<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Anadolu Tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/yazi/turk-tarihi/anadolu-tarihi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Çanakkale&#8217;de çekilmiş 57. Alay hakkında bir görsel</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/canakkalede-cekilmis-57-alay-hakkinda-bir-gorsel.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/canakkalede-cekilmis-57-alay-hakkinda-bir-gorsel.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2011 08:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[57. Alay]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1126</guid>
		<description><![CDATA[1 Şubat 1915&#8242;te kurulan, 25 Nisan 1915&#8242;te Anzak Çıkarmasını durdurmak için savaşa katılan 57. Alay, sancağını 22 Şubat 1915&#8242;te  Yarbay Mustafa Kemal&#8216;den teslim almıştır. Bigalı Köyü&#8217;nde 26 Mart 1915 &#8211; 24 Nisan 1915 tarihleri arasında Yarbay Mustafa Kemal ve alay komutanı Binbaşı Hüseyin Avni tarafından eğitilmiştir. Zaman zaman 5. Ordu tarafından 57. Alay&#8217;ın yerinin değiştirilmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="535" height="325" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/h_YAmX_s0AU" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="530" height="325" src="http://www.youtube.com/v/h_YAmX_s0AU"></embed></object></p>
<p style="text-align: justify;">1 Şubat 1915&#8242;te kurulan, 25 Nisan 1915&#8242;te Anzak Çıkarmasını durdurmak için savaşa katılan 57. Alay, sancağını 22 Şubat 1915&#8242;te  <strong>Yarbay Mustafa Kemal</strong>&#8216;den teslim almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bigalı Köyü&#8217;nde 26 Mart 1915 &#8211; 24 Nisan 1915 tarihleri arasında Yarbay Mustafa Kemal ve alay komutanı Binbaşı Hüseyin Avni tarafından eğitilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman zaman 5. Ordu tarafından 57. Alay&#8217;ın yerinin değiştirilmesi istenmiş ancak Yarbay Mustafa Kemal Bigalı Köyü&#8217;nde kalmasında ısrarcı olmuş ve 25 Nisan 1915 sabahı Yarbay Mustafa Kemal&#8217;in insiyatifi ile ilk düşman çıkartmasını karşılayan birlik olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Alay&#8217;ın tamamı şehit olmuş ancak alay sancağı hiç yere düşmemiştir. Bunun üzerine Avustralya&#8217;da sergilenen alay sancağının altına şu sözler yazılmıştır:</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong><em>&#8220;Bu alay sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiş, ama esir  edilmemiştir. Çünkü, Türk Ordusu&#8217;nun milli geleneklerine göre bir alayın  sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu  muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak  bulunmuştur. Kahramanlık örneği olarak karşınızda duran bu Türk alay  sancağını selamlamadan geçmeyin.&#8221;</em></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/canakkalede-cekilmis-57-alay-hakkinda-bir-gorsel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lozan Barış Antlaşması</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/lozan-baris-antlasmasi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/lozan-baris-antlasmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:46:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1122</guid>
		<description><![CDATA[Mudanya Mütarekesi sonucu, kesin barış antlaşması görüşmelerine gidilmiş ve tarafsız bir ülkenin şehri olarak Lozan (İsviçre) görüşmelerin yapılacağı yer olarak seçilmiştir. Lozan Barış Konferansı&#8217;nda, yalnız Yunanistan&#8217;la bir hesaplaşma ve savaşa son veren bir barış antlaşması yapma söz konusu değildi. Aynı zamanda, I. Dünya Savaşı&#8217;nın galipleri ile hesaplaşma, hukuki ve siyasi yönden uyuşmazlıkları çözümleme, yüzyıllardan beri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mudanya  Mütarekesi sonucu, kesin barış antlaşması görüşmelerine gidilmiş ve  tarafsız bir ülkenin şehri olarak Lozan (İsviçre) görüşmelerin  yapılacağı yer olarak seçilmiştir.  Lozan  Barış Konferansı&#8217;nda, yalnız Yunanistan&#8217;la bir hesaplaşma ve savaşa son  veren bir barış antlaşması yapma söz konusu değildi. Aynı zamanda, I.  Dünya Savaşı&#8217;nın galipleri ile hesaplaşma, hukuki ve siyasi yönden  uyuşmazlıkları çözümleme, yüzyıllardan beri süre gelen sorunlara çözüm  aranmaktaydı. Açıkça, &#8220;Doğu Meselesi&#8221; bütün konferansın ağırlık  merkezini oluşturuyordu.<br />
Barış  Konferansı, 20 Kasım 1922 Salı günü saat 16&#8242;da Lozan şehrinin Mont Benon  Gazinosu&#8217;nda toplandı. Tarafsız İsviçre Konfederasyonunun Başkanı  Habab&#8217;ın konuşması ile açıldı. Lord Curzon&#8217;dan sonra söz alan İsmet Paşa  (İnönü), daha ilk andan itibaren istiklal ve hakimiyet davasını önemle  belirtmiş, &#8220;Bütün medeni milletler gibi hürriyet ve istiklal istiyoruz&#8221;  diyerek sesini duyurmuştur.<br />
Konferans, 4  Şubat&#8217;da Antlaşmazlık yüzünden kesilmiş, 23 Nisan 1923&#8242;te ikinci defa  toplanarak, 24 Temmuz 1923&#8242;te Barış Antlaşması imza edilmiştir. Lozan  Barışı sekiz aylık çetin ve uzun bir müzakere devresinden sonra, Lozan  Üniversitesi&#8217;nin tören salonunda imzalanmıştır. Lozan&#8217;da imzalanan  belgeler, esas Barış Antlaşması, 16 adet sözleşme, protokol, beyanname  ile bir de nihai senetten ibarettir. Lozan&#8217;da imzalanan bu belgelerle,  sadece bir barış Antlaşması yapılmamış, aynı zamanda Türkiye ile Batı  devletlerinin siyasi, hukuki, iktisadi ve sosyal ilişkileri yeni baştan  düzenlenmiştir.<br />
Lozan Barış  Antlaşması önsözünde, devletlerin istiklal ve hakimiyetine saygı  gösterilmesi ilkesine yer vermiştir. Bu ilke, yeni Türkiye&#8217;nin 1. Dünya  Savaşı&#8217;nın galipleri ile eşit şartlar altında, Lozan&#8217;da siyasi bir  mücadeleye giriştiğini gösteren bir hükümdür. Türk istiklal ve  hakimiyetinin tanınması bakımından da önem arz eder.<br />
Esas Barış Antlaşması, bir önsöz ve 5 bölümden oluşan 143 maddedir.<br />
Lozan Barış Antlaşması&#8217;nda düzenlenen önemli konular aşağıda özetle belirtilmiştir bulunmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Sınırlar:<br />
Güney Sınırı </strong><br />
20 Ekim 1921  Ankara Antlaşması gereğince, Fransa ile anlaşılarak güney sınırı  kararlaştırılmış, Lozan&#8217;da bu sınır sadece teyit edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Irak sınırı </strong><br />
Irak sınırı  uyuşmazlığı çözülememiştir. Antlaşmada, Türk topraklarının tahliyesinden  itibaren, bu uyuşmazlığın dokuz ay zarfında dostane bir şekilde  halledileceği belirtiliyordu.<br />
Batı Sınırlarımız<br />
Yunanlılarla  batı sınırı, Misak-ı Milli&#8217;ye uygun, Mudanya Mütarekesi&#8217;nde ön görüldüğü  gibi, Meriç nehri sınır olmak üzere düzenlenmiştir. Karaağaç ve çevresi  Yunanlılardan alınarak savaş tamiratı karşılığı Türkiye&#8217;ye  bırakılmıştır. Ege Denizi&#8217;nde Bozcaada ve İmroz Türkiye&#8217;ye verilmiştir.  Ayrıca, Yunanlıların elinde bırakılan Anadolu kıyısına yakın adalar da,  askersiz hale getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Azınlıklar </strong><br />
Birinci Dünya  Savaşı&#8217;na son veren barış antlaşmalarında azınlıkların himayesine ait  hükümler mevcuttur. Lozan Barış Antlaşması&#8217;nın bu hususla ilgili  hükümleri incelendiğinde, azınlıklar bir ayrıcalığa sahip olmamışlardır.  Türk tebaasından sayılan gayri Müslimlerin kanun ve hukuk düzeni önünde  eşitliği söz konusu olmuştur. Antlaşmanın 42. maddesi ile gayrimüslim  azınlıklar yararına olarak kabul edilen şahsi haklar ile aile hakları,  Medeni Kanunumuzun yürürlüğe girmesi ile önem ve anlamını yitirmiştir.  Böylece Patrikhanelerin dünya işlerinde ve azınlıkların şahsi  muamelelerinde hiç bir yetkileri kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Kapitülasyonlar </strong><br />
Kapitülasyonlar,  adli, mali ve idari sahada yabancılara tanınan imtiyaz ve  muafiyetlerdir. Antlaşmanın 28.maddesiyle, kapitülasyonlar bütün  sonuçları ile birlikte kaldırılmış ve yeni Türkiye, yüzyıllardan beri  çekilen bir beladan sonsuza dek kurtulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Savaş Tazminatları </strong><br />
1.Dünya  Savaşı&#8217;nın galipleri, bizden 1.Dünya Savaşı sebebi ile tazminat talep  ettiler. Ayrıca buna ek olarak, işgal masraflarını, kendi tebaalarının  zarar ve ziyanlarını da eklemişlerdir. Savaş içinde Almanya&#8217;dan borç  karşılığı rehini bulunan beş milyon altın ve savaş yıllarında  İngiltere&#8217;ye sipariş edilen donanma bedeli de kendi ellerinde  bulunduğundan, bizlere verilmemiş ve tamirat karşılığı tutulmuştur.<br />
1. Dünya  Savaşı&#8217;na giren mağlup devletlere ciddi bir mali yük olan bu beladan,  geleceğe bir borç bırakılmadan, sadece fiilen elimizde bulunmayan meblağ  karşılık gösterilerek, büyük bir başarı ile sıyrılınmıştır.<br />
Türkiye,  Yunanistan&#8217;ın harbin devamından ve bunun neticelerinden doğan mali  vaziyetini dikkate alarak, tamirat hususunda her türlü taleplerinden  Karaağaç ve çevresinin Türkiye&#8217;ye bırakılması şartı ile vazgeçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>BORÇ SORUNU </strong><br />
1854&#8242;ten  itibaren Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam eden Osmanlı amme  borçları, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda yapılan istikrazlar da dahil, büyük  bir yekün teşkil ediyordu.<br />
