<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Milli Mücadele Dönemi</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/yazi/turk-tarihi/anadolu-tarihi/milli-mucadele-donemi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Lozan Barış Antlaşması</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/lozan-baris-antlasmasi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/lozan-baris-antlasmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:46:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1122</guid>
		<description><![CDATA[Mudanya Mütarekesi sonucu, kesin barış antlaşması görüşmelerine gidilmiş ve tarafsız bir ülkenin şehri olarak Lozan (İsviçre) görüşmelerin yapılacağı yer olarak seçilmiştir. Lozan Barış Konferansı&#8217;nda, yalnız Yunanistan&#8217;la bir hesaplaşma ve savaşa son veren bir barış antlaşması yapma söz konusu değildi. Aynı zamanda, I. Dünya Savaşı&#8217;nın galipleri ile hesaplaşma, hukuki ve siyasi yönden uyuşmazlıkları çözümleme, yüzyıllardan beri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mudanya  Mütarekesi sonucu, kesin barış antlaşması görüşmelerine gidilmiş ve  tarafsız bir ülkenin şehri olarak Lozan (İsviçre) görüşmelerin  yapılacağı yer olarak seçilmiştir.  Lozan  Barış Konferansı&#8217;nda, yalnız Yunanistan&#8217;la bir hesaplaşma ve savaşa son  veren bir barış antlaşması yapma söz konusu değildi. Aynı zamanda, I.  Dünya Savaşı&#8217;nın galipleri ile hesaplaşma, hukuki ve siyasi yönden  uyuşmazlıkları çözümleme, yüzyıllardan beri süre gelen sorunlara çözüm  aranmaktaydı. Açıkça, &#8220;Doğu Meselesi&#8221; bütün konferansın ağırlık  merkezini oluşturuyordu.<br />
Barış  Konferansı, 20 Kasım 1922 Salı günü saat 16&#8242;da Lozan şehrinin Mont Benon  Gazinosu&#8217;nda toplandı. Tarafsız İsviçre Konfederasyonunun Başkanı  Habab&#8217;ın konuşması ile açıldı. Lord Curzon&#8217;dan sonra söz alan İsmet Paşa  (İnönü), daha ilk andan itibaren istiklal ve hakimiyet davasını önemle  belirtmiş, &#8220;Bütün medeni milletler gibi hürriyet ve istiklal istiyoruz&#8221;  diyerek sesini duyurmuştur.<br />
Konferans, 4  Şubat&#8217;da Antlaşmazlık yüzünden kesilmiş, 23 Nisan 1923&#8242;te ikinci defa  toplanarak, 24 Temmuz 1923&#8242;te Barış Antlaşması imza edilmiştir. Lozan  Barışı sekiz aylık çetin ve uzun bir müzakere devresinden sonra, Lozan  Üniversitesi&#8217;nin tören salonunda imzalanmıştır. Lozan&#8217;da imzalanan  belgeler, esas Barış Antlaşması, 16 adet sözleşme, protokol, beyanname  ile bir de nihai senetten ibarettir. Lozan&#8217;da imzalanan bu belgelerle,  sadece bir barış Antlaşması yapılmamış, aynı zamanda Türkiye ile Batı  devletlerinin siyasi, hukuki, iktisadi ve sosyal ilişkileri yeni baştan  düzenlenmiştir.<br />
Lozan Barış  Antlaşması önsözünde, devletlerin istiklal ve hakimiyetine saygı  gösterilmesi ilkesine yer vermiştir. Bu ilke, yeni Türkiye&#8217;nin 1. Dünya  Savaşı&#8217;nın galipleri ile eşit şartlar altında, Lozan&#8217;da siyasi bir  mücadeleye giriştiğini gösteren bir hükümdür. Türk istiklal ve  hakimiyetinin tanınması bakımından da önem arz eder.<br />
Esas Barış Antlaşması, bir önsöz ve 5 bölümden oluşan 143 maddedir.<br />
Lozan Barış Antlaşması&#8217;nda düzenlenen önemli konular aşağıda özetle belirtilmiştir bulunmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Sınırlar:<br />
Güney Sınırı </strong><br />
20 Ekim 1921  Ankara Antlaşması gereğince, Fransa ile anlaşılarak güney sınırı  kararlaştırılmış, Lozan&#8217;da bu sınır sadece teyit edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Irak sınırı </strong><br />
Irak sınırı  uyuşmazlığı çözülememiştir. Antlaşmada, Türk topraklarının tahliyesinden  itibaren, bu uyuşmazlığın dokuz ay zarfında dostane bir şekilde  halledileceği belirtiliyordu.<br />
Batı Sınırlarımız<br />
Yunanlılarla  batı sınırı, Misak-ı Milli&#8217;ye uygun, Mudanya Mütarekesi&#8217;nde ön görüldüğü  gibi, Meriç nehri sınır olmak üzere düzenlenmiştir. Karaağaç ve çevresi  Yunanlılardan alınarak savaş tamiratı karşılığı Türkiye&#8217;ye  bırakılmıştır. Ege Denizi&#8217;nde Bozcaada ve İmroz Türkiye&#8217;ye verilmiştir.  Ayrıca, Yunanlıların elinde bırakılan Anadolu kıyısına yakın adalar da,  askersiz hale getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Azınlıklar </strong><br />
Birinci Dünya  Savaşı&#8217;na son veren barış antlaşmalarında azınlıkların himayesine ait  hükümler mevcuttur. Lozan Barış Antlaşması&#8217;nın bu hususla ilgili  hükümleri incelendiğinde, azınlıklar bir ayrıcalığa sahip olmamışlardır.  Türk tebaasından sayılan gayri Müslimlerin kanun ve hukuk düzeni önünde  eşitliği söz konusu olmuştur. Antlaşmanın 42. maddesi ile gayrimüslim  azınlıklar yararına olarak kabul edilen şahsi haklar ile aile hakları,  Medeni Kanunumuzun yürürlüğe girmesi ile önem ve anlamını yitirmiştir.  Böylece Patrikhanelerin dünya işlerinde ve azınlıkların şahsi  muamelelerinde hiç bir yetkileri kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Kapitülasyonlar </strong><br />
Kapitülasyonlar,  adli, mali ve idari sahada yabancılara tanınan imtiyaz ve  muafiyetlerdir. Antlaşmanın 28.maddesiyle, kapitülasyonlar bütün  sonuçları ile birlikte kaldırılmış ve yeni Türkiye, yüzyıllardan beri  çekilen bir beladan sonsuza dek kurtulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Savaş Tazminatları </strong><br />
1.Dünya  Savaşı&#8217;nın galipleri, bizden 1.Dünya Savaşı sebebi ile tazminat talep  ettiler. Ayrıca buna ek olarak, işgal masraflarını, kendi tebaalarının  zarar ve ziyanlarını da eklemişlerdir. Savaş içinde Almanya&#8217;dan borç  karşılığı rehini bulunan beş milyon altın ve savaş yıllarında  İngiltere&#8217;ye sipariş edilen donanma bedeli de kendi ellerinde  bulunduğundan, bizlere verilmemiş ve tamirat karşılığı tutulmuştur.<br />
1. Dünya  Savaşı&#8217;na giren mağlup devletlere ciddi bir mali yük olan bu beladan,  geleceğe bir borç bırakılmadan, sadece fiilen elimizde bulunmayan meblağ  karşılık gösterilerek, büyük bir başarı ile sıyrılınmıştır.<br />
Türkiye,  Yunanistan&#8217;ın harbin devamından ve bunun neticelerinden doğan mali  vaziyetini dikkate alarak, tamirat hususunda her türlü taleplerinden  Karaağaç ve çevresinin Türkiye&#8217;ye bırakılması şartı ile vazgeçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>BORÇ SORUNU </strong><br />
1854&#8242;ten  itibaren Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam eden Osmanlı amme  borçları, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda yapılan istikrazlar da dahil, büyük  bir yekün teşkil ediyordu.<br />
Sene  tertipleri üzerinde borcun taksimi yerine, sermaye üzerinden borcun  taksimi ile esas borç toplamı bir hayli azaltılmıştır. Diğer taraftan bu  borçlar, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndan ayrılan devletlere de gelirle  orantılı olarak bölünmüştür. Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğunun Almanya,  Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan&#8217;a olan borçları bu devletlerle de  yapılan antlaşmalarla 1.Dünya Savaşı&#8217;nın galiplerine devredilmiştir.<br />
Osmanlı amme  borçlarının diğer çetin bir safhası da tediye edeceğimiz borçların hangi  para ile ödenmesi hususunda kendini göstermiştir. Karşı taraf bunu  altın veya sterlin olarak talep etmiştir. Biz, Türk parası ve Fransız  frangı olarak ödemeyi teklif ettik. Aradaki fark muazzam meblağlara  varmasına rağmen, burada da görüşümüz kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>BOĞAZLAR </strong><br />
Lozan&#8217;da imza  olunan en önemli belgelerden biri de, Türk Boğazlarının statüsü ile  ilgili sözleşmedir. Boğazlar sorunu, madde 23&#8242;de genel olarak yer almış,  Barış Antlaşması&#8217;na ek Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile ayrıca ayrıntılı  olarak düzenlenmiştir. Boğazlardan serbest geçişi, Boğazlar Komisyonunun  kurulmasını, boğazların ve civarının askersiz hale getirilmesini hedef  tutan ve Milletler Cemiyeti&#8217;nin de garantisini sağlayan hükümleri ihtiva  eden bu Sözleşme, 1936&#8242;da Montrö (Montreu<img title="İğneleyici" src="../images/smilies/rolleyes.gif" border="0" alt="" /> Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir. Milli hakimiyeti sınırlayıcı  hükümler kaldırılmış, milli çıkarlarımıza uygun hale getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Nüfus Değişimi </strong><br />
Lozan&#8217;da  çözümlenen bir diğer önemli sorun da, İstanbul&#8217;da yaşayan Rumlarla Batı  Trakya&#8217;da yaşayan Türkler hariç, Türkiye&#8217;deki bütün Rumlarla  Yunanistan&#8217;daki Türklerin değiştirileceğini öngören sözleşmenin, Barış  Antlaşması&#8217;na ek olarak konmasıdır.<br />
Lozan Barış  Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nın sağladığı, Türk milletinin hayati  haklarını ve emellerini gerçekleştirdiği bir eserdir. Lozan aynı  zamanda, Orta Doğunun en önemli bölgesinde, barış ve güvenliği kurmak ve  devam ettirmekle dünya barışına da hizmet etmiştir. Türkiye Lozan&#8217;da  genel olarak, Misak-ı Milli&#8217;yi gerçekleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>I. VE II. DÖNEM LOZAN KONFERANSI&#8217;NA KATILAN TÜRK DELEGASYONU</strong><br />
Başdelege : İsmet İnönü (Dışişleri Bakanı) Delegeler : Dr. Rıza Nur (Sağlık Bakanı), Hasan Saka (Maliye Bakanı) Danışmanlar : Münir  Ertegün, A. Muhtar Çilli, Veli Saltı, Zülfü Tigrel, Zekai Apaydın,  Mahmut Celal Bayar, Şefik Başman, Seniyettin Başak, Şevket Doğruker,  Mehmet Tevfik Bıyıklıoğlu, Tahir Taner, Nusret Metya, Yusuf Hikmet  Bayur, Zühtü İnhan, Fuat Ağralı, Mustafa Şeref Özkan, Şükrü Kaya, Hamit  Hasancan, Cavit Bey, Hayım Naum, Baha Bey Basın Danışmanları : Ruşen Eşref Ünaydın, Yahya Kemal Beyatlı Genel Sekreter ve Danışman : Reşit Saffet Atabinen Yazmanlar : Ali  Türkgeldi, Mehmet Ali Balin, Cevat Açıkalın, Celal Hazım Arar, Saffet  Şav, Süleyman Saip Kıran, Rıfat Bey, Dr. Nihat Reşat Belger, Atıf  Esenbel, Sabri Artuç<br />
Not : Yukarıdaki delegasyon 1.Dönem Lozan Konferansı&#8217;na (20 Kasım 1922-4 Şubat  1923) katılmıştır. Bu gruptan A.Muhtar Cilli, Veli Saltık, Zülfü  Tiğrel, M.Celal Bayar, Seniyettin Başak, Şevket Doğruker, Zühtü İnhan,  Şükrü Kaya, Hamit Hasancan, Cavit Bey, Hayım Naum, Baha Bey, Ruşen Eşref  Ünaydın, Yahya Kemal Beyatlı, Reşit Saffet Atabinen, Mehmet Ali Balim,  Cevat Açıkalın, Celal Hazım Arar, Saffet Şav., Süleyman Saip Kıran,  II.Dönem Lozan Konferansı&#8217;na (23 Nisan-17 Temmuz 1923) katılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>II. DÖNEM LOZAN KONFERANSI&#8217;NA YENİDEN KATILANLAR </strong><br />
Genel Sekreter ve Danışman : Tevfik Kamil Koperler Yazmanlar : Naci Kenter, Hamit Eseniş, Ali Muhtar Bey, Aziz Topkaç, Hüsnü Özer.<br />
Not : Fransa, İsviçre ve Almanya&#8217;da görevli hariciyecilerden Ferit Tek, Cemal  Hüsnü Taray, Cevat Üstün ve TBMM Almanya-Avusturya basın temsilcisi ve  Servet-i Fünun dergisi sahibi Ahmet İhsan Tokgöz bir süre konferans  çalışmalarına katılmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>GAZETECİLER </strong><br />
I.Dönemde : Ahmet Cevdet (İkdam), Ahmet Şükrü Esmer (Vakit), Hüseyin Cahit Yalçın (Tanin). II.Dönemde : Velid  Ebuzziya (Tevhid-i Efkar), Ahmet Şükrü Esmer (Vatan), Suphi Nuri İleri  (İleri), Ali Naci Karacan (Akşam), Kerami Kurtbay (Hakimiyeti Milliye),  Mecdi Sadrettin Sayman (İkdam), Kemal Salih Sel (Yeni Gün), Asım Us  (Vakit), Hüseyin CahitYalçın (Tanin), Ahmet Hidayet Reel (Öğüt).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/lozan-baris-antlasmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstiklal Madalyası Kanunu</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/istiklal-madalyasi-kanunu.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/istiklal-madalyasi-kanunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:39:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1120</guid>
		<description><![CDATA[Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden bazılarına ve savaş sırasında yararlılık gösterenlere istiklal madalyası verilmesi düşünüldü. Bu konuyla ilgili 66 sayılı kanun 29 Kasım 1920 günü Meclis&#8217;te kabul edilip, 4 Nisan 1921 gün Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Ön yüzünde, üstte Ankara şehrinin, ortada TBMM Binası&#8217;nın resmi bulunan madalyanın arkasında zafer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kurtuluş  Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi  üyelerinden bazılarına ve savaş sırasında yararlılık gösterenlere  istiklal madalyası verilmesi düşünüldü.   Bu konuyla ilgili 66 sayılı kanun 29 Kasım 1920 günü Meclis&#8217;te kabul  edilip, 4 Nisan 1921 gün  Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girdi.  Ön yüzünde, üstte Ankara şehrinin, ortada TBMM Binası&#8217;nın resmi bulunan  madalyanın arkasında zafer ve barışa işaret eden güneş ışınları  görülmektedir. Meclis&#8217;in sağında 23 Nisan solunda ise 1336 (1920)  yazılıdır. Meclis&#8217;in altında bulunan dünya haritası bilgiyi, orak ve  tırpanlar tarıma önem verileceğini, iki taraftaki meşaleler de barışı  anlatır. En altta kağnısıyla birlikte bir köylü kadını görülmektedir.  Madalyanın öteki yüzünde ay yıldızla çevrilmiş olarak Misak-ı Milli  sınırlarını gösteren Türkiye Haritası vardır. Bu harita üzerindeki tek  yıldız Ankara şehrini işaret etmekte, yıldızdan çıkan ışınlardan birisi  Kars&#8217;a kadar uzanmaktadır. En altta madalyanın yapılış yılı olan 1  Teşrinisani 1338 (1 Kasım 1922) tarihi bulunmaktadır. Çapı 35&#215;55 mm  ağırlığı 15.55 gr olan madalya pirinçten yapılmıştır.Milletvekillerine verilen madalyanın şeridi yeşil, cephede bulunanların  kırmızı, cephe gerisinde çalışanların da beyazdır. Cephede görev almış  milletvekillerinin madalya şeritleri yarı kırmızı, yarı yeşil renklidir.  Sağ göğüs üzerinde taşınır. Medeni haklarını kaybedenlerle cinayet  suçundan hükümlü olanlar İstiklal Madalyası&#8217;nı taşıma hakkını  kullanamazlar.<br />
