<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Genel Sorunlarımız</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/yazi/kultur-sanat/genel-sorunlarimiz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Toprak Reformu Nedir?</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/toprak-reformu-nedir.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/toprak-reformu-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 May 2009 10:36:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sorunlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ATATÜRK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=974</guid>
		<description><![CDATA[Toprak reformunun amacı; Osmanlı’dan ilkel bir tarımsal yapı ve adaletsiz bir toprak düzeni devralan Türkiye Cumhuriyeti, sorunların çözümü amacıyla 1920’lerin başında başlattığı çeşitli reformlardan biri olan “toprak reformu” konusunda, ilk yılları münferit sorunlara çözüm arayışları ile geçirmiştir. Yurt dışı ya da zorunlu yurt içi göç dalgalarına çözüm arayışları sürecinde, Atatürk’ün 1937 yılında TBMM’yi açış konuşmasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Toprak reformunun amacı;</p>
<p>Osmanlı’dan  ilkel bir tarımsal yapı ve adaletsiz bir toprak düzeni devralan Türkiye  Cumhuriyeti, sorunların çözümü amacıyla 1920’lerin başında  başlattığı çeşitli reformlardan biri olan <em>“toprak reformu” </em>konusunda, ilk yılları münferit sorunlara çözüm arayışları  ile geçirmiştir. Yurt dışı ya da zorunlu yurt içi göç dalgalarına  çözüm arayışları sürecinde, Atatürk’ün 1937 yılında TBMM’yi  açış konuşmasında söylediği; <em><strong>“Bir defa memlekette topraksız  çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi  ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir sebep suretle, bölünemez  bir mahiyet almasıdır.”</strong></em> sözleri, Toprak Reformu çalışmalarının  önünü açmıştır.</p>
<p>Özellikle topraksız ya da  az topraklı çiftçi ailelerinin geçimini sağlayacak toprak ile topraklandırılmalarını  öngören ve bu amaçla 5000 dekardan fazla toprağı bulunan büyük  toprak sahiplerinin topraklarının kamulaştırılmasına olanak tanıyan  1945 tarihli ve 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, siyasi  bakış açısının değişmesi ve uygulamadaki yanlışlar nedeniyle  hedefine ulaşamamıştır. 1961 Anayasası sonrası arayışların  ardından, 1973 tarihli ve 1757 Sayılı Toprak ve Tarım Reformu Yasası,  şekil yönünden kısa sürede Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş,  10 Mayıs 1978 yılına kadar yeni bir düzenleme yapılmaması nedeniyle,  Toprak Reformu uygulamaları yürütülememiştir. 1984 tarihli ve 3083  sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu  Kanunu ise,<em> “toprak”</em> yerine <em>“tarım” </em>kavramına dayanarak, daha  ziyade tarımsal gelişmeyi öngörmüş, topraklandırma konusunda  önemli uygulamalar gerçekleştirilememiştir.</p>
<p>Gelinen noktada; tarım sektörü  yapısal sorunlarını aşamamış, araziler çok küçük, çok parçalı  ve dağınık, halen bir çok yörede topraksız ya da az topraklı  yurttaşımız yaşam mücadelesi veriyor, kiracılık-ortakçılık  ve yarıcılık düzeni belli kurallara bağlanmamış, Ülke geneli  gibi GAP bölgesinde de tarımsal altyapı sorunları çözülememiş,  ülkenin tapu ve kadastro sorunu çözülememiş, çarpık kentleşme  sorunu çözülememiş, tarım toprakları yok oluyor, planlı kalkınma  çabaları yerini tümüyle serbest piyasa koşullarına bırakmış,  Türkiye bir çok tarım ürününde net dışalımcı konuma gelmiştir.</p>
<p>1954 yılında 6235 Sayılı  Yasa ile kurulan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB),  2005 yılında, üretim yapıları kadar demokratik yaşamı da yakından  ilgilendiren böylesine önemli ve güncel bir konuyu yeniden kamuoyunun  gündemine taşımayı kararlaştırmıştır. Bu amaçla, Harita ve  Kadastro Mühendisleri Odası (HKMO) ile Ziraat Mühendisleri Odası  (ZMO) tarafından sekreteryası ortaklaşa yürütülen “TMMOB Toprak  Reformu Kongresi &#8211; 2005”, 11-13 Kasım 2005 tarihlerinde Şanlıurfa’da  düzenlenecektir. Kongrenin amacı, tüm bu konuları siyasal, sosyal,  ekonomik ve kültürel açılardan ele alarak tartıştırmak ve toplum  yararına en uygun çözüm önerilerini geliştirmektir.</p>
<p><strong>“TMMOB TOPRAK REFORMU KONGRESİ 2005” SONUÇ BİLDİRGESİ</strong></p>