Sene  tertipleri üzerinde borcun taksimi yerine, sermaye üzerinden borcun  taksimi ile esas borç toplamı bir hayli azaltılmıştır. Diğer taraftan bu  borçlar, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndan ayrılan devletlere de gelirle  orantılı olarak bölünmüştür. Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğunun Almanya,  Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan&#8217;a olan borçları bu devletlerle de  yapılan antlaşmalarla 1.Dünya Savaşı&#8217;nın galiplerine devredilmiştir.<br />
Osmanlı amme  borçlarının diğer çetin bir safhası da tediye edeceğimiz borçların hangi  para ile ödenmesi hususunda kendini göstermiştir. Karşı taraf bunu  altın veya sterlin olarak talep etmiştir. Biz, Türk parası ve Fransız  frangı olarak ödemeyi teklif ettik. Aradaki fark muazzam meblağlara  varmasına rağmen, burada da görüşümüz kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>BOĞAZLAR </strong><br />
Lozan&#8217;da imza  olunan en önemli belgelerden biri de, Türk Boğazlarının statüsü ile  ilgili sözleşmedir. Boğazlar sorunu, madde 23&#8242;de genel olarak yer almış,  Barış Antlaşması&#8217;na ek Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile ayrıca ayrıntılı  olarak düzenlenmiştir. Boğazlardan serbest geçişi, Boğazlar Komisyonunun  kurulmasını, boğazların ve civarının askersiz hale getirilmesini hedef  tutan ve Milletler Cemiyeti&#8217;nin de garantisini sağlayan hükümleri ihtiva  eden bu Sözleşme, 1936&#8242;da Montrö (Montreu<img title="İğneleyici" src="../images/smilies/rolleyes.gif" border="0" alt="" /> Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir. Milli hakimiyeti sınırlayıcı  hükümler kaldırılmış, milli çıkarlarımıza uygun hale getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Nüfus Değişimi </strong><br />
Lozan&#8217;da  çözümlenen bir diğer önemli sorun da, İstanbul&#8217;da yaşayan Rumlarla Batı  Trakya&#8217;da yaşayan Türkler hariç, Türkiye&#8217;deki bütün Rumlarla  Yunanistan&#8217;daki Türklerin değiştirileceğini öngören sözleşmenin, Barış  Antlaşması&#8217;na ek olarak konmasıdır.<br />
Lozan Barış  Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nın sağladığı, Türk milletinin hayati  haklarını ve emellerini gerçekleştirdiği bir eserdir. Lozan aynı  zamanda, Orta Doğunun en önemli bölgesinde, barış ve güvenliği kurmak ve  devam ettirmekle dünya barışına da hizmet etmiştir. Türkiye Lozan&#8217;da  genel olarak, Misak-ı Milli&#8217;yi gerçekleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>I. VE II. DÖNEM LOZAN KONFERANSI&#8217;NA KATILAN TÜRK DELEGASYONU</strong><br />
Başdelege : İsmet İnönü (Dışişleri Bakanı) Delegeler : Dr. Rıza Nur (Sağlık Bakanı), Hasan Saka (Maliye Bakanı) Danışmanlar : Münir  Ertegün, A. Muhtar Çilli, Veli Saltı, Zülfü Tigrel, Zekai Apaydın,  Mahmut Celal Bayar, Şefik Başman, Seniyettin Başak, Şevket Doğruker,  Mehmet Tevfik Bıyıklıoğlu, Tahir Taner, Nusret Metya, Yusuf Hikmet  Bayur, Zühtü İnhan, Fuat Ağralı, Mustafa Şeref Özkan, Şükrü Kaya, Hamit  Hasancan, Cavit Bey, Hayım Naum, Baha Bey Basın Danışmanları : Ruşen Eşref Ünaydın, Yahya Kemal Beyatlı Genel Sekreter ve Danışman : Reşit Saffet Atabinen Yazmanlar : Ali  Türkgeldi, Mehmet Ali Balin, Cevat Açıkalın, Celal Hazım Arar, Saffet  Şav, Süleyman Saip Kıran, Rıfat Bey, Dr. Nihat Reşat Belger, Atıf  Esenbel, Sabri Artuç<br />
Not : Yukarıdaki delegasyon 1.Dönem Lozan Konferansı&#8217;na (20 Kasım 1922-4 Şubat  1923) katılmıştır. Bu gruptan A.Muhtar Cilli, Veli Saltık, Zülfü  Tiğrel, M.Celal Bayar, Seniyettin Başak, Şevket Doğruker, Zühtü İnhan,  Şükrü Kaya, Hamit Hasancan, Cavit Bey, Hayım Naum, Baha Bey, Ruşen Eşref  Ünaydın, Yahya Kemal Beyatlı, Reşit Saffet Atabinen, Mehmet Ali Balim,  Cevat Açıkalın, Celal Hazım Arar, Saffet Şav., Süleyman Saip Kıran,  II.Dönem Lozan Konferansı&#8217;na (23 Nisan-17 Temmuz 1923) katılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>II. DÖNEM LOZAN KONFERANSI&#8217;NA YENİDEN KATILANLAR </strong><br />
Genel Sekreter ve Danışman : Tevfik Kamil Koperler Yazmanlar : Naci Kenter, Hamit Eseniş, Ali Muhtar Bey, Aziz Topkaç, Hüsnü Özer.<br />
Not : Fransa, İsviçre ve Almanya&#8217;da görevli hariciyecilerden Ferit Tek, Cemal  Hüsnü Taray, Cevat Üstün ve TBMM Almanya-Avusturya basın temsilcisi ve  Servet-i Fünun dergisi sahibi Ahmet İhsan Tokgöz bir süre konferans  çalışmalarına katılmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>GAZETECİLER </strong><br />
I.Dönemde : Ahmet Cevdet (İkdam), Ahmet Şükrü Esmer (Vakit), Hüseyin Cahit Yalçın (Tanin). II.Dönemde : Velid  Ebuzziya (Tevhid-i Efkar), Ahmet Şükrü Esmer (Vatan), Suphi Nuri İleri  (İleri), Ali Naci Karacan (Akşam), Kerami Kurtbay (Hakimiyeti Milliye),  Mecdi Sadrettin Sayman (İkdam), Kemal Salih Sel (Yeni Gün), Asım Us  (Vakit), Hüseyin CahitYalçın (Tanin), Ahmet Hidayet Reel (Öğüt).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/lozan-baris-antlasmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstiklal Madalyası Kanunu</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/istiklal-madalyasi-kanunu.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/istiklal-madalyasi-kanunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:39:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1120</guid>
		<description><![CDATA[Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden bazılarına ve savaş sırasında yararlılık gösterenlere istiklal madalyası verilmesi düşünüldü. Bu konuyla ilgili 66 sayılı kanun 29 Kasım 1920 günü Meclis&#8217;te kabul edilip, 4 Nisan 1921 gün Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Ön yüzünde, üstte Ankara şehrinin, ortada TBMM Binası&#8217;nın resmi bulunan madalyanın arkasında zafer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kurtuluş  Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi  üyelerinden bazılarına ve savaş sırasında yararlılık gösterenlere  istiklal madalyası verilmesi düşünüldü.   Bu konuyla ilgili 66 sayılı kanun 29 Kasım 1920 günü Meclis&#8217;te kabul  edilip, 4 Nisan 1921 gün  Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girdi.  Ön yüzünde, üstte Ankara şehrinin, ortada TBMM Binası&#8217;nın resmi bulunan  madalyanın arkasında zafer ve barışa işaret eden güneş ışınları  görülmektedir. Meclis&#8217;in sağında 23 Nisan solunda ise 1336 (1920)  yazılıdır. Meclis&#8217;in altında bulunan dünya haritası bilgiyi, orak ve  tırpanlar tarıma önem verileceğini, iki taraftaki meşaleler de barışı  anlatır. En altta kağnısıyla birlikte bir köylü kadını görülmektedir.  Madalyanın öteki yüzünde ay yıldızla çevrilmiş olarak Misak-ı Milli  sınırlarını gösteren Türkiye Haritası vardır. Bu harita üzerindeki tek  yıldız Ankara şehrini işaret etmekte, yıldızdan çıkan ışınlardan birisi  Kars&#8217;a kadar uzanmaktadır. En altta madalyanın yapılış yılı olan 1  Teşrinisani 1338 (1 Kasım 1922) tarihi bulunmaktadır. Çapı 35&#215;55 mm  ağırlığı 15.55 gr olan madalya pirinçten yapılmıştır.Milletvekillerine verilen madalyanın şeridi yeşil, cephede bulunanların  kırmızı, cephe gerisinde çalışanların da beyazdır. Cephede görev almış  milletvekillerinin madalya şeritleri yarı kırmızı, yarı yeşil renklidir.  Sağ göğüs üzerinde taşınır. Medeni haklarını kaybedenlerle cinayet  suçundan hükümlü olanlar İstiklal Madalyası&#8217;nı taşıma hakkını  kullanamazlar.<br />
30 Ocak 1929 gün ve 3579 sayılı kanun gereğince; İstiklal Savaşı&#8217;nda (15  Mayıs 1919&#8242;dan, 9 Eylül 1922&#8242;ye kadar) milli ordu da göre alan alay  sancaklarına da birer İstiklal Madalyası verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>İLK DEFA İSTİKLAL MADALYASI ALANLAR</strong><br />
TBMM Birinci Devre üyelerinden bazılarına İstiklal Madalyası verilmesi  için Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından yazılan tezkere, TBMM&#8217;nin 21  Kasım 1923 Çarşamba günü 65. toplantısında görüşülmüş ve yapılan oylama  sonucunda Mustafa Kemal ve 23 arkadaşına İstiklal Madalyası verilmesi  oybirliğiyle kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna göre, TBMM Birinci Devre üyelerinden olup Batı Cephesi&#8217;nin Kuzey  Grubu&#8217;nda yararlık gösteren asker milletvekilleriyle, sivil şahıslara 66  sayılı yasanın ikinci ve beşinci maddelerine dayanılarak İstiklal  Madalyası verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumda madalya verilen kişiler şunlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">1. Gazi Mustafa Kemal Paşa(Ankara)<br />
2. Fevzi  Paşa (Çakmak) (Kozan)<br />
3. İsmet Paşa (İnönü) (Edirne)<br />
4. Ali  Paşa Fuat (Cebesoy)  (Ankara)<br />
5. Kazım Paşa (Karabekir) (Karesi)<br />
6. Refet Paşa (Bele) (İzmir)<br />
7. Fahrettin Paşa (Altay) (Mersin)<br />
8. Ali  Bey (Çetinkaya) (Karahisarı Sahip)<br />
9. Avni Bey ( Zaimler) (Saruhan)<br />
10. Hüsrev (Gerede) Bey (Trabzon)<br />
11. Cavit Bey (Erdel) (Kars)<br />
12. Cafer Tayyar Eğilmez Paşa (Edirne)<br />
13. Hacı Şükrü Bey (Aydınlı) (Diyarbakır)<br />
14. Esat Efendi (İleri) (Aydın)<br />
15. Memduh Necdet Bey (Erbek) (Karahisarı Şarki)<br />
16. Ömer Lütfi Bey (Ergeşo) (Karahisarı Sahib)<br />
17. Selahattin Bey (Köseoğlu) (Mersin)<br />
18. Celal Bayar (Saruhan)<br />
19. Mustafa Necati Bey (Saruhan)<br />
20. Reşad Bey (Kayalı) (Saruhan)<br />
21. Mehmet Vehbi Bey (Bolak) (Karesi)<br />