30 Ocak 1929 gün ve 3579 sayılı kanun gereğince; İstiklal Savaşı&#8217;nda (15  Mayıs 1919&#8242;dan, 9 Eylül 1922&#8242;ye kadar) milli ordu da göre alan alay  sancaklarına da birer İstiklal Madalyası verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>İLK DEFA İSTİKLAL MADALYASI ALANLAR</strong><br />
TBMM Birinci Devre üyelerinden bazılarına İstiklal Madalyası verilmesi  için Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından yazılan tezkere, TBMM&#8217;nin 21  Kasım 1923 Çarşamba günü 65. toplantısında görüşülmüş ve yapılan oylama  sonucunda Mustafa Kemal ve 23 arkadaşına İstiklal Madalyası verilmesi  oybirliğiyle kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna göre, TBMM Birinci Devre üyelerinden olup Batı Cephesi&#8217;nin Kuzey  Grubu&#8217;nda yararlık gösteren asker milletvekilleriyle, sivil şahıslara 66  sayılı yasanın ikinci ve beşinci maddelerine dayanılarak İstiklal  Madalyası verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumda madalya verilen kişiler şunlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">1. Gazi Mustafa Kemal Paşa(Ankara)<br />
2. Fevzi  Paşa (Çakmak) (Kozan)<br />
3. İsmet Paşa (İnönü) (Edirne)<br />
4. Ali  Paşa Fuat (Cebesoy)  (Ankara)<br />
5. Kazım Paşa (Karabekir) (Karesi)<br />
6. Refet Paşa (Bele) (İzmir)<br />
7. Fahrettin Paşa (Altay) (Mersin)<br />
8. Ali  Bey (Çetinkaya) (Karahisarı Sahip)<br />
9. Avni Bey ( Zaimler) (Saruhan)<br />
10. Hüsrev (Gerede) Bey (Trabzon)<br />
11. Cavit Bey (Erdel) (Kars)<br />
12. Cafer Tayyar Eğilmez Paşa (Edirne)<br />
13. Hacı Şükrü Bey (Aydınlı) (Diyarbakır)<br />
14. Esat Efendi (İleri) (Aydın)<br />
15. Memduh Necdet Bey (Erbek) (Karahisarı Şarki)<br />
16. Ömer Lütfi Bey (Ergeşo) (Karahisarı Sahib)<br />
17. Selahattin Bey (Köseoğlu) (Mersin)<br />
18. Celal Bayar (Saruhan)<br />
19. Mustafa Necati Bey (Saruhan)<br />
20. Reşad Bey (Kayalı) (Saruhan)<br />
21. Mehmet Vehbi Bey (Bolak) (Karesi)<br />
22. Osmanzade Hamdi Bey (Aksoy) (Ertuğrul)<br />
23. Hüseyin Bey (Gökçelik) (Elazığ)<br />
24. Rıza Bey (Kotan) (Muş)</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: http://www.ataturk.net/mmuc/madalya.html</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a name="yukari"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/istiklal-madalyasi-kanunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tekâlif-i Milliye (Milli Yükümlülükler) Emirleri</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/tekalif-i-milliye-milli-yukumlulukler-emirleri.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/tekalif-i-milliye-milli-yukumlulukler-emirleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:36:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1119</guid>
		<description><![CDATA[Tekâlif-i Milliye Emirleri, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın önemli savaşlarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı&#8217;na daha iyi hazırlanmak için kanunlarla Başkomutan Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya verilen yasama yetkisidir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bu yetkisini kullanarak &#8220;Ulusal Yükümlülük Emirleridir&#8221; başlıklı emirleri yayınlamıştır. Yayınlanma tarihi 7 Ağustos 1921 olup toplamı on maddedir. Her ilçede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Tekâlif-i Milliye Emirleri</strong>, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın önemli savaşlarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı&#8217;na daha iyi  hazırlanmak için kanunlarla Başkomutan Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya  verilen yasama yetkisidir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bu yetkisini kullanarak &#8220;Ulusal Yükümlülük  Emirleridir&#8221; başlıklı emirleri yayınlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yayınlanma tarihi 7 Ağustos 1921 olup toplamı on maddedir.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Her ilçede Tekalif-i Milliye Komisyonu kurulacak.</li>
<li>Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.</li>
<li>Her aile bir askeri giydirecek.</li>
<li>Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40&#8242;ına daha sonra geri ödenmesi şartı ile el konacak.</li>
<li>Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40&#8242;ına karşılığı daha sonra geri ödenecek şartı ile el konacak.</li>
<li>Her türlü makineli aracın %40&#8242;ına el konacak.</li>
<li>Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20&#8242;sine el konacak.</li>
<li>Sahipsiz bütün mallar ordu emrine girecek.</li>
<li>Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde hizmet verecek.</li>
<li>Halkın elindeki araçlar aylık 100 km. askeri ulaşım yapacaklar.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">&#8220;Tekalif-i Milliye Emirleri&#8221;  çok kapsamlı olup bir taraftan aynı vergi mahiyetindeki uygulamayı  içermekte, diğer taraftan da hizmet vergisi mahiyetindeki uygulamayı  öngörmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ilçede kaymakamın başkanlığında mal müdürü ve ilçenin en büyük askeri amiri ile idare  meclisi, belediye ve ticaret odalarının seçtikleri üyelerden oluşan  Tekalif-i Milliye Komisyonları (Milli Yükümlülükler Komisyonları) kurulacaktır. Bu komisyonlara o yörenin Müdafaa-i Hukuk Dernekleri  merkez kurulundan iki üye ile köylerde imamlar ve muhtarlar tabii üye  olarak katılacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tekalif-i Milliye Komisyonları derhal toplantılara başlayacak ve  hiçbir komisyon üyesine hizmetleri karşılığı ücret ödenmeyecektir.  Ayrıca her komisyon iki ay süre ile askeri hizmetleri ertelenmek üzere  altı memur çalıştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tekalif-i Milliye Komisyonları, savaş ekonomisine giren ve Tekalif-i  Milliye Emirlerinde belirtilen malları toplayarak kendisine bildirilen  cepheye gönderecek, ayrıca bu emirlerin hizmet yükümlülüğüne ilişkin  hükümlerini uygulayacaktır. Komisyon üyelerinden görevinde ihmal  gösterenler, vatana ihanet suçu işlemiş sayılacak ve ona göre  cezalandırılacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/tekalif-i-milliye-milli-yukumlulukler-emirleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurtuluş Savaşı ve Ankara&#8217;nın Başken Olması</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:26:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1117</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, Padişah VI. Mehmet tarafından 30 Nisan 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliğine atandı. 19 Mayıs 1919&#8242;da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), &#8216;Ayıcı&#8217; Mehmet Arif Bey ve Hüsrev Bey (Gerede) ile birlikte Samsun&#8217;a çıktı. Burada Havza ve Amasya Genelgesi&#8217;ni yayınlayan ve Sivas ile Erzurum Kongresi&#8217;ni düzenleyen Mustafa Kemal, İstanbul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mustafa  Kemal Atatürk, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, Padişah  VI. Mehmet tarafından 30 Nisan 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliğine atandı. 19  Mayıs 1919&#8242;da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), &#8216;Ayıcı&#8217; Mehmet Arif  Bey ve Hüsrev Bey (Gerede) ile birlikte Samsun&#8217;a çıktı. Burada Havza ve  Amasya Genelgesi&#8217;ni yayınlayan ve Sivas ile Erzurum Kongresi&#8217;ni  düzenleyen Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti ile Amasya Protokolü&#8217;nü  imzalamıştır. Bu protokol üzerine Meclis-i Mebusan açılmıştır. Mustafa  Kemal, meclis çalışmalarını daha yakından izleyebilmek için 27 Aralık  1919&#8242;da Ankara&#8217;ya gelmiştir. Ankara&#8217;ya gelmesinin nedenleri arasında  buranın demiryolu ağına sahip olması, İtilaf Devletleri tarafından işgal  edilmemiş olması, merkezi bir konumda bulunması ve Batı Cephesi&#8217;ne  yakınlık gibi nedenler de etkili olmuştur. Meclis, 28 Ocak 1920&#8242;de  oybirliği ile Misakımillî&#8217;yi kabul etmiştir. Bunun üzerine İstanbul  işgal edilmiş ve meclis kapatılmıştır. Mustafa Kemal,  19 Mart 1920&#8242;de  illere ve kolordu komutanlıklarına bir genelge  göndermiş ve Ankara&#8217;da  olağanüstü bir meclisin açılacağını duyurmuştur.  Seçimlerin ardından 23  Nisan 1920&#8242;de TBMM açılmış ve hükümet kurulmuştur. Türk Kurtuluş Savaşı  bu meclisten yönetilmiş, savaşın kazanılmasının ardından Lozan  Antlaşması imzalanmış ve I. TBMM seçim kararı almış ve yerini II.  TBMM&#8217;ye bırakmıştır. İnkılap Meclisi olarak da anılan bu meclis 13 Ekim  1923&#8242;te Ankara&#8217;yı başkent ilan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ankara&#8217;nın Başkent Olması İçin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı&#8217;na Verilen Anayasa Değişikliği Teklifi<br />
Yüksek Başkanlığa</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Lozan   Antlaşması&#8217;nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün uygulanması son   bulmuş ve baştan başa yabancı işgalinden kurtulan Türkiye&#8217;nin fiilen   kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en değerli beldelerinden   İstanbul&#8217;umuz, İslamiyet&#8217;in hilafet merkezi olma durumunu, İslam alemi   içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma vasıtalarına emanet   edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer taraftan Türkiye   Devleti&#8217;nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde karar   vermek zamanı gelmiştir.<br />
Bir devletin  merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye&#8217;nin  idare  merkezinin Anadolu&#8217;da ve Ankara şehrinin seçilmesini gerekli   kılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen   hükümler, yeni Türkiye&#8217;nin varlığının esası, memleketin kuvvet   kaynakları ve gelişmesini Anadolu&#8217;nun merkezinde tesis etmek gereği,   coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış   güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle   özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli gerekçe   sayılacak durumdadır.<br />
Devletin  idare merkezinin yeni bir şekilde tesis ve gelişmesine bir an  önce  başlamak iç ve dış tereddütlere son vermek için alttaki kanun  maddesinin  kabulünü arz ve teklif ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kanun maddesi:</strong> Türkiye Devleti&#8217;nin idare merkezi Ankara şehridir. <em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>9 Ekim 1923<br />
</em></p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurtuluş Savaşı Yıllarında Kurulan Yararlı ve Zararlı Dernekler</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-yilllarinda-kurulan-yararli-ve-zararli-dernekler.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-yilllarinda-kurulan-yararli-ve-zararli-dernekler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:11:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1113</guid>
		<description><![CDATA[YARARLI DERNEKLER : Genel Amaçlı Dernekler : İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti : İzmir, 1 Aralık 1918 Cemiyet, kendisine katılan &#8220;İstihlası Vatan Cemiyeti&#8221; ve kurulmasına yardımcı olduğu &#8220;İlhakı Red Cemiyeti&#8221; ile kaynaşmış olarak faaliyetine İstanbul&#8217;da devam ederken İzmir&#8217;deki faaliyetlerini de işgal dolayısıyla Denizli&#8217;ye nakletmiştir. Tarakya &#8211; Paşaeli Heyet-i Osmaniyesi : Edirne, 2 Aralık 1918 Heyet-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_3316" style="text-align: justify;">
<p><img class="alignleft" src="http://www.ataturk.net/mmuc/6k.gif" border="0" alt="" /><strong> YARARLI DERNEKLER : </strong></p>
<p><strong>Genel Amaçlı Dernekler :</strong></p>
<ol>
<li>İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti : İzmir, 1 Aralık 1918 Cemiyet, kendisine katılan &#8220;İstihlası Vatan  Cemiyeti&#8221; ve kurulmasına yardımcı olduğu &#8220;İlhakı Red Cemiyeti&#8221; ile  kaynaşmış olarak faaliyetine İstanbul&#8217;da devam ederken İzmir&#8217;deki  faaliyetlerini de işgal dolayısıyla Denizli&#8217;ye nakletmiştir.</li>
<li>Tarakya &#8211; Paşaeli Heyet-i Osmaniyesi : Edirne, 2 Aralık 1918 Heyet-i Temsiliye&#8217;nin isteği ile Trakya-Paşaeli  Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını alarak, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk  Cemiyeti&#8217;nin şubesi olmuştur.</li>
<li>İstihlası Vatan Cemiyeti : Manisa, Kasım 1918 19 Mart 1919 Kongresi ile İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti&#8217;ne katılmıştır.</li>
<li>İlhakı Red Heyet-i Milliyesi (Müdafaa-i Vatan Heyeti) : İzmir, Aralık 1919</li>
<li>Hareket-i Milliye-Redd-i İlhak ve Redd-i İşgal Heyetleri : Balıkesir  Balıkesir ve Alaşehir Kongresi ile genelleştirilmiştir. Sivas  Kongresi&#8217;nden sonra da &#8220;Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221;  teşkilatına dönüşmüştür.</li>
<li>Heyet-i Milliye:
<ul>
<li>
<div id="post_message_3316">Aydın Heyet-i Milliyesi</div>
</li>
<li>
<div>Denizli Redd-i İlhak Heyet-i Milliyesi Denizli&#8217;de 29 Mayıs 1919&#8242;da  kurulmuştur. Asıl Heyet-i Milliye adını  taşıyan Cemiyet, 7 ağustos  1919&#8242;da, Nazilli&#8217;de aktedilen bir kongre ile  kurulmuştur. Nazilli  Kongresi bu bölgede kurulan Heyet-i Milliye  kuruluşları ile birleşmiş,  Alaşehir Kongresi ile genişleyerek Batı  Anadoluyu içine alacak şekilde  yayılmıştır. Sivas Kongresi&#8217;nden sonra da  Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i  Hukuk Cemiyeti&#8217;ne katılarak, bu cemiyetin  şubelerini oluşturmuşlardır.  Nazılli Kongresi ile Aydın, Muğla, Denizli,  Burdur, Isparta ve Antalya,  Nazilli merkezine bağlanmıştır. Bağlanan  kuruluşlar arasında, Çine  Heyet-i Milliyesi, Akhisar Redd-i İlhak, Söke  Heyet-i Milliyesi, Milas  Müdafaa-i Vatan Cemiyetlerini sayabiliriz.</div>
</li>
</ul>
</li>
<li>Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti :Trabzon,  12 Şubat 1919 Rize,Gümüşhane,Giresun ve Ordu&#8217;da şubeler açmıştır.  Cemiyet, Erzurum Kongresi&#8217;nden sonra &#8220;Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk  Cemiyeti&#8221; şubesine dönüşmüştür. Sivas Kongresi&#8217;nden sonra da &#8220;Anadolu ve  Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221; adını almıştır.
