<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Köşe Yazıları</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/yazi/kose-yazilari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Genç Kardeşlerime Özel</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/genc-kardeslerime-ozel.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/genc-kardeslerime-ozel.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2010 21:18:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[banu avar]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1085</guid>
		<description><![CDATA[GENÇ KARDEŞLERİME ÖZEL … ‘Durum’NUTUK’ ta Mustafa Kemal Atatürk ülkenin 1919’daki genel durumunu anlatırken şu noktaların altını çizer: ‘I. Dünya Savaşı&#8217;nda yenilmiş zedelenmiş şartları çok ağır bir ateşkes anlaşması imzalamış bir devlet.’ ‘Millet yorgun ve çok fakir.’ ‘ Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı&#8217;na sürükleyenler kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1086" title="cumhuriyet_bayrami" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/cumhuriyet_bayrami-340x280.jpg" alt="" width="340" height="280" />GENÇ KARDEŞLERİME<br />
ÖZEL …</p>
<p style="text-align: justify;">‘Durum’NUTUK’ ta Mustafa Kemal Atatürk ülkenin 1919’daki  genel durumunu  anlatırken şu noktaların altını çizer:</p>
<p style="text-align: justify;">‘I. Dünya Savaşı&#8217;nda yenilmiş   zedelenmiş   şartları çok  ağır bir ateşkes anlaşması imzalamış bir devlet.’</p>
<p style="text-align: justify;">‘Millet yorgun ve çok fakir.’</p>
<p style="text-align: justify;">‘ Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı&#8217;na sürükleyenler  kendi  hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat  ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış  şahsını ve bir de  tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta.  Damat Ferit Paşa &#8216;nın başkanlığındaki hükûmet âciz  haysiyetsiz ve  korkak….’</p>
<p style="text-align: justify;">‘Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta&#8230;’</p>
<p style="text-align: justify;">‘İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul&#8217; da. Adana iIi Fransızlar;  Urfa  Maraş  Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş.<br />
Antalya ve Konya&#8217;da İtalyan askerî birlikleri  Merzifon ve Samsun&#8217;da İngiliz askerleri bulunuyor.<br />
Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette…<br />
İtilâf Devletleri&#8217;nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir&#8217;e çıkartılıyor…’</p>
<p style="text-align: justify;">‘Memleketin her tarafında Hristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa  kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye devleti bir an önce  çökertmeye çalışıyorlar….’</p>
<p style="text-align: justify;">‘İstanbul Rum Patrikhanesi&#8217;nde kurulan Mavri Mira Hey&#8217;eti illerde  çeteler kurmak ve idare etmek  gösteri toplantıları ve propagandalar  yaptırmakla meşgul.</p>
<p style="text-align: justify;">‘Ermeni Patriği Zazen Efendi de  Mavri Mira Hey&#8217;eti ile birlikte  çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor.  Trabzon  Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve   İstanbul&#8217;daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiç bir engelle  karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor.’</p>
<p style="text-align: justify;">‘Çare..’</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal Paşa devam ediyor…</p>
<p style="text-align: justify;">‘Durumun dehşet ve korkunçluğu karşısında  her yerde  her bölgede  birtakım kimseler tarafından kurtuluş çareleri düşünülmeye başlanmıştı.  Bu düşünce ile yapılan teşebbüsler birtakım kuruluşları doğurdu…’</p>
<p style="text-align: justify;">Bu örgütler, Edirne ve çevresinde Trakya &#8211; Paşaeli derneği, Erzurum&#8217;da  ve Elâzığ&#8217;da genel merkezi İstanbul&#8217;da olmak üzere Vilâyât-ı Şarkiye  Müdafaa-i hukuk-ı Milliye Cemiyeti ‘Trabzon&#8217;da Muhafaza-i Hukuk derneği   İstanbul&#8217;da da Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti .</p>
<p style="text-align: justify;">İzmir’de,   ‘bazı genç vatanseverler’ bir araya gelmişlerdi. M</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal Paşa, milli örgütleri gruplara ayırmıştı: Bunların çoğu İngiltere ve Fransa’dan MEDET umuyorlardı…</p>
<p style="text-align: justify;">‘Hıyanet çeteleri…’<br />
Hıyanet çetelerine gelince,<br />
Diyarbakır  Bitlis  Elâzığ illerinde  İstanbul&#8217;dan idare edilen Kürt  Teali Cemiyetinin amacı yabancı devletlerin himâyesi altında bir Kürt  devleti kurmaktı.<br />
Konya ve dolaylarında İstanbul&#8217;dan yönetilen Tealî-i İslâm Cemiyeti,  İstanbul&#8217;da üyeleri arasında Osmanlı Padişahı ve Halîfesi Vahdettin   Damat Ferit Paşa  Dahiliye Nâzırı olan Ali Kemal  Sait Molla’nın  bulunduğu İngiliz Muhipleri Cemiyeti, ve Amerikan mandacılarından oluşan  gruplar…<br />
Mustafa Kemal Paşa özellikle sonuncusunu şöyle açıklıyor::<br />
‘..Bu derneğin iki yönü ve iki ayrı niteliği vardı. Biri açık yönü ve  usulüne uygun teşebbüslerle İngiliz himâyesini sağlama amacına yönelmiş  olan niteliği idi. Öteki de gizli yönüydü. Asıl faaliyet bu gizli  yöndeydi. Memleket içinde örgütlenerek isyan ve ihtilâl çıkarmak  millî  şuuru felce uğratmak  yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi haince  teşebbüsler  derneğin bu gizli kolu tarafından idare edilmekte idi….’</p>
<p style="text-align: justify;">‘Ordunun durumu…’</p>
<p style="text-align: justify;">Yine Mustafa Kemal Paşa anlatıyor:</p>
<p style="text-align: justify;">‘Ateşkes anlaşması ilân edilir edilmez  birliklerin savaşçı erleri  terhis edilmiş  silâh ve cephanesi elinden alınmış  savaş gücünden  yoksun bir takım kadrolar haline<br />
getirilmiştir…’</p>
<p style="text-align: justify;">Devam ediyor:<br />
‘Düşman devletler  Osmanlı devlet ve memleketine karşı maddî ve manevî  saldırıya geçmişler. Onu yoketmeye ve paylaşmaya karar vermişler.  ………..Farkında olmadığı halde  başsız kalmış olan millet  karanlıklar ve  belirsizlikler içinde olup bitecekleri beklemekte. Felâketin dehşet ve  ağırlığını kavramaya başlayanlar  bulundukları çevreye ve alabildikleri  etkilere göre kendilerince kurtuluş çaresi saydıkları tedbirlere  başvurmakta&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ordu  ismi var cismi yok bir durumda. Komutanlar ve subaylar  I. Dünya  Savaşı&#8217;nın bunca çile ve güçlükleriyle yorgun  vatanın parçalanmış  olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor; gözleri önünde derinleşen  karanlık felâket uçurumu kenarında beyinleri bir çare  kurtuluş çaresi  aramakla meşgul&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">‘Milletin durumu…’</p>
<p style="text-align: justify;">Burada pek önemli olan bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım.  Millet ve ordu  Padişah ve Halife&#8217;nin hâinliğinden haberdar olmadığı  gibi  o makama ve o makamda bulunana karşı asırların kökleştirdiği din  ve gelenek  bağları dolayısıyla da içten gelerek boyun eğmekte ve sadık.</p>
<p style="text-align: justify;">Millet ve ordu bir yandan kurtuluş çaresi düşünürken bir yandan da  yüzyıllardır süregelen bu alışkanlık dolayısıyla  kendinden önce  yüce  hilâfet ve saltanat makamının kurtarılmasını ve dokunulmazlığını  düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama  yeteneğinde değil&#8230; Bu inanca aykırı bir düşünce ve görüş ileri  süreceklerin vay haline! Derhal dinsiz  vatansız  hain ve istenmeyen  kişi olur&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal Atatürk, burada çok önemli bir başka tespit yapıyor.   Yapılan psikolojik operasyon sonucu,  batılı Devletlere asla karşı  gelinemeyeceği, biri ile bile başa çıkılamayacağı düşüncesinin egemen  hale getirildiğinin altını çiziyor.</p>
<p style="text-align: justify;">‘Osmanlı Devleti&#8217;nin yanında  koskoca Almanya  Avusturya &#8211; Macaristan  varken hepsini birden yenip yerlere seren İtilâf kuvvetleri karşısında   yeniden onlarla çatışmaya varabilecek durumlara girmekten daha büyük  mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı.<br />
Bu zihniyette olan yalnız halk değildi; özellikle seçkin ve aydın denen insanlar böyle düşünüyordu…’  diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, Millet,  Kurtuluş çareleri ararken, ‘Batılı devletlere bağımlı, Padişah ve Halife&#8217;ye sadık’ kalarak bu çareleri arıyor…</p>
<p style="text-align: justify;">‘Benim kararım…’</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal Paşa  verili durumda  kendi kararını şu sözlerle açıklıyor…</p>
<p style="text-align: justify;">‘Efendiler  ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu  kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü  temelsizdi….<br />
Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milIî hâkimiyete dayanan   kayıtsız şartsız  bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık  vasıflarından yoksunluğu  güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir  şey değildir….<br />
Halbuki Türk&#8217;ün haysiyeti  gururu ve kaabiliyeti çok yüksek ve büyüktür.<br />
Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!&#8230;<br />
O halde  ya istiklal ya ölüm!’</p>
<p style="text-align: justify;">‘Peki nasıl….’</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal Paşa, NUTUK’ta bu ‘nasıl’ı anlatmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">‘…Uygulamayı birtakım safhalara ayırmak  olaylardan ve olayların  akışından yararlanarak milletin duygu ve düşüncelerini hazırlamak ve  basamak basamak ilerleyerek hedefe ulaşmaya çalışmak gerekiyordu…’  demiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zamanı gelmeden adımlar atmamış, büyük bir dikkatle hareket etmiştir…  Halkın psikolojik durumunu değerlendirmiş ve uygun adımlar atmıştır.  Şöyle diyor:<br />