22. Osmanzade Hamdi Bey (Aksoy) (Ertuğrul)<br />
23. Hüseyin Bey (Gökçelik) (Elazığ)<br />
24. Rıza Bey (Kotan) (Muş)</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: http://www.ataturk.net/mmuc/madalya.html</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a name="yukari"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/istiklal-madalyasi-kanunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tekâlif-i Milliye (Milli Yükümlülükler) Emirleri</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/tekalif-i-milliye-milli-yukumlulukler-emirleri.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/tekalif-i-milliye-milli-yukumlulukler-emirleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:36:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1119</guid>
		<description><![CDATA[Tekâlif-i Milliye Emirleri, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın önemli savaşlarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı&#8217;na daha iyi hazırlanmak için kanunlarla Başkomutan Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya verilen yasama yetkisidir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bu yetkisini kullanarak &#8220;Ulusal Yükümlülük Emirleridir&#8221; başlıklı emirleri yayınlamıştır. Yayınlanma tarihi 7 Ağustos 1921 olup toplamı on maddedir. Her ilçede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Tekâlif-i Milliye Emirleri</strong>, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın önemli savaşlarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı&#8217;na daha iyi  hazırlanmak için kanunlarla Başkomutan Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya  verilen yasama yetkisidir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bu yetkisini kullanarak &#8220;Ulusal Yükümlülük  Emirleridir&#8221; başlıklı emirleri yayınlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yayınlanma tarihi 7 Ağustos 1921 olup toplamı on maddedir.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Her ilçede Tekalif-i Milliye Komisyonu kurulacak.</li>
<li>Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.</li>
<li>Her aile bir askeri giydirecek.</li>
<li>Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40&#8242;ına daha sonra geri ödenmesi şartı ile el konacak.</li>
<li>Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40&#8242;ına karşılığı daha sonra geri ödenecek şartı ile el konacak.</li>
<li>Her türlü makineli aracın %40&#8242;ına el konacak.</li>
<li>Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20&#8242;sine el konacak.</li>
<li>Sahipsiz bütün mallar ordu emrine girecek.</li>
<li>Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde hizmet verecek.</li>
<li>Halkın elindeki araçlar aylık 100 km. askeri ulaşım yapacaklar.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">&#8220;Tekalif-i Milliye Emirleri&#8221;  çok kapsamlı olup bir taraftan aynı vergi mahiyetindeki uygulamayı  içermekte, diğer taraftan da hizmet vergisi mahiyetindeki uygulamayı  öngörmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ilçede kaymakamın başkanlığında mal müdürü ve ilçenin en büyük askeri amiri ile idare  meclisi, belediye ve ticaret odalarının seçtikleri üyelerden oluşan  Tekalif-i Milliye Komisyonları (Milli Yükümlülükler Komisyonları) kurulacaktır. Bu komisyonlara o yörenin Müdafaa-i Hukuk Dernekleri  merkez kurulundan iki üye ile köylerde imamlar ve muhtarlar tabii üye  olarak katılacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tekalif-i Milliye Komisyonları derhal toplantılara başlayacak ve  hiçbir komisyon üyesine hizmetleri karşılığı ücret ödenmeyecektir.  Ayrıca her komisyon iki ay süre ile askeri hizmetleri ertelenmek üzere  altı memur çalıştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tekalif-i Milliye Komisyonları, savaş ekonomisine giren ve Tekalif-i  Milliye Emirlerinde belirtilen malları toplayarak kendisine bildirilen  cepheye gönderecek, ayrıca bu emirlerin hizmet yükümlülüğüne ilişkin  hükümlerini uygulayacaktır. Komisyon üyelerinden görevinde ihmal  gösterenler, vatana ihanet suçu işlemiş sayılacak ve ona göre  cezalandırılacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/tekalif-i-milliye-milli-yukumlulukler-emirleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurtuluş Savaşı ve Ankara&#8217;nın Başken Olması</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:26:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1117</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, Padişah VI. Mehmet tarafından 30 Nisan 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliğine atandı. 19 Mayıs 1919&#8242;da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), &#8216;Ayıcı&#8217; Mehmet Arif Bey ve Hüsrev Bey (Gerede) ile birlikte Samsun&#8217;a çıktı. Burada Havza ve Amasya Genelgesi&#8217;ni yayınlayan ve Sivas ile Erzurum Kongresi&#8217;ni düzenleyen Mustafa Kemal, İstanbul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mustafa  Kemal Atatürk, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, Padişah  VI. Mehmet tarafından 30 Nisan 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliğine atandı. 19  Mayıs 1919&#8242;da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), &#8216;Ayıcı&#8217; Mehmet Arif  Bey ve Hüsrev Bey (Gerede) ile birlikte Samsun&#8217;a çıktı. Burada Havza ve  Amasya Genelgesi&#8217;ni yayınlayan ve Sivas ile Erzurum Kongresi&#8217;ni  düzenleyen Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti ile Amasya Protokolü&#8217;nü  imzalamıştır. Bu protokol üzerine Meclis-i Mebusan açılmıştır. Mustafa  Kemal, meclis çalışmalarını daha yakından izleyebilmek için 27 Aralık  1919&#8242;da Ankara&#8217;ya gelmiştir. Ankara&#8217;ya gelmesinin nedenleri arasında  buranın demiryolu ağına sahip olması, İtilaf Devletleri tarafından işgal  edilmemiş olması, merkezi bir konumda bulunması ve Batı Cephesi&#8217;ne  yakınlık gibi nedenler de etkili olmuştur. Meclis, 28 Ocak 1920&#8242;de  oybirliği ile Misakımillî&#8217;yi kabul etmiştir. Bunun üzerine İstanbul  işgal edilmiş ve meclis kapatılmıştır. Mustafa Kemal,  19 Mart 1920&#8242;de  illere ve kolordu komutanlıklarına bir genelge  göndermiş ve Ankara&#8217;da  olağanüstü bir meclisin açılacağını duyurmuştur.  Seçimlerin ardından 23  Nisan 1920&#8242;de TBMM açılmış ve hükümet kurulmuştur. Türk Kurtuluş Savaşı  bu meclisten yönetilmiş, savaşın kazanılmasının ardından Lozan  Antlaşması imzalanmış ve I. TBMM seçim kararı almış ve yerini II.  TBMM&#8217;ye bırakmıştır. İnkılap Meclisi olarak da anılan bu meclis 13 Ekim  1923&#8242;te Ankara&#8217;yı başkent ilan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ankara&#8217;nın Başkent Olması İçin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı&#8217;na Verilen Anayasa Değişikliği Teklifi<br />
Yüksek Başkanlığa</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Lozan   Antlaşması&#8217;nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün uygulanması son   bulmuş ve baştan başa yabancı işgalinden kurtulan Türkiye&#8217;nin fiilen   kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en değerli beldelerinden   İstanbul&#8217;umuz, İslamiyet&#8217;in hilafet merkezi olma durumunu, İslam alemi   içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma vasıtalarına emanet   edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer taraftan Türkiye   Devleti&#8217;nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde karar   vermek zamanı gelmiştir.<br />
Bir devletin  merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye&#8217;nin  idare  merkezinin Anadolu&#8217;da ve Ankara şehrinin seçilmesini gerekli   kılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen   hükümler, yeni Türkiye&#8217;nin varlığının esası, memleketin kuvvet   kaynakları ve gelişmesini Anadolu&#8217;nun merkezinde tesis etmek gereği,   coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış   güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle   özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli gerekçe   sayılacak durumdadır.<br />
Devletin  idare merkezinin yeni bir şekilde tesis ve gelişmesine bir an  önce  başlamak iç ve dış tereddütlere son vermek için alttaki kanun  maddesinin  kabulünü arz ve teklif ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kanun maddesi:</strong> Türkiye Devleti&#8217;nin idare merkezi Ankara şehridir. <em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>9 Ekim 1923<br />
</em></p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurtuluş Savaşı Yıllarında Kurulan Yararlı ve Zararlı Dernekler</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-yilllarinda-kurulan-yararli-ve-zararli-dernekler.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-yilllarinda-kurulan-yararli-ve-zararli-dernekler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:11:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1113</guid>
		<description><![CDATA[YARARLI DERNEKLER : Genel Amaçlı Dernekler : İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti : İzmir, 1 Aralık 1918 Cemiyet, kendisine katılan &#8220;İstihlası Vatan Cemiyeti&#8221; ve kurulmasına yardımcı olduğu &#8220;İlhakı Red Cemiyeti&#8221; ile kaynaşmış olarak faaliyetine İstanbul&#8217;da devam ederken İzmir&#8217;deki faaliyetlerini de işgal dolayısıyla Denizli&#8217;ye nakletmiştir. Tarakya &#8211; Paşaeli Heyet-i Osmaniyesi : Edirne, 2 Aralık 1918 Heyet-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_3316" style="text-align: justify;">