<p>Türk Mühendis ve Mimar Odaları  Birliği (TMMOB) tarafından, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası  ile Ziraat Mühendisleri Odası sekreteryalığında ortaklaşa düzenlenen <em> “TOPRAK REFORMU KONGRESİ 2005”</em> oturumları, 11-12 Kasım 2005 günlerinde  Şanlıurfa‘da gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Üretim yapıları kadar demokratik  yaşamı da yakından ilgilendiren ve egemen güçlerce unutturulmaya  çalışılan toprakreformu konusunu, küreselleşmenin yıkıcı etkilerinin  açıkça görüldüğü 2005 yılında yeniden kamuoyunun gündemine  taşıyan Kongre’de, şu saptamalar yapılmıştır:</p>
<p>Toprak reformu, ekonomik, toplumsal  ve siyasal boyutları olan ve çok boyutlu bir yaklaşımla çözülebilecek  bir sorunsaldır. Sorunun özünü oluşturan toprak mülkiyeti, tarımsal  yapıdan soyutlanarak değerlendirilemez. Cumhuriyeti kuranların, toprak  dağılımındaki adaletsizliğin ve tarımsal yapıdaki geriliğin  aşılmasına yönelik olarak siyasal, toplumsal ve ekonomik gerekçelerle  1930’lu yıllarda gündeme getirdikleri <em>“toprak reformu”</em>, henüz  gerçekleştirilememiştir. Aksine, çok partili dönemden günümüze  kadar, siyasal yapıya egemen olan güçlerin etkisiyle, halkımız,  sorunu çözmeyen <em>“tarım reformu”</em> programlarıyla oyalanmıştır.  Küreselleşme sürecinde ise, ulusötesi şirketlerin istemlerini içeren  ve toprağı bir meta olarak piyasanın ve sermayenin hizmetine sunan  “tarım reformu” programları yürürlüğe konulmuştur. Toprak  üzerindeki güç paylaşımı sürecinde topraksız ve az topraklı  köylü sorununun devam etmesi, kır emekçilerinin ekonomik ve siyasal  anlamda sömürülmesine yol açmaktadır. Toprağa sahip olanlar, sözleşmeli  tarımla gıda ve tohum tekellerinin çıkarlarına uygun üretimde  bulunarak sömürülmektedir. AB’ye uyum amacıyla işletme ölçeklerinin  artırılması ve kırsal nüfusun % 5’lere indirilmesi isteğinin  gündeme geldiği günümüzde sermaye şirketlerine ait büyük tarım  işletmelerinin kurulmasına yönelik girişimler yoğunlaşmaktadır.  Yoksullaşan ve üretim aracından yoksun kalan köylünün tek seçeneği  durumuna gelen göç olgusu; çarpık kentleşme, marjinalleşme ve  yabancılaşmayı arttırmakta ve kent emekçilerinin işsizliğine  veya ucuz işgücüne dönüşmesine yol açmaktadır.</p>
<p>Gelinen noktada:</p>
<p>Tarım sektörü yapısal sorunlarını  aşamamıştır,</p>
<p>Araziler çok küçük, çok  parçalı ve dağınık durumdadır,</p>
<p>Halen bir çok yörede topraksız  ya da az topraklı yurttaşımız yaşam mücadelesi vermektedir,</p>
<p>Kiracılık-ortakçılık ve  yarıcılık düzeni belli kurallara bağlanmamıştır,</p>
<p>Toprak reformu hedefleri ile  tutarlı biçimde tapu ve kadastro sorunları çözülememiştir,</p>
<p>Toprak kaynaklarımız, erozyonla,  tarım dışı amaçlı kullanım ve yanlış uygulamalarla yok olmaktadır,</p>
<p>Toprak reformu kapsamında  değerlendirilmesi gereken hazine arazileri satılmaktadır,</p>
<p>Yabancılara arazi satışı  Anayasa hükümleri zorlanarak yaşama geçirilmektedir,</p>
<p>IMF ve Dünya Bankası odaklı <em> “Tarım Reformu”</em> projeleri, tarım sektörünün sosyo-ekonomik  yapılarında yıkıcı sonuçlar üretmektedir.</p>
<p>Birçok tarım ürününde  dışalımcı konuma gelinmiştir,</p>
<p>Toprak-insan ilişkilerinin  toprak mülkiyeti temelinde çözülmemesi, insanlarımızın sosyal  ve katılımcı toplumun bir bireyi olmasını engellemiş, bu yapı  demokratik yaşamın özünü zedelemiştir.</p>
<p>Bugünkü koşullarda, mevcut  siyasal iktidarların yaklaşımlarıyla, ülke çapında bir toprak  reformu yapılması şansı yitirilmiş gözükmektedir. Topraksız  ve az topraklı çiftçilere toprak dağıtımını gündemine almayan  siyasal iktidarlar, sermayenin kamu arazilerine yönelik taleplerini  koşulsuz karşılamaktadır. Tarımsal yapıdaki bozukluklar ve topraktoprak reformunu gerekli kılmaktadır.  mülkiyetindeki dengesizlikler ise, ülke çapında günümüz koşullarını  göz önüne alan bir</p>
<p>Toprak-insan ilişkileri açısından  ülkemizdeki mevcut durumun, dünyadaki değişim de dikkate alınarak  ortaya konulduğu ve önceki uygulama sonuçlarının değerlendirildiği  Kongre’de; TMMOB’nin Toprak Reformuna ilişkin şu istemlerinin  kamuoyuna duyurulması kararlaştırılmıştır:</p>
<p>Yeryüzünde üretilemeyen  ve kolayca yok edilebilen tek kaynak olan toprakla ilgili tüm çalışmalar,  öncelikli olarak belirlenen stratejik hedefler doğrultusunda yürütülmelidir.</p>
<p>Anayasanın özellikle 35.,  44., 45. ve 166. maddelerine uygun yasal ve kurumsal yapılanma sağlanmalıdır.</p>
<p>Tarım, gerçek ve stratejik  bir sektör olarak yeniden planlanmalı, üretimi ve üreticiyi destekleyen  politikalarla yaşanan olumsuz süreç durdurulmalı, ulusal tarım  politikaları uygulamaya konmalıdır.</p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü, IMF,  Dünya Bankası ve AB’nin halkımızın çıkarlarını gözetmeyen  dayatmaları kabul edilmemeli, bağımlılık yaratan anlaşmalar yürürlükten  kaldırılmalıdır.</p>