Vaktinden önce atılan adımlar, ‘dış tehlikenin yakın etkilerini derinden  duyanlar arasında  geleneklerine  düşünce kabiliyetlerine ve ruh  yapılarına aykırı olan muhtemel değişmelerden ürkeceklerin ilk anda  direnme güçlerini harekete geçirebílirdi.<br />
Başarı için pratik ve güvenilir yol  her safhayı vakti geldikçe  uygulamaktı. Milletin gelişmesini ve yükselmesini sağlayacak doğru yol  buydu. Ben de bu yolda yürüdüm. …’</p>
<p style="text-align: justify;">Yürüdüğü yol ‘Ya İstiklal ya Ölüm!’ yoluydu. Ve bu yol, tüm unsurların  içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak  çizilmişti. Böylece tarihe,   en kısa sürede başarıya ulaşmış bir ‘Kurtuluş’ dersi olarak geçti!</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet’in 87. yılında NUTUK’u yeniden ve dikkatle okumak zamanıdır…</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="external nofollow" href="http://www.banuavar.com.tr/?pg=articles&amp;id=75" target="_blank"><br />
Banu AVAR</a><br />
29 Ekim 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/genc-kardeslerime-ozel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atillâ İlhan Halkla Anlatılır</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/atilla-ilhan-halkla-anlatilir-banu-avar.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/atilla-ilhan-halkla-anlatilir-banu-avar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2010 17:37:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla İlhan]]></category>
		<category><![CDATA[banu avar]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1076</guid>
		<description><![CDATA[“Attilâ İlhan Halkla Anılır” BANU AVAR, ATTİLÂ İLHAN’I ANLATTI… Röportaj: Didem Karavelli 10 Ekim 2005′te yalnızca bir şair, bir romancı ayrılmadı aramızdan. Türkiye’nin en sancılı dönemlerini, en önemli kırılma noktalarını yaşamış, ufku geniş, devrimci, Atatürkçü bir aydın “koyup gitti” bizi. ‘Sokaktaki Adam’ ı, Bir Milleti Uyandıran Attila İlhan, ‘Hangi Atatürk?’ ile de genç nesile gerçek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="size-full wp-image-1077 aligncenter" title="atilla-ilhan" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/atilla-ilhan1.jpg" alt="" width="510" height="375" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Attilâ İlhan Halkla Anılır”</p>
<p>BANU AVAR, ATTİLÂ İLHAN’I ANLATTI…</p>
<p>Röportaj: Didem Karavelli</p>
<p><img class="alignleft" src="http://img691.imageshack.us/img691/5079/banuavar2.jpg" border="0" alt="" align="right" />10  Ekim 2005′te yalnızca bir şair, bir romancı ayrılmadı aramızdan.  Türkiye’nin en sancılı dönemlerini, en önemli kırılma noktalarını  yaşamış, ufku geniş, devrimci, Atatürkçü bir aydın “koyup gitti” bizi.</p>
<p>‘Sokaktaki  Adam’ ı, Bir Milleti Uyandıran Attila İlhan, ‘Hangi Atatürk?’ ile de  genç nesile gerçek Atatürkçülüğü aşılamış bir devrim neferiydi. Hem de  “Kurtlar Sofrasında“…</p>
<p>Her eseri baş ucu kitabı olan, tartışılan fikirlerin öncüsü, kısaca bir “fırtına” geçti Türk düşün ve yazın hayatından…</p>
<p>Ben  sana mecburum’dan ibaret değildi Attilâ İlhan. “Aşk şairi”, “melankolik  şair” olarak empoze etmeye çalışanlara inat, o bir fenomendi.</p>
<p>“An gelir, Attila İlhan ölür” demişti dizelerinde.</p>
<p>An geldi, Attilâ İlhan öldü…”Sevmek için geç belki ama ölmek için erken”di. Şimdi, “elde var hüzün”…</p>
<p>Bu  yıl “kaptan“ın aramızdan ayrılışının beşinci yılı. Biz Attila İlhan’ı,  onu en iyi tanıyanlardan biri, Gazeteci – Yazar Banu Avar’dan dinledik.  “Halkın içinden bir şair olarak o, halkla anılmalı, Attilâ İlhan böyle  anılır” diyor Banu Avar. “Bu yılı ben Attilâ İlhan yılı ilan ediyorum”  diye de ekliyor.</p>
<p>Banu Avar’ın bu önerisi şimdiden yankı bulmuş,  yüzlerce posta almış bu konuda. Banu Avar’ın öncülük ettiği bu çağrıyı  biz de tekrarlıyoruz: “Bu yıl Attilâ İlhan yılı olsun!”</p>
<p>HERKESE ALABİLECEĞİ KADAR KONUŞURDU<img src="http://img443.imageshack.us/img443/1664/attilailhan.jpg" border="0" alt="" align="right" /></p>
<p>İ.K:  Banu Hanım, Attilâ İlhan ile tanıştığınızda henüz on altı  yaşındaymışsınız. Nasıl tanıştınız? O yaşlarda bir genç kızın gözüyle,  ilk izlenimleriniz neydi Attilâ İlhan hakkında?</p>
<p>B.A: O’nu  16 yaşımda “Zenciler Birbirine Benzemez“’i okuyarak tanıdım. “Sokaktaki  Adam” ve şiirleriyle uzun bir yola çıktım. Ve kısa bir süre sonra onunla  birebir karşılaşma fırsatı yakaladım. Çok şaşırdım, çok alçakgönüllü ve  sabırlı bir aydındı… Sözleri ile yaşamı çelişkili olmayan,  karşısındakine, hangi yaşta olursa olsun, sonsuz saygısı olan, kendine  olan güveni ve zerafeti ile o zamana kadar karşılaştığım aydınlardan çok  farklı bir duruşa sahip bir yazar/şair/ düşünürdü. Daha önce soldaki  bazı büyük isimlerle karşılaşmış ve laubali tavırlarına hayret etmiştim.  Yaşantıları, savundukları ile tersti. Attila İlhan için kimse bunu  söyleyemez. O savunduğu ilkeler doğrultusunda kendini şekillendirebilmiş  az sayıdaki aydınlardan biriydi.. Küçük bir çocuğu bile büyük bir  sabırla dinlerdi. Buna şahit oldum…</p>
<p>İ.K: Nasıl yaklaşırdı etrafındaki gençlere?</p>
<p>B.A:  İşte söylediğim gibi.. En küçükten büyüğe saygıyla yaklaşırdı.  İnanılmaz zarif bir insandı. Bilgisini gençlerin üzerine boca etmez,  herkese ‘alabileceği kadar’ konuşurdu. Ve en çarpıcı yanı, takip ederdi.  Romancılığının şairliğinin verdiği yüksek gözlem gücü ile bir çok  kişiyi , genci, gelişimlerini takip ederdi…</p>
<p>İ.K: En çok hangi yönünü örnek aldınız? Yani, hangi Attilâ İlhan?</p>
<p>B.A:  Her yönüyle örnek alınacak bir kişi o. Disiplini, yılmadan, bıkmadan,  öf’lemeden İŞİNE DEVAM EDİŞİ, çok kötü dönemlerin içinden geçerken  yılgınlığa ASLA kapılmayışı…beni çok etkiledi. Attila İlhan tanıdığımız  bazı aydınlar gibi, sabah başka akşam başka, ya da şurda başka burada  daha başka yüzleri olan biri değildi. Bir BÜTÜNdü.</p>
<p>İ.K: Onunla birlikte çalışmanın zorluğu oldu mu hiç?</p>
<p>B.A:  Ben onunla aynı şirkette, onun tavsiyeleri doğrultusunda çalışmalar  yaptım. Ama birebir çalışmadım. Bence bu konuyu son 10 yıl onunla yan  yana çalışan Belgin Sarmaşık hanıma sorun.</p>
<p>BANA, “SEN KİMSİN BE!” DEDİ</p>
<p>İ.K: En çok neye sinirlenirdi?</p>
<p>B.A:  Bir kez sinirlendiğini gördüm.. Seneler önce, tuhaf bir ruh halinde,  ‘Abi, umudumu yitiriyorum…’ gibi bir laf ettiğimde, gözlüklerinin  üzerinden, o güne kadar hiç bakmadığı sertlikte bana baktı. ‘Sen kimsin  be!’ dedi, ıslık gibi bir sesle. ‘Bugünkünden kat be kat zor şartlarda,  yalın ayak başı kabak savaşanlar umutsuz olmayı akıllarına getirmediler  de, dünyanın 18. ekonomisi, 5. büyük ordusuna sahip bugünkü Türkiye’de,  SEN umutsuzluktan mı dem vuruyorsun. Bunun adı şımarıklık!’ demişti. Bu  lafı lugatımdan sildim o gün bugün…Kendini bilmezlere, kibirlilere ve  batı özentilerine dayanamazdı… ‘Atatürkçü’ olduğunu iddia edip, kökü  dışarıda cemaatlere, klüplere, ‘governerlara’ , ya da şeyh şıhlara biat  etmiş olanlara mesafeli dururdu…</p>
<p>İ.K: Attilâ İlhan’a göre hayatının en önemli dönüm noktası neydi?</p>
<p>B.A:  Bilmiyorum… O bir devrimciydi. Ve hayata ‘sürekli değişen, dönüşen’i  bularak bakardı.. Ve bu değişimin ana etkenlerini sorgulayarak..</p>
<p>İ.K:  İzmir Menemen doğumlu olduğunu ve hayatının önemli bir bölümünün  İzmir’de geçtiğini biliyoruz. Biz İzmirliler için de Attilâ İlhan  özeldir. Peki, İzmir ne ifade ederdi, Attilâ İlhan için?</p>
<p>B.A: Ben İzmir deyince, onun bir konuşması gelir aklıma. Onun sözleriyle hikaye şöyle:</p>
<p>’Fahrettin  Paşa’nın Süvari Kolordusu 8 Eylül günü Manisa’ya girer. Manisa  kurtulur. Askerler uzun zamandır savaşmaktadırlar ve henüz süvarilerin  midesine sıcak yemek girmemiştir. Manisa’nın kazanılması üzerine, bir  yemek yenilmesi emredilir. Seyyar mutfaklar kurulur. Yemek hazırlanmaya  başlanır. Fakat bir müddet sonra, İzmir’den bir telgraf gelir.  Yunanlılar çekiliyor, yerli Rumlar şehri yakacak…Kazanlar dökülür ve  süvariler atlara atlayıp bu gece İzmir istikametinde ve Menemen  istikametinde harekete geçerler. 9 Eylül sabahı, birliklerden biri Hilal  ve Alsancak dediğimiz bölgeden taaruz başlatırlar. Dört nala ilerlerken  hiç beklemedikleri bir şekilde, bir yıkıntının arkasında pusu kurmuş  olan yerli Rumların ateşiyle karşılaşırlar. İçlerinden üçü orada şehit  olurlar. Yüzbaşı Şerafettin Bey’in atlıları savaşarak, Alsancak  istikametinden İzmir’e girerler. 9 Eylül sabahı, saat 10.30’da, Konak’ta  Hükümet Konağının balkonunda asılı olan Yunan bayrağını Yüzbaşı  Şerafettin Bey bizzat indirir. Türk Bayrağını çeker. Ve İzmir Türk olur.</p>
<p>Bu  hikayeyi anlatmış ve sormuştur:. ‘Neden bu kadar sene geçtiği halde,  hiç birimiz bu üç şehidin kim olduğunu hiç araştırmadık. Onlar her  şeyleriyle, İstiklal Savaşı’nın ‘gerçek temsilcileridir’. Sonuna kadar  getiriyorlar ve şehre girerken şehit düşüyorlar. Şu kadere bakın. Ben  bunu ilk defa, İzmir’de gazetecilik yaparken Karşıyaka’ya geçtiğim yolda  bir abide görünce fark ettim. Sıradan küçük bir taş dikilmişti. Nedir  diye merak ettim. Çünkü öyle şatafatlı bir şey değildi. Bir gün arabadan  indim ve baktım. Üzerine yaldızla eski harflerle kısacak bir not  düşülmüş. Ben Cumhuriyet çocuğu olduğum için eski yazıyı bilmiyorum. Onu  aynen kopya ettim. Sonra götürdüm, o zaman sağ olan anneme gösterdim.  Annem ona baktı ve iki kelime okudu. ‘Şeref’ ve ‘Namus’. Bu iki kelime,  bütün bir İstiklal Savaşının özetidir.’ İşte Attila İlhan için İzmir …</p>
<p>İLK KEZ AĞLADIĞINI HATAY MESELESİNİ ANLATIRKEN GÖRDÜM</p>
<p>İ.K:  “Hatay meselesi özellikle hassas olduğu bir konuydu. Hatta, bu konuyu  anlatırken ilk kez gözünün yaşardığını gördüm”, dediniz onunla ilgili  bir söyleşinizde. Biraz bahseder misiniz bize bundan?</p>
<p>B.A: Hatay’ı anlatırken içlenirdi. Bir keresinde dalgın dalgın anlattı ve sözlerinin sonunda, gözünün yaşardığına tanık oldum.</p>
<p>Hasta  bir adam, yıl 1937. Ölümünden bir yıl önce… Çevresinde olan ‘Tanzimat  kafalılar’a inat ilk günkü gibi savaşmaya hazır. Hatay’ı düşman elinden  kurtarmak için, ‘Reisi cumhurluktan istifa edip, çete savaşına  girmek’ten sözediyor… İşte bunu anlatırdı…</p>
