvercin, görevlinin hoyrat ellerinde uzaklaşır.</p>
<p>Bir öyküsünde iki arkadaşı anlatır Erdal Öz&#8230;<br />
Bir Akdeniz kasabasında aynı sınıfa düşmüşlerdir.<br />
Çocuklardan biri kitapsız, deftersiz gelmiştir sınıfa; belli ki yoksuldur.<br />
Arkadaşı kitap alır ona&#8230;. O da karşılığında uçurtma yapmayı öğretir.<br />
Renk renk kaplama kâğıtlarını kesip nişasta bulamacıyla birleştirerek kocaman bir uçurtma yaparlar.<br />
Bunun keyfiyle, kayalıkların orda, öyküsünü anlatır yoksul olan&#8230;<br />
Annesi yoktur, ablası kaçmıştır evden; babasının zulmünden&#8230; Ve babası dün gece çok kötü şeyler yapmıştır ona&#8230;<br />
&#8220;Artık gücüm tükendi. Bununla baş edemeyeceğim&#8221; der arkadaşına&#8230;<br />
&#8220;Sana anlatırım ama kimselere söylemeyeceğine söz ver&#8221; der.<br />
Sözleşirler.<br />
Dertleşirler.<br />
Vedalaşırlar.<br />
Ertesi gün kayalıkların dibinde bulunur ölüsü&#8230;<br />
Bir uçurtma gibi hışırtıyla gökyüzüne yükselmiş, sonra dönüp ıslak kayalıklara çakılmıştır.<br />
Nedenini bir tek arkadaşı bilir; ama söz vermiştir, söylemez kimselere&#8230;</p>
<p>Belki de ölüm, bir yıldız kaymasından fazla bir şeydir.<br />
Belki de yasımız, kayan o yıldıza olduğu kadar, her kayan yıldızla Samanyolumuz biraz daha eksildiğindendir.<br />
Giden, yalnızca ölen değildir; bizden de bir şeyler götürür yanında&#8230;<br />
Anılarımız vardır onunla ya da yapıtlarıyla&#8230;<br />
Bir imza gününde tebessümünü görmüş, hasta düştüğünde kitap götürmüşüzdür.<br />
Filmlerine, oyunlarına gözyaşı dökmüş, öykülerinde boyun bükmüşüzdür.<br />
O kuruyan muz ağacı bizim bahçededir artık&#8230; Hücredeki güvercine ağıt yakmış, uçurtmaya özenen çocuğun acısını çekmişizdir.<br />
Yaralıyken, kanarken direnmenin onurunu ondan öğrenmişizdir.<br />
Ölüm, bütün bunları da öldürür ilk anda&#8230;<br />
Öyle sanırız.<br />
Kaybımız kadar kendi eksilmemize de yanarız.<br />
Kururuz; cenazelerle taşlanmış muz ağaçları gibi&#8230;</p>
<p>Lakin yanılgıdır bu&#8230;<br />
Yıldız kayar, ama asla eksilmez Samanyolu&#8230;<br />
&#8220;Selvi Boylum Al Yazmalım&#8221; oradadır. &#8220;Bir Uçurtma Gibi&#8221; orada&#8230; &#8220;Kanayan&#8221;, &#8220;Güvercin&#8221;, &#8220;Duvar&#8221; orada&#8230;<br />
Okudukça, izledikçe,andıkça yaşatırız onları&#8230;<br />
Eksilmez, çoğalırız.</p>
<p><strong>Can Dündar</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yildiz-ve-samanyolu-t1468.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Ülke&#8217;den</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/bu-ulkeden-t1467.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/bu-ulkeden-t1467.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 08:10:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=498</guid>
		<description><![CDATA[&#8221;Bu ülke&#8221;den Seçmeler” Cemil Meriç Kelime Tanrı, yıldızlarla oynayan bir çocuk. Senin yıldızların kelimeler, söyle raksetsinler, alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin. Kelime ormanda uyuyan dilber; şair uzaklardan gelen şehzade. Öyle seveceksin ki kelimeleri, sana yetecekler. Yıldızlar tanrı’ya yetmiş mi? Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve muhterem. Gönülden gönüle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">&#8221;Bu ülke&#8221;den Seçmeler”<br />
Cemil Meriç<br />
Kelime<br />
Tanrı, yıldızlarla oynayan bir çocuk.<br />
Senin yıldızların kelimeler, söyle raksetsinler, alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin.<br />
Kelime ormanda uyuyan dilber; şair uzaklardan gelen şehzade.<br />
Öyle seveceksin ki kelimeleri, sana yetecekler.<br />
Yıldızlar tanrı’ya yetmiş mi?<br />
Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve muhterem. Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven.<br />
Kelime kendimi seyrettiğim dere. Kelime sonsuz, kelime adem.</p>
<p>Sol ve sağ… çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit.</p>
<p>Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.</p>
<p>Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.</p>
<p>Kelam, bütünüyle haysiyettir.</p>
<p>Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla.</p>
<p>İzm’ler idraklerimize giydirilen deli gömlekleri.</p>
<p>Slogan, ilkelin ideolojisi.</p>
<p>İdeolojiler, uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri.</p>