<p>Tarımda toprak mülkiyet yapısı  yoksul halkın çıkarları doğrultusunda yeniden ele alınmalıdır.</p>
<p>Toprak sahipliğinde tekelleşmeyi  önleyici düzenlemeler yapılmalı, toprağın ekonomik sömürü ya  da nüfuz aracı olarak kullanılmasına izin verilmemelidir.</p>
<p>Ülkemizde zorunlu durumlardan  dolayı boşalan ya da zorla boşaltılan köylerimizdeki insanlarımızın  yerinden ve topraklarından göç ederek üretimden ve doğal yaşamdan  koparılmasının önüne geçilmeli, köye dönüş süreci sorunsuz  yürütülmelidir.</p>
<p>Kırdan kente göç sorunu  bağlamında, tarım sektörü kalkındırılmalı ve tarım nüfusunun  refahı artırılmalı, iç ticaret hadlerinin tarım aleyhine gelişmesinin  önüne geçilmeli, çiftçi ailesine yerinden olmaksızın sanayi ve  hizmet kesiminde iş ve gelir olanakları sağlanmalı ve kırsal alandaki  fiziki yerleşim deseni ve ulaşım şekli bu amaca uygun duruma getirilmelidir.</p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar  Kanunu kaldırılmalıdır.</p>
<p>Köy Yasası ve Tapu Yasası’nda  yapılan değişiklikler ve diğer yasalarla yabancılara tanınan mülk  edinimi olanağı ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<p>Toprak reformu, yalnızca arazi  dağıtım ile sınırlı kalmamalı, yaşayabilir ve yarışabilir  işletme yapıları kurulmalı ve desteklenmelidir.</p>
<p>Hazineye ait tarım arazileri  kullanımı öncelikle topraksız ve az topraklı çiftçilere verilmelidir.</p>
<p>Mayınlı araziler temizlenerek  topraksız ve az topraklı çiftçilerin kullanımına açılmalıdır.</p>
<p>Belirli büyüklüğün üstündeki  topraklar kamulaştırılmalı, kamulaştırılmayan arazileri ise artan  oranda vergilendirilmelidir.</p>
<p>Zilyetlik hükümleriyle toprak  mülkiyeti edinme uygulamasına son verilmelidir.</p>
<p>Ülke kadastrosu, arazi yönetimi  kavramı içinde değerlendirilmeli; kentsel ve kırsal arazi kullanımının  planlanması ve çevre sorunlarının çözümü, ekonomiye gerekli  katkının sağlanması, sosyal yapının iyileştirilmesi hedeflerine  yönelik, çağdaş, parsel bazlı bir bilgi sistemi oluşturulmalı  ve güncel tutularak yaşatılmalı ve tek elden yönetilen bir konuma  getirilmeli, kadastro çalışmalarının tamamlanması ve güncelleştirilmesi  bir master plana bağlanmalı ve gerekli ödenekler sağlanmalıdır.</p>
<p>Orman kadastrosu çalışmaları  ülke kadastrosu içinde değerlendirilmeli ve bitirilmeli, ormanlarımızın  amaç dışı kullanımlarına ve yağmalanmasına yol açacak hukuki  düzenlemelerden vazgeçilmelidir.</p>
<p>Meralarımızın tespiti çalışmaları  ülke kadastrosu içinde değerlendirilmeli ve hızla bitirilmeli, meralarımız  iyileştirilerek amacına uygun kullanılmalıdır.</p>
<p>Türk Medeni Kanununda değişiklik  yapılarak, tapu kütüklerinde aleniyet sağlanmalı, arazi parçalanmasını  önleyecek mirasın geçişi ile ilgili hükümler uygulanabilir şekilde  düzenlenmelidir.</p>
<p>Kırsal ve kentsel toprak düzenlemelerinde  halkın sürece katılması için demokratik bir yönetim anlayışı  benimsenmelidir.</p>
<p>Üreticilerin demokratik kooperatiflerde  ve üretici sendikalarında örgütlenmesi özendirilmelidir.</p>
<p>Bölgelerarası dengesizliklerin  giderilmesine yönelik sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel politikalar,  demokratik bir planlama ile yaşama geçirilmelidir.</p>
<p>Devletin küçültülmesi çabalarının  aksine, toprak-insan ilişkileri düzenlenirken daha az değil, daha  çok devlet müdahalesine olanak sağlanmalı, kamu yönetimi güçlendirilmelidir.</p>
<p>Toprak, orman ve mera gibi  doğal kaynaklarımızla ilgili hukuksal düzenlemelerde af niteliğindeki  maddelere yer verilmemelidir.</p>
<p>Toprağı koruma, geliştirme  ve planlı kullanma çalışmalarını merkezi düzeyde yürütecek  özel bütçeli, taşra örgütü olan bir Genel Müdürlük hemen kurulmalıdır.</p>
<p>Sulama, arazi toplulaştırma  ve tarla içi geliştirme hizmetleri eşzamanlı planlanmalı, gerekli  ödenekler ayrılarak hızla tamamlanmalıdır.</p>
<p>3083 sayılı Sulama Alanlarında  Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununda değişiklik yapılarak  kamu adına kesinti yapılması sağlanmalıdır.</p>
<p>AB’ye uyum sürecinde gündeme  gelen<em> “Tarımın Kapitalistleştirilmesi”</em> ve <em>“Köylülüğün  Tasfiyesi”</em> politikası yaşama geçirilmemeli, ülkemizin ve halkımızın  çıkarları ön planda tutulmalıdır.</p>