<p>“Fransızlarla görüşmeler tıkanır gibi olunca Mustafa Kemal Paşa şöyle demişti:</p>
<p>‘İşi  silahlı bir hareketle halletmek zorunda kalırsak, tutacağım yolu çoktan  kararlaştırmış bulunuyorum. Derhal devlet reisliği ve mebusluktan  istifa edeceğim. Serbest bir Türk vatandaşı olarak bu işte çalışan  arkadaşlarla birlikte Hatay’a geçeceğim….. Oradaki mücahitler ve  anavatandan gelecek kuvvetlerle meseleyi yerinde ve içerden halletmeye  çalışacağım. İsterse Türkiye hükümeti beni ve arkadaşlarımı asi ilan  etsin, hakkımda takibat yapsın!’</p>
<p>Bu bize tanıtılan anlatılan  Atatürk’ten farklı bir portreydi. Ve bu Attilâ Ağabey’i çok  heyecanlandırırdı. Hangi Atatürk’te, heyecanla dönemden belgeler  aktarmıştı:<br />
‘Mustafa Kemal Paşa, Fransız idaresi altında inleyen Suriye ve Lübnan için Hasan Rıza Soyak’a şöyle diyordu:</p>
<p>‘  Bugünkü Fransız idarecilerin, Suriye ve Lübnan’a öyle kolay kolay  istiklal vereceklerinden emin değilim. … Binaenaleyh biz hareketimizi  onlara da teşmil ederek, Suriye ve Lübnan’in özledikleri gerçek  istiklallerini temin edebiliriz!’ (Hangi Atatürk, Attila İlhan, S.326)</p>
<p>“10 KASIM’DA YER, GÖK AĞLIYORDU”…</p>
<p>İ.K:  “İsmet İnönü yanlış uygulamalarla Atatürkçülüğün farklı algılanmasına  neden oldu” diyordu Attilâ İlhan. Hatta her fırsatta Milli Şef Dönemi’ni  eleştirdi. Haksızlık yaptığını düşündünüz mü hiç? Yoksa aynı doğrultuda  mı düşünüyorsunuz?</p>
<p>B.A: Tüm belgeleriyle ortaya koydu bu  düşüncesini. Sonuna kadar aynı fikirdeyim. Ayrıca 1893 doğumlu bir babam  olduğu için, bu konuyu doğrulayan bir çok belge ve bilgiyi de edindim.</p>
<p>İ.K: Atatürk öldüğünde 13 yaşındaydı. 10 Kasım 1938 gününe dair var mıydı anlattıkları?</p>
<p>B.A: Yerin göğün ağladığını hatırladığını söylerdi…</p>
<p>İ.K: Attilâ İlhan olaylara evrensel , bütüncül bakabilen bir düşünürdü gerçekten. Sizi çok şaşırtan bir öngörüsü oldu mu hiç?</p>
<p>B.A:  Bir çok öngörüsü gerçek oldu, oluyor. Alın elinize Faşizmin Ayak  Sesleri adlı kitabını, Batının deli Gömleği’ni, Hangi Küreselleşme’yi…  Okuyun. Bir çok öngörüsünü ve süreç içinde nasıl doğrulandıklarını  göreceksiniz..</p>
<p>ATTİLÂ İLHAN MADRABAZLARIN İŞİNİ BOZUYORDU</p>
<p>İ.K:  “Herkesin ayağına bastım ben, herkesin rahatını kaçırdım. Bu yüzden  istenmeyen adam oldum her devirde” demişti. Neydi bu kadar rahatsız eden  insanları?</p>
<p>B.A: Mevkii, şan, şöhret, parayı bir kenara  atarak doğru bildiği yolda yürüdü, Attila İlhan. Hem de öyle 30’a kadar  ‘solcu’, sonra rüzgar gülü olanlara inat ölene dek, 80’ine kadar  kimsenin, hiçbir kurumun, partinin koruyucu şemsiyesi altına sığınmadan  doğruları söyledi. Belgeledi. Sadece ve sadece Türk milletinin yanında  oldu. Bu birçok çevrenin işine gelmiyordu… O duruşuyla, ‘olması  gereken’i hatırlatıyor, madrabazların işini bozuyordu.</p>
<p>İ.K: Attilâ İlhan’ın ardından birçok şey yazılıp çizildi, yorumlar yapıldı. Bunlar arasında sizi kızdıran ya da üzenler oldu mu?</p>
<p>B.A:  Böyle bir insan için uydurulan yalanlar, kitap isimlerinin başına ‘ama’  koyularak yazdıklarının tahrif edilmesi, insanı üzmez mi? Ama üzülmekle  kaybedecek vaktimiz yok. Gereğini yapar, yazar, çizer, konuşur,  mücadele ederiz… Onu tanıyanlara bu yakışır.</p>
<p>KAHVEHANE SAHİBİ, “KASKETLİ ADAMI ÖZLEDİM” DEDİ</p>
<p>İ.K:  O sadece bir aşk şairi değildi, bunu artık hepimiz biliyoruz. Peki  dönüp bakınca, anlaşılmış mı gerçekten Attilâ İlhan? Sizin deyiminizle, o  “buz dağı” fark edilebildi mi hakkıyla?</p>
<p>B.A: Halk  ‘kendinden olanı’ hemen fark eder. Attila İlhan’ı da anlamış ve bağrına  basmıştır. Ortaca’da bir kahvede konakladım. Kahvehane sahibi , onun  adını bilmiyor ama TRT 2 ‘de cumartesi akşamları seyrettiği kasketli  adamı özlediğini söylüyordu…O bu milletin has evlatlarından  biridir.Yaşarken, öyle herkese nasip olmayacak bir sevgi halesi ile  sarılmış, bağra basılmıştı…</p>
<p>İ.K.:  ”Adını silmeye ve onu ‘aşk şairi’ne indirgemeye çalışacaklarını adı  gibi biliyordu. Son yıllarda, düşünce kitaplarının üstünün  ‘örtüleceği’nden sözediyordu” diyorsunuz. Neydi bu düşüncesini  tetikleyen? Korkar mıydı unutulmaktan?</p>
<p>B.A: Hiç sanmam.  Öyle küçük korkuları, kişisel hesapları olan biri değildi. Bu bir.  İkincisi, düne bugüne ve yarına bilimin ışığında bakan biri olarak, en  küçük etkenin bile değişim gücünü gayet iyi hesaplayan, kim olduğunun ve  neler ürettiğinin farkında bir adamdı.</p>
<p>Onun yukarda naklettiğim  sözlerinden kastı, basın yayını, kitap piyasasını inhisarına almış,  kendini ‘sol’ diye tanımlayan batıya hayran ayran budalalarının,  sözümona ‘entelektüel bir çevre’nin, onu hepten yoksayamayacakları, o  nedenle sadece aşk şiirlerini öne çıkarıp, onu ‘Aşk şairi’ olarak  yüceltip, diğer fikir kitaplarını görmezden gelecekleri gerçeğiydi. Bu  öngörüsü de o çevreden beklediği şekilde gerçekleşti. Ama gençlik ve  halk, şiirleri yanı sıra onlarca kitabını da başucu kitabı yaparak  gereken cevabı verdi.</p>
<p>İ.K: Benim  özellikle merak ettiğim bir şey var. “Batı, bizim aydınları kendine  hizmet etsin diye yetiştiriyor. Türk aydını Türk değil” diyen İlhan,  Orhan Pamuk’un aldığı tartışmalı Nobel ödülüne ne derdi sizce? Pamuk’u  beğenmekle birlikte edebiyat çizgisini eleştirmiş, “Geleceğinden emin  değilim” demişti çünkü, bir söyleşisinde.</p>
<p>B.A: O söylem,  Attilâ İlhan’ın zerafetinden ve Pamuk gibileri muhatap almak  istemediğinden o biçimde söylenmiştir. Attilâ İlhan’ı yakından  tanıyanlar gayet iyi bilirler ki, “Cevdet bey ve Oğulları” sonrasında  Pamuk’un ‘post modernizmin’ ağları arasına dolaştığını, ve her belli  odaklara yaklaşanın başına geldiği gibi yazım gücünün deformasyonuna  tanık olunduğunu ifade etmiştir..</p>
<p>İ.K:  “Kadından, paradan ve şöhretten uzak durdum hayatım boyunca” diyor.  Şöhretten bence istese de uzak duramadı, ama istese de uzak duramadığı  bir bayan olmuş mu hayatında?</p>
<p>B.A: Bunu bilemeyiz. Bu sorunun yanıtını araştırmacılar, şiirlerinde arasınlar. Biket hanım olabilir bu sorunun cevabı.</p>
<p>İ.K: TRT’deki programı neden yayından kaldırıldı?</p>
<p>B.A:  E bu sorunun cevabı belli değil mi? 2004’de Türkiye’nin bir ‘yola’  sokulduğu yıldı. Mümkün mertebe her yerden ‘gerçekleri’ haykıranlar  uzaklaştırılacaktı. O bunların başında geliyordu. Halkın sevdiği, ne  dediği anlaşılır, usta bir hatip 10 yıl sonra hiçbir gerekçe verilmeden,  ve aniden devlet televizyonundan atıldı…</p>
<p>İ.K: Bu duruma tepkisi ne oldu?</p>
<p>B.A:  O böyle durumlara tepki vermemeyi çok önce öğrenmişti. Zaten başına  gelecekleri bilmek gibi bir özelliği vardı. TRT’deki odasında yapımcısı  Nedret Çatay ile konuşmasını hatırlıyorum: 2 aylık yaz arasından sonra  programın sonlandırılacağını hissetmişti…Çantasını topladı ve gitti.</p>
<p>İ.K:  “Daha 17 yaşında hapise girmiş, defalarca soruşturmalara uğramış biri  için ölüm hiçbir şeydir” diyordu. Bunca mücadelenin arasında, “yoruldum”  dedi mi hiç?</p>
<p>B.A: ASLA! O yorulmayacak, yılmayacak kadar DİSİPLİNLİYDİ.</p>
<p>YÜZLERCE İLETİ, TELEFON ALDIM</p>
<p>İ.K:  10 Ekim 2005 günü hayatınızın en acı günlerinden biri hiç kuşkusuz.  Nasıl bir boşluk yarattı onun yokluğu, hayatınızdan neler götürdü?</p>
<p>B.A:  Bence kendini bu ülkenin evladı sayan herkesin hayatından bir şeyler  eksildi. Ben ve ona büyük sevgi duyan birçok kişi, onu düzenli olarak  gören konuşan dertleşen insanlar için büyük bir boşluk oldu.</p>
<p>O boşluğu, o sızıyı dindirmenin tek bir yolu var: Çalışmak. Ona layık olmanın tek yolu: ÇOK ÇALIŞMAK.</p>
<p>İ.K: “Bu yılı Attilâ İlhan yılı ilan ediyorum” dediniz. Bu çağrınıza karşılık geldi mi?</p>
<p>B.A:  Gelmez olur mu. Yazı yayınlanır yayınlanmaz yüzlerce ileti, telefon  aldım. Attila İlhan’ın düşüncelerini, fikirlerini 2010 ve 2011’de tüm  kitap fuarlarında, tüm üniversite konuşmalarımda İNADINA anlatacağım. Ve  herkes bulunduğu ilde ilçede, bunu yapacaktır.</p>
<p>İ.K:  Sizce her yıl hakkıyla anma yapılabiliyor mu Attilâ İlhan için? Ne  yapılabilir, neler yapılmalı? Çağrınız var mı bu konuda da?</p>
<p>B.A:  Anmak, bir salona toplanıp şiir okuyup, tiyatral gösteriler yapmak  olmamalıdır. Attilâ İlhan öyle anılmaz. Attilâ İlhan halkla anılır.  Gençlerle anılır. Batının Deli Gömleği’nde Türkiye’yi anlatarak  anılmalıdır. “Hangi Atatürk” okunarak anılmalıdır. Gerçek muhalefetin  bir araya gelmesiyle anılmalıdır. Ve öyle de olacaktır. O, “BİR MİLLET  UYANIYOR” adlı bir dizi başlatmıştır. İçine her cenahtan vatanseverleri  katmıştır. Bir dip dalgasını işaret etmiş, birlik fitilini ateşlemiştir…  Onu bu yolda devam ederek anacağız.</p>
<p>İ.K: En sevdiğiniz Attilâ İlhan dizeleri ile bitirsek…</p>
<p>B.A:  Aslında ona ait değil bu dizeler, ama onun en sevdiği ve bana el  yazısıyla yazıp verdiği dizelerdi: “DURUM BUYSA İSYAN HAKTIR!”</p>
<p>İ.K: Teşekkür ederiz…</p>
<p>(NOT:  Banu Hanım’dan Attilâ İlhan ile çekilmiş bir pozunu istedik, “Maalesef  birlikte bir fotoğrafımız bile yok” diyor. O bu konuda hep çekingen  davranmış. “Herkes fotoğraf çektirirken, ben utanır, bir fotoğraf  çekilelim diyemezdim“, diyor gülerek.)<br />
<a href="http://www.ilk-kursun.com/2010/10/attila-ilhan-halkla-anilir/" rel="external nofollow">İlk Kurşun, 8 Ekim 2010</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/atilla-ilhan-halkla-anlatilir-banu-avar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben İlan Ediyorum: Bu Yıl, ATTİLÂ İLHAN Yılı!</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/ben-ilan-ediyorum-bu-yil-attila-ilhan-yili.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/ben-ilan-ediyorum-bu-yil-attila-ilhan-yili.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Oct 2010 13:47:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla İlhan]]></category>
		<category><![CDATA[banu avar]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1074</guid>