<p><img class="alignleft" src="http://www.ataturk.net/mmuc/6k.gif" border="0" alt="" /><strong> YARARLI DERNEKLER : </strong></p>
<p><strong>Genel Amaçlı Dernekler :</strong></p>
<ol>
<li>İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti : İzmir, 1 Aralık 1918 Cemiyet, kendisine katılan &#8220;İstihlası Vatan  Cemiyeti&#8221; ve kurulmasına yardımcı olduğu &#8220;İlhakı Red Cemiyeti&#8221; ile  kaynaşmış olarak faaliyetine İstanbul&#8217;da devam ederken İzmir&#8217;deki  faaliyetlerini de işgal dolayısıyla Denizli&#8217;ye nakletmiştir.</li>
<li>Tarakya &#8211; Paşaeli Heyet-i Osmaniyesi : Edirne, 2 Aralık 1918 Heyet-i Temsiliye&#8217;nin isteği ile Trakya-Paşaeli  Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını alarak, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk  Cemiyeti&#8217;nin şubesi olmuştur.</li>
<li>İstihlası Vatan Cemiyeti : Manisa, Kasım 1918 19 Mart 1919 Kongresi ile İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti&#8217;ne katılmıştır.</li>
<li>İlhakı Red Heyet-i Milliyesi (Müdafaa-i Vatan Heyeti) : İzmir, Aralık 1919</li>
<li>Hareket-i Milliye-Redd-i İlhak ve Redd-i İşgal Heyetleri : Balıkesir  Balıkesir ve Alaşehir Kongresi ile genelleştirilmiştir. Sivas  Kongresi&#8217;nden sonra da &#8220;Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221;  teşkilatına dönüşmüştür.</li>
<li>Heyet-i Milliye:
<ul>
<li>
<div id="post_message_3316">Aydın Heyet-i Milliyesi</div>
</li>
<li>
<div>Denizli Redd-i İlhak Heyet-i Milliyesi Denizli&#8217;de 29 Mayıs 1919&#8242;da  kurulmuştur. Asıl Heyet-i Milliye adını  taşıyan Cemiyet, 7 ağustos  1919&#8242;da, Nazilli&#8217;de aktedilen bir kongre ile  kurulmuştur. Nazilli  Kongresi bu bölgede kurulan Heyet-i Milliye  kuruluşları ile birleşmiş,  Alaşehir Kongresi ile genişleyerek Batı  Anadoluyu içine alacak şekilde  yayılmıştır. Sivas Kongresi&#8217;nden sonra da  Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i  Hukuk Cemiyeti&#8217;ne katılarak, bu cemiyetin  şubelerini oluşturmuşlardır.  Nazılli Kongresi ile Aydın, Muğla, Denizli,  Burdur, Isparta ve Antalya,  Nazilli merkezine bağlanmıştır. Bağlanan  kuruluşlar arasında, Çine  Heyet-i Milliyesi, Akhisar Redd-i İlhak, Söke  Heyet-i Milliyesi, Milas  Müdafaa-i Vatan Cemiyetlerini sayabiliriz.</div>
</li>
</ul>
</li>
<li>Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti :Trabzon,  12 Şubat 1919 Rize,Gümüşhane,Giresun ve Ordu&#8217;da şubeler açmıştır.  Cemiyet, Erzurum Kongresi&#8217;nden sonra &#8220;Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk  Cemiyeti&#8221; şubesine dönüşmüştür. Sivas Kongresi&#8217;nden sonra da &#8220;Anadolu ve  Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221; adını almıştır.
<ol></ol>
</li>
<li>Kilikyalılar Cemiyeti : Merkezi İstanbul, 21 Aralık 1918</li>
<li>Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Erzurum, 10 Temmuz 1919 2 Aralık 1918&#8242;de İstanbul&#8217;da kurulan &#8220;Vilayat-ı  Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti&#8221;nin Erzurum şubesi, daha  faal hareket etmek amacı ile &#8221; Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221;ne  dönüşmüştür. Kurucuları Erzurum Kongresi üyeleridir. Cemiyet, Sivas  Kongresi kararı ile &#8221; Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221;ne  katılmıştır. Erzurum&#8217;da kuruluş ise anılan cemiyetin şubesini  oluşturmuştur. Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8217;nin İstanbul  merkez olmak üzere, ilk kuruluşunda Erzurum&#8217;dan başka Elazığ,  Diyarbakır, Sivas, Bayburt, Bayezid, Hasankale, İspir, Narman, Bitlis,  Erzincan, Şebinkarahisar, Van, Hınıs, Tercan, Tortum ve Yusufeli&#8217;de  şubeleri vardı.</li>
<li>Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Sivas, 11 Eylül 1919 Sivas Kongresi kararı ile kurulmuştur. Müdafaa-i  Hukuk, Redd-i İlhak, Redd-i İşgal ve diğer benzeri isimler altında  kurulan cemiyet ve heyetler tek bir çatı altında birleştirilmiştir. Bu  karardan sonra bir çok il ve ilçemizde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesi  kurulmuştur.</li>
<li>Kars Milli İslam Şürası : Kars, Kasım 1918 17-18 Ocak 1919&#8242;da &#8220;Cenubi Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkate-i Milliyesi&#8221; olarak adını değiştirmiştir.</li>
<li>İstanbul&#8217;da Müdafaa-i Hukuk davasını desteklemek amacı ile kurulan gizli cemiyetler :
<ul>
<li>Karakol Cemiyeti : İstanbul,  Kasım 1919 Milli Mücadele&#8217;nin  başlangıcında Anadolu&#8217;ya yardımcı olmuş,  sonraları tehlikeli ilişkileri  nedeniyle kapatılmış, yerine Müdafaa-i  Milliye Teşkilatı ve MM grubu  kurulmuştur.</li>
</ul>
<ul>
<li> MM Grupları :
<ul>
<li>Müsellah MM grubu</li>
<li>MM grubu (Müdafaa-i Milliye)</li>
</ul>
</li>
<li>İstanbul Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : İstanbul, 1919</li>
</ul>
</li>
<li>İstanbul&#8217;da kurulan diğer cemiyetler :</li>
</ol>
<ul>
<li>
<ul>
<li>Milli Kongre : İstanbul, 1918 Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti&#8217;nin oluşturduğu bir  kuruluştur. Milli Kongre Fırkasının başkanı Esat Paşa, 1919 seçimleri  dolayısıyla Ankara ile uyuşmazlığa düşmüş, İstanbul&#8217;da Meclis-i  Mebusan&#8217;ın kapatılması sonucu, Fırkanın faaliyeti sona ermiştir.</li>
<li>Milli Ahrar Fırkası : İstanbul, 4 Mayıs 1919. Anadolu&#8217;daki hareketi desteklemiştir.</li>
<li> Milli Türk Fırkası : İstanbul, 23 Kasım 1918. Anadolu&#8217;daki harekete bağlı kalmıştır.</li>
<li> Anadolulular Cemiyeti : İstanbul, Ağustos 1921</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p><strong>Kadınların Kurdukları Cemiyetler : </strong></p>
<ol>
<li>İstihlas-ı Milli Kadınlar Cemiyeti : İstanbul, 24 Kasım 1918</li>
<li>Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti :Sivas,  10 Aralık 1919 Bu cemiyetin Konya, Niğde, Burdur, Aydın, Erzincan,  Kayseri, Kastamonu, Eskişehir, Amasya, Yozgat, Pınarhisar, Viranşehir ve  Kangal&#8217;da şubeleri kurulmuştur.</li>
</ol>
<p><strong>ZARARLI DERNEKLER </strong></p>
<p><strong>Milli varlığa ve Anadolu&#8217;daki milli harekete düşman cemiyetler : </strong></p>
<ol>
<li>İngiliz Muhipler Cemiyeti :İstanbul, 20 Mayıs 1919. Manda taraftarı</li>
<li>Wilson Prensipleri Cemiyeti : İstanbul, 14 Ocak 1919. Manda taraftarı</li>
<li>Kürdistan Teali Cemiyeti :İstanbul, Mayıs 1919.</li>
<li>Teali-i İslam Cemiyeti (Eski Cemiyet-i Müderrisin) : İstanbul, 19 Şubat 1919. Hilafetçi ve ümmetçi</li>
<li>Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti : İstanbul, Ocak 1919 28 Eylül 1919&#8242;da Hürriyet ve İtilaf Fırkası&#8217;na katılmıştır.</li>
<li>Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası : İstanbul, 14 Ocak 1919 Fırka, Sulh ve Selamet Cemiyeti ile Selamet-i Osmaniye Fırkası&#8217;nın birleşmeleriyle oluşmuştur.</li>
<li>Hürriyet ve İtilaf Fırkası : İstanbul, Ocak 1919</li>
<li>Nigehban Cemiyet-i Askeriyesi : İstanbul, Ocak 1919 Hürriyet ve İtilaf&#8217;la beraber hareket etmiştir.</li>
<li>Osmanlı İla-yi Vatan Cemiyeti : İstanbul,  19 Kasım 1919 Padişah taraftarı ve Müdafaa-i Hukukun tamamen  karşısındadır. Cemiyet, gizli olarak Milli Mücadele aleyhine örgütlediği  Tarik-i Salah (veya Tarikat-ı Salahiye) Cemiyeti ile beraber  çalışmıştır. Bu dernek ve partilerin dışında, faaliyetleri sınırlı ve  etkinliği yaygın olmayan, Osmanlı Mesai Fırkası, Osmanlı Çiftçiler  Cemiyeti, Türkiye Sosyalist Fırkası, Vahdet-i Milliye Heyeti, Türkiye  İşçi ve Çiftçi Sosyalist Partisi, Türk Teali Cemiyeti, Müsalemet  İttifakı, Amele Fırkası gibi kuruluşlar Anadolu&#8217;daki Milli Mücadele  hareketinin karşısında olmuşlardır.</li>
<li>Lazistan Selamet-i Milliye Cemiyeti : Rize, 23 Nisan 1919 Gürcülerin çıkarlarına hizmet eden para ile tutulmuş kimselerden oluşmaktadır.</li>
</ol>
<p><strong>Azınlıkların Kurdukları Zararlı Dernekler : </strong></p>
<ol>
<li>Rumların kurdukları cemiyetler :
<ul>
<li>a) Mavri Mira : Rum Patrikhanesi&#8217;nde kurulmuştur. Yunan Kızılhaç    Cemiyeti ile Resmi  Göçmenler Komisyonu da Mavri Mira&#8217;ya bağlı idiler.    Ayrıca, Rum  okullarındaki izci kuruluşları da tamamiyle Mavri Mira    tarafından  yönetilmekteydi.</li>
<li>b) Pontus Rum Cemiyeti</li>
<li>c) Trakya Cemiyeti İttihad-ı Milli ve Kordos adlı cemiyetler</li>
</ul>
</li>
<li>Ermenilerin Kurdukları Cemiyetler : Daha önceleri Ermenilerin kurmuş oldukları Taşnaksütyan ve Hınçak adlı  gizli ve yeraltı örgütleri milli mücadele döneminde de faaliyette  bulunmuşlar ve yabancı devletlerle işbirliği yapmışlardır. Ermeni  patriği Zaven Efendi de Ermenilerin örgütlenmesinde önemli rol  oynamıştır.</li>
</ol>
<p><em>Kaynak:http://www.ataturk.net/mmuc/index.html</em></p>
</div>