<p>Mesleki demokratik kitle örgütü  olmanın sorumluluğuyla hareket ederek çağdaş, bağımsız, demokratik  ve sanayileşen bir Türkiye özlemiyle üyelerinin sorunlarının toplumun  sorunlarından ayrılamayacağı bilinciyle halktan ve emekten yana  tavır alan, bu doğrultuda politikalar üreten ve mücadele veren TMMOB;  <em>“Başka bir Türkiye, Başka bir Dünya, Başka bir Yaşam mümkün”</em> demektedir.</p>
<p>TMMOB; toprak reformu sorunsalının,  kırsal ve kentsel alanı kapsayacak şekilde, toprağı ve insanı  korumak ve geliştirmek için doğadan ve emekten yana bir sistem değişikliği  şeklinde ele alınmasını zorunlu görmektedir.</p>
<p>Kaynak:  <a href="http://www.tmmob.org.tr/">TMMOB</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/toprak-reformu-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevre Kirliliği</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/cevre-kirliligi-t2278.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/cevre-kirliligi-t2278.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Nov 2007 10:38:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sorunlarımız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=935</guid>
		<description><![CDATA[Her türlü madde ya da enerjinin doğal birikimin çok üstündeki miktarlarda çevreye katılmasına çevre kirliliği denir. İnsan milyonlarca yıl evvel dünya üzerinde yaşamış ve bulunduğu çevreyi de kendi arzusuna göre değiştirmeye başlamıştır. Bilhassa 20.yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım, sanayiinin gelişmesi ve insanın bir anlık para kazanma hırsı ile birey çevresini unutmuş ve kirliliğe terk etmiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Her türlü madde ya da enerjinin doğal birikimin çok üstündeki miktarlarda çevreye katılmasına çevre kirliliği denir. İnsan milyonlarca yıl evvel dünya üzerinde yaşamış ve bulunduğu çevreyi de kendi arzusuna göre değiştirmeye başlamıştır. Bilhassa 20.yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım, sanayiinin gelişmesi ve insanın bir anlık para kazanma hırsı ile birey çevresini unutmuş ve kirliliğe terk etmiştir. Kirlenme, kirleticilerin etkilediği ortamın niteliğine göre; hava, su ve toprak kirlenmesi olarak sınıflandırılır.çoğu kirletici, aynı anda birden çok kaynağı etkileyebilir.çevre kirliliği canlılar içinde en çok insanları etkilemektedir.böylece insanoğlu dolaylı yoldan kendine zarar vermiş olur. Çünkü; insan doğaya değil doğa insana sahiptir. İnsan doğaya zarar verince içinde bulunduğu halkaya zarar vermiş olur. Ben ödevimde çevre kirliliğini üç ana başlık altında inceleyeceğim. Bunlar toprak kirliliği, hava kirliliği ve su kirliliği ve neden olan maddeler. Son olarak ise çevre kirliliğine karşı alınabilecek önlemler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1.   TOPRAK KİRLİLİĞİ<br />
</strong></p>
<p class="alignleft" style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Toprağa bırakılan zararlı ve atık maddelerle toprağın özelliklerinin bozulmasına toprak kirliliği denir. Toprak kirliliği , bilindiği gibi temizlenmesi en zor, bazense hiç mümkün olmayan tehlikeli bir ortam yaratır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayvan dışkısı mezbahalardan ve her türlü ekin biçme etkinliğinden gelen atıklar, toprak kirlenmesinin en önemli kaynağıdır. Bilinçsizce yapılan ilaçlama ve gübreleme, kaliteli ve birinci sınıf toprakların yerleşim ve endüstri için kullanıma açılması, toprak kirliliğini hızlandırmıştır. Pek çok kimyasal madde içeren tarım ilaçlarının (örneğin böcek öldürücüler, ot öldürücüleri, mantar ilaçları) su ve toprak kirlenmesinde önemli payı vardır. Toprağın yapısı bilinmeden yapılan gübreleme ve zararlılara karşı yapılan mücadelede kullanılan tarım ilaçlarının fazlası, bitki ve canlılara zarar verdiği gibi, yağmur suları ile içme ve kullanmayla yer altı su yastıklarına karışmakta hatta denizlere kadar sürüklenerek su kirliliğine neden olmaktadır.Erozyonla çok miktarda tarıma elverişli toprak kaybı söz konusudur. Verimli toprağın yok olmasından dolayı tarımsal üretimdeki düşüş, kalite bozulması, vitamin zincirindeki eksikliklerin yanı sıra erozyonla taşınan topraklar denizlerde ve akarsularda bulanıklık oluşturarak su içi ekolojik dengeyi de etkilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Arazinin iyi ağaçlandırılmaması ve ormanların kaçak olarak kesilerek tarım alanı haline getirilmesi erozyona sebep olmakta, bu da dolaylı yoldan su kirliliğini oluşturmaktadır. Bunların yanı sıra sağlık sorunlarının da ortaya çıkması canlı yaşam için ciddi problemler oluşturmaktadır. Ancak makro ölçeklere bakıldığı zaman, insanların hızlı bir şekilde yüzey şekilleri üzerinde değişikliklere sebep oldukları görülmektedir.<br />