<ol></ol>
</li>
<li>Kilikyalılar Cemiyeti : Merkezi İstanbul, 21 Aralık 1918</li>
<li>Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Erzurum, 10 Temmuz 1919 2 Aralık 1918&#8242;de İstanbul&#8217;da kurulan &#8220;Vilayat-ı  Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti&#8221;nin Erzurum şubesi, daha  faal hareket etmek amacı ile &#8221; Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221;ne  dönüşmüştür. Kurucuları Erzurum Kongresi üyeleridir. Cemiyet, Sivas  Kongresi kararı ile &#8221; Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221;ne  katılmıştır. Erzurum&#8217;da kuruluş ise anılan cemiyetin şubesini  oluşturmuştur. Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8217;nin İstanbul  merkez olmak üzere, ilk kuruluşunda Erzurum&#8217;dan başka Elazığ,  Diyarbakır, Sivas, Bayburt, Bayezid, Hasankale, İspir, Narman, Bitlis,  Erzincan, Şebinkarahisar, Van, Hınıs, Tercan, Tortum ve Yusufeli&#8217;de  şubeleri vardı.</li>
<li>Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Sivas, 11 Eylül 1919 Sivas Kongresi kararı ile kurulmuştur. Müdafaa-i  Hukuk, Redd-i İlhak, Redd-i İşgal ve diğer benzeri isimler altında  kurulan cemiyet ve heyetler tek bir çatı altında birleştirilmiştir. Bu  karardan sonra bir çok il ve ilçemizde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesi  kurulmuştur.</li>
<li>Kars Milli İslam Şürası : Kars, Kasım 1918 17-18 Ocak 1919&#8242;da &#8220;Cenubi Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkate-i Milliyesi&#8221; olarak adını değiştirmiştir.</li>
<li>İstanbul&#8217;da Müdafaa-i Hukuk davasını desteklemek amacı ile kurulan gizli cemiyetler :
<ul>
<li>Karakol Cemiyeti : İstanbul,  Kasım 1919 Milli Mücadele&#8217;nin  başlangıcında Anadolu&#8217;ya yardımcı olmuş,  sonraları tehlikeli ilişkileri  nedeniyle kapatılmış, yerine Müdafaa-i  Milliye Teşkilatı ve MM grubu  kurulmuştur.</li>
</ul>
<ul>
<li> MM Grupları :
<ul>
<li>Müsellah MM grubu</li>
<li>MM grubu (Müdafaa-i Milliye)</li>
</ul>
</li>
<li>İstanbul Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : İstanbul, 1919</li>
</ul>
</li>
<li>İstanbul&#8217;da kurulan diğer cemiyetler :</li>
</ol>
<ul>
<li>
<ul>
<li>Milli Kongre : İstanbul, 1918 Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti&#8217;nin oluşturduğu bir  kuruluştur. Milli Kongre Fırkasının başkanı Esat Paşa, 1919 seçimleri  dolayısıyla Ankara ile uyuşmazlığa düşmüş, İstanbul&#8217;da Meclis-i  Mebusan&#8217;ın kapatılması sonucu, Fırkanın faaliyeti sona ermiştir.</li>
<li>Milli Ahrar Fırkası : İstanbul, 4 Mayıs 1919. Anadolu&#8217;daki hareketi desteklemiştir.</li>
<li> Milli Türk Fırkası : İstanbul, 23 Kasım 1918. Anadolu&#8217;daki harekete bağlı kalmıştır.</li>
<li> Anadolulular Cemiyeti : İstanbul, Ağustos 1921</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p><strong>Kadınların Kurdukları Cemiyetler : </strong></p>
<ol>
<li>İstihlas-ı Milli Kadınlar Cemiyeti : İstanbul, 24 Kasım 1918</li>
<li>Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti :Sivas,  10 Aralık 1919 Bu cemiyetin Konya, Niğde, Burdur, Aydın, Erzincan,  Kayseri, Kastamonu, Eskişehir, Amasya, Yozgat, Pınarhisar, Viranşehir ve  Kangal&#8217;da şubeleri kurulmuştur.</li>
</ol>
<p><strong>ZARARLI DERNEKLER </strong></p>
<p><strong>Milli varlığa ve Anadolu&#8217;daki milli harekete düşman cemiyetler : </strong></p>
<ol>
<li>İngiliz Muhipler Cemiyeti :İstanbul, 20 Mayıs 1919. Manda taraftarı</li>
<li>Wilson Prensipleri Cemiyeti : İstanbul, 14 Ocak 1919. Manda taraftarı</li>
<li>Kürdistan Teali Cemiyeti :İstanbul, Mayıs 1919.</li>
<li>Teali-i İslam Cemiyeti (Eski Cemiyet-i Müderrisin) : İstanbul, 19 Şubat 1919. Hilafetçi ve ümmetçi</li>
<li>Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti : İstanbul, Ocak 1919 28 Eylül 1919&#8242;da Hürriyet ve İtilaf Fırkası&#8217;na katılmıştır.</li>
<li>Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası : İstanbul, 14 Ocak 1919 Fırka, Sulh ve Selamet Cemiyeti ile Selamet-i Osmaniye Fırkası&#8217;nın birleşmeleriyle oluşmuştur.</li>
<li>Hürriyet ve İtilaf Fırkası : İstanbul, Ocak 1919</li>
<li>Nigehban Cemiyet-i Askeriyesi : İstanbul, Ocak 1919 Hürriyet ve İtilaf&#8217;la beraber hareket etmiştir.</li>
<li>Osmanlı İla-yi Vatan Cemiyeti : İstanbul,  19 Kasım 1919 Padişah taraftarı ve Müdafaa-i Hukukun tamamen  karşısındadır. Cemiyet, gizli olarak Milli Mücadele aleyhine örgütlediği  Tarik-i Salah (veya Tarikat-ı Salahiye) Cemiyeti ile beraber  çalışmıştır. Bu dernek ve partilerin dışında, faaliyetleri sınırlı ve  etkinliği yaygın olmayan, Osmanlı Mesai Fırkası, Osmanlı Çiftçiler  Cemiyeti, Türkiye Sosyalist Fırkası, Vahdet-i Milliye Heyeti, Türkiye  İşçi ve Çiftçi Sosyalist Partisi, Türk Teali Cemiyeti, Müsalemet  İttifakı, Amele Fırkası gibi kuruluşlar Anadolu&#8217;daki Milli Mücadele  hareketinin karşısında olmuşlardır.</li>
<li>Lazistan Selamet-i Milliye Cemiyeti : Rize, 23 Nisan 1919 Gürcülerin çıkarlarına hizmet eden para ile tutulmuş kimselerden oluşmaktadır.</li>
</ol>
<p><strong>Azınlıkların Kurdukları Zararlı Dernekler : </strong></p>
<ol>
<li>Rumların kurdukları cemiyetler :
<ul>
<li>a) Mavri Mira : Rum Patrikhanesi&#8217;nde kurulmuştur. Yunan Kızılhaç    Cemiyeti ile Resmi  Göçmenler Komisyonu da Mavri Mira&#8217;ya bağlı idiler.    Ayrıca, Rum  okullarındaki izci kuruluşları da tamamiyle Mavri Mira    tarafından  yönetilmekteydi.</li>
<li>b) Pontus Rum Cemiyeti</li>
<li>c) Trakya Cemiyeti İttihad-ı Milli ve Kordos adlı cemiyetler</li>
</ul>
</li>
<li>Ermenilerin Kurdukları Cemiyetler : Daha önceleri Ermenilerin kurmuş oldukları Taşnaksütyan ve Hınçak adlı  gizli ve yeraltı örgütleri milli mücadele döneminde de faaliyette  bulunmuşlar ve yabancı devletlerle işbirliği yapmışlardır. Ermeni  patriği Zaven Efendi de Ermenilerin örgütlenmesinde önemli rol  oynamıştır.</li>
</ol>
<p><em>Kaynak:http://www.ataturk.net/mmuc/index.html</em></p>
</div>
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-yilllarinda-kurulan-yararli-ve-zararli-dernekler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 21:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[23 nisan]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1109</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ&#8217;NİN KURULMASI 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmiştir. Bu bayram, TBMM&#8217;nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan Millî Bayramı ve 1 Kasım 1922&#8242;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial Tur,Helvetica,Verdana;"><span style="font-size: small;"><strong>TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ&#8217;NİN KURULMASI </strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial Tur,Helvetica,Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><img class="size-full wp-image-1110 aligncenter" title="ata" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/ata.jpg" alt="" width="530" height="400" /> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bayram, TBMM&#8217;nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan <em>23 Nisan Millî Bayramı</em> ve 1 Kasım 1922&#8242;de saltanatın kaldırılmasıyla, önce 1 Kasım olarak kabul edilen, sonra 1935&#8242;te 23 Nisan Millî Bayramı&#8217;yla birleştirilen <em>Hâkimiyet-i Milliye Bayramı</em> ile Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin 1927&#8242;de ilan ettiği ve ilki Atatürk&#8217;ün himayesinde düzenlenen <em>23 Nisan Çocuk Bayramı</em>&#8216;nın kendiliğinden birleşmesiyle oluştu. 1980 darbesi döneminde Milli Güvenlik Konseyi, bu bayrama resmî olarak &#8220;<strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>&#8221; adını verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p class="alignleft" style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Hakimiyet-i Milliye Bayramı (önceleri 1 Kasım, sonra 23 Nisan),  saltanatın kaldırılışının ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşunu  gerçekleştiren TBMM&#8217;nin açılışının egemenliği padişahtan alıp halka vermesini kutlamak amacını taşırken, Çocuk Bayramı savaş sırasında  yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında  sevindirmek amacını taşımaktaydı. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO&#8217;nun 1979&#8242;u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği&#8217;ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır. Günümüzde bayrama bir çok ülkeden çocuklar katılmakta, çeşitli  gösteriler hazırlanmakta, okullarda törenler ve çeşitli etkinlikler  düzenlenmektedir. Ayrıca 1933&#8242;te Atatürk&#8217;le başlayan çocukları makama kabul etme geleneği günümüzde çocukların kısa süreliğine devlet kurumlarının başındaki memurların yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TBMM&#8217;nin Açılışı </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1111" title="Atatürk (177)" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/Atatürk-177-530x397.jpg" alt="" width="257" height="193" />23 Nisan&#8217;ın Türkiye&#8217;de ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920&#8242;de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılmış olmasıdır. Milletvekillerinin belirlenişi ve Ankara&#8217;ya  gelişi çok kısa bir zamanda gerçekleşmiştir. Milletvekili seçimleri  Atatürk&#8217;ün Ankara&#8217;da bir meclisin toplanacağını ve neden toplanması  gerektiğini açıklayan 19 Mart 1920 tarihli bildirisiyle başlamış, yine Atatürk&#8217;ün 21 Nisan&#8217;daki genelgesiyle de meclisin açılacağı tarih  duyurulmuş ve milletvekillerinin Ankara&#8217;ya gelmesi istenmiştir. 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. O günkü ilk toplantıya daha önce belirlenen 337 milletvekilinden sadece 115&#8242;i katılabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h3 style="text-align: justify;">Bayram olması</h3>
<p style="text-align: justify;">TBMM&#8217;nin açılışından 2000&#8242;li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne ait  bu ulusal bayram konusunda eksik bilgilenme ve yanlış tarihlendirmeye  çokça rastlanmıştır. Hatta bazı tarihçilerce böyle bir günün tarihinin genişçe araştırılmamış olması büyük bir eksiklikti. Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın 1997&#8242;de yayımlanan bir makalesiyle bu eksikliği gidermeye çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nın ortaya çıkışında 3  ayrı bayramın payı vardır. Çocuk Bayramı tamamen ayrı bir kavram olarak  gelişirken, Ulusal Egemenlik ve 23 Nisan Bayramları baştan ayrı  bayramlarken, birleşmişler; en son da onlara Çocuk Bayramı katılmıştır.</p>
<h4 style="text-align: justify;">Hâkimiyet-i Milliye</h4>
<p style="text-align: justify;">&#8220;23 Nisan&#8221;, 1921&#8242;de çıkarılan <em>23 Nisan&#8217;ın Milli Bayram Addine Dair Kanun</em> ile, Türkiye&#8217;nin ilk ulusal bayramı olmuştur. İlk kez ortaya çıkan bu bayramda ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi. Zaten daha o yıllarda Osmanlı saltanatı hala kanunen hüküm sürmekteydi. 1 Kasım 1922&#8242;de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım, Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir. Daha sonraki yıllarda, TBMM&#8217;nin açılış tarihi olan 23 Nisan &#8220;Milli  Hakimiyet Bayramı&#8221; olarak kutlamış ve bu durum 1 Kasım&#8217;ın uzun vadede  bayram olarak unutulmasına neden olmuştur. 1935&#8242;te  bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve &#8220;<strong>23 Nisan  Millî Bayramı</strong>&#8220;nın adı &#8220;<strong>Millî Hakimiyet Bayramı</strong>&#8221; haline getirilmiş,  böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı  birleştirilmiştir.</p>