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-yilllarinda-kurulan-yararli-ve-zararli-dernekler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 21:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[23 nisan]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1109</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ&#8217;NİN KURULMASI 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmiştir. Bu bayram, TBMM&#8217;nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan Millî Bayramı ve 1 Kasım 1922&#8242;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial Tur,Helvetica,Verdana;"><span style="font-size: small;"><strong>TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ&#8217;NİN KURULMASI </strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial Tur,Helvetica,Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><img class="size-full wp-image-1110 aligncenter" title="ata" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/ata.jpg" alt="" width="530" height="400" /> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bayram, TBMM&#8217;nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan <em>23 Nisan Millî Bayramı</em> ve 1 Kasım 1922&#8242;de saltanatın kaldırılmasıyla, önce 1 Kasım olarak kabul edilen, sonra 1935&#8242;te 23 Nisan Millî Bayramı&#8217;yla birleştirilen <em>Hâkimiyet-i Milliye Bayramı</em> ile Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin 1927&#8242;de ilan ettiği ve ilki Atatürk&#8217;ün himayesinde düzenlenen <em>23 Nisan Çocuk Bayramı</em>&#8216;nın kendiliğinden birleşmesiyle oluştu. 1980 darbesi döneminde Milli Güvenlik Konseyi, bu bayrama resmî olarak &#8220;<strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>&#8221; adını verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p class="alignleft" style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Hakimiyet-i Milliye Bayramı (önceleri 1 Kasım, sonra 23 Nisan),  saltanatın kaldırılışının ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşunu  gerçekleştiren TBMM&#8217;nin açılışının egemenliği padişahtan alıp halka vermesini kutlamak amacını taşırken, Çocuk Bayramı savaş sırasında  yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında  sevindirmek amacını taşımaktaydı. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO&#8217;nun 1979&#8242;u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği&#8217;ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır. Günümüzde bayrama bir çok ülkeden çocuklar katılmakta, çeşitli  gösteriler hazırlanmakta, okullarda törenler ve çeşitli etkinlikler  düzenlenmektedir. Ayrıca 1933&#8242;te Atatürk&#8217;le başlayan çocukları makama kabul etme geleneği günümüzde çocukların kısa süreliğine devlet kurumlarının başındaki memurların yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TBMM&#8217;nin Açılışı </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1111" title="Atatürk (177)" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/Atatürk-177-530x397.jpg" alt="" width="257" height="193" />23 Nisan&#8217;ın Türkiye&#8217;de ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920&#8242;de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılmış olmasıdır. Milletvekillerinin belirlenişi ve Ankara&#8217;ya  gelişi çok kısa bir zamanda gerçekleşmiştir. Milletvekili seçimleri  Atatürk&#8217;ün Ankara&#8217;da bir meclisin toplanacağını ve neden toplanması  gerektiğini açıklayan 19 Mart 1920 tarihli bildirisiyle başlamış, yine Atatürk&#8217;ün 21 Nisan&#8217;daki genelgesiyle de meclisin açılacağı tarih  duyurulmuş ve milletvekillerinin Ankara&#8217;ya gelmesi istenmiştir. 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. O günkü ilk toplantıya daha önce belirlenen 337 milletvekilinden sadece 115&#8242;i katılabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h3 style="text-align: justify;">Bayram olması</h3>
<p style="text-align: justify;">TBMM&#8217;nin açılışından 2000&#8242;li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne ait  bu ulusal bayram konusunda eksik bilgilenme ve yanlış tarihlendirmeye  çokça rastlanmıştır. Hatta bazı tarihçilerce böyle bir günün tarihinin genişçe araştırılmamış olması büyük bir eksiklikti. Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın 1997&#8242;de yayımlanan bir makalesiyle bu eksikliği gidermeye çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nın ortaya çıkışında 3  ayrı bayramın payı vardır. Çocuk Bayramı tamamen ayrı bir kavram olarak  gelişirken, Ulusal Egemenlik ve 23 Nisan Bayramları baştan ayrı  bayramlarken, birleşmişler; en son da onlara Çocuk Bayramı katılmıştır.</p>
<h4 style="text-align: justify;">Hâkimiyet-i Milliye</h4>
<p style="text-align: justify;">&#8220;23 Nisan&#8221;, 1921&#8242;de çıkarılan <em>23 Nisan&#8217;ın Milli Bayram Addine Dair Kanun</em> ile, Türkiye&#8217;nin ilk ulusal bayramı olmuştur. İlk kez ortaya çıkan bu bayramda ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi. Zaten daha o yıllarda Osmanlı saltanatı hala kanunen hüküm sürmekteydi. 1 Kasım 1922&#8242;de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım, Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir. Daha sonraki yıllarda, TBMM&#8217;nin açılış tarihi olan 23 Nisan &#8220;Milli  Hakimiyet Bayramı&#8221; olarak kutlamış ve bu durum 1 Kasım&#8217;ın uzun vadede  bayram olarak unutulmasına neden olmuştur. 1935&#8242;te  bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve &#8220;<strong>23 Nisan  Millî Bayramı</strong>&#8220;nın adı &#8220;<strong>Millî Hakimiyet Bayramı</strong>&#8221; haline getirilmiş,  böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı  birleştirilmiştir.</p>
<h4 style="text-align: justify;">Çocuk Bayramı adı</h4>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan&#8217;ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM&#8217;nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927&#8242;de Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu&#8217;nun) o günü &#8220;<strong>Çocuk Bayramı</strong>&#8221; olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin 23 Nisan&#8217;la ilgili çalışmaları daha  önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum,  23 Nisan 1923&#8242;te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır. 23 Nisan 1924&#8242;te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde &#8220;<em><strong>Bu gün Yavruların  Rozet Bayramıdır</strong></em>&#8221; ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926&#8242;da da yine aynı  gazetede &#8220;23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür&#8221; başlıklı bir yazı kaleme  alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü çocuk günü yapmaya çalışarak  doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar  için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Nihayet 23 Nisan 1927&#8242;de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü <em>Çocuk Bayramı</em> olarak şöyle duyurmuştur:</p>
<blockquote style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara&#8217;da ilk teşkile günü   olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbii edilmiştir.   Bize yeni bir vatan veyeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle   fedakar gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet   alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin   şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç,   ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar   için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle   temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle   beraber, çocuk gününün layıkı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için   aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i   Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder.</em></strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve  çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın  kutlanmaya başlanacaktır. Cemiyeti buna iten neden ise cemiyetin yetim çocukları için gelir kaydetme anlayışıdır. Böylece çocuk bayramı ortaya çıkmıştır. Çocuk bayramı adı daha resmiyet  kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan &#8220;Millî Hâkimiyet Bayramı&#8221;nın  yanı sıra &#8220;<strong>Çocuk Bayramı</strong>&#8221; olarak da kutlanacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">1927&#8242;de ilk kez kez  kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara  neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927&#8242;deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından  birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu&#8217;nun konser  vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankaradaki binalarından birine <em>Çocuk Sarayı</em> adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey&#8217;in çocukları da katılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1929&#8242;da çocuklara ilgi daha da artmış ve o yıl ve daha sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası &#8220;<strong>çocuk haftası</strong>&#8221; olarak kutlanmıştır. Daha sonraları, 70&#8242;li yıllara kadar ulusal boyutta ünlenerek ve  katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına  1975&#8242;te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katılmış ve bir hafta çocuk programları yayımlamıştır. 