Aşınma sonucu biriken tortular, toprağın bozulmasına yol açan bir başka etmendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Endüstri devriminin hızlanması ile bölgeler üzerinde şu değişimler hızla meydana gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">• Bitki örtüsünün kalkması</p>
<p style="text-align: justify;">• Arazilerin yanlış kullanıma açılması</p>
<p style="text-align: justify;">• Ararsal yayılmalarının hızlanması</p>
<p style="text-align: justify;">• Erozyonun hızlanması</p>
<p style="text-align: justify;">• Flora ve faunada hızlı değişimler</p>
<p style="text-align: justify;">Toprak Kirliliğine Sebep Olan Faktörler;</p>
<p style="text-align: justify;">Yerleşim alanlarından çıkan atıklar, egzoz gazları, endüstri atıkları, tarımsal mücadele ilaçları ve kimyasal gübreler toprak kirliliğine sebep olan en önemli etkenlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yerleşim alanlarından çıkan çöplerin boşaltıldığı alanlar ile kanalizasyon şebekelerinin arıtılmaksızın doğrudan toprağa verildiği alanlarda toprak kirliliği meydana gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Egzoz gazları, ozon, karbonmonoksit, kükürtdioksit, kurşun ve kadmiyum vs. gibi zehirli maddeler havaya yayılmakta ve solunum yolu ile büyük bir kısmı canlılar tarafından alınmaktadır. Geriye kalanı ise, rüzgarlar ile uzak mesafelere taşınmakta ve yağışlarla yere inerek, toprak ve suları kirletmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toprak kirliliğine sebep olan diğer bir faktör de tarımsal mücadele ilaçları ve suni gübrelerdir. Tarımsal mücadele ilaçlarının bilinçsiz ve aşırı kullanımı sonucu, toksik maddelerin toprakta birikimi artmakta ve doğal ortamın kirlenmesine sebep olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sodyum, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, çinko, bakır, mangan, bor gibi besin maddelerini içeren suni gübreler de aşırı ve bilinçsiz kullanım sonucu toprağın yapısını bozmakta ve toprak kirliliğine yol açmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Endüstri tesislerinden çıkan ve arıtılmaksızın havaya, suya ve toprağa verilen atıklar çevreyi kirletmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">2. HAVA KİRLİLİĞİ</p>
<p style="text-align: justify;">Hava, atmosferi meydana getiren gazların karışımıdır. Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azot dioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir. Bu gazların dağılımı ise % 78’i azot, hacim olarak %21’ni ve ağırlık olarak %23’ ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif bir gazdır. Diğer gazlar ise atmosfer hacminin %1’ini oluştururlar. Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, bu olaylarla birbirini öyle takip dengeler ki , su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden bir birleşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur. Atmosferdeki azot orman yangınları, şimşek gibi doğal atmosfer olayları ve yanma sonucu meydana gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Canlı metabolizmasına zararlı bir çok gazın havaya karışması şeklinde tanımlayabileceğimiz “hava kirliliği” günümüzde tüm insanlığın ve özellikle de büyük yerleşim merkezlerinin ciddi bir problemidir. Aslında bu problemin nereden ve ne zaman çıktığını söylemek oldukça zor. Belki de insanoğlunun ateşi bulma tarihini hava kirliliği için başlangıç olarak almak en doğrusu. Ama, kentlerin havasını ilk siyah bulutların kapladığı, nefes almanın zorlaştığı, toplu ölümlerin olduğu tarih, “endüstri devrimi”nin başladığı yıllardır.<br />
Endüstrileşme ve teknolojik gelişmeler hava kirliliğine artan bir etkide bulunmuştur. Otomobillerin üretiminin artması ve bunlarda petrolün kullanımı, fabrika bacaları ve kimyasal madde üreten imalathanelerin artması hava kirliliğine ayrıca katkıda bulunmuştur.Ama bunlar hep günümüzde gelişmişliğin göstergesi kabul edilmektedir. Peki havayı kirleten bu maddeler nelerdir ve nasıl oluşurlar? Hava kirliliğinin büyük bölümü “yanma reaksiyonları”ndan kaynaklanmaktadır. Karbon ve hidrojen moleküllerini içeren petrol ürünleri yakıldığında karbondioksit ve su oluşur. Ama “tam yanma” gerçekleşmediğinde karbon monoksit gibi insan sağlığı için çok tehlikeli ve bazen de öldürücü gazlar üretilir. Örneğin, arabaların motorları karbon monoksit üretirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Hava