<p>Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.</p>
<p>Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür.</p>
<p>Kitap, istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür.</p>
<p>Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazine.</p>
<p>Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler neşidesi veya Kur’an. Senin kitabın hangisi?</p>
<p>Duygunun asaleti, kuvvet ve isabetindedir.</p>
<p>Yığın düşünmez, maruz kalır.</p>
<p>Bayağı, hissetmeyendir.</p>
<p>Gerçek hükümdarlar, ebedi hükümrandırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirler.</p>
<p>Meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule, yani masala, esrara, sonsuza.</p>
<p>Mütercim, mutlak’ı arayan bir çılgın, “felsefe taşı”nı bulmaya çalışan bir simyagerdir.</p>
<p>Şiir ne bir teşrih masasıdır, ne bir teşhir çarmıhı.</p>
<p>Polemik zekaların savaşıymış. Zekalar birbiriyle savaşmaz. Kinlerin, peşin hükümlerin, gizli çıkarların savaşı, polemik. Eski bir inancı yok etmek isteyen yeni bir düşüncenin savaşı. Ve her mübariz kendi cephesinde muzaffer.</p>
<p>Yaşayanları yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var.</p>
<p>Gitmek, kaderin hatalarını düzeltmektir.</p>
<p>Kahramanlık, hatada ısrar etmemektir.</p>
<p>Asya’nın bütün evlatları içinde Batı’nın ilk benimsediği: Zerdüşt.</p>
<p>Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.</p>
<p>Her çağ kendi kelimelerini söyletmiş kelimeye; her demagog kendi yalanlarını.</p>
<p>İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime.</p>
<p>İrfan, kemale açılan kapı, amelle taçlanan ilim.</p>
<p>Kültür, homo ekonomikus’un kanlı fetihlerini gizlemeye çalışan birer şal.</p>
<p>Kültür, kaypaklığı, müphemiyeti ve seyyaliyetiyle Avrupa’dır. Tarif edilmeyen, edilemeyen bir kelime.</p>
<p>Batı’nın düşünce tarihi akılla naklin mücadele tarihi.</p>
<p>Din, Avrupa için bir afyondur, bütün ideolojiler gibi.</p>
<p>Avrupa tarihi, bir sınıf kavgası tarihidir.</p>
<p>Raskolnikov sarsıntı geçiren bir toplumda yapayalnızdır. Dosto gibi.</p>
<p>Şuuraltı(psikanaliz) her istediğini kolayca elde eden mutlu azınlığın imtiyazı.</p>
<p>Kendini tanımak, marifetlerin marifeti.</p>
<p>Belki de medeniyet uyuyor ve zaman zaman rüya görüyor.</p>
<p>Savaş bir irşat. Savaş, ışıkla karanlığın diyaloğu. Düşman, gözü bağlı olandır.</p>
<p>Bu çökmeye hazır medeniyet üç sütün üzerinde duruyor; süngü, açlık, fuhuş.</p>
<p>Tarihi yaratan, fertle yığın arasındaki anlaşmazlık.</p>
<p>Çatışmasız toplum beraber otlayan, beraber geviş getiren adsız bir sürü.</p>
<p>Tarihin mimarı: isyan, kadere, zamana, insana.</p>
<p>Dahi, münzevi bir yıldız; anasız doğan çocuk, anasız doğan ve zürriyetsiz ölen. Zirveden zirveye akseden şarkı.</p>
<p>Kronoloji: aptalların tarihi.</p>
<p style="text-align: justify;">Din, bir susuzluk, sonsuza karşı duyulan özlem. Bilgi değil, aşk.</p>
<p>Hapishane, maskelerin çıkarıldığı yerdir.</p>
<p>Mahalle kavgaları, tefekkürün zirvelerine ulaşmamalı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/bu-ulkeden-t1467.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/kim-ozlerdi-avuc-iclerinin-kokusunu-t1466.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kim-ozlerdi-avuc-iclerinin-kokusunu-t1466.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 08:07:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Can  Yücel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=497</guid>
		<description><![CDATA[O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.<br />
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.</p>
<p>Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.<br />
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer.</p>
<p>Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.<br />
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.</p>
<p>Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.<br />
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer.</p>
<p>Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.<br />
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.</p>
<p>Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.<br />
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.</p>
<p>Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.<br />
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.</p>
<p>O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.<br />