		<description><![CDATA[Onunla yüzyüze konuşamayalı 5 yıl oldu! Bu 5 yılda en çok düşündüğüm, en çok okuduğum yazar oydu. Ben tek değilim, biliyorum. Madem kimse yeltenmeyecek, bu yılı Attilâ İlhan Yılı ilan ediyorum. Ne üniversiteler, ne yayınevleri, ne gazeteci, ne yazar örgütleri bir hazırlık yapmadı. Yapıldıysa da duyurulmadı. 10 ekim Pazar günü Attila İlhan’ı ebediyete uğurlayışımızın 5. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-1075" title="atilla ilhan" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/atilla-ilhan.jpg" alt="" width="180" height="243" /></strong></em></p>
<p><em><strong>Onunla yüzyüze konuşamayalı 5 yıl oldu!  Bu 5 yılda en çok  düşündüğüm, en çok okuduğum yazar  oydu.  Ben tek değilim, biliyorum.   Madem kimse yeltenmeyecek, bu yılı Attilâ İlhan Yılı ilan ediyorum.</strong></em></p>
<p>Ne  üniversiteler, ne yayınevleri, ne gazeteci,  ne yazar örgütleri bir   hazırlık yapmadı. Yapıldıysa da duyurulmadı. 10 ekim Pazar günü Attila   İlhan’ı ebediyete uğurlayışımızın 5. yılı!</p>
<p><em><strong> Ne  zaman durumu yorumlamakta zorlansam kitaplarına başvurdum.  Yeni   baskılarını aldığım halde, çizilmekten sayfaları örselenmiş, kıvrık   kenarlı, aralarında notlu ilk baskıyı elime alır, bir dostla buluşmanın   heyecanıyla okurum. Faşizmin Ayak Sesleri, Batının Deli Gömleği, Hangi   Küreselleşme, Sosyalizm, Asıl  Şimdi, ve hiç yanımdan ayırmadığım HANGİ   ATATÜRK.</p>
<p>Ya Batının Deli Gömleği&#8230; Türkiye’nin  içinde  bulunduğu durumu, ‘aynen  deli gömleği giydirilmiş, akıllı bir adamın,  çırpınışını’  olarak  tanımlayışı….</strong></em> Müthiş yorum gücüne, olaylara bakışındaki sadeliğe ve mütevazi, halkla kucaklaşmış kişiliğine özlemim had safhada.</p>
<p>Bizi  bırakıp gideli 5 yıl oldu. 10 Ekim 2005’de  Tuyap kitap fuarında   saatlerce sevenleriyle buluştuktan sonra, o gece  Belgin Sarmaşık ve   Çolpan ablanın (İlhan) kollarında ebediyete gitti.</p>
<p>Adını  silmeye ve onu ‘aşk şairi’ne indirgemeye çalışacaklarını adı gibi   biliyordu. Son yıllarda, düşünce kitaplarının üstünün ‘örtüleceği’nden   sözediyordu.</p>
<p><strong><em>2004 yılında,  önce Tv 8’deki  görevi bitirildi. Ardından, TRT’de  10 yıldır  yayınlanan, ‘Zaman İçinde  Yolculuk adlı programına  sonverildi.  Ölümünden bir ay önce Cumhuriyet  gazetesindeki köşesi de  kaldırıldı.</em></strong></p>
<p>Bilgi  yayınevinde, editörlüğünü yaptığı ve ‘sağ’dan ve sol’dan  en  güvendiği  isimlerin yazılarından oluşan BİR MİLLET UYANIYOR! dizi kitap  yayınını   başlattı. Seçtiği isimler arasında Arslan Bulut, Mehmet  Perinçek, Sadi  Somuncuoğlu, Cüneyt Akalın gibi farklı düşünceden  vatanseverler vardı.  Ölümünden sonra, yayınevi,  onun aklına bile  gelmeyecek isimlerle  diziye devam etti.</p>
<p>1 numaralı kitaptaki 34 sayfalık  önsözü, tüm bilgilerinin damıtılmış bir  özetidir. Ve herkesin  bu  özeti, her satırında düşünerek okuması  gereklidir.</p>
<p><em><strong> Geçtiğimiz 5 yıl içinde, ne adına yakışır yaygınlıkta ve görkemde bir   ‘anma’ yapıldı, ne de TUYAP gibi, kuruluşlar onur konuklarını seçerken   Attilâ İlhan’ı hatırladı.  Anlı şanlı, her köşe ve ekranı işgal eden    ‘karşıtları’ O,  ölene kadar bekleyip, onun kitap isimlerinin başına   ‘AMA’ ekleyerek, göya yazdıklarını ‘çürütmeye’ tevessül ediyorlardı.</strong></em></p>
<p>Söylemedikleri  üzerine yapıştırılmaya çalışıldı… Ama ortada dev gibi  kitapları vardı.  Yüzlerce söyleşisi vardı.Binlerce makalesi vardı…Ve tam  istediği  yerde, halkın kalbinde, köylerde kentlerde, en umulmadık  yerlerde  sevgiyle sahip çıkılmaktaydı…</p>
<p>Adına gençlik sahip çıktı.  Her üniversitede kitaplarını okuyan gençler katlanarak arttı. İnternet  sitelerinde en çok okunan yine onun yazıları en çok seyredilen onun  konuşmalarıydı.</p>
<p>Umarım bu yıl geniş bir anma faaliyeti ile  yazdıkları bir kez daha daha  geniş yığınlara aktarılır. İstanbul  TUYAP’ta olmazsa, ADANA; BURSA,   hatta en çok yakışan da İZMİR kitap  fuarlarında özel bir faaliyet dizisi  onun adına  hazırlanır.</p>
<p>BUNUN  İÇİN SEVENLERİ ÖZEL BİR ÇABA  HARCAMALIDIR. Ayrıca, her ilde  Attilâ  İlhan Yılı faaliyetleri düzenlenmeli, gençler,  onun fikirlerini anlatan  aydınlarla  buluşturulmalıdır.  Bu faaliyet tüm  yıla yayılmalı ve  hatta düzenli olarak ‘Attilâ İlhan düşünce grupları’  halk arasında  yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p><em><strong>Attilâ İlhan ancak böyle anılır… </strong></em></p>
<p><em><strong>O  bu milletin sevdalısıydı. Ve  80 yıllık ömründe, müthiş bir   disiplinle, bu millet için çalıştı. Onun yolunda ona layık olacak   şekilde çalışanların sayısı hiç de az değildir. Bu yol Mustafa Kemal   Atatürk’ün yoludur. </strong></em></p>
<p><em><strong> Bu yolda,  vatanını ve milletini sevmeyen, aşağılayan, başka milletleri   üstün  gören, onlara biat eden,  İslamı maske yaparak ya da  Batının  mason  mahfillerine BAĞLI çeşitli  CEMAATLERE  siftinen kişilere yer  yoktur.  Batının elinde oyuncak olup, ‘evrensel hak hukuk’ palavrasıyla   ülkesinin bölünmesine  alkış tutanlara yer yoktur.</strong></em></p>
<p>Tam  bağımsızlıkçı, kendine güvenen, milletinden başka merci  tanımayanların  ışıklı yolunda koca bir ışık huzmesi daha koyarak  uzaklara gitmiştir,  Attilâ İlhan! Ve en zor zamanda satırlar arasında  gözlerini görürsünüz,  yanı başımızdadır…</p>
<p>ALLAH BU MİLLETİN YOLUNA KENDİNİ IŞIK  YAPMIŞ OLAN TÜM VATAN EVLATLARINA GANİ GANİ RAHMET EYLESİN! BU YIL  ATTİLÂ İLHAN YILIDIR… Ben ilan ediyorum!  <em><strong></p>
<p></strong></em></p>
<p>Banu AVAR, 1 Ekim 2010</p>
<p><em><strong>banuavar@superonline.com</strong></em></p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.banuavar.com.tr/" target="_blank">http://www.banuavar.com.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/ben-ilan-ediyorum-bu-yil-attila-ilhan-yili.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Savarona&#8217;nın Sözleşmesi Feshediliyor</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/savaronanin-sozlesmesi-feshediliyor.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/savaronanin-sozlesmesi-feshediliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Sep 2010 14:25:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Çekirge]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[Savarona]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1070</guid>
		<description><![CDATA[Haberi duyduğum an çarpılmıştım. Nasıl olur bu? Savarona fuhuş çetesinin elinde… Neyse ki Maliye Bakanı Mehmet Şimşek el koyuyor.Dün &#8221;Bu geminin sözleşmesi feshedilmeli&#8221; diye yazmıştım.Bugün Maliye Bakanı Mehmet Şimşek hassasiyet göstererek gerekeni yapıyor. Bakan az önce aradı ve aynen şöyle dedi: &#8221;Savarona Kahraman Sadıkoğlu isimli işadamına 49 yıllığına kiralanmış. Ancak kiralama sözleşmesinde eğer yat amacı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="size-medium wp-image-1071 aligncenter" title="savarona" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/savarona-401x280.jpg" alt="" width="401" height="280" />Haberi duyduğum an çarpılmıştım. Nasıl olur bu? Savarona fuhuş çetesinin elinde…</p>
<p style="text-align: left;">
<p>Neyse  ki Maliye Bakanı Mehmet Şimşek el koyuyor.Dün &#8221;Bu geminin sözleşmesi  feshedilmeli&#8221; diye yazmıştım.Bugün Maliye Bakanı Mehmet Şimşek  hassasiyet göstererek gerekeni yapıyor.</p>
<p>Bakan az önce aradı ve aynen şöyle dedi:</p>
<p>&#8221;Savarona   Kahraman Sadıkoğlu isimli işadamına 49 yıllığına kiralanmış. Ancak   kiralama sözleşmesinde eğer yat amacı dışında ve örf ve adetlerimize   aykırı olarak kullanılırsa sözleşmesi feshedilir.Ben de olayı duyar   duymaz feshedilme talimatını verdim.&#8221;</p>
<p>Bakan Şimşek &#8221;Peki bundan sonra ne olacak?&#8221; sorusuna ise şu cevabı veriyor:</p>
<p>&#8221;Ben   Sayın Müsteşar&#8217;a sözleşmesine aykırı kullanılması gerekçesiyle fesih   işlemlerinin başlatılması talimatını verdim. Tabii kiralayan şirket buna   rıza göstermezse mahkemeye gidilecek. Bunun da talimatını verdim.   Maliye Bakanlığı Savarona&#8217;yı devraldıktan sonra müze yapılması amacıyla   Kültür Bakanlığı&#8217;na devredilebilir.&#8221;</p>
<p>Ben Savarona’nın müze olmasını istiyorumAtatürk’e saygım için istiyorum.</p>
<p>Bir devletin kendisine ve tarihine saygısı için istiyorum.</p>
<p>Maliye Bakanı Şimşek dün attığımız çığlığı duydu ve üzerine düşeni yaptı. Hem de hiç vakit kaybetmeden.</p>
<p>Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da bu konuda hassas. Günay’la da konuştum.</p>
<p>TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu da katkı yapabilecek.</p>
<p>O da hazır.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen’in de hassasiyetlerini biliyorum.</p>
<p>Bu nedenle umutluyum.</p>
<p>Eğer hep birlikte istersek, Savarona Müzesi’nde bizim de payımız olur.</p>
<p>Hürriyet okurlarına da bu yakışır.</p>
<p>Fatih Çekirge/ HÜRRİYET﻿</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/savaronanin-sozlesmesi-feshediliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendinize Bir Bakın</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/kendinize-bir-bakin-banu-avar.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kendinize-bir-bakin-banu-avar.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Sep 2010 22:13:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[banu avar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1036</guid>
		<description><![CDATA[KENDİNİZE DE BİR BAKIN! Bu ne vaveyla! ‘Bittik, mahvolduk, bu millet adam olmaz!’ diyenler…’HAYIR’larını lütfedip, cevap alamamış olmaktan yakınanlar… Merak ediyorum, bu şikayetlerle ortada dolaşanlar, ömürleri boyunca hangi Anadolu illerini, ilçelerini, köylerini gezdiler, kıyı kentlerin şirin kasabaları dışında nereleri gördüler, hangi uzak beldenin fakir fukarasıyla gönülbirliği yaptılar, kaç grevde, işten atılmada, zulme uğramada işçilerin yanında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em><strong>KENDİNİZE DE   BİR BAKIN!</strong></em></p>