kirliliğine, CO’nun %52, SO2’nin %18, hidrokarbonların %12,NO2’nin . %6 ve diğer parçacıkların %12 oranında katkıları vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu gazların   kaynaklarına ve etkilerine kısaca bir göz atalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Kükürt dioksit (SO2) : Bu gazın sebep olduğu kirliliğin anlaşılması 19. yüzyılda başlar.Bugün için daha fazla önemi haizdir.Kömür, mineral yağlar % 0.5 – 2.5 bazen % 5’e kadar kükürt dioksit ihtiva ederler.Demir endüstrisi, petrol ve yağ rafinelerinin bulunduğu yerlerde bu gaz sahaları kaplar.Havadaki su ile birleşince, sülfürik asit teşekkül eder.Bu asit ciğerlerin, madenlerin,mermerlerin tahrip olmasına sebep olur.Atina ve Roma’daki tarihi yapıların bunun için geçen asra nazaran daha fazla karardığı ve yıprandığı anlaşılmıştır.<br />
Kükürt dioksit insanlarda bazı hastalıklara sebep olur.Petrol rafinerilerinden çıkan SO2 Yokkaichi astımı denilen müzmin bronşite sebep olmaktadır.Bazı bitkiler 10 milyonda 2 kısım SO2 ‘ye maruz kalınca zarar görürler.Yonca, arpa, yulaf, turp, marul ve çam ağaçları en hassas bitkiler arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla beraber SO2 ‘nin kara leke hastalığının salgın yapısını önlediği müşahede edilmiştir.İkinci Dünya Harbi sırasında Amsterdam’da bütün fabrikalar durdurulmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Hidrojen florür (HF) : Tipik bir sanayii gazı olan Hf, çelik , alüminyum, süperfosfat fabrikalarından çıkar.SO2 ile beraber bulunursa, daha tehlikeli olur.Hele en hassas bitki Glayöl olup, konsantrasyon olarak milyarlarda bir kısım miktarda bile zarar görür.Diğer hassas bitkiler lale, frezya, bazı çam türleri, asma , şeftali ve kayısıdır.Yapraklarda SO2’den farklı simptomlar gösterir.Daha ziyade yaprak kenarında sararmalar görülür.Soğanlı bitkilerin soğan verimini azaltır.Son zamanlarda HF’ün bitki dokusunda absorbe edildiği, flor bileşiklerini çevrildiği, bazı enzim sistemlerini bloke ettiği, sitrik asit çemberini etkilediği ve böylece metabolizma faaliyetlerini bozduğu anlaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İsviçre’de ilgi çekici bir durum görülmüştür.Normal NPK (azot, fosfor, potasyum) karışımına bir miktar bor ilave edilerek gübreleme yapıldığında, bağlar HF’den fazla zarar görmüşlerdir.Bazı çam türlerinin de çok uzak mesafelerden zarar gördüğü tespit edilmiştir.Avrupa ve ABD’de yapılan denemeler HF’ün böcek hastalıkları üzerinde müspet etkileri görüldüğü halde, atmosferde, HF bulunan bölgelerde kolonilerin azaldığı görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Karbon monoksit (CO) : Petrolün yanmasıyla açığa çıkar.Egzozlardan bol miktarda CO neşrolunur.Şiddetli bir solunum zehiridir.Teneffüs edilirse insanları öldürür.</p>
<p style="text-align: justify;">Hidrokarbon buharları : Petrol ürünü olup, araba egzozlarından çıkar.en önemlileri etilen ve peroxyacidnitrat (kısaca PAN)’dır.Etilen direkt olarak bitki hayatına zarar verir.Çok düşük konsantrasyonla normal büyüme hormonu olarak rol oynar.Fazla miktarda ise tomurcuklanmayı önler ve yaprakları döker.PAN fotokimyasal oksidant bir madde olup, insanlara etkisi başlangıçta fark edilmez.Bir saat sonra güneş ışığında fotokimyasal reaksiyon ile tanınır.Göz ve mukozalara tesir eder.Bitkilerde oldukça karakteristik simptomların müşahede edilmiştir.Bazı çayır bitkilerinde yaprağı dipte, ortada ve içte olmak üzere enlemesine bölen nekrotik lekeler hasıl eder.</p>
<p style="text-align: justify;">PAN’ın hücre duvarı formasyonunda önemli bir enzim olan enolaz’ı inaktive ettiği bilinmektedir.Bazı bitkilerin yaprak altı yüzünde gümüşümsü tahribat yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">Azot oksitleri : Arabalardan, doymamış hidrokarbon kullanan fabrikalardan, kaçan gazlardan meydana gelir.Fotokimyasal bir oksidanttır.PAN’ın terkibine girer.Trafiğin yoğun olduğu yerlerde daha fazladır.Yüksek dozda SO2 simptomlarına benzer simptomlar gösterir.Yapılan denemeler de milyarda 250 kısım NO2 ile fümiğe edilen (tütsülenen) domateslerin erken kartlaştığı ve mahsulün % 22 nispetinde düştüğü görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ozon (O3) : Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak arabalardan meydana gelir.Oksidant bir maddedir.Tütün, ozona çok hassasdır.Reaksiyonu palizat hücrelerinde ve yaprağın üst yüzündedir.Bitki hastalıkları ve zararları üzerine ilgi çekici rolü görülmüştür.Bazı bitki hastalıklarının gelişmesine engel olur.Bazı hallerde