1978&#8242;de Meclis Başkanlığı&#8217;nın izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı. 1979&#8242;da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980&#8242;de de  bütün illerden gelen çocuklarla &#8220;Çocuk Parlamentosu&#8221; oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından  dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve  1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramın en son şeklini alışı ise 1981&#8242;de gerçekleşmiştir. Darbe döneminde Milli Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne  kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama &#8220;<strong>23 Nisan Ulusal  Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>&#8221; adını vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nde 23 Nisan 1921&#8242;de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kutlanışı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan&#8217;ın Çocuk Bayramı olarak kutlanışı 23 Nisan 1927&#8242;de Atatürk&#8217;ün himayesinde başlamış, Cumhurbaşkanlığı Bandosu çocuklar için konser vermiş ve Ankara&#8217;da çocuk balosu düzenlenmiştir. 1928&#8242;de Dr. Fuat (Umay) Bey&#8217;in teklifiyle daha geniş içerikli bir  program hazırlanmış, ilanlar verilmiş, halk davet edilmiş, çocuk  alayları oluşturulmuş, yarışmalar ve geziler düzenlenmiştir. 1929&#8242;daki 23 Nisan&#8217;dan önce HEC 23-30 Nisan haftasını çocuk haftası  olarak duyurmuş, etkinlikler çoğaltılarak bir haftaya yayılmıştır. Asıl  bayram yine 23 Nisan&#8217;da kutlanmış, çocuk balosu yine Atatürk tarafından  himaye edilmiştir. Yine de HEC ve Türk Ocağı&#8217;nın  bütün çabalarına rağmen ülke çapına yayılmada sorunlar yaşanmıştır.  Birkaç yıl böyle gitmesi üzerine, Kırklareli milletvekili Dr. Fuat Umay&#8217;ın  teklifiyle 20-30 Nisan arasında tüm telgraf ve mektuplara Himaye-i  Etfal Şefkat Pulu yapıştırılması mecliste onaylandı. Yasa, 14 Nisan  1932&#8242;de yürürlüğe girdi.</p>
<p style="text-align: justify;">1933 23 Nisan&#8217;ında Atatürk yeni bir gelenek başlattı. O sabah çocukları makamında kabul etti ve onlarla sohbet etti. Aynı yıl stadyumlarda beden hareketi gösterileri yapılmaya başlandı. O bayram, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey&#8217;in kaleme aldığı Andımız çocuklar tarafından ilk kez okundu. 1933&#8242;te artık Çocuk Bayramı devlete de mal olmuştu. Yine de 1935&#8242;teki yasa değişikliğinde çocuk bayramında hiç söz edilmedi. Yalnız resmî ismi konmamış olsa da, Milli Hâkimiyet Bayramı&#8217;nın yanında  &#8220;23 Nisan Çocuk Bayramı&#8221;, devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa  hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">1970&#8242;lerde artık 23 Nisan Çocuk Bayramı tüm ulustan katılım alan bir  bayram halini almıştı. 1975&#8242;ten itibaren TRT de programlarıyla destek  vermiş, 1979&#8242;da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da  katılmasına karar verilmiş, 1980&#8242;de de &#8220;<strong>Çocuk Meclisi</strong>&#8221;  oluşturulmuştur. Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramı&#8217;yla tamamen  aynı etkinliklerde kutlanmış oluyordu. Nitekim 1981&#8242;de  birleştirilecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden  sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve  başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen  etkinlikler yer alır. Önceden belirlenmiş öğrenciler kısa bir süreliğine  kurumlardaki devlet memurlarının makamlarına oturur, onlarla orada  sohbet edilir. Ayrıca 23 Nisan günü Türkiye&#8217;de resmî tatil günüdür. İlköğretim öğrencilerine 22 Nisan günü de tatildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Vikipedia</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstiklâl Marşı</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/istiklal-marsi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/istiklal-marsi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2011 18:15:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklâl Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Zeki Üngör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1096</guid>
		<description><![CDATA[İstiklâl Marşı, Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılmış, Osman Zeki Üngör tarafından bestelenmiş ve 12 Mart 1921&#8242;de TBMM  tarafından milli marşımız olarak kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin yanı sıra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin de milli marşıdır. Kurtuluş Savaşı sırasında, savaşın milli ruh içerisinde kazanılması ve milletimizi yüreklendirmek amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı bir şiir yarışması düzenlemiştir. Yarışmaya 724 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstiklâl Marşı, Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılmış, Osman Zeki Üngör tarafından bestelenmiş ve 12 Mart 1921&#8242;de TBMM  tarafından milli marşımız olarak kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin yanı sıra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin de milli marşıdır.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı sırasında, savaşın milli ruh içerisinde kazanılması ve milletimizi yüreklendirmek amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı bir şiir yarışması düzenlemiştir. Yarışmaya 724 şiir katılmıştır ancak Mehmet Akif Ersoy para ödülü olması sebebiyle yarışmaya katılmak istememiş ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi tarafından ikna edilerek yarışmaya katılmıştır. Kurtuluş Savaşı&#8217;nı kazanacak olan Türk Ordusu&#8217;na ithaf edilen şiir 12 Mart 1921&#8242;de Mecliste İstikâl Marşı olarak kabul edilmiştir. İlk defa Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından okunmuştur.</p>
<p>Şiirin bestelenmesi için açılan 2. yarışmada Ali Rıfat Çağatay&#8217;ın bestesi seçilmiştir ve 1930 yılına kadar kullanılmıştır. 1930 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör&#8217;ün 1922&#8242;de hazırladığı bestesi kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde de kullanılan beste Osman Zeki Üngör&#8217;ün bestesidir.</p>
<p>Resmi törenlerde kullanılan bu beste ile sadece ilk iki dörtlük İstikâl Marşı olarak söylenir. Tamamı dokuz dörtlük ve 1 beşlikten oluşur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1097 aligncenter" title="382px-İstiklal_Marşı_1._sayfa" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/382px-İstiklal_Marşı_1._sayfa.jpg" alt="" width="382" height="599" /></p>
<p style="text-align: left;"><img class="size-full wp-image-1098 aligncenter" title="400px-İstiklal_Marşı_2._sayfa" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/400px-İstiklal_Marşı_2._sayfa.jpg" alt="" width="400" height="600" />İstiklâl Marşı</p>
<p style="text-align: left;">
<p>Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;<br />
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.<br />
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;<br />
O benimdir, o benim milletimindir ancak</p>
<p>Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!<br />
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?<br />
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…<br />
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!</p>
<p>Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.<br />
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!<br />
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.<br />
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım</p>
<p>Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,<br />
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.<br />
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,<br />
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?</p>
<p>Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.<br />
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.<br />
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…<br />
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın</p>
<p>Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:<br />
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.<br />
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:<br />
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.</p>
<p>Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?<br />
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!<br />
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,<br />
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.</p>
<p>Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:<br />
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.<br />
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-<br />
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli</p>
<p>O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,<br />
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,<br />
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;<br />
O zaman yükselerek arşa değer belki başım</p>
<p>Dalgalan sen de şafakalar gibi ey şanlı hilal!<br />
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.<br />
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:<br />
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;<br />
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/istiklal-marsi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/30-agustos-zafer-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/30-agustos-zafer-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Aug 2009 21:59:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli Günler]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1017</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu. Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919&#8242;da Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk&#8217;ün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros                Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor,                vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır                üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor,                bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.<br />