<h4 style="text-align: justify;">Çocuk Bayramı adı</h4>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan&#8217;ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM&#8217;nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927&#8242;de Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu&#8217;nun) o günü &#8220;<strong>Çocuk Bayramı</strong>&#8221; olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin 23 Nisan&#8217;la ilgili çalışmaları daha  önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum,  23 Nisan 1923&#8242;te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır. 23 Nisan 1924&#8242;te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde &#8220;<em><strong>Bu gün Yavruların  Rozet Bayramıdır</strong></em>&#8221; ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926&#8242;da da yine aynı  gazetede &#8220;23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür&#8221; başlıklı bir yazı kaleme  alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü çocuk günü yapmaya çalışarak  doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar  için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Nihayet 23 Nisan 1927&#8242;de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü <em>Çocuk Bayramı</em> olarak şöyle duyurmuştur:</p>
<blockquote style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara&#8217;da ilk teşkile günü   olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbii edilmiştir.   Bize yeni bir vatan veyeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle   fedakar gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet   alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin   şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç,   ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar   için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle   temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle   beraber, çocuk gününün layıkı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için   aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i   Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder.</em></strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve  çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın  kutlanmaya başlanacaktır. Cemiyeti buna iten neden ise cemiyetin yetim çocukları için gelir kaydetme anlayışıdır. Böylece çocuk bayramı ortaya çıkmıştır. Çocuk bayramı adı daha resmiyet  kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan &#8220;Millî Hâkimiyet Bayramı&#8221;nın  yanı sıra &#8220;<strong>Çocuk Bayramı</strong>&#8221; olarak da kutlanacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">1927&#8242;de ilk kez kez  kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara  neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927&#8242;deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından  birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu&#8217;nun konser  vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankaradaki binalarından birine <em>Çocuk Sarayı</em> adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey&#8217;in çocukları da katılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1929&#8242;da çocuklara ilgi daha da artmış ve o yıl ve daha sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası &#8220;<strong>çocuk haftası</strong>&#8221; olarak kutlanmıştır. Daha sonraları, 70&#8242;li yıllara kadar ulusal boyutta ünlenerek ve  katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına  1975&#8242;te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katılmış ve bir hafta çocuk programları yayımlamıştır. 1978&#8242;de Meclis Başkanlığı&#8217;nın izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı. 1979&#8242;da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980&#8242;de de  bütün illerden gelen çocuklarla &#8220;Çocuk Parlamentosu&#8221; oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından  dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve  1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramın en son şeklini alışı ise 1981&#8242;de gerçekleşmiştir. Darbe döneminde Milli Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne  kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama &#8220;<strong>23 Nisan Ulusal  Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>&#8221; adını vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nde 23 Nisan 1921&#8242;de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kutlanışı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan&#8217;ın Çocuk Bayramı olarak kutlanışı 23 Nisan 1927&#8242;de Atatürk&#8217;ün himayesinde başlamış, Cumhurbaşkanlığı Bandosu çocuklar için konser vermiş ve Ankara&#8217;da çocuk balosu düzenlenmiştir. 1928&#8242;de Dr. Fuat (Umay) Bey&#8217;in teklifiyle daha geniş içerikli bir  program hazırlanmış, ilanlar verilmiş, halk davet edilmiş, çocuk  alayları oluşturulmuş, yarışmalar ve geziler düzenlenmiştir. 1929&#8242;daki 23 Nisan&#8217;dan önce HEC 23-30 Nisan haftasını çocuk haftası  olarak duyurmuş, etkinlikler çoğaltılarak bir haftaya yayılmıştır. Asıl  bayram yine 23 Nisan&#8217;da kutlanmış, çocuk balosu yine Atatürk tarafından  himaye edilmiştir. Yine de HEC ve Türk Ocağı&#8217;nın  bütün çabalarına rağmen ülke çapına yayılmada sorunlar yaşanmıştır.  Birkaç yıl böyle gitmesi üzerine, Kırklareli milletvekili Dr. Fuat Umay&#8217;ın  teklifiyle 20-30 Nisan arasında tüm telgraf ve mektuplara Himaye-i  Etfal Şefkat Pulu yapıştırılması mecliste onaylandı. Yasa, 14 Nisan  1932&#8242;de yürürlüğe girdi.</p>
<p style="text-align: justify;">1933 23 Nisan&#8217;ında Atatürk yeni bir gelenek başlattı. O sabah çocukları makamında kabul etti ve onlarla sohbet etti. Aynı yıl stadyumlarda beden hareketi gösterileri yapılmaya başlandı. O bayram, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey&#8217;in kaleme aldığı Andımız çocuklar tarafından ilk kez okundu. 1933&#8242;te artık Çocuk Bayramı devlete de mal olmuştu. Yine de 1935&#8242;teki yasa değişikliğinde çocuk bayramında hiç söz edilmedi. Yalnız resmî ismi konmamış olsa da, Milli Hâkimiyet Bayramı&#8217;nın yanında  &#8220;23 Nisan Çocuk Bayramı&#8221;, devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa  hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">1970&#8242;lerde artık 23 Nisan Çocuk Bayramı tüm ulustan katılım alan bir  bayram halini almıştı. 1975&#8242;ten itibaren TRT de programlarıyla destek  vermiş, 1979&#8242;da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da  katılmasına karar verilmiş, 1980&#8242;de de &#8220;<strong>Çocuk Meclisi</strong>&#8221;  oluşturulmuştur. Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramı&#8217;yla tamamen  aynı etkinliklerde kutlanmış oluyordu. Nitekim 1981&#8242;de  birleştirilecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden  sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve  başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen  etkinlikler yer alır. Önceden belirlenmiş öğrenciler kısa bir süreliğine  kurumlardaki devlet memurlarının makamlarına oturur, onlarla orada  sohbet edilir. Ayrıca 23 Nisan günü Türkiye&#8217;de resmî tatil günüdür. İlköğretim öğrencilerine 22 Nisan günü de tatildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Vikipedia</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/30-agustos-zafer-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/30-agustos-zafer-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Aug 2009 21:59:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli Günler]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1017</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu. Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919&#8242;da Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk&#8217;ün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros                Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor,                vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır                üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor,                bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.<br />
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette                mümkün değildi. 19 Mayıs 1919&#8242;da Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a çıkmasıyla,                lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk&#8217;ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı&#8217;nı                başlattı. Amasya Genelgesi&#8217;nin yayınlanmasının ardından Erzurum                ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919&#8242;da Ankara&#8217;ya                gelen Atatürk, 23 Nisan 1920&#8242;de TBMM&#8217;yi kurdu. Böy-lece hem memleketin                yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı&#8217;nın                merkezi Ankara oluyordu.<br />
TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu                ve kurtuluş çarelerini aradı. &#8220;Misak-ı Millî sınırları içinde                vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü&#8221;nden hareketle,                düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa                girildi. İlk başarı, Doğu&#8217;da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı.                Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü                Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar&#8217;a büyük                bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya                geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: &#8220;<em>Hattı                müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın                her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.</em>&#8221;                emrini verdi.<br />
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu                karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan                Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından                beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk                milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir                savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından,                Mustafa Kemal&#8217;e &#8220;gazi&#8221; unvanı ve &#8220;Mareşal&#8221; rütbesi                verildi.<br />
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya                Savaşı&#8217;ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme                kararı alındı.</p>
<p style="text-align: justify;"><a title="2 Çılgın Türk Askeri" rel="lightbox[3030]" href="http://www.turkcemiz.net/resimler/2-cilgin-turk.jpg"><img class="size-medium wp-image-1018 alignleft" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/2-cilgin-turk-220x300.jpg" alt="2 Çılgın Türk Askeri" width="220" height="300" /></a>1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk                birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld&#8221;.                İstanbul&#8217;daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf                Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen                toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi                yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal&#8217;in başkomutan-lığını                yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922&#8242;de düşmana saldırdı. Bir saat içinde                düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos&#8217;ta düşman çember içine                alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı                Trikopis&#8217;te vardı.<br />
Bu savaş, Atatürk&#8217;ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık<br />
Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.<br />
Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra                düşman, İzmir&#8217;e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922&#8242;de İzmir&#8217;in kurtarılmasıyla                yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve                alçakça işgaline &#8220;dur&#8221; diyen ve kanımızın son damlasını                akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük                zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/30-agustos-zafer-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Krizi</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/canakkale-krizi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/canakkale-krizi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 08:40:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=709</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Mustafa Çulfalı ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 45, Cilt: XV, Kasım 1999 ÖZET 1922 yılının ortalarına gelindiğinde Ankara Hükümeti, Yunanlılar’ı kesin yenilgiye uğratmadıkça bağımsızlığa ve İtilaf Devletleri’yle anlaşma yoluna ulaşamayacağını anlamıştı. Bu amaçla 1922 Ağustos’unun sonunda kesin hücumu başlattılar ve Yunanlılar’ı Anadolu’dan temizlediler. Türk ordusunun bu zaferden sonra Boğazlar’a doğru ilerlemesi İngiliz Hükümetini telaşa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: xx-small; font-family: verdana;"><strong>Dr. Mustafa Çulfalı</strong></span><br />
<span style="font-size: xx-small; font-family: verdana;"><em>ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 45, Cilt: XV, Kasım 1999</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: bold;">ÖZET</span><br style="font-weight: bold;" /><br style="font-weight: bold;" /></p>
<p class="alignleft"></p>
<p style="text-align: justify;">1922 yılının ortalarına gelindiğinde Ankara Hükümeti, Yunanlılar’ı kesin yenilgiye uğratmadıkça bağımsızlığa ve İtilaf Devletleri’yle anlaşma yoluna ulaşamayacağını anlamıştı. Bu amaçla 1922 Ağustos’unun sonunda kesin hücumu başlattılar ve Yunanlılar’ı Anadolu’dan temizlediler. Türk ordusunun bu zaferden sonra Boğazlar’a doğru ilerlemesi İngiliz Hükümetini telaşa düşürdü. İngilizlere göre önemli olan Boğazlar’ın kendi egemenlikleri altında olmasıydı. Gergin geçen bir dönem sonucunda nihayet Ekim’de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın en önemli sonucu İngilizler’in Türkler’i Avrupa’dan sepetleme ve bunun uzantısı olarak Batı Anadolu’yu Yunanistan’a terketme politikasının iflasıdır. Sonunda bu politikanın mimarı İngiliz Başbakanı Lloyd George değişik kesimlerden gelen baskılar sonucu 19 Ekim 1922’de istifa etti.</p>
<div style="text-align: justify;">
<p><span style="font-weight: bold;">GİRİŞ</span></p>
<p>İngiliz Siyasi Tarihi’nde Çanak Krizi olarak adlandırılan 1922 yılının Eylül ayında meydana gelen Çanakkale Krizi ve sonrası, Türk-İngiliz ilişkileri açısından çok önemli olmasına ve İngiliz tarihçileri tarafından teferruatlı bir şekilde incelenmesine rağmen Türk tarihçi ve ilim adamları tarafından gereği kadar ilgi gösterilmemiş bir konudur. Bu sebeple bu çalışmada Çanakkale Krizi’nin sebepleri, gelişme süreci ve İngiliz iç ve dış politikası açısından etki ve sonuçları incelenecektir.</p>
<p>I. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere Yakın Doğu politikasını Yunanistan’ın Batı Anadolu’yu ele geçirerek büyük bir Helen Devleti’nin kurulması esasına dayamıştı.1 Bu sebeple de Mayıs 1919’da Yunanistan’ın İzmir’i işgalini teşvik etmiş ve Batı Anadolu’yu işgalini İstiklal Harbi boyunca desteklemişti. Fakat İngiltere Yakın Doğu siyaseti konusunda önce İtalyanlar’ın daha sonra da Fransızlar’ın desteğini kaybedince ve 1922 yılının Mayıs ayında Yunan ordusunun Batı Anadolu’dan kısa zaman sonra çekilmek zorunda olduğunu anlayınca Yunan yanlısı siyasetini gözden geçirmek zorunda kalmıştı.2 Nihayet 1922 yılının Ağustos ayının sonunda başlayan Türk taarruzu sonucu Yunanlılar Batı Anadolu’dan temizlenmiş böylece İngiltere’nin Yakın Doğu politikası iflas etmişti. İngiltere artık Yunan yanlısı bir politika izleyemezdi, fakat Akdeniz ve Boğazlar üzerindeki menfaatlerinden de vazgeçemezdi. Bunun için de Türkler’in Çanakkale’ye doğru ilerlemesi ve Boğazları kontrolleri altında bulundurmasının önüne geçmek lazımdı.</p>
<p>Öte yandan Ankara yönetimi de İstiklal Harbi boyunca İngiltere ile uzlaşmak ve İngiliz-Yunan ittifakını sona erdirmek için çeşitli girişimlerde bulunmuş fakat bir sonuç elde edememişti.3 Özellikle Londra Konferansı ile Harington-Mustafa Kemal görüşmesi girişimi başarısızlıkla sona ermişti.4 Bunun sonucunda Ankara Yunanlılar’ı kesin yenilgiye uğratmadan barışın mümkün olmadığına inanmıştı.5 Ama son bir çaba olarak Dahiliye Vekili Ali Fethi Bey resmi bir sıfatı olmaksızın 1922 Ağustos başında Türk tezini anlatmak ve görüşmelerde bulunmak üzere Londra’ya geldi.6 Fethi Bey birkaç hafta Lord Curzon’la görüşme teşebbüsünde bulundu; fakat her defasında reddedildi. Fethi Bey 14 Ağustos tarihinde ancak Dışişleri Bakanı Müsteşarı Tyrrell ve Müsteşar Yardımcısı Lindsay ile görüşebildi. Bu arada iki defa basın toplantısı yaparak bölgede Türkiye ile İngiltere’nin çıkarlarının hem tarihi hem de jeopolitik bakımından önemli bir çatışma içinde olmadığını ve Türkiye’nin sadece onurlu ve bağımsızlığı içeren bir barış istediğini anlattı. Fethi Bey’in bu basın toplantıları sadece İngiltere’de değil tüm dünya basınında geniş ilgi uyandırdı. Örneğin Daily Express gazetesi Curzon’ın tavrını eleştirerek “Halk İngiliz ordularının Yakın Doğu’dan çekilmesini ve barış istiyor” yazıyordu. Aynı gazete İkinci gün de Lloyd George’un Yunan yanlısı politikasını eleştirerek İngiliz halkının bu hükümete güveninin kalmadığını ileri sürüyordu.7 İngiliz Hükümetinin Ali Fethi Bey’e olan ilgisizliği barış çabalarının da sonunu getirmiş oldu.8 Fethi Bey 25 Ağustos tarihinde Paris’ten Ankara’ya gönderdiği bir telgrafta Lloyd George ve Lord Curzon’un Türkiye’nin parçalanması için çalıştıklarını, diplomatik girişimlerin artık yarar sağlamayacağını ve Yunanlılar kesin yenilgiye uğramadan İngiltere’nin politikasından vazgeçmeyeceğini bildirdi.9 Nihayet Türk ordusu 26 Ağustos 1922’de son hücumu başlattı.10 Birkaç gün içinde Dumlupınar’a kadar ilerleyen Türk ordusuna Mustafa Kemal Paşa Başkomutan sıfatıyla “Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emriyle bir bildiri yayımlayarak” hedefin İzmir olduğunu belirtti. Türk ordusunun bu kadar hızlı ilerlemesi ve başarısından ürken Yunanistan 2 Eylül tarihinde İngiltere’ye başvurarak Anadolu’yu boşaltmak karşılığında ateşkes sağlanması konusunda Türkler’i razı etmesini talep etti.12 Fakat Türk ordusu herhangi bir ateşkes görüşmesine fırsat bırakmadan 9 Eylül’de İzmir’e girdi.13</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Çanakkale Krizi:</span></p>
<p>Ankara hükümetinin Yunanlılar’a karşı bu son zaferi Türkler’in Boğazlar’a yönelip Avrupa’ya geçerek İstanbul’u ve Trakya’yı ele geçirmesinden korkan İngiliz Hükümeti’ni telaşa şevketti. Daha Büyük Taarruzun başlangıcında Türkler’in Yunanlılara karşı başarısından ürken Curzon Özel Kalemi vasıtasıyla 30 Ağustos tarihinde Fethi Bey’le acil bir görüşme talebinde bulunarak Ankara’nın daha fazla kan dökülmeden ateşkeşi kabul edip edemeyeceğini sormuş,14 Fethi Bey ise 6 Eylül tarihinde Ankara’nın cevabı gelmeden Paris ve Roma yoluyla Türkiye’ye dönmüştü.</p>
<p>İngiliz Kabinesi için şimdi önemli olan Yunanlılar’ın desteklenmesi değil Boğazlar’ın kendi güvenlikleri altında bulundurulmasıydı. Çünkü Türk ordusu İzmir ve Bursa’ya doğru ilerliyordu. 7 Eylül 1922 tarihindeki İngiliz Kabine toplantısında Lloyd George Gelibolu’yu “dünyanın stratejik olarak en önemli bölgesi” olarak tanımlıyordu.16 Öte yandan Churchill’in düşüncesine göre eğer Türkler Boğazlar’ı ele geçirirse İngiltere Cihan Harbi sonrası başarısının meyvelerini kaybedecek ve yeni bir Balkan savaşı kaçınılmaz olacaktı.17 Curzon da İstanbul ve Gelibolu yarımadasının Türkler tarafından ele geçirilmesine hiçbir şekilde müsade olunmayacağını iddia etti.18 İngiliz Dışişleri Bakanlığı İngiltere’nin Atina İşgalleri Bentick’in raporlarının da19 etkisiyle Yunanlıların yenilgisine rağmen Türklerin Trakya’ya geçme cesaretini gösteremeyeceğine inanıyordu.20 Bu arada Türkler’in son zaferi İslam dünyasında büyük yankılar uyandırmıştı.21 Bu nedenle bazı İngiliz yetkilileri eski Türk-İngiliz dostluğunun tekrar canlandırılması gerektiğini gündeme getirmeye başladı.22</p>
<p>İngiliz Kabinesi uzun tartışmalardan sonra 11 Eylül tarihinde İngiliz askerlerini Boğazlar’ın Anadolu yakasından çekme, fakat Türkler Avrupa yakasına geçmeye çalışırlarsa direnip savaşma kararı aldı.23 Bunun sonucunda İngiltere Savunma Bakanlığı, İstanbul’daki İngiliz Kuvvetleri Başkomutanı Harington’a, Dişişleri Bakanlığı da İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold’a birer telgraf çekerek Türkler’in ilerlemesi durumunda İngiliz askerlerinin İzmit Yarımadası’ndan ve Çanakkale’nin Anadolu yakasından geri çekilmesi iznini verdi.24 Buna karşılık Harington ve Rumbold Londra’yı uyararak İngiliz askerlerinin İzmit ve Çanakkale’de bulunmasının İstanbul ve Boğazlar’ın güvenliği için önemine dikkat çekti. Harington bu arada İstanbul’daki Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserlerini bölgedeki İngiliz askerlerine yardım için kuvvet göndermeye razı etti. İtilaf kuvvetlerinin Boğazlar’ın Asya yakasında bulunmasının Türklerle yapılacak görüşmelerde yararlı bir koz olacağına dair Harington’ın mesajı da Curzon’ı ikna etti.25</p>
<p>15 Eylül’deki İngiliz Kabinesi toplantısında kriz tekrar görüşüldü. Lloyd George ve Churchill diğer bakanları ikna ederek Kabine’den Boğazlar’daki kuvvetlerin takviye edilmesi ve Türklerin Avrupa yakasına geçişinin engellenmesi kararının çıkmasını sağladılar.26 Aynı zamanda Fransa, Sırbistan, Romanya ve İngiliz sömürgeleriyle de işbirliği yolları aranmasına da karar verildi.27 Bu amaçla Koloniler Bakanı Churchill Lloyd George’un tam desteğini alarak, İngiltere’nin Boğazlar’daki kuvvetlerini takviye niyetine işaret ederek sömürgelerinden askeri yardım talebini belirten bir bildiriyi kaleme alıp İngiliz sömürgelerine gönderdi.28 Ayrıca İngiltere, Kanada ve Avustralya basınına da bildiriyi yayınlama izni verildi. Bildirinin kendilerinin eline geçmesinden önce basında yer alması sömürge hükümetlerinde şaşkınlık yarattı.29 Olayın bu şekilde gelişmesi İngiliz Kabinesi içinde ve basında da yoğun tepki topladı.30 Bildirinin basına verilmesi konusunda Curzon’a ve Dışişleri Bakanlığı’na da danışılmamıştı. Curzon bildiriyi Pazar gazetelerinde okuyunca sert tepki göstererek hükümetin bu tavrını protesto etti.31 Ona göre bu İngiliz-Fransız ittifakını tehlikeye sokar ve hükümetin Türkler’e yönelik politikasına karşı kamuoyunun tepkisinin artmasına yol açardı.</p>
<p>Bildiriye karşı Fransız ve İtalyan hükümetlerinin tepkisi de çok sert oldu. Fransa hükümeti Türkler’in “tarafsız bölge”ye32 saygı göstermesi ve barış yapılması konusunda İngiltere’yle işbirliği yapmayı düşünüyordu. Fakat şimdi İngiltere kendi başına bir karar almış ve bunu Türkler’e empoze etmek istiyordu. Öyleyse Fransa da İngiltere’yi Türklerle olan anlaşmazlığında yalnız bırakacaktı.33 Fransa Başbakanı Poincare İngiliz hükümetine yazdığı bir mesajda Boğazların serbestiyetinin sağlanması için Milletler Cemiyeti veya Türklerin kabul edebileceği bir otoritenin kontrolü altında bir rejimin kurulmasını desteklediklerini, ama Türkler’e de Gelibolu Yarımadası ve Edirne dahil Meriç nehrine kadar tüm Doğu Trakya’nın verilmesi gerektiğini, aksi takdirde Türkleri ikna etmenin mümkün olmadığını bildirdi.34 Fransa hükümeti İstanbul’daki Fransız Yüksek Komiseri General Pelle’ye de talimat göndererek Fransızlar’ın Türkler’e karşı savaşmayacaklarını bildirdi. Bununla beraber Pelle’ye, Mustafa Kemal’le görüşerek İngiliz hükümetinin yayınladığı bildiriyle Fransızlar’ın hiçbir ilgisinin olmadığını ama Türk ilerleyişinin de durdurulması gerektiğini söylemesini istedi.35 Bu arada Kanada ve Avustralya da İngiltere’nin askeri destek talebini reddetti. Sırbistan ve Romanya da Türklerle savaşa girmek istemediklerini bildirdi. Güney Afrika ise cevap bile vermedi.36 Sadece Yeni Zelanda İngiltere’nin yeni politikasına destek verdiğini ilan etti.37</p>