virüs ile hastalandırılmış bitkiler ozona karşı daha az hassasiyet göstermiştir.Tütün mozaik virüsü ile enfekte edilmiş tütünlerde temiz havadakilere nazaran ozon tütsülenmesine tabi tutulanlar % 21 nispetinde daha fazla hastalanmışlardır.Böylece ozonun virüs aktivitesini arttırdığı görülmüştür.Ozon bazı hastalık ve haşerelere değişik cevaplar vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde hava kirliliğinin en tipik örneği Ankara’da görülmüş, ancak son yıllarda kaliteli yakıt ve “doğal gaz” kullanılmasıyla şehir kirliliği nispeten azaltılmıştır.Nefes almada güçlük çekilen Ankara’nın kirli havası her geçen yıl daha da tehlikeli boyutlara ulaşmaktaydı.Bu durum, 1930 ‘lardan itibaren devam ede gelmiştir.Ankara sanayi şehri olmadığından havanın kirlenmesinin sebebi bacalardan çıkan duman parçacıkları toz ile motorlu taşıtların egzoz gazlarıdır.Bu kirliliklerin şehir atmosferine dağılmasında şehrin kurulduğu bölgenin coğrafik, topoğrafik ve meteorolojik özelliklerinin ve şehrin plan ve inşa özelliklerinin de payı büyüktür.Dünya’nın en kirli şehirleri arasında yer alan Ankara’nın havasında 11 Ocak 1982 günü, kükürt dioksit ortalaması 752,4 mikrogram/m3’e ulaşmıştır.5 Ocak 1981 günü Ankara havasındaki kükürt dioksit derişimi 1060,9 mikrogram/m3 , 18 Ocak 1980 günü ise 1334,5 mikrogram/m3 olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hava kirliliğinin etkileri</p>
<p style="text-align: justify;">Hava kirliliği solunum sistemi hastalıklarına ve akciğer kanserine neden olur.<br />
Hava kirliliği atmosferde sera etkisi, asit yağmuru, ozon tabakasının incelmesi gibi sorunlara yol açar.</p>
<p style="text-align: justify;">3-SU KİRLİLİĞİ</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyadaki yaşam suyun mevcudiyetinde gerçekleşmektedir. Bitki ve hayvanların vücutlarının büyük kısımlarını su oluşturmaktadır. Bir insanın vücut ağırlığının %60’dan fazlasını su meydana getirir. Bazı organlarımızda, örneğin beyinde %75 civarında su bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Su kaynaklarından faydalanmayı olumsuz yönde etkileyip niteliğini düşürecek düzeylerde suyun içinde bulunabilen organik, anorganik, biyolojik ve radyoaktif maddeler suyun kirliliğini göstermektedir. Kirlenme olgusunun su açısından önemi; suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini olumsuz yönde etkilemesi ve böylece kullanım alanlarının kısıtlanması, biyolojik yaşantıyı bozması ile bünyesinde bulundurabileceği, salgın hastalıklara yol açan mikroorganizmalardan ve kimyasal kirleticilerden kaynaklanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğal olarak kirlenmemiş bir su ortamında bulunan canlılar o su ortamıyla belirli bir denge içindedirler. Dıştan gelen herhangi bir olumsuz etken (bu etken suya karıştırılan bir kirletici olabilir) o ortamdaki doğal dengeyi bozabilir. Toplumun yapısı değişip kentleşme ve endüstrileşme süreci geliştikçe, su kaynaklarının çok yönlü kullanımı artmakta ve karmakarışık bir hal almaktadır. Örneğin toplumların yaşama düzeyi yükseldikçe kişi başına kullanılan su miktarı arttığı gibi, teknolojik gelişmeye bağlı olarak etkileri henüz bilinmeyen pek çok kirletici de sulara karışmaktadır. Bunun sonucunda su kaynaklarının sulama, su ürünleri, dinlenme, spor gibi amaçlarla kullanılabilirliği azalmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Su kirliliği ayrıca, göllerin yaşlanmasına ve kurumasına yol açan ötrafikasyonu hızlandırır. Böylece suyun çeşitli amaçlarla insanlar tarafından kullanılması da kısıtlanmış olur. Sanayii atıklarının, böcek ilaçlarının ve öteki zehirli madde atıklarının, sudaki çözünmüş oksijeni tüketmesi, balıkların kitle halinde ölümüne neden olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarım ilaçları, böcek öldürücüler ve kimyasal gübreler de su kirlenmesinde önemli rol oynarlar. Bu tarım atıklarının etkileri, kentler ile kentlerin çevresinde yoğunlaşmış yerleşim birimlerinin atıkları kadar büyük boyutlarda olmamasına karşın önemli kirleticilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evlerden, ticaret ve sanayii kuruluşlarından kaynaklanan kanalizasyon atıkları su kirlenmesine yol açan başlıca etkenlerdendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sudan yararlanan sanayii kuruluşları da bir dizi değişik etkisi olan kirleticilerin sulara karışmasına yol açar. Sanayileşmenin hızla ilerlemesiyle, sanayii atıkları, kanalizasyon atıklarını birkaç kat aşmıştır. Su kirliliğinde en önemli oynayan sanayii dalları, kağıt, kimya, petrol ve demir-çeliktir. Enerji santralleri de büyük miktarda atık ısının sulara karışmasına neden olur. Plastik üretiminde kullanılan maddeler, insan, hayvan ve bitki yaşamı için büyük tehlike oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de Marmara Denizi, Haliç, İzmir ve İzmit Körfezleri, Burdur Gölü su kirliliğinin en yoğun olduğu bölgelerdir. Ama yoğun turizm etkileri ve enerji santrallerinin yapımı Akdeniz kıyılarını da tehdit etmektedir.<br />