<p><img class="alignleft" title="banu-avar" src="../resimler/banu-avar-300x146.jpg" alt="" width="300" height="146" />Bu ne vaveyla!<br />
‘Bittik, mahvolduk, bu millet adam olmaz!’ diyenler…’HAYIR’larını lütfedip, cevap alamamış olmaktan yakınanlar…<br />
Merak ediyorum, bu şikayetlerle ortada dolaşanlar, ömürleri boyunca  hangi Anadolu illerini, ilçelerini, köylerini  gezdiler, kıyı kentlerin  şirin kasabaları dışında nereleri gördüler, hangi uzak beldenin fakir  fukarasıyla gönülbirliği yaptılar, kaç grevde, işten atılmada, zulme  uğramada işçilerin yanında oldular, hangi varoşlara gidip, halkın  arasına karıştılar ve ne dediğini dinlediler?  Diyarbakır’da,  Sinop’da,  Adıyaman’da, Manisa’da yoksul köylüyle,  kucaklaştılar mı?<br />
Rize’de çay, fındık yürüyüşlerine, Zonguldak’ta madenci cenazelerine katıldılar mı?<br />
Ankara’da Tekel işçilerinin çadırında oturdular mı?<br />
Bu soruların sorulma zamanıdır…<br />
Ey  şikayetçi kardeşim, 12 eylül akşamından beri  bu millete sayıp sövmektesin… Bunu yapmayanlara sözüm yok.<br />
Ama bu milleti yerden yere çalan,   Aziz Nesin’in hangi koşullardan  kimler tarafından dayatılarak söylendiği malum sözünü dillerine pelesenk  yapan sevgili kardeşim, şimdi bu YENİ  DÖNEMEÇTE,   suçlamayla durumu  geçiştiremezsin..<br />
Soruyorum: ACABA SAĞIR OLAN SEN MİSİN?<br />
Bu millet 1940’ların karanlığını yaşadı.<br />
Atatürk ilkelerinden adım adım uzaklaşışı bütün vehametiyle tattı.<br />
Onun kurduğu her şey yavaşça kurutuldu.<br />
Eksen, ‘Bağımsızlık benim karakterimdir!’ den,  ‘Avrupalı olmazsak adam olamayız!’a oturtuldu..<br />
Atatürk’ün ölümüyle eğitim sistemimize yeniden Tanzimat rüzgarları hakim  oldu. Yunan Latin kültürünü esas alan, bir eğitim uygulanmaya kondu.  Sabah akşam Yunan Latin kültürünün EVRENSELLİĞİ kafamıza sokuldu!<br />
O arada demokrasinin tek ayağı kopartıldı. 46’da ‘izin verilen’ işçi  sendikalarına sadece 6 ay  katlanıldı.  Demokrasi işçisiz olacaktı…</p>
<p><em><strong>Bu Halk çabuk unutur mu?</strong></em></p>
<p>Kısacası:<br />
Burnu yukarda halka böcek gibi bakan birilerinin bugün geldiğimiz noktada hiç mi suçu yok?<br />
NATO’ya ‘Aldılarmı da girmedik’ diyen anlayışın, İMF’ye koşarak kucak açanların  ‘Batıyı kabe yapanların’, hiç mi suçu yok?<br />
Alman ve Amerikan istihbaratına iş yapanların, ülkeye ırkçılık pompalayanların hiç mi suçu yok..<br />
PanTürkizm ve Panislamizm tohumları ekenlerin hiç mi suçu yok…</p>
<p>Doğuda  krom tesislerini kapatanların, petrol aramalarını durduranların hiç mi suçu yok? Halk bunları unutur mu sanıyorsunuz?<br />
Apo’yu ipten çekip kurtaranları,  ‘kürt raporunu’ en önce yazmakla  övünenleri,  1980’den itibaren  hızla yok edilen sanayiyi  unutmadı..<br />
HERŞEYE rağmen defalarca  kendisine hayal kırıklığı yaşatanlara oy  verdi.. Süreç ilerledikçe kredi tükendi.. Bugün sahte dindarlıkla,  ‘kendisi gibi olmakla’ sadaka dağıtmakla gözünü boyayanlara da oy  veriyor. Süreç ilerliyor… Karar günü gelecek…Kredi tükeniyor..Umarız geç  olmaz…<br />
Toplumların yaşamı insan ömründen uzun. 100 yıl bir toplum için bir an gibi…<br />
3-5  ayda toplumun tüm hafızasının yenilenmesini bekleyenler, bu, mümkün değil.<br />
Bugün Türkiye’deki muhalefet,  geçmişle sıkı sıkıya bağ kurabilen bir hafızayla karşı karşıyadır.<br />
<em><strong><br />
En dayanıklı millet!</strong></em></p>
<p>Bu hafıza sahipleri eğitimsiz olabilir. Ama geçmişte yapılan hataları yüreğinde hissetmektedir.  O nedenle şaşkındır. AYRICA;<br />
Bu millet yaklaşık 50 yıldır  en üst düzey psikologlar ve toplum  mühendislerince yürütülen bir savaşın muhatabıdır.  Yürütülen savaşta  tüm parti mensupları da yeralmışlardır. Yakın tarihi karıştıran bu  gerçekle tüm çıplaklığıyla karşılaşır!<br />
Bu millet, aç ve açıktadır ve buna rağmen bizim diğer TURUNCU darbe  görmüş ülkelerde gördüğümüz robotlaşma, ve  yozlaşmaya HENÜZ   uğramamıştır.<br />
Romanya’da, Macaristan’da Polonya’da savaş öncesi Irak’da,  halk  arasında dolaştığımızda, açıkça MANDA yönetimi isteyenlere sıkça  rastlıyorduk.<br />
Türkiye’de toplumun satın alınmış bir küçük kısmı dışında ya da aldatılmış küçük bir grup dışında bu sefilliğe rastlayamazsınız…<br />
Üstelik, bu kadar kısa sürede bu kadar  ağır bir yoksulluk ve işsizliğe mahkum edilen çok az sayıda millet vardır.<br />
İşsizlik ve açlık ancak birebir yaşanınca anlaşılır. İşsiz ve aç toplumlarda inanılmaz oranlarda intihara rastlanır.<br />
Türk milleti bütün bu ağır koşullara  HERŞEYE RAĞMEN  direnmektedir.<br />
Küresel çete işsiz ve aç bıraktığı toplumlarda, psikolojik harbi  kullanarak, UMUTSUZLUK üretir ve özellikle gençliğin direncini düşürür.<br />
Etnik ve dinsel yapay  karşıtlıklar üretmek ikinci adımdır. Çete  içerdeki işbirlikçileriyle bu  operasyonu medyayla ve eğitim  mensuplarıyla  yönetir.<br />
Faşist yasalar getirir ve doğruları söyleyenleri, halkı uyandıranları bitirir…<br />
Son darbeyi, ülkeleri küçük parçalara bölerek  indirir.</p>
<p><strong><em>Aydınlar ‘batılı’, halk nereli!</em></strong></p>
<p>Bu süreçte ‘Aydınların’ sessiz ve HALKINDAN UZAK kalması sağlanacaktır.   HALKLA arasında uçurum olan AYDIN, artık onu anlamayacak, ona ‘öncülük’  görevini yapamayacaktır.<br />
Halk  tanzimattan beri batı rüzgarına kapılmış ve Atatürk’ün ölümüyle  yine aynı rüzgarı yakalamış ‘AYDIN’dan uzaklaşacaktır. Kendine yaklaşan,  ‘kendinden gördüğü’ maskeli  işbirlikçilere inanacaktır. Bunu defalarca  yapacak sonunda acı gerçekle yüzyüze kalacaktır. Bu 1920’lerde işgal  altındaki Türkiye’de birebir yaşanmıştır..<br />
Fildişi kuleşindeki AYDIN ona ne kadar kızarsa, o daha çok maskeli cellata yaklaşacaktır…<br />
Buradan çıkış ancak, kendi gücünün farkına vardığı ve halkının yanında  saf tutabilen aydınlar SENTEZ üretebildiği zaman  mümkün olacaktır.<br />
Bu dertleşmemi bana son 24 saatte yüzleri aşan şikayetlerini iletenlere  ithaf ediyorum…<br />
BU MİLLETİ TANIYIN, onu DUYUN ve ANLAYIN!  Aynı türküleri dinleyip zevk  alabiliyor musunuz. Önce bunu bir tartın…Kendinize de bir bakın…</p>
<p>Banu AVAR<br />
banuavar@superonline.com<br />
www.banuavar.com.tr</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kendinize-bir-bakin-banu-avar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gücüm Buraya Kadar Bağışlayın</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/gucum-buraya-kadar-bagislayin.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/gucum-buraya-kadar-bagislayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 08:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Genç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1031</guid>
		<description><![CDATA[Gücüm Buraya Kadar Bağışlayın Şok şok… 12 Eylül referandumu MHP’yi parçaladı. Bu sütunlarda yazdığım Zehirli Balık yazımda derinliğine belirtmiştim, cemaat dokunduğu her şeyi zehirleyip dağıtıyor, diye. Ağar’ın partisi, Milli Görüş, Büyük Birlik ve nihayet MHP cemaatin ölümcül dokunuşuyla darmadağın oldu. MHP Devlet Bahçeli’nin büyük çabalarına karşın varlık sebebi-her şeyi olan Orta Anadolu’da hüsrana uğradı. Sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Gücüm Buraya Kadar Bağışlayın<img src="http://www.odatv.com/images/2010_09/2010_09_13/gucum-buraya-kadar-bagislayin-1309101200_l.jpg" border="0" alt="" align="right" /></strong></p>
<p>Şok  şok… 12 Eylül referandumu MHP’yi parçaladı. Bu sütunlarda yazdığım  Zehirli Balık yazımda derinliğine belirtmiştim, cemaat dokunduğu her  şeyi zehirleyip dağıtıyor, diye. Ağar’ın partisi, Milli Görüş, Büyük  Birlik ve nihayet MHP cemaatin ölümcül dokunuşuyla darmadağın oldu.  MHP Devlet Bahçeli’nin büyük çabalarına karşın varlık sebebi-her şeyi  olan Orta Anadolu’da hüsrana uğradı. Sadece Ankara’nın son belediye  seçimlerini düşünün, Mansur Yavaş ve CHP’nin oyları AKP’yi kıl payı  ikiye katlıyordu. MHP tam bir parçalanma yaşıyor. MHP 12 Eylül öncesi  dinamizmini anti-komünizmden alıyordu ve MHP saflarını oluşturan köylü  kitlelerle şehirli kitlelerin ayrışması hiç hissedilmiyordu. Şimdi  MHP’li kitlelerinin hiç affedemeyeceği AKP’nin Habur ve Suriye sınırının  satılması olayına rağmen oylarının nerdeyse yarıdan çoğunu kaybetmesi,  Türkiye’ye yepyeni ve beklenmedik bir şok yaşatıyor. Bu inanılmaz şok’un  boyutlarını ilk görmek isteyen ise Devlet Bahçeli’dir, anında erken  seçim çağrısında bulunup, gerçek hasarın boyutlarını öğrenmek zorunda  kalmıştır. 1960’lı yılların sonundan beri Orta Anadolu’da esip gürleyen  MHP tam anlamıyla bir felaket yaşıyor.. Devlet  Bahçeli’nin cemaate karşı tavrı çok iyi bilinmesine rağmen, cemaate  karşı tavrını çok yaygın ve kitlesel olarak meydan meydan  dillendirmemesi bugün feci bir hüsranla sonuçlandı. Oysa Devlet  Bahçeli’yle MHP Türkeş’in dahi rüyasında göremediği oy oranlarına  kavuşmuş ve yine Devlet Bahçeli’yle MHP hem şiddetle mesafe koyup hem  mafyatik kabadayı çapulcu denilen kitlelerle bağını kopartıp tam bir  şehir partisi olmuştu. Sonunda Türkiye’deki her şehirli partinin acı  sonunu paylaştı, MHP de köylüleri şehirlilerinden fazla Orta Anadolu’nun  partisiydi şimdi o da hem de başta Yozgat, Erzurum, vs., olmak üzere  aforoz edildi ve yok olmak üzere..</p>
<p>Velhasıl seçim sonuçlarını en iyi tahmin eden anket şirketi yine o, bu, şu değil, rahmetli Aziz Nesin çıktı.</p>
<p>Seçimin  mağlubu yine aynıdır ve Türkiye’nin sosyolojik gerçeğine ayak  uyduramayan şehirli oylar, varoşlara ve köylülere karşı yine büyük bir  hezimet yaşamıştır. AKP’nin oy aldığı aynı bölgeler elli yıldır sağ  siyaseti besledi. Değişen bir şey yok,  daha önce Menderes, Demirel, Özal, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller ve  benzerleri, köylü, kurnaz, göz göre göre insan evladını utandıran yalan  ve hırsızlıklarıyla seçimi nasıl kazanmışlarsa sağcı oylar yine aynı  yoldan Türkiye’nin siyasetini belirlemeyi sürdürmüştür.</p>
<p>Bu  seçimde değişen ise, büyük medyanın tümüyle bu köylü varoş gerçeğini  kabullenip hayati bir can simidi gibi bu yalan ve hırsızlıkları hem  örtbas etmiş hem de her sağcı siyasetçi gibi bu gerçeğe ayak uydurmayı  tek çıkar özgürlük yolu olarak görmüş olmasıdır.</p>