<p>İngiliz kamuoyu da Türkiye ile bir savaşa karşıydı. 18 Eylül’de Daily Mail gazetesi büyük bir manşet atmıştı: “Bu Yeni Savaşı Durdurun !”38 Daily Express ve Times gazeteleri de İngiliz Kabinesini savaştan kaçınması için diplomatik bir dille uyardı.39 Daily Mail’in 21 Eylül tarihli manşeti daha ileri gitmişti: “Çanakkale’den Defolun!” Ayrıca savaşa karşı protesto mitingleri çağrısı da yapmıştı.40 Aynı gün Sendikalar Kongresi Genel Konseyi George’a işçi sınıfının “savaşa kesinlikle karşı olduğunu” ve savaş olursa grev ilan edeceklerini bildirdi.41 İngiliz Yüksek Komiseri Harold Rumbold da Türklerle savaşın göze alınamayacağını ileri sürerek taraflar arasında bir an önce bir konferans tertip edilmesini Londra’ya öneriyordu.42</p>
<p>Lord Curzon Müttefikler arasındaki sarsılmış olan ilişkileri düzeltmek için 19 Eylül’de Fransa Başbakanı Poincare ve İtalya Büyükelçisi Count Sforza ile görüşmek üzere Paris’e gitti. Fransız ve İtalyan hükümetleri daha önce İngiltere’nin sözkonusu bildirisine protesto olarak askerlerini Boğazlar’ın Asya yakasından çekme kararı almıştı.43 Fransa’nın Ortadoğu’daki çıkarları İngiltere’nin Yunan yanlısı politikası ile çelişme halindeydi. Bir kere Fransa’nın Türkiye’de diğer devletlerden daha çok sermaye yatırımları vardı. Fransa’nın Türkiye ile savaş durumunda olması Türkiye’deki Fransız sermayesine zarar veriyordu. Ayrıca İngiltere’nin Ortadoğu üzerindeki nüfuz ve prestijinin artması Fransa’nın bu bölgedeki çıkarlarına aykırıydı. Bunlara bir de Fransa’nın askeri harcamalarının çok miktarda artması eklenince Fransa’nın Türkiye ile savaş halinde olması veya Türkiye karşıtı politikalara destek vermesinin hiçbir faydası kalmıyordu. İtalya ise zaten I. Dünya Savaşı sırasındaki gizli anlaşmalara aykırı olarak İzmir’in Yunanlılar’a verilmesini hiçbir zaman tasvip etmemiş ve Türklerle anlaşmanın yollarını aramıştı.</p>
<p>20 Eylül tarihindeki ilk görüşmede Curzon, Poincare’ye Anadolu’daki toprak sorununun son Türk zaferiyle kendiliğinden çözümlendiğini, Trakya, Boğazlar ve İstanbul sorunlarının çözümünün ise Türkler’e bırakılamayacak kadar önemli olduğunu belirterek kendisine Fransa hükümetinin İtilaf Devletleri kontrolündeki “tarafsız bölge”nin korunmasının önemini belirten 14 Eylül tarihli notasını hatırlattı ve Fransız askerlerinin Boğazlar’ın Asya yakasından çekilmesinin nedenini sordu. Poincare cevap olarak Fransa’nın iki nedenle Küçük Asya’daki Türklerle savaşamayacağını belirtti. İlk olarak Fransa Müslüman bir güç olduğu için Tunus’tan Hindi Çin’e kadar olan Müslüman kolonilerindeki artan rahatsızlığı göz ardı edemezdi. İkinci olarak da mali problemler yüzünden Küçük Asya’ya kuvvetlerini gönderemezdi. Bu şartlar altında ne Fransa Başbakanı’nın ne de Fransız Parlamentosu’nun Türkler’e karşı bir savaşı düşünebileceğini belirtti ve Curzon’a tavsiye edebileceği tek şeyin de İngiliz askerlerinin Çanakkale’den çekilmesi olduğunu söyledi.44 Toplantı Curzon’la Poincare arasında yüksek tansiyonlu tartışmalarla devam etti. İtalyan temsilci Sforza’da Poincare’ye destek verdi. Curzon Fransa ve İtalya’nın İngilizler’e yardım etmesi gerektiğini söyledikçe Poincare ve Sforza Türklerle savaşmalarının söz konusu olmadığını ve İngiliz askerlerinin de Fransız ve İtalyan askerleri gibi bölgeden çekilmesi gerektiğini tekrar ettiler. Poincare ve Sforza ayrıca barış görüşmelerine Türkler’i razı etmek için de Doğu Trakya’nın Türkler’e iade edileceğinin şimdiden duyurulması gerektiğini ifade ettiler.45</p>
<p>Curzon, Poincare ve Sforza 22 Eylül’de tekrar biraraya geldiler. Taraflar önceki gün dile getirdikleri düşünceleri tekrar ettiler. Lord Curzon İngiltere’nin savaş yanlısı olmadığını ancak 1918 zaferinin meyvelerini de kaybetmek istemediğini, Trakya’nın Türkler’e verilmesi taahhüdünün şimdiden açıklanamayacağını, bunun barış konferansında görüşülmesi gerektiğini, ayrıca Boğazların savunulması için müttefiklerin İngilizler’e yardım etmesi gerektiğini söylerken Poincare de 1915’teki Çanakkale savaşını tekrar yaşamak istemediklerini, Boğazlar’dan Fransız askerlerinin geri çekilişinin temel sebebinin Müslüman toplumların tepkisinden çekinmeleri olduğunu ve Meric’e kadar olan Trakya bölgesinin Türkler’e verileceğinin şimdiden ilan edilmesi gerektiğini ifade etti. Sforza da Poincare’nin sözlerine katıldığını belirtti.46 Curzon ısrarla Fransızları İngilizleri terkedip yalnız başına bırakmakla suçlayarak meydana gelecek olaylardan Fransızların sorumlu olduğunu söylüyordu. Nihayet Poincare bu ithamdan rahatsız olarak Curzon’dan sözlerini geri almasını istedi. Curzon bunu reddedince hiddetlendi ve tahkir edici bir tarzda hakaretler ederek Curzon’a bağırmaya başladı.47 Curzon bu sahneyi Londra’ya şu şekilde anlatır: “Poincare bütün şuurunu kaybederek çeyrek saat boyunca çıldırmış bir okul müdürünün suçlu bir öğrenciyi azarlaması gibi avazının çıktığı kadar çılgın bir şekilde bağırdı.”48 Curzon kendisine ve ülkesine karşı sürekli yapılan suçlamalara tahammül edemeyeceğini belirterek toplantı odasını terketti. Birkaç dakika sonra İngiltere’nin Paris Büyükelçisi Lord Hardinge Curzon’ı salonda gözyaşları içinde pantolonunun arka cebinde taşıdığı konyak şişesinden yudumlar bir halde buldu. Curzon bir yandan içiyor bir yandan da bu küçük iğrenç adam kendisinden özür dilemezse Londra’ya geri döneceğini söylüyordu.49 İngiliz diplomat Harold Nicolson Curzon’ın içinde bulunduğu durumu dramatik bir şekilde şöyle anlatır: Curzon kızıl bir kanapeye yığıldı kaldı. Lord Hardinge’in kolunu tutarak ve hızlı hızlı soluyarak “Charley! O küçük iğrenç adama tahammül edemem, tahammül edemem” dedi ve ağlamaya başladı.30</p>
<p>Hardinge iki tarafla görüştükten sonra Curzon’ı sözlerini geri alması, Poincare’yi de özür dilemesi konusunda ikna etmeyi başardı.31 Bu nahoş olaydan bir saat sonra Curzon, Poincare ve Sforza Türklere yapılacak teklifler konusunda anlaşmaya vardılar. İtilaf Devletleri ortak notada Meriç ve Edirne’ye kadar Trakya’nın Türkler’e verilmesini kabul ettiklerini ve barıştan sonra İstanbul’un Türkler’e verilmesi üzerinde anlaştıklarını belirttiler. Bu arada Türkler’den “tarafsız bölge”ye saygı göstermesini istediler. Ateşkes görüşmeleri için ise tarafların Mudanya veya İzmit’te bir araya geleceklerini ilan ettiler.52</p>
<p>Curzon’ın, Müttefikleri tekrar biraraya getirmesiyle sonuçlanan bu diplomatik başarısı Londra’da kabine arkadaşları tarafından tebriklerle karşılandı. Halbuki Curzon daha Paris’e gitmeden önce aynı arkadaşlarıyla Türkiye’ye yönelik politikada fikir ayrılığına düşmüştü.53 Paris görüşmelerinin en önemli sonuçlarını muhtemel bir Türk-İngiliz savaşının önlenmesi, İngiliz-Fransız ittifakının bozulmasının önüne geçilmesi ve Türkler’in Avrupa’ya dönüşünü İngilizler’in resmen kabul etmesi şeklinde sıralayabiliriz.</p>
<p>Paris görüşmeleri başlamadan önce Fransa’nın İstanbul’daki Yüksek Komiseri General Pelle de 18 Eylül tarihinde İzmir’de Mustafa Kemal’le görüşmüş ve Türk askerlerinin “tarafsız bölge” sınırlarını geçmemesini rica etmişti. Ayrıca Franklin Bouillon’un kendisini ziyaret etmek istediğini belirten notunu da Mustafa Kemal’e vermişti. Mustafa Kemal ise “tarafsız bölge” diye bir sınırı tanımadığını Türk askerlerinin ilerleyişinin devam edeceğini ve kış gelmeden önce Trakya’yı ele geçirerek toprak sorununu bitirmek istediğini söylemişti.54 Yapılacak olan konferansın da Üsküdar’da toplanmasını önermişti.55</p>
<p>Lord Curzon’ın bu diplomatik başarısı kısa sürdü. 23 Eylül tarihinde Türk askerleri Çanakkale’nin güneyindeki “tarafsız bölge”ye girdi.56 Harington’un Türk ordularının “tarafsız bölgeden” çekilmesini rica eden telgrafına57 cevaben Mustafa Kemal 26 Eylül tarihli telgrafla da Harington’a TBMM’nin “tarafsız bölge” diye bir bölge tanımadığını bildirdi.58 27 Eylül’de de Yunanistan’da bir darbe sonucu Kral Constantine devrilerek Venizelos yanlıları iktidara geldi.59 Bu beklenmeyen gelişme İngiliz hükümetindeki Yunan yanlılarına yeni ümitler verdi. Onlara göre Yunanlılar Küçük Asya’da kontrolü tekrar ele geçirebilir, böylece Sevres Antlaşması’nda yapılacak küçük bazı değişikliklerle barışa ulaşılabilirdi.60</p>
<p>27 Eylül’de İngiliz Bakanlar Kurulu üyelerinin bazıları Koloniler Bakanlığı’nda biraraya gelerek Çanakkale krizini görüştüler. Ferman Mührü Lordu Austin Chamberlain ve Winston Churchill’e göre İngiltere Çanakkale’nin Asya yakasından çekilemezdi. Bunların iddialarına göre Mustafa Kemal bu tür bir çekilmeyi İngiliz İmparatorluğu’nun aşağılanması olarak algılayabilirdi.61 Curzon ise Türkler’in tavrına karşı arkadaşlarıyla aynı fikri paylaşmasına rağmen durumun kuvvete başvurmakla değil diplomasiyle çözülebileceğine inanıyordu. Curzon Chamberlain’e yazdığı 27 Eylül tarihli bir mektupta endişelerini şöyle dile getiriyordu:</p>
<p>Bakanlar Kurulunda güvenilmez ve bence değersiz olan ve Türklere karşı kendimizi tekrar savaşın içinde bulacağımız bir İngiliz-Yunan ittifakına başvurulması düşüncesi beni dehşete düşürdü. Benim düşünceme göre hiçbir şey ülkeyi bu tür bir gelişmeye razı edemez. Aksi takdirde bu olay hükümetin iktidardan düşmesine yol açar. Ayrıca Paris’te tekrar inşasına çalıştığım müttefik birliğini bir çırpıda yok eder.62</p>
<p>Curzon’un diplomatik çözüm teklifine zıt olarak İngiliz Kabinesinin 29 EylüTde aldığı karara göre Türk tarafına iletilmek üzere, Türk askerleri bölgeden çekilmezse kara, deniz, hava tüm İngiliz kuvvetlerinin Türkler’e ateş açacağını bildiren bir ültimatom Harington’a gönderilecekti.63 Aynı gün Curzon Ankara hükümetinin Londra temsilcisi Nihad Reşad (Belger)’le bir görüşme yaptı. Curzon İngiliz Kabinesindeki atmosferi anlatarak Türkler’in Çanakkale’den derhal çekilmemesi durumunda taraflar arasında bir çatışma çıkmasının kaçınılmaz olduğunu ihtar etti.64 Bu arada 28 Eylül tarihinde Mustafa Kemal-Bouillon görüşmesi gerçekleşmişti.6-5 Görüşme devam ederken İtilaf Devletleri’nin 23 Eylül tarihli notası Mustafa Kemal’e ulaşmıştı. Mustafa Kemal notaya cevap olarak İtilaf Devletlerinin Mudanya’da toplanacak bir konferans için yapılan daveti kabul ettiğini, murahhas olarak Garp Cephesi Orduları Kumandanı İsmet Paşa’nın gönderileceğini, ancak Yunanlıların Doğu Trakya’yı derhal boşaltıp Türklere devretmesi gerektiğini bildirdi.66 Bununla beraber Türk askerleri Çanakkale’ye doğru ilerleyişlerini de devam ettirdiler.</p>
<p>30 Eylül tarihinde İngiliz Kabinesi Çanakkale krizini görüşmek üzere tam üç toplantı yaptı. Harington’dan henüz ültimatomla ilgili cevap alınamamıştı. Lloyd George Harington’ın bu davranışını “general görevi olmadığı halde siyasal vaziyetle o kadar fazla ilgileniyor ki askeri vaziyete yeteri derecede dikkatini toplayamıyor” diyerek eleştirdi.67 Churchill ve Chamberlain de Harington’ın bu davranışını eleştirdi. Hatta bir ara yapılacak Mondros Konferansı’nın iptal edilmesinden bile söz edilmişti.68 Curzon bunları ültimatom yanlıları, kavgacılar ve savaş kışkırtıcıları olarak suçlayarak kendisinin ise her ne pahasına olursa olsun savaştan özellikle Yunanistan’la aynı safta savaşmaktan kaçınmak için tüm gücüyle çalıştığını söylüyordu.69 Curzon’a göre tüm bu problemler Başbakan’ın Türkler’den nefret etmesinden ve Yunanlılar’a delicesine sevgisinden kaynaklanıyordu.70 Bu arada Fransa Başbakanı M. Poincare de Harington tarafından Türkler’e verilecek ültimatomdan haberdar olmuş ve İngiltere’nin Paris Büyükelçisi’ne bundan çok kaygılı olduğunu söyleyerek ültimatomdan kaynaklanan herhangi bir gelişmeden Fransa’nın mesul olmayacağını bildirmişti.71 Poincare tarafından İzmir’e gönderilen Franklin Bouillon da Türk taleplerinin yerine getirileceğine söz vererek Mustafa Kemal’i Türk askerlerinin ilerleyişini durdurması konusunda ikna etmişti.72</p>