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.</p>
<p>Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.<br />
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.</p>
<p>Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.<br />
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.</p>
<p>Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer.<br />
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde &#8220;onca ayrılığın birinci dereceden failidir&#8221; denmeseydi eğer.</p>
<p>Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.<br />
Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.</p>
<p>Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.</p>
<p>Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse&#8230;</p>
<p>Evet Sevgili,<br />
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!</p>
<p><strong>Can Yücel</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kim-ozlerdi-avuc-iclerinin-kokusunu-t1466.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Savaş</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/savas-t1465.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/savas-t1465.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 08:05:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=496</guid>
		<description><![CDATA[Savaş Galibiyet… Sarsılmaz bütünlüğüm aniden yerle bir oldu. Derin bir nefes alış süresinde yıkılan kalbimin duvarlarının yerine zambaklar yüz gösterdi bu çorak arazide. Savaştan arda kalan harabelerin arasında sırıtan küçük kız çocuğu “galibim” diye haykırıyordu adeta. Savaş… Eski bir anıya olan savaşım. Eski bir sevdanın küllerini söndürememenin verdiği hırsın yansıması. Ama bitti. Parmaklıkları pastan çürümüş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Savaş<br />
Galibiyet…<br />
Sarsılmaz bütünlüğüm aniden yerle bir oldu. Derin bir nefes alış süresinde yıkılan kalbimin duvarlarının yerine zambaklar yüz gösterdi bu çorak arazide. Savaştan arda kalan harabelerin arasında sırıtan küçük kız çocuğu “galibim” diye haykırıyordu adeta.</p>
<p>Savaş…<br />
Eski bir anıya olan savaşım. Eski bir sevdanın küllerini söndürememenin verdiği hırsın yansıması. Ama bitti. Parmaklıkları pastan çürümüş kafeslerimden birinde esir ettim anımı, eski sevdamı. Aşka dair tek düşüncemde bir tek siyah saçlarını kokladığım cadım var. Beni kazanında kaynatmaya doyamayan, iksirlerini dört bir yanıma salan.</p>
<p>Harabe…<br />
Gönlümün dört bir yanı yandı, yıkıldı, aşındı bu savaşla. Çabaladıkça battığım bu bataklıktan kurtulduğum andı geçmişimi unuttuğum; unutmaya başladığım. Yıkıntıların, göçüklerin altında bir el yaşlı ama genç, iri ama narin. Sarı kurdela, parmağında sallanıyor, güneş ışığı parlaklığında ela gözlere. Tuttuğumda ucunu her yanı yeşermeye başlıyor gönlümün. Sarıldığımda ona, gözlerim yaşlanıyor ve düşüyor bir damla etek ucuna. Bu harabede tek duygum o oluyor şuana…</p>
<p>Sessizlik&#8230;<br />
Sessizlik doyumsuz zevk veriyor. Onunla yaşadığım her saniye gibi. Damarlarımda gezinen kan gibi, gözümden akan yaş gibi benim oluyor sessizlik. Onun yanında zaman duruyor; akmıyor gelecek, geçmiş beynimin yollarında. Dudaklarında bir şarkı geziniyor, yalnızlığı anlatıyor bana. Onsuz olduğum saniyeleri adeta.</p>
<p>Nihayet;<br />
Meçhullere sürüklenir yürek her zaman. Çelimsiz sac ayaklara oturtulmadan yaşanmalı onunla duygularım. Kırılmadan sevilmeli camdan kalbi. Okşarken yüzünü, parmak uçları yanmalı insanın. Sac ayaklara oturtma sevdalardan olmamalı o…<br />
…<br />
Harabelerin arasındaki minik kız, her zaman başaracaksın ve bağıracaksın “galibim” diye. Hayat savaşmak, yenilmek ve harabelerden güzellikleri çıkarmaktan ibaret değimli zaten?</p>
<p>Her insan bir kere kırılır, yıkılır ve bin kere onarılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/savas-t1465.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Değerli Dostluklar</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/degerli-dostluklar-t1464.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/degerli-dostluklar-t1464.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 08:04:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=495</guid>