<p><strong>GÜNEŞ PENSİLYANYA’DAN DOĞDU DOĞACAK</strong></p>
<p>Sizler,  ey okuyucular, siz de yarın bir istikbaliniz olsun istiyorsanız, bu  köylü, kurnaz, hırsız, yalancı düzenbaz gerçeği bugünden, henüz yirmili  yaşlarda fark edip kendinizi bizim gibi fazla yormayın..</p>
<p>Daha dün  devletin en mahrem en gizli dairelerinden sınav soruları çalındı ve  onlarca yıldır aynı yoldan çalınıp savcılar ve polisler yetiştirilip  devleti ele geçirme planları açığa çıkmıştı. Bu kadar açık hırsızlıklara  rağmen, AKP yüzde 58 oy alıyorsa, yaşasın Hırsızlar, Yaşasın bu  hırsızları bağrına basan örtbas eden medya diye, takdir etmekten başka  ne yapabiliriz.</p>
<p>Ey ülkesi için üzülen genç çocuklar, alkışlayın  hırsızları, alkışlayın hırsızlıkları kim yaptı diye hiç sormayan  özgürlükçü medyanızı.. Bugünden tezi yok kararınızı verip saflarınızı  değiştirin, hırsızlar cemaatçiler yandaşlar Türkiye’yi ele geçirdi,  sadece TRT’nin on-onbeş kanalı var, birinde olsun iş bulabilirsiniz,  yolunuz Engin Ardıçlar’ın Yeni Şafaklar’ın Milli Görüşçüler’in Mehmet  Ali Birandlar’ın Mehmet Barlaslar’ın Vakitçiler’in yolu olsun..  Şaklabanlık yalakalık rehberiniz olsun.</p>
<p>Yürüyün  hırsızlar kim tutar sizi.. Bu kadar aleni, fesupanallah dedirten  yalanlara rağmen büyük kitleler yine size oy veriyorsa, bu ülkede hiç aç  kalmazsınız, talihiniz sonsuza kadar açık olsun.</p>
<p>Genç  adam, gördünüz işte elli yılın sağ iktidarlarının hazırladığı acı  gerçeği, siz siz olun bu hayal kırıklığını bir daha yaşamayın. Gördünüz  işte dağ başını hırsızlar almış, güneş ise Pensilvanya’dan doğdu  doğacak.. Bugünden tezi yok, maaşlarınız düzgün öngörüleriniz hep sağlam  ve siz ziftlenirken halkımız hep yanınızda sırtınızı gururla  sıvazlayacak, bu acayip tabiat gerçeğine karşı fazla direnemezsiniz,  fareler dokuz dokuz aslanlar tek tek çoğalır, insanlık ülküsü  demokrasiye teslim olun, siz de bugünden tezi yok Okyanus Ötesi’ne selam  durun.</p>
<p><strong>HAYIRLI OLSUN<br />
</strong><br />
Velhasıl  bize de takdir etmek düşer, sınav sorularını çalan derin devletin  sahipleri kendilerini daha derin kılmak için bu çalınmış sınav  sonuçlarıyla on yıllarca polisler savcılar yetiştirdiler ve hepsinin  gayretiyle işte adaletine özgürlüklerine ve ahlak’ına hayran olduğumuz  müthiş bir iktidar yola çıktı, insanlığa hayırlı olsun..</p>
<p>Referandum sonuçları, Pensilvanya’ya hayırlı olsun, Amerika’ya hayırlı olsun, AB sözcülerine hayırlı olsun, yandaş medyaya ve bilumum köşe yazarlarına hayırlı olsun, büyük medyanın Turgay Ciner’ine hayırlı olsun, NTV’nin sahibi Ferit Şahenk’e hayırlı olsun, maden ruhsatlarına eline geçirenlere hayırlı olsun, derelere hidroelektrik santralı için yola çıkanlara hayırlı olsun, eski kaşarlanmış solculara eski köfte ülkücülere hayırlı olsun, buğdayın ithal edildiği ülkede Konya’da yüzde seksen oy verenlere hayırlı olsun, et ithal edildiği bugünlerde Afyon ve Kütahya’dan yüzde yetmiş oy verenlere hayırlı olsun, devleti ele geçirmek için soruları çalıp kendi polis ve savcılarını yetiştirenlere ve göz yuman medyaya hayırlı olsun, kalan yaşamını Kanada’da sürdüren haham Tuncay Güney’e hayırlı olsun..</p>
<p>SKY’dan beni kovanlara da hayırlı olsun, sonra çalıştığım Avrasya TV’yi Digitürk’ten kovup yerine Melih Gökçek’in kanalını koyanlara hayırlı olsun. Yediğimiz ambargo ve sansürler yetmiyormuş gibi adımıza yazımıza programlarımıza Cumhuriyet Gazetesi’nde, Halk TV’de dahi ambargo koyanlara da hayırlı olsun.</p>
<p>Altmış  yılın sağ iktidarları Menderesler’e Demireller’e Çiller’e Mesut  Yılmazlar’a, hepsine kucak dolusu teşekkürler, işte büyüttüğünüz  Türkiye, öpüp koklayın, tıka basa yiyin tıksırın doya doya..</p>
<p>Bana da yuh olsun, Silivri’de hala niye tutuklandığını bilmeyenlere de yuh olsun.</p>
<p><strong>AYRANIMIZ BU, YARISI SU</strong></p>
<p>Yalnız  bir tek sana yazıklar olsun Mustafa Kemal Atatürk, yurdumuzu esaretten  kurtardın ama ağadan şeyhden kölelikten kurtaramadığın için, kabrinin  kutsallığına sığınıp elli yıl sağ iktidarlarla koyun koyuna siyasetçilik  yapıp yan gelip yatanların elinde Cumhuriyet oyuncak olduğu için..</p>
<p>Ne  bekliyordunuz, paçasını ruhunu cemaate kaptırmış milliyetçi muhafazakar  oylar mı umuyordunuz. Devrimci olacak gücü kendinde bulamayanlar sadece  köpeklerdir, köpeklerin yalnız kapıları ve sahipleri değişir. Daha dün  bir umuttur belki deyip uçmayı bekliyordunuz, bugün mutlak zafer  alkışları içinde başbakan ilk konuşmasında Pensilvanya’ya şükranlar  gönderip nihayet karanlıklardan aydınlığa çıkacağımız müjdesini veriyor.</p>
<p>Bu  toprağın ve Cumhuriyet’in çocukları, yenilgi bizim için sürpriz yeni ve  hiç de ilk değil, altmış yıldır alışığız, boy diyenler soy diyenler  mezhep diyenler cemaat diyenler, hırsızlar, yalancılar altmış yıldır  kazanıyor, ayranımız bu, yarısı su, işinize gelirse..</p>
<p>Artık  önünüz açıldı, buyurun Haburlar’a kaldığınız yerden devam edin, artık  yandaş medyanızın maaşlarını ikramiyelerle referandum primleriyle  ödüllendirin. Artık kime satarsanız satın, artık tıksırıncaya  aksırıncaya kadar sabahlara kadar halkın oylarıyla gönül rahatlığı  içinde yiyin efendiler, sizi artık kim tutar. Kızılırmaklar’ı Fıratlar’ı  ne kalmışsa sekiz yılda yarından tezi yok parçalayın bölüşün üleştirin.  Halkın oyunu aldınız mı aldınız, Allah şahit yalnız ve yalnız siz  haklısınız. Camii kapılarında sizi alkışlayan Müslümanlara hayırlı  olsun, milli görüşçülere hayırlı olsun, artık tek vücut oldunuz, artık  tek beden büyük devasa bir halk gücü oldunuz, yürüyün AKP’liler, ilk  hedefiniz Akdeniz, bir sahiller mi kalmış, Toros’un dağlarında birkaç  köy, Tunceli’de birkaç Alevi mi kalmış, alın ıspanaklarınızı  makarnalarınızı hücum AKP’liler, ilk hedefiniz Pensilvanya..</p>
<p>Tuz  şeker suda ne kadar kalır, eridik bittik işte, kaç tane dava açtılar  hiçbiri bizden diyeceğimiz gazete ve sitelerde dahi haber olmadı, kaç  yerden kovulduk, bizden diyeceğimiz yerlerin hepsi dahi karanlıkta  boğulmamızı sadece seyrettiler.. Ne bitmez iftiralara suçlamalara maruz  kaldık çoluk çocuk dahi bu iftiraları utanmaksızın alayla çoğaltıp  şahsımıza hücuma geçtiler.. Geçen bu sekiz yılda en çok yazı yazan en  çok konuşan ve en çok dava açılan ve tek bir avukat dahi bulamayan bir  yazar olarak, içerden diyebileceğimiz ne kalleşlikler gördük, ne yapalım  deyip sustuk.. Şimdi ambargo koyanlar iftira atanlar açık farkla  kazandı, yolunuz açık olsun..</p>
<p>Birkaç yalan daha ha gayret, birkaç  fırıldak daha, birkaç kömür yardımı daha, rötatifleriniz, milyar  dolarlarınız, ihaleleriniz her şey ülkemizin menfaati için, adalet hukuk  için, ha gayret az kaldı. Ülkemiz artık yarına kalmaz özgürlük ve  hürriyetlere kavuşacak. Halk size oy verdi mi verdi, artık milyar  dolarları utanarak gizleyerek değil aleni açık gün ortasında yemeniz  için kapılar ardına kadar açıldı. Utanılacak gizlenecek  dokunulmazlıklara sığınılacak hiçbir yasa kalmadı. Nasılsa hesap soracak  hakim savcı hukuk kalmadı, artık size oy verenlerin “Ya Allah Bismilah Allahüekber” sloganlarıyla cami önlerinde topluca “euzubillah” der amin der yersiniz.</p>
<p>Size  de yuh olsun, yandaş medyanın ekranlarına gidip güya horoz dövüşü yapan  sahte kahramanlar, onurunuzla köşenizde bir başına oturmayı  beceremediniz. Liberallere övgüler düzen ek’ler çıkartan, kuyruk  yağından kakırdak gibi Cumhuriyet Gazetesi’nden ne bekliyordunuz, ne  yaptığını kimsenin bilmediği Halk TV’de televizyonculuk oynayanlardan ne  bekliyordunuz, ülkesinden habersiz, şahsi bencillik ve kaprislerinin  adını ilerici solculuk koyanlardan ne bekliyordunuz? İktidarın bir  tokadını yiyip korkudan ebediyen susup kaçanlardan ne bekliyordunuz,  bertaraf oldunuz işte, paracuklarınıza ışıltı ekranlarınıza hanım  spikerlerinize sabahlara kadar doymadığınız tartışmalarınıza, hayırlı  olsun..</p>
<p>Ne bekliyordunuz, bu toprağın ekmeği sağcılara portakal  dilimi şeftali gibi hep sulu yumuşacık iştahlı ve şehvetli, bize hep taş  gibi kemik gibi hep sert oldu..</p>
<p><strong>GÜCÜM BURAYA KADAR, BAĞIŞLAYIN</strong></p>
<p>Şimdi  dünden daha yalnız ama dünden daha güzelim.. Onların oy çuvalları var  bizlerin her biri ayrı değer milyonlarca tek tek kendi örgüt gücü var.  Onların gücü çöl tozu gibi tozu dumana katan medya örtbasları, yalanlar,  iftiralar, bizlerin gücü ise doğru dürüst cesurca söylenmiş tek tek  kelimeler, her biri üzüm tadında.</p>
<p>Şimdi başlıyor dünyada var olma  heyecanı, insanlıktan süzdüğüm tek bilgi, düşünen hiç kimse ağalara  şeyhlere siyasilere kolay av olmadı..</p>
<p>Çekeceğimiz daha çok acılar var, daha çok yanıp kavrulacağız, meyve şekerinin tadından kim usanmış, kim usanmış güzelden.</p>
<p>Şimdi başlıyor ülke cumhuriyet bağımsızlık aşkınızı bu en karamsar günden başlayarak ebediyen sınamaya..</p>
<p>Ben  de bilmiyorum kardeşlerim gözlerini aşka aşkla kapatanların, gözlerini  iftira ve yalanlara kapatanlarla savaşı nasıl ne şekilde sonuçlanır,  vallahi bilmem..</p>
<p>55 yaşındayım dayanamazsam da artık  sabredeceğim, bu maçı daha ne çok maçı kaybettik kaybederiz, ama  Sadi’nin lafıdır, kimse sevgilime çirkin diyemez, sırtımdan bıçaklar  yesem de…</p>