<p>1 Ekim’de Harington krizin sona erdiğini İngiliz Kabinesine bildirdi.73 Aslında Harington ültimatomu Türkler’e göndermemeyi tercih etmişti. Harington’ın ültimatomu Londra’ya danışmadan Türkler’e vermekten kaçınması gerçekten cesaret işiydi; fakat bu hareketi savaşa yol açabilecek bir krizin önüne geçmişti. İleride değinileceği gibi bu olaydan sonra İngiliz Kabinesi’nde Muhafazakar bakanların Curzon’a yakınlaşmaları ve hükümetten çekilme tartışmaları başlayacaktı.</p>
<p>Mudanya Konferansı 3 Ekim 1922’de başladı. Biz burada konunun muhtevası gereği Konferans’ın içeriğine girmeyeceğiz. Yalnız görüşmelerin ilginç bir yönü vardı ki o da Türkiye’nin karşısındaki taraf Türkiye ile savaş halinde olan Yunanistan değil İtilaf Devletleri’ydi. Karşılıklı savaş tehditleri içinde geçen görüşmeler sonucu 11 Ekim’de ateşkes anlaşması imzalandı. Buna göre Trakya’daki Yunan kuvvetleri 15 gün içinde Meriç ırmağının batı yakasına çekilecek, Meric’in doğu yakası barış sağlanana kadar İtilaf Devletleri askerlerinin kontrolünde kalacak, son olarak da sivil idare Yunanlıların çekilmesinden sonraki otuz gün içinde Türk yetkililere devredilmek üzere İtilaf Devletleri yetkililerine bırakılacaktı.74 Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın en önemli sonucu Gladstone’un ortaya attığı ve Lloyd George’un Başbakanlığı döneminde devam eden, Türkler’i Avrupa’dan pilisi pırtısıyla birlikte defetmek politikasının iflas etmesidir. Antlaşma’nın Türkler açısından en önemli sonucu ise savaşmadan Doğu Trakya’nın elde edilmesi ve İtilaf Devletlerinin artık Ankara Hükümeti’ni Türkiye’nin tek hukuki temsilcisi olarak kabul etmesidir.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Lloyd George’un İktidardan Düşmesi:</span></p>
<p>Bu arada İngiltere’de koalisyon hükümetinin yıkılış süreci başlamış bulunuyordu. Tarım ve Balıkçılık Bakanı Sir Arthur Griffith-Boscawen, Ticaret Bakanı Stanley Baldwin ve Hindistan İşleri Bakanı Lord Peel gibi Muhafazakar Parti’nin güçlü üyeleri Dışişleri Bakanı Curzon’a Carlton House’da toplanarak durum değerlendirmesi yapmayı ve gerekirse Curzon ile beraber istifa etmeyi teklif ettiler. Curzon bu teklifi koalisyon hükümetinin sonunun başlangıcı olarak gördü.75 Lloyd George, Churchill, ve Adalet Bakanı Birkenhead’in Türkiye karşıtı politikalarının İngiltere’yi Türklerle savaşa sürükleyeceğinden endişe eden Muhafazakar Parti eski lideri Bonar Law76 da, basına bir mektup göndererek İngiltere’nin dünyanın polisi olarak hareket edemeyeceğini bildirdi.77 Law, Sevres Antlaşması’nı Türkler’e empoze eden İngiliz hükümetinde ikinci adam konumunda olduğu için anlaşmanın değiştirilmesi yönünde ya da Lloyd George’un politikası aleyhinde o ana kadar hiçbir tavır almamıştı.78 Law’un bu çıkışı hükümet içindeki Muhafazakar muhalefete koalisyonu sona erdirmek için cesaret verdi.<br />
Aslında Koalisyon hükümeti 1922 yılı boyunca sadece Lloyd George’un dış politikası nedeniyle değil aynı zamanda erken genel seçim çalışmaları, hükümet içindeki Liberal-Muhafazakar çekişmeleri, tarım politikası hakkındaki anlaşmazlıklar ve İrlanda meselesi gibi iç meseleler yüzünden de eleştiriler alıyordu.79 1922 Eylül’ünde aralarında Derby, Younger ve Salısbury’nin de bulunduğu Muhafazakar Parti’nin bazı önemli isimleri Lloyd George’un Yunan yanlısı politikasına güvensizliklerini ilan ederek hükümetin birliğini zedelemişlerdi.80 Şimdi de Bonar Law’un mektubu kabine içindeki koalisyon karşıtı kampı kuvvetlendirmişti. Dahası basının hükümet üzerindeki baskısı da koalisyon hükümetinin birliği üzerinde olumsuz etkide bulunuyordu. Daily Mail ve Daily Express koalisyona hücuma devam ediyorlardı. Hatta hükümet yanlısı Times’ın editörü Wickham Steed de “koalisyonun devam etmesinin İngiliz siyasal hayatına zarar vereceğine” inanmaya başlamıştı.81</p>
<p>Lloyd George tam bu ortamda 14 Ekim’de Manchester’da Türkler’e karşı nefretini, Yunanlılara sevgisini ifade eden ve müttefikleri Fransızlar’ı eleştiren bir konuşma yaptı.82 Bu konuşmaya ilave olarak Lloyd George’un Romen ve İtalyan heyetleriyle kendisine haber vermeden yaptığı görüşmeler Curzon’ı da koalisyon karşıtı kampa itti. Curzon sonunda Lloyd George’a Dışişleri Bakanlığı’na karşı tutumunun değişmemesi halinde istifa edeceğini içeren bir mektup göndermeye karar verdi.83 Fakat 19 Ekim tarihinde Carlton Kulüp’te Muhafazakar Parti milletvekillerinin toplantısının ardından Lloyd George’un istifası nedeniyle bu mektubu gönderemedi. Bu mektup Başbakan Lloyd George’un Dışişleri Bakanlığı ile münasebetlerini anlatması açısından çok önemlidir. Curzon mektubunda şöyle yazıyordu:</p>
<p>Şu ana kadarki uygulamada biri benim sorumluluğum altında, diğeri de Başbakanlık’ta bulunan iki Dışişleri Bakanlığı’nın bulunduğu bir yapı oluşmuş durumdadır: Bu ikisi arasında önemli bir farklılık vardır. Ben sadece sana değil tüm arkadaşlarıma da söylediğim veya yaptığım her şeyi aldığım veya gönderdiğim tüm telgrafları,bana ulaşan tüm önemli haberleşmeleri rapor ederken diğer Dışişleri Bakanlığının yaptıklarını kazara duyuyorum. Hatta diğer bakanlıkta ne karar alındığı resmen tarafıma bildirilse bile bu kararlar çoğu kez sorumluluğum altındaki Dışişleri Bakanlığı’nın haberi olmadan alınıyor&#8230; Uzun zamandan beri düşündüğüm o ki bu durumun devam etmesine müsade edilmemeli. Eğer böyle devam edecekse kendinize bu tip bir Dışişleri Bakanlığı görevi anlayışına benden daha fazla uyum sağlayabilecek bir Dışişleri Bakanı bulmalısınız.84</p>
<p>17 Ekim tarihinde Lloyd George’la Lord Curzon arasında başbaşa son bir görüşme oldu. Bu görüşmede Lord Curzon istifa isteğini gündeme getirdi. Lloyd George ise 19 Ekim tarihinde Muhafazakârların yapacağı toplantıyı hatırlatarak kendisinin belki o gün istifa edeceğini o nedenle istifa kararını ertelemesini istedi.8”1 Nitekim 19 Ekim tarihinde Muhafazakâr Parti milletvekilleri koalisyonun geleceğini konuşmak üzere Carlton Kulüp’te toplandılar. Chamberlain’in koalisyon lehindeki konuşmasına rağmen Bonar Law liderliğindeki milletvekilleri Muhafazakâr Parti’nin genel seçimlere koalisyondan bağımsız bir parti olarak girmesi kararını aldılar.86 Kararı öğrenen Lloyd George aynı gün görevinden istifa etti. Parlamento da 26 Ekim’de kendini feshetti. 15 Kasım 1922’de yapılan genel seçimlerde Bonar Law liderliğindeki Muhafazakâr Parti 344, İşçi Partisi 138, Asquith liderliğindeki Liberaller 60 sandalye kazandılar.Lloyd George liderliğindeki Liberaller ise sadece 57 sandalye alarak büyük bir yenilgiye uğradılar.87</p>
<p>Koalisyon hükümetinin iktidardan düşmesinin ana nedeni olarak belki Çanakkale krizi gösterilemeyebilir. Liberal Parti’nin gerileme sürecini inceleyen Wilson’a göre koalisyonun iktidardan düşüşünün gerçek nedeni Çanakkale Krizi gibi dış nedenler veya iç politikadaki görüş ayrılıklarından değil Lloyd George’la Muhafazakârlar arasında yapılmış olan ittifakın tabiatından kaynaklanmaktadır. Wilson’a göre Muhafazakârların Lloyd George’a güven veya sevgileri hiçbir zaman olmadı. Daha da önemlisi Muhafazakârlar Lloyd George’la sonuna kadar müttefik olarak kalacaklarını hiçbir zaman söylemediler.88 Lloyd George’un kurduğu koalisyon hükümeti üzerine bir çalışması bulunan Morgan’a göre ise hükümetin düşüşündeki ana neden Chamberlain’in koalisyonda kalarak erken genel seçimlere Liberallerle beraber gitme konusundaki ısrarıdır.89 Tüm bunlara rağmen şunu söyleyebiliriz ki Çanakkale krizi, İngiltere’nin Türkiye ile savaşın eşiğine gelmesinde ve sonucunda da İngiliz koalisyon hükümetinin düşmesinde katalizör vazifesi görmüştür. Çünkü Çanakkale krizinden sonra Muhafazakâr Parti ve Liberalleri bir arada tutmak neredeyse imkansızdı.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">SONUÇ</span></p>
<p>İstiklal Harbi esnasında İngiltere’nin Yunan yanlısı politika izlemesi bu ülkeye çok pahalıya mal olmuştur. Özellikle Yunanlılar’ın Anadolu’dan atılıp Türk ordusunun Çanakkale’ye ilerlemesi sebebiyle İngiliz hükümetinin Türklerle anlaşma yollarını aramayıp Çanakkale Boğazı civarında savaşa yol açacak bir şekilde kriz çıkarması İngiltere’nin hem içeride hem de dışarıda itibarının zedelenmesine yol açtı. Yakın Doğu meselesinde Liberal Partili Başbakan Lloyd George ve Koloniler Bakanı Winston Churchill önderliğinde Türk karşıtı bunalım politikası güdülmesi, Liberal Parti ve Muhafazakâr Parti’nin oluşturduğu koalisyon hükümetinin sonunu getirdi. Böylece 19. yüzyılın son çeyreğinden beri Liberal Parti önderliğinde sürdürülen ‘‘pılısıyla pırtısıyla Türkler’i Avrupa’dan defetme” politikasının son temsilcisi olan Lloyd George iktidardan uzaklaşmış oldu.90 Ayrıca İngiltere, Türkiye ile görüşmeler yoluyla barışa ulaşabilecekken savaşı tercih etmiş ve sonuçta ekonomik ve mali kayıplara da uğramıştı. İngiltere dahildeki bu kayıplar yanında hariçte de de önemli prestij kaybına uğradı. Öncelikle I. Dünya Savaşından galip çıkmış ve yenilen ülkelere barış şartları empoze etmiş bir ülke olarak, savaştan yenik çıkan Türkler’e Sevres Barış Antlaşmasını kabul ettiremeyerek ve son Çanakkale krizinde kendi müttefikleri ve Kolonileri tarafından yalnız bırakılarak tüm dünyada önemli bir prestij kaybına uğradı. Bunun yanında Yakın Doğu’da kurulacak İngiliz yanlısı büyük Helen Devleti politikası iflas etmiş oldu. Böylece İngiltere son buhranda kendi politikasını Türkler’e kabul ettirememiş, Fransa’nın arabuluculuğu sonucu kendisinden ziyade Fransa ve Türkiye’nin istekleri kabul edilmişti. Ayrıca Türkiye’ye karşı hasmane ve düşmanca tavrı nedeniyle İslam ülkelerinde, özellikle de İngiltere’nin sömürgesi durumunda olan Hindistan’da gittikçe azalan itibarı önemli bir darbe daha almış oldu.</p>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<hr style="width: 100%; height: 2px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; text-align: justify;" />
<p style="text-align: justify;">
<div style="text-align: justify;">1 I. Dünya Savaşı sırası ve sonrası İngiliz Başbakanı Lloyd George’un Yunan siyaset adamı Venizelos’a hayranlığı ve Yunan yanlısı politikası için bak: Michael Llewellyn Smith, lonion Vision: Greece in Asia Minör, 1919-1922. New York: St. Martin’s Press, 1973.<br />
2 Record by Sir E. Crowe of a conversation with M. Venizelos. Foreign Office, 25 Mayıs 1922. Bilal N. Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1984. Cilt: 4. sh. 269-273.<br />
3 Stephen F. Evans, The Slow Rapprochement, Britain and Türkey in the Age of Kemal Atatürk, 1919-38. North Humberside: Eothen Press, 1982. sh. 38-39. Ömer Kürkçüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri, 1919-1926. Ankara: SBF Yayınları, 1978. sh. 233.<br />
4 Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika. Cilt: 2. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1991. sh. 126-140, 154-156.<br />
5 Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1973. Cilt: 2. sh. 645.<br />
6 Osman Okyar, “Turco-British Relations in the lnter-War Period: Fethi Okyar’s Missions to London”, in William Hale and A. İhsan Bağış, Four Centuries of Turco-British Relations. North Humberside: Eothen Press, 1984. sh. 71. Fethi Bey 3 Temmuz tarihinde Meclis tarafından görünüşte dinlenmek için iki ay izinli sayılmıştı. Fakat asıl neden Avrupa başkentlerine giderek siyasi görüşmelerde bulunmaktı. Fethi Bey bu amaçla 18 Temmuz’da Marsilya’ya ulaşacak, 23 Temmuz’da Fransa Başbakanı Poincare ile görüşecek, 1 Ağustos’ta Londra’ya geçecek, 21 Ağustos’ta Paris’e, oradan 3 Eylül’de Roma’ya sonra da İzmir’e dönecekti. Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1996. Cilt: 4. sh. 506.<br />
7 Daily Express. 9, 10 Ağustos 1922. Sonyel, age. sh. 263’den alıntılanmıştır.<br />
8 Osman Okyar bir yazısında İngiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’nın Fethi Bey’le 25 Ağustos tarihinde görüşerek Curzon’ın ters ve kısa bir mesajını ilettiğini yazar. Curzon mesajında iki ülke (Türkiye ve Yunanistan) arasındaki önemli mesele üzerinde çalıştığını, bu nedenle Eylül ayının ilk haftasında hazırlığını tamamladıktan sonra Ali Fethi Bey’i kabul edeceğini belirtir. Halbuki Ali Fethi Bey 21 Ağustos’ta Londra’yı terketmiştir. O nedenle görüşme 25 Ağustos’ta değil de 14 Ağustos’ta Dışişleri Bakan Müsteşarı Tyrrell veya 19 Ağustos’ta Müsteşar Yardımcısı Lindsay ile vuku bulmuş olmalı. Okyar, agm, sh. 72-73.<br />