Su kirliliğine sebep olan bir başka etken de atık ısıdır. Isıl kirlenme, biyolojik ve kimyasal tepkimeleri hızlandırır ve çözünmüş oksijen miktarının hızla azalmasına yol açar. Su sıcaklığı balıkların yaşamasına olanak vermeyecek düzeye yükselebilir. Bu durum, zararlı alglerin gelişmesine de ortam hazırlayarak, besleyici madde atıkları, deterjan, kimyasal gübre ve insan atıkları gibi kirleticilerin etkisini çoğaltır. Sonuçta, atık ısı, göllerdeki ötrafikasyonu hızlandırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Su kirliliğine yol açan etkenleri, kısaca şöyle sıralayabiliriz.:</p>
<p style="text-align: justify;">1- Tarımsal faaliyetlerin sonucu</p>
<p style="text-align: justify;">2- Toprak erozyonundan, (doğal kayma ve yapay olgular sonucu)</p>
<p style="text-align: justify;">3- Bitkilerin çürümesinden kaynaklanan kirlenmeler</p>
<p style="text-align: justify;">4- Hayvansal atıklar</p>
<p style="text-align: justify;">5- Tarımsal mücadele ilaçlarından kaynaklanan kirlenme</p>
<p style="text-align: justify;">6- Endüstriden kaynaklanan kirlenme</p>
<p style="text-align: justify;">7- Kimyasal kirlilikler</p>
<p style="text-align: justify;">8- Fizyolojik kirlilikler</p>
<p style="text-align: justify;">9- Biyolojik kirlilikler</p>
<p style="text-align: justify;">10- Atmosferik kirlilikler</p>
<p style="text-align: justify;">11- Zehirli varil veya tehlikeli atıkların gizli gizli gömülmesi veya atılmasından kaynaklanan kirlenmeler.</p>
<p style="text-align: justify;">12- Yerleşim alanlarından gelen kirlenmeler</p>
<p style="text-align: justify;">13- Rüzgarın etkisiyle taşınanlar</p>
<p style="text-align: justify;">14- Endüstri ve evsel atıklar.</p>
<p style="text-align: justify;">TOPRAK ,HAVA, SU KİRLİLİĞİNE KARŞI ALINABİLECEK ÖNLEMLER</p>
<p style="text-align: justify;">Hava kirliliğine karşı alınabilecek önlemler</p>
<p style="text-align: justify;">•   Öncelikle fosil yakıt kullanım yerine doğalgaz, güneş enerjisi ve jeotermal enerji kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">•   Sanayi tesisleri kurulurken yeşil alanların artırılması planlanmalı ve sanayi atıkları havaya verilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">•   Arabaların egzozlarından çıkan gazlara önlem alınmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">•   İnsanlar toplu taşımacılığa özendirilmeli ve yakıt olarak doğalgaz kullanılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">•   Orman tahribatı önlenmeli, ağaçlandırma çalışmalarına hız verilmeli ve ozon tabakasına zarar verilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toprak kirliliğinin önlenmesi için;</p>
<p style="text-align: justify;">•   Evsel atıklar toprağa zarar vermeyecek şekilde toplanmalı ve imha edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">•   Verimli tarım alanlarına sanayi tesisleri ve yerleşim alanları kurulmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">•   Sanayi atıkları arıtılmadan toprağa verilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">•   Tarım ilaçlarında ve gübrelemede yanlış uygulamalar önlenmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">•   Ambalaj sanayiinde cam, karton gibi yeniden kullanılabilir maddeler seçilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">•   Toprağı yanlış işleme ve yanlış sulama uygulamaları durdurulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">•   Otlak ve ormanlar korunmalı ve çoğaltılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">•    Nükleer santraller toprağa zarar vermeyecek yerlere kurulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">•   Ağaç sevgisi ve ormanların korunması konusunda insanlar eğitilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak:<br />
<a href="http://www.aliagahaber.com/news_detail.php?id=2526" target="_blank">http://www.aliagahaber.com/news_detail.php?id=2526</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/cevre-kirliligi-t2278.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