<p>Bir de özel notum var, referandumdan birkaç gün önce  söylemiştim, artık yazacak konuşacak maddi gücüm imkanım kalmadı,  ambargolara ve bedava yazıp çizmelere ve bitmeyen mahkemelere karşı  bugüne önceden yazdığım 25 kitaptan birkaç lirayla gıdı gıdına geldik,  kararım şu, gelecek seçimlerden bir iki ay önce yine yazıp konuşma  imkanım olursa çıkar görevimi yaparım, içinizde en çok konuşan en çok  yazı yazan kardeşinizim, gücüm buraya kadar.. Bağışlayın.. Belki arada  bir Serdar Akinan’ın Mızıkacılar Sitesi’ne çıkar beş on dakika  konuşuruz. Nazım’ın hiç bilinmeyen ama en güzel şiiridir, ‘rüyamda yari gördüm şöyle belden yukarı, bulutların ardından ay gibi gider, o gider ben giderim, hepsi bu kadar..’ Şimdi bırakmadan önce yazarlığı son satırına gelmişken yazarlığım, şiirimiz ne diyor yorumlamak istiyorum, son cümlem: ‘rüyamızda bulutların ardından akan yarimizi görmüştük, hepsi buydu, hayat dünya her şey işte hepsi bu kadarcık..’</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nihat GENÇ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kaynak: <a rel="external nofollow" href="http://www.odatv.com/n.php?n=gucum-buraya-kadar-bagislayin-1309101200" target="_blank">http://www.odatv.com/n.php?n=gucum-buraya-kadar-bagislayin-1309101200</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/gucum-buraya-kadar-bagislayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşmanımız Küresel Emperyalizm-Siyonizm (1)</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/dusmanimiz-kuresel-emperyalizm-siyonizm-1-t3146.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/dusmanimiz-kuresel-emperyalizm-siyonizm-1-t3146.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 10:10:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Fuat Yersel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=927</guid>
		<description><![CDATA[Düşmanımız, maşalarıyla-uşaklarıyla tehdit unsuru oluşturarak, hedef şaşırtmaya çalışıyor…Düşmanımız, ne ABD’dir, ne de AB topluluğunu oluşturan devletlerdir. Düşmanımız, bu devletleri (bu devletlerin yaptırım gücünü, insanlarını, kurumlarını vb.) yularına takıp kullanan, küresel Emperyalizm-Siyonizm&#8217;dir. Kurtuluş Savaşımızdan bu yana Emperyalizm, Siyonizm’in işbirliğiyle, büyük bir hızla evrim geçirmiştir. Kurtuluş Savaşımızda emperyalist devletler vardı. Şimdi ise küresel Emperyalizm-Siyonizm vardır. Kısacası dünyada: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_3778" style="text-align: justify;"><span style="color: black;"><span style="font-family: Tahoma;">Düşmanımız,<strong> maşalarıyla-uşaklarıyla </strong>tehdit unsuru oluşturarak, hedef şaşırtmaya çalışıyor…Düşmanımız, ne ABD’dir, ne de AB topluluğunu oluşturan devletlerdir.</span></span><br />
<span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">Düşmanımız, bu devletleri (bu devletlerin yaptırım gücünü, insanlarını, kurumlarını vb.)</span></span><br />
<span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">yularına takıp kullanan, <strong>küresel Emperyalizm-Siyonizm&#8217;dir</strong>.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">Kurtuluş Savaşımızdan bu yana Emperyalizm, Siyonizm’in işbirliğiyle, büyük bir hızla evrim geçirmiştir. Kurtuluş Savaşımızda emperyalist devletler vardı. Şimdi ise küresel Emperyalizm-Siyonizm vardır. Kısacası dünyada: Devletler üstü bir<strong> ekonomik </strong>güç; artı, devletler üstü <strong>siyasal </strong>güç; artı devletler üstü <strong>hükmedici </strong>bir güç konumuna gelmiştir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">Bu kadar “sözde!” büyük bir gücün, elbette ki, kırmızı çizgileri olacaktır. Benim gibi <strong>düşünmeyeceksin!</strong> Benim gibi <strong>örgütlenmeyeceksin!</strong> Benim gibi <strong>güçlenmeyeceksin</strong>! Benim gibi <strong>silahlanmayacaksın</strong>! (bilgi-ateşli silahlar), dünyada tek doğru vardır: O da <strong>benim doğrum</strong>dur…Fazla değil, bir-iki yıl içerisinde, dünyada gelişen olayların geçmişine bakmak , şu kırmızı çizgilerin ne kadar belirgin olduğunu ortaya koyar…</span></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">Emperyalizm tıpkı bir <strong>eşeğe</strong> benzer. Nasıl ki, eşeğin ota, suya, yoncaya, tuza, korunmaya, üremeye ve de arada sırada “anırmaya”! ihtiyacı var ise, emperyalizmin de, ham madde kaynaklarına, pazara, enerji kaynaklarına ve teknolojik ürün üretecek fabrika ve beyinlere ihtiyacı vardır. Bu eşeğe (küresel emperyalizme) yön veren mantık ise <strong>Siyonizm’</strong>dir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">Siyonizm’i karikatürize edecek olursak, <strong>Irk ve din birliğidir</strong>: Dünyada tek ırk vardır o da İsrail Oğulları’dır. (Allah’ın lanetlediği topluluk), Tek din o da İsrail Oğulları’nın dinidir..Yahudi dinini seçebilmeniz için, babanızın Yahudi olması şarttır. Dünyadaki <strong>tek ırk dini</strong>… Bu sebepledir ki, <strong>Siyonizm kendi dışında bir ırkçılığın veya milliyetçiliğin oluşumuna, kendi dışında dinlerin varlığını kabullenmez.</strong> Tarih boyunca kendi dışındaki <strong>bu</strong> oluşumlara karşı sinsice saldırılarda bulunmuş: Allah elçilerine saldırmış, öldürtmüş; toplumun kutsal saydığı ne varsa, toplumları toplum yapan değerleri yozlaştırmaya çalışmış ve çalışmaktadır. Ulusal değerleri ayaklar altına almak için para-medya-uşaklarıyla, oluşturmuş olduğu örgütlü güçleriyle, saldırılarına devam etmektedir…</span></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;"><strong>Küresel Emperyalizm-Siyonizm </strong>dünyamızdaki devletlerin içine o kadar sızmış ki, ne yazık ki, dünya devletlerinin insanları bunların kurallarını, çağımızın-modernliğin-uygarlığın kurallarıymış gibi kabullenmiştir… Daha doğrusu onlara bu şekilde yutturulmaya çalışılmış ve hala da devam etmektedir&#8230; </span></span><br />
<span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">İnsanlığın düşmanı Küresel Emperyalizm-Siyonizm’dir. Maskesi <strong>Demokrasi-insan hakları-Küreselleşme v.b</strong>…Hedef 300-400 ailenin dünya hakimiyeti; bu ailelerin büyük çoğunluğu Siyonist, geriye kalan alt halkaların başları da melez-kırmalardır…</span></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">AB, ABD medyası şöyle yazıp-söylemiş; yok efendim AB topluluğunun dış kapının dış mandalı şöyle ses çıkarmış; Danimarka-Hollanda’nın borazanı şöyle ötmüş; Fransa’nın klarneti Si bemol çalmış vs,vs,vs…Bunların tümü Küresel Emperyalizm-Siyonizm’in uşaklığını yapan onların piyonu olan güruh korolarıdır (iblisin uşaklarıdır)…</span></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">Devletler tarihi için 60-70 yıl o kadar büyük bir zaman dilimi değildir; milyonlarca insanların peşinden ölümüne gittikleri o dönemin liderleri vardı: Adolf Hitler,Lenin,Mao vb,vb…Dünyaya tekrar geldiklerini düşünelim…Acaba A.Hitler eskisi gibi konuşabilecek mi? Düşüncelerini anlatabilecek mi? Eyleme koyabilecek mi? Eskisi gibi milyonlarca insanlar peşinden ölümüne gidebilecek mi? Hayır! yasalar izin vermeyecektir. A.Hitler’i Japonya’ya koyalım orada da aynı yasalar, izin vermeyecektir; Y.Zelanda , G.Afrika, Arjantin, Brezilya, Meksika vb. yok, yok, yok! yasalar izin vermeyecektir…Aynı durum diğer liderler için de geçerli…Şimdi bu liderler diri, diri toprağa gömülmüş gibi oldular, gerekçe: Küresel Emperyalizm-Siyonizm’in maskeleri…<strong>Demokrasi-İnsan Hakları-Küreselleşme </strong>vb,vb…</span></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">Bizim <strong>önde</strong>rimiz (Önder:Amaç ve ilkeleri-çözümleriyle, toplumun içinde bulunduğu pislikten-zor şartlardan, çekip çıkaran ve topluma <strong>çağ</strong> atlatandır. Her önder liderdir, her lider önder değildir.) tekrar dünyaya gelse; G.M.K.ATATÜRK ne olurdu: 80 milyonluk bu ülke <strong>şahlandığı</strong> gibi, ardından da 350 milyonluk Türk dünyası da <strong>şahlanırdı</strong>…Dünyada İslamiyet’in, İslamiyet (dinin din olarak) ve tarihsel sorumlulukları-görevleri nedeniyle: Milliyetçiliğin Milliyetçilik olarak (ulusalcılığın ulusalcılık olarak) yaşandığı bu ülke: Küresel Emperyalizm-Siyonizm’in yok etmek istediği <strong>tek </strong>ve <strong>son</strong> kaledir… Bizlerle bu kadar ikiyüzlüce-ahlaksızca-fütursuzca uğraşmalarının sebebi bundandır…</span></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><span style="color: black;">Mehmet Fuat YERSEL</span></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/dusmanimiz-kuresel-emperyalizm-siyonizm-1-t3146.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muavenet Faciasını Hatırlayan Var Mı?</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/muavenet-faciasini-hatirlayan-var-mi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/muavenet-faciasini-hatirlayan-var-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Nov 2008 19:25:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[Değerli okuyucularım bugün 2 Ekim, Muavenet Faciasının yıldönümü Şimdi sokağa çıkın, 20-25 yaşlarında 10 kişiye sorun: MUAVENET NEDİR? 2 kişi bilsin, ben bu işi bırakır köftecilik yaparım. Hatta medyada bile bahsi geçmeyebilir. Çünkü Muvenet Faciası, Devletin Millete unutturmaya çalıştığı çok hazin bir olaydır. Kısaca hatırlatayım: 2 Ekim 1992&#8243;de Ege&#8221;de bir NATO deniz tatbikatı vardı&#8230; Tatbikatın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okuyucularım bugün 2 Ekim, Muavenet Faciasının yıldönümü<br />
Şimdi sokağa çıkın, 20-25 yaşlarında 10 kişiye sorun: MUAVENET NEDİR?<br />
2 kişi bilsin, ben bu işi bırakır köftecilik yaparım.<br />
Hatta medyada bile bahsi geçmeyebilir.<br />
Çünkü Muvenet Faciası, Devletin Millete unutturmaya çalıştığı çok hazin bir olaydır.<br />
Kısaca hatırlatayım: 2 Ekim 1992&#8243;de Ege&#8221;de bir NATO deniz tatbikatı vardı&#8230;<br />
Tatbikatın adı: Display Determination 92, vakit gece yarısı herkes uykuda<br />
Amerikan Uçak gemisi SARATOGA attığı 2 füzeyle bizim Muavenet Fırkateyni&#8221;ni vurdu.<br />
Füzenin biri kaptan köşküne diğeri savaş harekat merkezine çarptı.<br />
Tam 5 şehit 22 yaralı; gemi komutanı Kurmay Yarbay Kudret Güngör dahil!<br />
Bizim Muavenet kullanılmaz hale geldi ve tatbikat dışı kaldı.<br />
Şu noktaya bir daha dikkat edelim; tatbikatta kesinlikle gerçek silah kullanmak yoktu.<br />
Ve olay, tatbikat uyku-dinlenme pozisyonunda iken meydana geldi!<br />
Muavenet Fırkateynimize atılan füzeler Sea Sparrow tipinde idi.<br />
Bu saldırı bu füzelerin deniz hedefine karşı kullanıldığı ilk ve tek olaydır.<br />
Sea Sparrow öyle bir kişinin nişan alıp atabileceği bir füze değildir.<br />
Atılması için bir kaç aşama ve en az 2 komutan onayı gerektirir.<br />