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette                mümkün değildi. 19 Mayıs 1919&#8242;da Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a çıkmasıyla,                lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk&#8217;ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı&#8217;nı                başlattı. Amasya Genelgesi&#8217;nin yayınlanmasının ardından Erzurum                ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919&#8242;da Ankara&#8217;ya                gelen Atatürk, 23 Nisan 1920&#8242;de TBMM&#8217;yi kurdu. Böy-lece hem memleketin                yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı&#8217;nın                merkezi Ankara oluyordu.<br />
TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu                ve kurtuluş çarelerini aradı. &#8220;Misak-ı Millî sınırları içinde                vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü&#8221;nden hareketle,                düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa                girildi. İlk başarı, Doğu&#8217;da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı.                Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü                Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar&#8217;a büyük                bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya                geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: &#8220;<em>Hattı                müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın                her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.</em>&#8221;                emrini verdi.<br />
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu                karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan                Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından                beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk                milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir                savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından,                Mustafa Kemal&#8217;e &#8220;gazi&#8221; unvanı ve &#8220;Mareşal&#8221; rütbesi                verildi.<br />
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya                Savaşı&#8217;ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme                kararı alındı.</p>
<p style="text-align: justify;"><a title="2 Çılgın Türk Askeri" rel="lightbox[3030]" href="http://www.turkcemiz.net/resimler/2-cilgin-turk.jpg"><img class="size-medium wp-image-1018 alignleft" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/2-cilgin-turk-220x300.jpg" alt="2 Çılgın Türk Askeri" width="220" height="300" /></a>1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk                birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld&#8221;.                İstanbul&#8217;daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf                Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen                toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi                yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal&#8217;in başkomutan-lığını                yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922&#8242;de düşmana saldırdı. Bir saat içinde                düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos&#8217;ta düşman çember içine                alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı                Trikopis&#8217;te vardı.<br />
Bu savaş, Atatürk&#8217;ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık<br />
Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.<br />
Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra                düşman, İzmir&#8217;e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922&#8242;de İzmir&#8217;in kurtarılmasıyla                yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve                alçakça işgaline &#8220;dur&#8221; diyen ve kanımızın son damlasını                akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük                zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/30-agustos-zafer-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toprak Reformu Nedir?</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/toprak-reformu-nedir.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/toprak-reformu-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 May 2009 10:36:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sorunlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ATATÜRK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=974</guid>
		<description><![CDATA[Toprak reformunun amacı; Osmanlı’dan ilkel bir tarımsal yapı ve adaletsiz bir toprak düzeni devralan Türkiye Cumhuriyeti, sorunların çözümü amacıyla 1920’lerin başında başlattığı çeşitli reformlardan biri olan “toprak reformu” konusunda, ilk yılları münferit sorunlara çözüm arayışları ile geçirmiştir. Yurt dışı ya da zorunlu yurt içi göç dalgalarına çözüm arayışları sürecinde, Atatürk’ün 1937 yılında TBMM’yi açış konuşmasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Toprak reformunun amacı;</p>
<p>Osmanlı’dan  ilkel bir tarımsal yapı ve adaletsiz bir toprak düzeni devralan Türkiye  Cumhuriyeti, sorunların çözümü amacıyla 1920’lerin başında  başlattığı çeşitli reformlardan biri olan <em>“toprak reformu” </em>konusunda, ilk yılları münferit sorunlara çözüm arayışları  ile geçirmiştir. Yurt dışı ya da zorunlu yurt içi göç dalgalarına  çözüm arayışları sürecinde, Atatürk’ün 1937 yılında TBMM’yi  açış konuşmasında söylediği; <em><strong>“Bir defa memlekette topraksız  çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi  ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir sebep suretle, bölünemez  bir mahiyet almasıdır.”</strong></em> sözleri, Toprak Reformu çalışmalarının  önünü açmıştır.</p>
<p>Özellikle topraksız ya da  az topraklı çiftçi ailelerinin geçimini sağlayacak toprak ile topraklandırılmalarını  öngören ve bu amaçla 5000 dekardan fazla toprağı bulunan büyük  toprak sahiplerinin topraklarının kamulaştırılmasına olanak tanıyan  1945 tarihli ve 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, siyasi  bakış açısının değişmesi ve uygulamadaki yanlışlar nedeniyle  hedefine ulaşamamıştır. 1961 Anayasası sonrası arayışların  ardından, 1973 tarihli ve 1757 Sayılı Toprak ve Tarım Reformu Yasası,  şekil yönünden kısa sürede Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş,  10 Mayıs 1978 yılına kadar yeni bir düzenleme yapılmaması nedeniyle,  Toprak Reformu uygulamaları yürütülememiştir. 1984 tarihli ve 3083  sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu  Kanunu ise,<em> “toprak”</em> yerine <em>“tarım” </em>kavramına dayanarak, daha  ziyade tarımsal gelişmeyi öngörmüş, topraklandırma konusunda  önemli uygulamalar gerçekleştirilememiştir.</p>
<p>Gelinen noktada; tarım sektörü  yapısal sorunlarını aşamamış, araziler çok küçük, çok parçalı  ve dağınık, halen bir çok yörede topraksız ya da az topraklı  yurttaşımız yaşam mücadelesi veriyor, kiracılık-ortakçılık  ve yarıcılık düzeni belli kurallara bağlanmamış, Ülke geneli  gibi GAP bölgesinde de tarımsal altyapı sorunları çözülememiş,  ülkenin tapu ve kadastro sorunu çözülememiş, çarpık kentleşme  sorunu çözülememiş, tarım toprakları yok oluyor, planlı kalkınma  çabaları yerini tümüyle serbest piyasa koşullarına bırakmış,  Türkiye bir çok tarım ürününde net dışalımcı konuma gelmiştir.</p>
<p>1954 yılında 6235 Sayılı  Yasa ile kurulan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB),  2005 yılında, üretim yapıları kadar demokratik yaşamı da yakından  ilgilendiren böylesine önemli ve güncel bir konuyu yeniden kamuoyunun  gündemine taşımayı kararlaştırmıştır. Bu amaçla, Harita ve  Kadastro Mühendisleri Odası (HKMO) ile Ziraat Mühendisleri Odası  (ZMO) tarafından sekreteryası ortaklaşa yürütülen “TMMOB Toprak  Reformu Kongresi &#8211; 2005”, 11-13 Kasım 2005 tarihlerinde Şanlıurfa’da  düzenlenecektir. Kongrenin amacı, tüm bu konuları siyasal, sosyal,  ekonomik ve kültürel açılardan ele alarak tartıştırmak ve toplum  yararına en uygun çözüm önerilerini geliştirmektir.</p>
<p><strong>“TMMOB TOPRAK REFORMU KONGRESİ 2005” SONUÇ BİLDİRGESİ</strong></p>
<p>Türk Mühendis ve Mimar Odaları  Birliği (TMMOB) tarafından, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası  ile Ziraat Mühendisleri Odası sekreteryalığında ortaklaşa düzenlenen <em> “TOPRAK REFORMU KONGRESİ 2005”</em> oturumları, 11-12 Kasım 2005 günlerinde  Şanlıurfa‘da gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Üretim yapıları kadar demokratik  yaşamı da yakından ilgilendiren ve egemen güçlerce unutturulmaya  çalışılan toprakreformu konusunu, küreselleşmenin yıkıcı etkilerinin  açıkça görüldüğü 2005 yılında yeniden kamuoyunun gündemine  taşıyan Kongre’de, şu saptamalar yapılmıştır:</p>