		<description><![CDATA[Eski Japon kültürüne göre parıldayan her şey değersiz ve bayağı kabul edilirdi.Yeni bir fincan veya vazo, ürküntü verirdi. Çünkü parlayan bir nesne yenidir ve yeni olduğundan henüz kullanımının ona kazandırdığı soylulukla değer kazanmamıştır.Eskimiş, pek çok kez çay içmekten ötürü kararmış bir fincan, bizimle yaşamış, sabrımızı ve özenimizi aktardığımız bir eşyadır ve zamanla hem bizim huyumuzu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Eski Japon kültürüne göre parıldayan her şey değersiz ve bayağı kabul edilirdi.Yeni bir fincan veya vazo, ürküntü verirdi. Çünkü parlayan bir nesne yenidir ve yeni olduğundan henüz kullanımının ona kazandırdığı soylulukla değer kazanmamıştır.Eskimiş, pek çok kez çay içmekten ötürü kararmış bir fincan, bizimle yaşamış, sabrımızı ve özenimizi aktardığımız bir eşyadır ve zamanla hem bizim huyumuzu, hem duygularımızı yüklenmiş ve bize hizmet ederek bunun karşılığını vermiştir.Uzun süreli bir dostluk zamanın kararttığı bir fincanınkiyle eş değerde izler taşır.Gündelik eşyalarda da, arkadaşlıklarda olduğu gibi çatlaklar ve gölgeler bulunur.Bir fincanı firlatıp atmamak ve bir arkadaşı yaşantından uzaklaştırmamak için sabır ve sadakat gibi son derece önemli, ama artık pek sık rastlanmayan iki duyguya gereksinme vardır.Sabır, yüklendiği rol gereği bir tuğlaya, sadakat ise bir köke benzer. Sabır acelenin, sadakat ise tüketimin panzehiridir.Bu iki duyguyu fiziksel bir imge olarak düşünürsek,</p>
<p>&#8220;DOSTLUK TUĞLALARLA ÖRÜLÜR, KÖKLER SAYESINDE GELİŞİR&#8221;</p>
<p>Değerli, değeri azalmayan ve kalıcı dostluklar dileğiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/degerli-dostluklar-t1464.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüreği Bahar Kokan Her Anneye</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yuregi-bahar-kokan-her-anneye-t1463.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yuregi-bahar-kokan-her-anneye-t1463.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2008 08:03:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=494</guid>
		<description><![CDATA[Ben doğalı çok oldu anne&#8230; Bunu en iyi bilen sensin&#8230; Bu mektubu da senin hatırına bu özel günde tüm meleklere yazıyorum&#8230; Beni adam olsun diye doğurduğunu ve binbir türlü çileyi benim yüzümden laf olsun diye çekmediğini anlayabiliyorum. Hayat o kadar kısa geliyor ki artık bana seni çocukluğumda hatırlar gibi görüyorum yanına gelipte boyumu senle ölçtüğümü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ben doğalı çok oldu anne&#8230;<br />
Bunu en iyi bilen sensin&#8230;<br />
Bu mektubu da senin hatırına bu özel günde tüm meleklere yazıyorum&#8230;</p>
<p>Beni adam olsun diye doğurduğunu ve binbir türlü çileyi benim yüzümden laf olsun diye çekmediğini anlayabiliyorum. Hayat o kadar kısa geliyor ki artık bana seni çocukluğumda hatırlar gibi görüyorum yanına gelipte boyumu senle ölçtüğümü pazara giderken arkandan yürüdüğümü beni ilk okula yazdırırken o gülüşünü ve babam öldüğünde o ağlamanı asla unutamam&#8230;</p>
<p>Seni kırdığımda bile o şefkat dolu yüreğin bana kızmadı, karşına gelip ağlamaklı durduğumda yine aynı sevgiyle sarılıp öptün yanaklarımdan. Nasıl bir sevgiyle seversiniz ki bu ne efsane bir aşk ne kadar fedakar bir sevgi bu Allah’tan bir lütuf ve eşsiz bir armağan&#8230;</p>
<p>Ne kadar çok yazsam ne kadar güzel söz söylesem bu dünya sözleri yetmez bilirim çünkü sen annesin&#8230;</p>
<p>Evlatınım; mektubu yazılmamış tüm annelere yazıyorum çünkü böyle öğrettin paylaşmayı bu mektubu da çat pat okumanla okuyacağını ve gözünden pırlantalar akıtacağını biliyorum&#8230;</p>
<p>Adam oldum mu bilmem, buna sen karar vereceksin çünkü senin yanında hep çocuğum&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Gönderdiğim hediyemi kabul et yanında olsaydım daha güzelini ve değerlisini almaya çalışırdım gül yapraklarını kendim kuruttum ve senin için bir dikenini alıp yüreğime batırdım ve kanıyla adını yazdım.günün kutlu olsun hakkın ödenmez ama yinede hakkını helal et.</p>
<p>Yüreğinde huzur ve mutluluk; gözlerinde ve yüzünde gülücük eksik olmasın hiçbir annenin&#8230;</p>
<p>Hayat yaşandığı kadar vardır. Gerisi ya hafızalardaki hatıra yada hayallerdeki ümittir.<br />
Hüsran ise, bir tek yerde kabullenebiliyorum,</p>
<p>Yaşamak mümkünken yaşayamamış olmakta&#8230;</p>
<p>Seninle yaşayamadığımız tüm güzel günler adına&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yuregi-bahar-kokan-her-anneye-t1463.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