Amerikan Hükümeti olaya kaza demiş, bizim hükümet de buna razı olmuştur.</p>
<p>Yapılan saldırının boyutları Süleymaniye&#8221;deki çuval olayından çok daha büyüktür.<br />
5 Şehit 22 gazinin yakınlarının yaşadıkları başlı başına bir olaydır, tam bir faciadır.<br />
Koca gemi kullanılmaz hale gelmiş, şehitler gaziler verilmiş ama tatbikat kesilmemiştir.<br />
Devlet onlara ABD&#8221;yi mahkemeye vermeyin, olayın üstünü örtün demiştir.<br />
Olaydan sonra: ABD Muavenet karşılığı 8 fırkateyn hibe etti açıklaması yapılmıştır.<br />
Bu tamamen yalandır, miadı dolmuş Knox sınıfı gemiler önce kiralanmış&#8230;<br />
Sonra da bize satılmıştır. Bu gemilerin bir bölümü kısa sürede hurdaya ayrılmıştır.</p>
<p>Dünyada askerine, milletine böyle davranan başka bir Devlet daha yoktur.<br />
Başka bir devlet olsa bunun hesabını sorardı, bizimkiler ise üstünü örtmeye çalıştı.<br />
ABD&#8221;nin Vincennes Fırkateyni, 1988&#8243;de Basra Körfezinde bir İran yolcu uçağını düşürdü.<br />
İran, vurulan IR655 uçuş numaralı uçağının ve yolcularının haklarını söke söke aldı.</p>
<p>Olay başka bir ülkede olsa, tatbikatı durdurmayan Deniz Kuvvetleri Komutanı yargılanırdı.<br />
ABD&#8221;yi mahkemeye verir mağdurlarının haklarını söke söke alırdı.<br />
Bu olayın askeri, insani, hukuki ve dramatik yanlarını www.gazeteci.tv de izleyiniz.<br />
Olayın asla kaza olmadığını, gerçek vurulma anını tüm açıklığıyla göreceksiniz.</p>
<p>Muavenet Faciası bizim için çok acı bir olaydır, unutulmamalı ve unutturulmamalıdır.</p>
<p>Muavenet  şehitlerimizin ruhu şadolsun, gazilerimize ve yakınlarına Allah sabır versin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/muavenet-faciasini-hatirlayan-var-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pazar mısın, pazartesi mi?</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/pazar-misin-pazartesi-mi-t1447.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/pazar-misin-pazartesi-mi-t1447.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 18:34:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Pazar yazısı, pazartesi okumasına uymaz. Hafta sonunun ruh hali ayrıdır; hafta başının ayrı&#8230; Pazartesi herkesin daha önemli konuları vardır, okuyacak, konuşacak: Yola çıkılacaktır, okul başlayacaktır, kurul toplanacaktır, borsa açılacaktır. Rehavetin kucağında yazılmış mahmur satırlar, resmiyetin telaşına, ciddiyetin çatık kaşına uymaz; sırıtır, kaybolur. Çünkü, &#8220;Sen dün bambaşka bir insandın&#8221; diye fısıldar o yazılar&#8230; Üstüne üstlük &#8220;Hangi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Pazar yazısı, pazartesi okumasına uymaz.<br />
Hafta sonunun ruh hali ayrıdır; hafta başının ayrı&#8230;<br />
Pazartesi herkesin daha önemli konuları vardır, okuyacak, konuşacak:<br />
Yola çıkılacaktır, okul başlayacaktır, kurul toplanacaktır, borsa açılacaktır.<br />
Rehavetin kucağında yazılmış mahmur satırlar, resmiyetin telaşına, ciddiyetin çatık kaşına uymaz; sırıtır, kaybolur.<br />
Çünkü, &#8220;Sen dün bambaşka bir insandın&#8221; diye fısıldar o yazılar&#8230;<br />
Üstüne üstlük &#8220;Hangi halini daha çok seviyorsun?&#8221; diye sorar:<br />
&#8220;Dün sere serpe gülümseyen o miskin serseriyi mi; bugün asık suratla çalışan gergin tiryakiyi mi?&#8221;<br />
Pazar, insanı hatırlatır insana; işkoliklerin hızını keser.<br />
***<br />
Oysa gazetede pazartesi çıkacak yazıyı pazardan yazarız biz&#8230;<br />
Hayta bir güz güneşi uyandırmıştır bedenimizi; martılar &#8220;Kalk hadi&#8221; diye çığlık çığlığadır,<br />
Issız bir göl, üstünü örten karabataklardan kara bir bataklık gibi görünür.<br />
Martıları, karabatakları yazmak isteriz.<br />
Mandalina ağaçları sarı benekli dallarını toprağa uzatmış &#8220;Gel de ye meyvelerimi&#8221; diye çağırır; radyoda kanun, ut, klarnet eşliğinde billur bir ses &#8220;Sarhoşum sarhoş&#8221; diye Akdeniz şarkıları mırıldanır.<br />
Rakı buğuludur, lakerda leziz.<br />
O meyveyi, o besteyi, o lezzeti anlatmak isteriz.<br />
Güz güneşi, baharınkinden farksız gülümser semada&#8230;<br />
&#8220;Sen de ömrünün güzünü baharından farksız yaşayabilirsin. Yaz hengâmesinden sonra, &#8216;Kış geliyor&#8217; paniğine kapılmadan, nadasa çekilmiş topraklar kadar huzurla kalan güneşli günlerin keyfini çıkarabilirsin&#8221; der.<br />
Başı buluta değen heybetli dağlar, bağrında antik kentler saklayan yaşlı tarlalar, &#8220;Sen de, gündelik dertlerin de geçicisiniz. Oysa neler gördük biz&#8221; diye haykırır.<br />
Bu sesten etkileniriz.<br />
Güz güneşinden, görmüş geçirmişliğin bilgeliğinden, dünyevi hırsların nafileliğinden söz etmek isteriz.<br />
***<br />
Lakin uymaz pazar yazısı, pazartesi tasasına&#8230;<br />
Pazartesi, her hafta başı kutlanan işkolikler bayramıdır; yola çıkılacak, okul başlayacak, kurul toplanacak, borsa açılacaktır.<br />
Pazar halimiz, azar azar unutulacaktır.<br />
Gemlenecektir içimizdeki hercai çocuk; pazartesinin maskesi takılacak, kaşlar çatılacaktır.<br />
Gel gör ki her yazar, pazartesi yazısını pazardan yazar.<br />
Ve pazartesi sabahı, pazardan kalma bir yazı, baharı anımsatan bir güz güneşi gibi kanına girer insanın&#8230;<br />
Issız göller üzerinde keyifle uçuşan karabataklardan, &#8220;Sarhoşum sarhoş&#8221; diye şarkı söyleyen billur sesli kadınlardan, gündelik dertleri küçümseyen dağlardan, topraklardan haber verir.<br />
Sana, dünkü seni hatırlatır.<br />
Ve sorar hınzırca:<br />
&#8220;Pazarki de sendin, bugünkü de sen&#8230; Hangi halini daha çok seviyorsun?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Can DÜNDAR</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/pazar-misin-pazartesi-mi-t1447.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalnız Ölümler</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/yalniz-olumler-t1411.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/yalniz-olumler-t1411.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 07:07:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Türker Alkan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=313</guid>
		<description><![CDATA[YALNIZ ÖLÜMLER İki ölüm haberi çarpıcıydı. Birincisi binlerce yıl önce birbirine sarılıp ölen bir kadınla erkeğin fotoğrafı. Sevgililer Günü mesajı gibi bir şeydi. İkincisi, Amerika&#8217;nın Long Island kentinde yaşayan 70 yaşında bir adamın ölümü. Vincenzo bir yıl önce televizyon izlerken ölüvermiş. Elinde kumandayla öyle kalakalmış. Bir yıl geçmiş. Vincenzo&#8217;yu geçenlerde buldular. Televizyon hâlâ çalışıyor, Vincenzo [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">YALNIZ ÖLÜMLER<br />
İki ölüm haberi çarpıcıydı. Birincisi binlerce yıl önce birbirine sarılıp ölen bir kadınla erkeğin fotoğrafı. Sevgililer Günü mesajı gibi bir şeydi.<br />
İkincisi, Amerika&#8217;nın Long Island kentinde yaşayan 70 yaşında bir adamın ölümü. Vincenzo bir yıl önce televizyon izlerken ölüvermiş. Elinde kumandayla öyle kalakalmış. Bir yıl geçmiş. Vincenzo&#8217;yu geçenlerde buldular. Televizyon hâlâ çalışıyor, Vincenzo donuk gözlerle televizyona bakıyor.<br />
Bir yıldır ne arayan olmuş ne soran. Komşuları da Vincenzo&#8217;nun yokluğunu farkına varmamış. Ne çoluk çocuk, ne akraba, ne eş dost, kimse kapısını çalmamış. Vincenzo&#8217;yu, halkı soğuğa karşı uyarmak için ev ev dolaşan belediye çalışanları bulmuş, merak eden bir dostu değil.<br />
Bu iki ölüm binlerce yıllık terakkinin bir özeti miydi, diye sormadan edemiyor insan. İnsan ölümde bile yalnız olmamalı. Yunus değil miydi şunları söyleyen: &#8220;Bir garip ölmüş diyeler/Üç gün sonra duyalar/Soğuk su ile yuğalar/Şöyle garip bencileyin.&#8221;<br />
Eskiden üç günmüş sınır, şimdi bir yıla çıkmış belli ki. Bir ara Amerika&#8217;da bu yalnız ölümlere pratik bir çare bulunmuştu. Yalnız<br />
ölmek istemeyenleri avutacak, elinden tutacak, ölüme karşı yüreklendirecek elemanları kiralamak mümkündü. Tabii makul bir ücret karşılığında! Eğer paranız varsa, kapitalizmde her derde bir deva buluyorlar işte.<br />
Eski toplumlardan bazılarında daha da köklü çözümler vardı. Ölen kişi varlıklı ve soylu bir erkekse, mezarına yiyecek, giyecek, at, altın koydukları gibi, ölen hatırlı kişinin cariyelerini veya karılarını da mezara koyarlardı! Diri diri! Bu eşlerin ve cariyelerin &#8216;Aman efendimiz ölmesin&#8217; diye neden o kadar çırpındıklarını anlamak mümkün.<br />
Ölümü güzelleştirmeye çalışanları da gördük: &#8220;Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde/Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter/Ve serin serviler altında kalan kabrinde/Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.&#8221;<br />
&#8220;Bir namazlık saltanatın olacak taht misali o musalla taşında&#8221; diye bizi avutmaya çalışanları da gördük. &#8220;Kapımı çalıp durma ölüm, ben<br />
ölecek adam değilim!&#8221; diye meydan okuyanlar da vardı. Ya da endişe: &#8220;Ölüm kapımda kişner bir at oldu nihayet.&#8221;<br />
Ama en kötüsü yalnız ölüm olmalı. Kemalettin Kamu&#8217;nun &#8220;Yıllardır ki bir kılıcım kapalı kında/Kimsesizlik dört yanımda bir duvar gibi/Mustaribim bu duvarın dış tarafında/Şefkatine inandığım biri<br />
var gibi/Sanırım saçlarımı okşuyor bir el/Kımıldamak istemiyor göz kapaklarım/Yan odadan bir ses diyor gibi &#8216;gel&#8217;/Ve hakikat<br />
bırakıyor hülyamı yarım/ Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın/Kulaklarım komşuların ayak sesinde/Varsın gene bir yudum su veren olmasın/Başucumda biri bana &#8216;su yok&#8217; desin de.&#8221;<br />
İnsan öldüğü zaman kimse farkına varmıyorsa, o hayatı yaşamanın bir anlamı kalıyor mu, bilmem. Belki yalnızlık Tanrı&#8217;ya bile mahsus değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">İNSANLARI NEDEN YARATTI SANIYORSUNUZ?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TÜRKER ALKAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/yalniz-olumler-t1411.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