<p>Toprak reformu, ekonomik, toplumsal  ve siyasal boyutları olan ve çok boyutlu bir yaklaşımla çözülebilecek  bir sorunsaldır. Sorunun özünü oluşturan toprak mülkiyeti, tarımsal  yapıdan soyutlanarak değerlendirilemez. Cumhuriyeti kuranların, toprak  dağılımındaki adaletsizliğin ve tarımsal yapıdaki geriliğin  aşılmasına yönelik olarak siyasal, toplumsal ve ekonomik gerekçelerle  1930’lu yıllarda gündeme getirdikleri <em>“toprak reformu”</em>, henüz  gerçekleştirilememiştir. Aksine, çok partili dönemden günümüze  kadar, siyasal yapıya egemen olan güçlerin etkisiyle, halkımız,  sorunu çözmeyen <em>“tarım reformu”</em> programlarıyla oyalanmıştır.  Küreselleşme sürecinde ise, ulusötesi şirketlerin istemlerini içeren  ve toprağı bir meta olarak piyasanın ve sermayenin hizmetine sunan  “tarım reformu” programları yürürlüğe konulmuştur. Toprak  üzerindeki güç paylaşımı sürecinde topraksız ve az topraklı  köylü sorununun devam etmesi, kır emekçilerinin ekonomik ve siyasal  anlamda sömürülmesine yol açmaktadır. Toprağa sahip olanlar, sözleşmeli  tarımla gıda ve tohum tekellerinin çıkarlarına uygun üretimde  bulunarak sömürülmektedir. AB’ye uyum amacıyla işletme ölçeklerinin  artırılması ve kırsal nüfusun % 5’lere indirilmesi isteğinin  gündeme geldiği günümüzde sermaye şirketlerine ait büyük tarım  işletmelerinin kurulmasına yönelik girişimler yoğunlaşmaktadır.  Yoksullaşan ve üretim aracından yoksun kalan köylünün tek seçeneği  durumuna gelen göç olgusu; çarpık kentleşme, marjinalleşme ve  yabancılaşmayı arttırmakta ve kent emekçilerinin işsizliğine  veya ucuz işgücüne dönüşmesine yol açmaktadır.</p>
<p>Gelinen noktada:</p>
<p>Tarım sektörü yapısal sorunlarını  aşamamıştır,</p>
<p>Araziler çok küçük, çok  parçalı ve dağınık durumdadır,</p>
<p>Halen bir çok yörede topraksız  ya da az topraklı yurttaşımız yaşam mücadelesi vermektedir,</p>
<p>Kiracılık-ortakçılık ve  yarıcılık düzeni belli kurallara bağlanmamıştır,</p>
<p>Toprak reformu hedefleri ile  tutarlı biçimde tapu ve kadastro sorunları çözülememiştir,</p>
<p>Toprak kaynaklarımız, erozyonla,  tarım dışı amaçlı kullanım ve yanlış uygulamalarla yok olmaktadır,</p>
<p>Toprak reformu kapsamında  değerlendirilmesi gereken hazine arazileri satılmaktadır,</p>
<p>Yabancılara arazi satışı  Anayasa hükümleri zorlanarak yaşama geçirilmektedir,</p>
<p>IMF ve Dünya Bankası odaklı <em> “Tarım Reformu”</em> projeleri, tarım sektörünün sosyo-ekonomik  yapılarında yıkıcı sonuçlar üretmektedir.</p>
<p>Birçok tarım ürününde  dışalımcı konuma gelinmiştir,</p>
<p>Toprak-insan ilişkilerinin  toprak mülkiyeti temelinde çözülmemesi, insanlarımızın sosyal  ve katılımcı toplumun bir bireyi olmasını engellemiş, bu yapı  demokratik yaşamın özünü zedelemiştir.</p>
<p>Bugünkü koşullarda, mevcut  siyasal iktidarların yaklaşımlarıyla, ülke çapında bir toprak  reformu yapılması şansı yitirilmiş gözükmektedir. Topraksız  ve az topraklı çiftçilere toprak dağıtımını gündemine almayan  siyasal iktidarlar, sermayenin kamu arazilerine yönelik taleplerini  koşulsuz karşılamaktadır. Tarımsal yapıdaki bozukluklar ve topraktoprak reformunu gerekli kılmaktadır.  mülkiyetindeki dengesizlikler ise, ülke çapında günümüz koşullarını  göz önüne alan bir</p>
<p>Toprak-insan ilişkileri açısından  ülkemizdeki mevcut durumun, dünyadaki değişim de dikkate alınarak  ortaya konulduğu ve önceki uygulama sonuçlarının değerlendirildiği  Kongre’de; TMMOB’nin Toprak Reformuna ilişkin şu istemlerinin  kamuoyuna duyurulması kararlaştırılmıştır:</p>
<p>Yeryüzünde üretilemeyen  ve kolayca yok edilebilen tek kaynak olan toprakla ilgili tüm çalışmalar,  öncelikli olarak belirlenen stratejik hedefler doğrultusunda yürütülmelidir.</p>
<p>Anayasanın özellikle 35.,  44., 45. ve 166. maddelerine uygun yasal ve kurumsal yapılanma sağlanmalıdır.</p>
<p>Tarım, gerçek ve stratejik  bir sektör olarak yeniden planlanmalı, üretimi ve üreticiyi destekleyen  politikalarla yaşanan olumsuz süreç durdurulmalı, ulusal tarım  politikaları uygulamaya konmalıdır.</p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü, IMF,  Dünya Bankası ve AB’nin halkımızın çıkarlarını gözetmeyen  dayatmaları kabul edilmemeli, bağımlılık yaratan anlaşmalar yürürlükten  kaldırılmalıdır.</p>
<p>Tarımda toprak mülkiyet yapısı  yoksul halkın çıkarları doğrultusunda yeniden ele alınmalıdır.</p>
<p>Toprak sahipliğinde tekelleşmeyi  önleyici düzenlemeler yapılmalı, toprağın ekonomik sömürü ya  da nüfuz aracı olarak kullanılmasına izin verilmemelidir.</p>
<p>Ülkemizde zorunlu durumlardan  dolayı boşalan ya da zorla boşaltılan köylerimizdeki insanlarımızın  yerinden ve topraklarından göç ederek üretimden ve doğal yaşamdan  koparılmasının önüne geçilmeli, köye dönüş süreci sorunsuz  yürütülmelidir.</p>
<p>Kırdan kente göç sorunu  bağlamında, tarım sektörü kalkındırılmalı ve tarım nüfusunun  refahı artırılmalı, iç ticaret hadlerinin tarım aleyhine gelişmesinin  önüne geçilmeli, çiftçi ailesine yerinden olmaksızın sanayi ve  hizmet kesiminde iş ve gelir olanakları sağlanmalı ve kırsal alandaki  fiziki yerleşim deseni ve ulaşım şekli bu amaca uygun duruma getirilmelidir.</p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar  Kanunu kaldırılmalıdır.</p>
<p>Köy Yasası ve Tapu Yasası’nda  yapılan değişiklikler ve diğer yasalarla yabancılara tanınan mülk  edinimi olanağı ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<p>Toprak reformu, yalnızca arazi  dağıtım ile sınırlı kalmamalı, yaşayabilir ve yarışabilir  işletme yapıları kurulmalı ve desteklenmelidir.</p>
<p>Hazineye ait tarım arazileri  kullanımı öncelikle topraksız ve az topraklı çiftçilere verilmelidir.</p>
<p>Mayınlı araziler temizlenerek  topraksız ve az topraklı çiftçilerin kullanımına açılmalıdır.</p>
<p>Belirli büyüklüğün üstündeki  topraklar kamulaştırılmalı, kamulaştırılmayan arazileri ise artan  oranda vergilendirilmelidir.</p>
<p>Zilyetlik hükümleriyle toprak  mülkiyeti edinme uygulamasına son verilmelidir.</p>
<p>Ülke kadastrosu, arazi yönetimi  kavramı içinde değerlendirilmeli; kentsel ve kırsal arazi kullanımının  planlanması ve çevre sorunlarının çözümü, ekonomiye gerekli  katkının sağlanması, sosyal yapının iyileştirilmesi hedeflerine  yönelik, çağdaş, parsel bazlı bir bilgi sistemi oluşturulmalı  ve güncel tutularak yaşatılmalı ve tek elden yönetilen bir konuma  getirilmeli, kadastro çalışmalarının tamamlanması ve güncelleştirilmesi  bir master plana bağlanmalı ve gerekli ödenekler sağlanmalıdır.</p>
<p>Orman kadastrosu çalışmaları  ülke kadastrosu içinde değerlendirilmeli ve bitirilmeli, ormanlarımızın  amaç dışı kullanımlarına ve yağmalanmasına yol açacak hukuki  düzenlemelerden vazgeçilmelidir.</p>
<p>Meralarımızın tespiti çalışmaları  ülke kadastrosu içinde değerlendirilmeli ve hızla bitirilmeli, meralarımız  iyileştirilerek amacına uygun kullanılmalıdır.</p>
<p>Türk Medeni Kanununda değişiklik  yapılarak, tapu kütüklerinde aleniyet sağlanmalı, arazi parçalanmasını  önleyecek mirasın geçişi ile ilgili hükümler uygulanabilir şekilde  düzenlenmelidir.</p>
<p>Kırsal ve kentsel toprak düzenlemelerinde  halkın sürece katılması için demokratik bir yönetim anlayışı  benimsenmelidir.</p>
<p>Üreticilerin demokratik kooperatiflerde  ve üretici sendikalarında örgütlenmesi özendirilmelidir.</p>
<p>Bölgelerarası dengesizliklerin  giderilmesine yönelik sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel politikalar,  demokratik bir planlama ile yaşama geçirilmelidir.</p>
<p>Devletin küçültülmesi çabalarının  aksine, toprak-insan ilişkileri düzenlenirken daha az değil, daha  çok devlet müdahalesine olanak sağlanmalı, kamu yönetimi güçlendirilmelidir.</p>
<p>Toprak, orman ve mera gibi  doğal kaynaklarımızla ilgili hukuksal düzenlemelerde af niteliğindeki  maddelere yer verilmemelidir.</p>
<p>Toprağı koruma, geliştirme  ve planlı kullanma çalışmalarını merkezi düzeyde yürütecek  özel bütçeli, taşra örgütü olan bir Genel Müdürlük hemen kurulmalıdır.</p>
<p>Sulama, arazi toplulaştırma  ve tarla içi geliştirme hizmetleri eşzamanlı planlanmalı, gerekli  ödenekler ayrılarak hızla tamamlanmalıdır.</p>
<p>3083 sayılı Sulama Alanlarında  Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununda değişiklik yapılarak  kamu adına kesinti yapılması sağlanmalıdır.</p>
<p>AB’ye uyum sürecinde gündeme  gelen<em> “Tarımın Kapitalistleştirilmesi”</em> ve <em>“Köylülüğün  Tasfiyesi”</em> politikası yaşama geçirilmemeli, ülkemizin ve halkımızın  çıkarları ön planda tutulmalıdır.</p>
<p>Mesleki demokratik kitle örgütü  olmanın sorumluluğuyla hareket ederek çağdaş, bağımsız, demokratik  ve sanayileşen bir Türkiye özlemiyle üyelerinin sorunlarının toplumun  sorunlarından ayrılamayacağı bilinciyle halktan ve emekten yana  tavır alan, bu doğrultuda politikalar üreten ve mücadele veren TMMOB;  <em>“Başka bir Türkiye, Başka bir Dünya, Başka bir Yaşam mümkün”</em> demektedir.</p>
<p>TMMOB; toprak reformu sorunsalının,  kırsal ve kentsel alanı kapsayacak şekilde, toprağı ve insanı  korumak ve geliştirmek için doğadan ve emekten yana bir sistem değişikliği  şeklinde ele alınmasını zorunlu görmektedir.</p>
<p>Kaynak:  <a href="http://www.tmmob.org.tr/">TMMOB</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/toprak-reformu-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