9 İngiliz Gizli İstihbarat Servisi Raporu. 16 Eylül 1922. Şimşir, age. sh. 421-422.<br />
10 Atatürk, age. sh. 674. Başkomutan Mustafa Kemal’den TBMM Başkanlığına telgraf, Dumlupınar, 26 Ağustos, 1922. Mustafa Onar, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995. Cilt: 2. sh. 360.<br />
11 Başkomutan Mustafa Kemal’den TBMM Orduları’na, Çakırsaz, 1 Eylül, 1922. Onar, age. sh. 364-365.<br />
12 İngiltere’nin Atina İşgüderi Bendck’ten Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a, 2 Eylül 1922. Şimşir, age. sh. 375-376.<br />
13 Sonyel. age. sh. 265-269.<br />
14 Okyar’a göre Fethi Bey bu talebi Londra’da almıştı. Halbuki yukarıda yazıldığı gibi Fethi Bey 21 Ağustos’ta Londra’dan ayrılmıştı. Curzon’un Özel Kalemi bu talebi o tarihte Paris’te bulunan Fethi Bey’e telefonla iletmiş olabilir.<br />
15 Okyar, agm, sh. 73-74.<br />
16 Cabinet meeting of September 7. 1922-, P.R.O. CAB 23/31/48.<br />
17 Martin Gilbert. Winston S. Churchill. 1917-1922. London: Heinemann. 1975. Cilt. -, sh. 820.<br />
18 A. L. Macfıe. “The Chanak Affair, September-October 1922”, Balkan Studies, Cilt: 20(2), 1979. sh. 311.<br />
19 Bentick (Atina)’ten Kedleston Markizi Curzon’a, 5-6 Eylül 1922, Şimşir, age. sh. 376-377, 379-380.<br />
20 Kedleston Markizi Curzon’dan Sir H. Rumbold’a, 10 Eylül 1922. age. sh. 391-392.<br />
21 Sir H. Rumbold’dan (İstanbul) Kedleston Markizi Curzon’a, 12 Eylül 1922. Mareşal Allenby’den (Kahire) Kedleston Markizi Curzon’a, 16 Eylül 1922. İngiltere’nin Saraybosna Konsolosu’ndan Belgrad Elçisi C. A. Young’a, 25 Eylül 1922. age. sh. 401, 425, 551-555. Kürkçüoğlu, age. sh. 241.<br />
22 Loid Peel’den İngiliz Bakanlar Kuruluna muhtıra. 13 Eylül 1922. Şimşir, İngiliz age. sh. 402.<br />
23 Gill H. Bennett, British Foreign Policy during the Curzon Period, 1919-1924. Basingstoke: Macmillan, 1995. sh. 85.<br />
24 Savaş Bakanlığı’ndan General Harington’a, İstanbul. I 1 Eylül 1922. Şimşir, age. sh. 395-396.<br />
25 Michael L. Dockrill, J. Douglas Goold, Peace without Promise. Britain and the Peace Conferences, 1919-23. London: Batsford Academic and Educational Ltd.. 1981. sh. 230.<br />
26 David Gilmour, Curzon. London: John Mırnav, 1994. sh. 543.<br />
27 Kedleston Markizi Curzon’dan Sir H. Rumbold’a. Dışişleri Bakanlığı, 16 Eylül 1922. Şimşir, age. sh. 418-419.<br />
28 Bildirinin bazı kısımlarının Türkçe çevirisi için bak: Vladimir Potyemkin. Uluslararası İlişkiler Tarihi. İstanbul: May Yayınları, 1979. Cilt: 3. Sh. 364.<br />
29 Macfic. agm. sh. 317.<br />
30 Lloyd George’un eşine göre bu bildiri koalisyon hükümetinin sonunu getiren önemli faktörlerden biridir. Lord Beaverbrook, The Decline and Fail of Lloyd George: and Great was the Fail Thereof. London: Collins, 1963. sh. 160.<br />
31 Earl of Ronaldshay, The Life of Lord Curzon. Cilt: 3. London: Ernest Benn Ltd. sh. 302.<br />
32 Tarafsız bölge 13 Mayıs 1921’de itilaf Deyletleri’nin Üç Yüksek Komiseri’nin Boğazlar etrafında çizdikleri bir bölgedir. Karara göre bu bölge İngiliz, Fransız ve İtalyan işgali altında olacak ve buralarda Türklerle Yunanlılar çarpışamayacak. Sarıhan, age. Cilt: 3. sh. 529.<br />
33 Macfie, agm. sh. 317.<br />
34 agm. sh. 317-318.<br />
35 Sonyel. age. sh. 271-272.<br />
36 Macfie, agm. sh. 318-319.<br />
37 Koloniler’den Sorumlu Devlet Bakanı W. Churchill’den İngiliz Kabinesi’ne. 23 Eylül 1922. Türk-Yunan Ahvali. Dominyonlarla İşbirliği. Şimşir, age. sh. 530-542.<br />
38 David Walder, Çanakkale Olayı. İstanbul: Milliyet Yayınları. 1970. sh. 274.<br />
39 age, sh. 275.<br />
40 age, sh. 285.<br />
41 age, sh. 286.<br />
42 Sonyel. age. sh. 274.<br />
43 S. I. Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları. Ankara: Birey ve Toplum Yayınları, 1985. sh. 151-152.<br />
44 20 Eylül 1922’de Quai d’Orsay’da Fransız Başbakanı, İngiliz Dışişleri Bakanı ve İtalya’nın Paris Büyükelçisi arasında yapılan toplantıda İngiliz sekreterin tuttuğu notlar. Şimşir, age. sh. 454-455.<br />
45 20 Eylül 1922’de Quai d’Orsay’da Fransız Başbakanı, İngiliz Dışişleri Bakanı ve İtalya’nın Paris Büyükelçisi arasında yapılan toplantıda İngiliz sekreterin tuttuğu notlar, age. sh. 462-474.<br />
46 22 Eylül 1922 Cuma günü Quai d’Orsay’da Fransız Başbakanı. İngiliz Dışişleri Bakanı ve İtalya’nın Paris Büyükelçisi arasında yapılan toplantıda İngiliz sekreterin tuttuğu notlar, age. sh. 493-510.<br />
47 Gilmour. age. sh. 544.<br />
48 Documents of British Foreign Policy. Cilt: 18. No: 48. Douglas Goold, “Lord Hardinge as Ambassador to France, and the Anglo-French Dilemma over Germany and the Near East, 1920-1922.” The Historieal Journal. Sayı: 21 (4). 1978. sh. 932’den alıntılanmıştır.<br />
49 Gilmour, age. sh. 544.<br />
50 Harold Nicolson. Curzon: the Last Phase. 1919-1925. London: Constable, 1934. sh. 273-274.<br />
51 Goold. agm. sh. 932-933.<br />
52 İtilaf Devletlerinin üç temsilcisinin Ankara Hükümeti’ne gönderdikleri bu notanın Türkçesi için bak: Rauf Orbay. Cehennem Değirmeni. Siyasi Hatıralarım. İstanbul: Emre Yayınları, 1993. Cilt: 2. sh 99-100. Notanın İngilizcesi için bak: Lord Hardinge’den Kedleston Markizi Curzon’a, Paris. 23 Eylül 1922. Şimşir, age. sh. 526-527. Türkçe özeti için bak: Ali Naci Karacan. Lozan Konferansı ve İsmet Paşa. 3. Basım. Ankara: Bilgi Yayınevi, 1993. sh. 21-22.<br />
53 Earl of Ronaldshay, age. sh. 304.<br />
54 Atatürk, age. sh. 677-678. Sarıhan, age. Cilt: 4. sh. 681.<br />
55 Sir H. Rumbold’dan (İstanbul) Kedleston Markizi Curzon’a. 21 Eylül 1922. Şimşir, age. sh. 482-483.<br />
56 Türk süvarileri 24 Eylül’de “tarafsız bölge”den çekilecekler, ertesi gün tekrar gireceklerdir. Sarıhan, age. sh. 697, 699.<br />
57 Orbay, age. sh. 98.<br />
58 Mustafa Kemal’den İstanbul’da General Harington’a telgraf, İzmir, 26 Eylül 1922. Onar, age. sh. 380-381.<br />
59 Sarıhan, age. sh. 709.<br />
60 Earl of Ronaldshay, age. sh. 305.<br />
61 Koloniler Bakanlığı’nda Mr. Churchill’in odasında İngiliz Bakanlar Kurulu’nun bazılarının yaptıkları toplantının tutanakları. Yakın Doğu’da Askeri Durum. 27 Eylül 1922. Şimşir, age. sh. 561-565.<br />
62 Earl of Ronaldshay, age. sh. 305.<br />
63 Cabinet Papers 23/31, 52 (22). 29 Eylül 1922. Sonyel. age. sh. 277’den alıntılanmıştır.<br />
64 Earl of Ronaldshay, age. sh. 306.<br />
65 Sarıhan, age. sh. 7 ‘4.<br />
66 Atatürk, age. 2. sh. 679; Texte de la Reponse du Gouvernement d’Angora a la Note des Gouvernements allies du 23 Septembre 1922. Smyrne. le 29 Septembre 1922. Şimşir, age. sh. 635-636.<br />
67 Kenneth O. Morgan, Consensus and Disunity: The Lloyd George Coalition Government, 1918-1922. oxford: Oxford University Press, 1986 sh. 323.<br />
68 Earl of Ronaldshay, age. sh. 307.<br />
69 Goold, agm. sh. 933. Earl of ‘Ronaldshay, age. sh. 307.<br />
70 Gilmour, age. sh. 546.<br />
71 Lord Hardinge’den (Paris) Kedleston Markizi Curzon’a. 30 Eylül 1922. Şimşir, age. sh. 612-613.<br />
72 Başkomutanlıktan (Akdeniz) Bahriye Nezaretine. I Ekim 1922. age. sh. 622.<br />
73 Bennett, age. sh. 88.<br />
74 Briton Cooper Busch, Mudros to Lausanne: Britain’s Frontier in West Asia 1918-1923. New York: State University of New York Press, 1976. sh. 356-57. İsmet İnönü, Hatıralar. Ankara: Bilgi Yayınevi, 1987. Cilt: 2. Sh. 27-36. Karacan, age, sh. 26-35. Sarıhan, age. sh. 744.<br />
75 Earl of Ronaldshay, age. sh. 310. Beaverbrook, age. sh. 166-167.<br />
76 Bonar Law hastalığı nedeniyle Muhafazakar Parti liderliğini 1921 yılının Mart ayında Austin Chamberain’e bırakmıştı. David Walder, The Chanak Affair. London: Hutchison, 1969. sh. 131.<br />
77 The Times, 7 Ekim 1922.<br />
78 Beaverbrook, age. sh.164<br />
79 Bu problemler hakkında daha fazla bilgi çin bak: Morgan, age. sh. 331-341.<br />
80 age, sh. 324.<br />
81 Walder, Çanakkale Olayı, sh. 375.<br />
82 age. sh. 377. Konuşmanın bir bölümü için bak: Karacan, age. sh. 37. Kürkçüoğlu, age. sh. 250.<br />
83 Earl of Ronaldshay, age. sh. 314.<br />
84 age.sh. 315-316. 85age. sh. 319-320.<br />
86 Walder. age. sh. 378-381.<br />
87 age, sh. 385. Liberal Parti 1918 yılının Aralık ayında yapılan meşhur “Kuponlu Seçimler’de” ikiye bölünmüş ve seçimlerden sonra Lloyd George liderliğindeki Liberaller Muhafazakâr Parti ile koalisyon hükümeti kurmuş, Herbert H. Asquith liderliğindeki Liberaller ise muhalefette kalmışlardı. Trevor Wilson, The Downfall of the Liberal Party. 1914-1935. London: Fontana Library, 1968. sh. 143-199.<br />
88 Wilson, age. sh. 238-239.<br />
89 Morgan, age. sh. 346-349.<br />
90 Liberal Parti bundan sonra İngiliz siyasi tarihindeki güçlü yerini İşçi Partisi’ne bırakacak ve ancak İşçi Partisi’ııin küçük ortağı olarak birkaç defa koalisyon hükümetlerinde yer alacaktır. Peter Teed. Dictionary of Twentieth-Century History. 1914-1990. Oxford: Oxford University Press, 1992. sh. 270-271.</div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: xx-small;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</span><br />
<span style="font-size: xx-small; font-family: verdana;"><strong>* Polis Akademisi Başkanlığı &#8211; </strong></span><br />
<span style="font-size: xx-small; font-family: verdana;"><strong>- ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 45, Cilt: XV, Kasım 1999</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/canakkale-krizi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs 1919 – Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/19-mayis-1919-ataturkun-samsuna-cikisi-t2893.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/19-mayis-1919-ataturkun-samsuna-cikisi-t2893.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 May 2008 10:32:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli Günler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ATATÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=933</guid>
		<description><![CDATA[ATATÜRK&#8217;ÜN 19 MAYIS 1919&#8242;DA SAMSUN&#8217;A ÇIKIŞI VE TÜRKİYE&#8217;DE MİLLİ EGEMENLİK İLKESİNİN GERÇEKLEŞMESİ Millî Mücadelenin Atatürk tarafından dile gelen hikâyesinin ilk cümlesi, &#8220;1919 senesi Mayısının 19&#8242;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım&#8221; ile başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919 Millî Mücadelenin fiilen başladığı tarihtir. 19 Mayıs bir başlangıçtır; fikir ve karar sahibi Atatürk&#8217;ün hedefine varan yolda ilk adımdır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_3309" style="text-align: justify;"><a title="19 Mayıs 1919 Gençlik ve Spor Bayramı" rel="lightbox" href="http://www.turkcemiz.net/resimler/19-mayis-1919.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1007" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/19-mayis-1919-300x174.jpg" alt="19 Mayıs 1919 Gençlik ve Spor Bayramı" width="300" height="174" /></a></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>ATATÜRK&#8217;ÜN 19 MAYIS 1919&#8242;DA SAMSUN&#8217;A ÇIKIŞI VE                TÜRKİYE&#8217;DE MİLLİ EGEMENLİK İLKESİNİN GERÇEKLEŞMESİ </strong></div>
<div id="post_message_3309" style="text-align: justify;">
<p class="alignleft"></p>
<p>Millî Mücadelenin Atatürk tarafından dile gelen hikâyesinin ilk cümlesi, &#8220;1919 senesi Mayısının 19&#8242;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım&#8221; ile başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919 Millî Mücadelenin fiilen başladığı tarihtir. 19 Mayıs bir başlangıçtır; fikir ve karar sahibi Atatürk&#8217;ün hedefine varan yolda ilk adımdır. Şevket Süreyya Aydemir&#8217;e göre, &#8220;Mustafa Kemal&#8217;in yeni hayatı, yeni âlemi, onun, 1919 Mayısının 19&#8242;uncu günü Samsun kıyısında Anadolu karasına ayak basmasıyla başlar, yani onun zuhurunun, hem kendi kaderine, hem milletimizin tarihine, hem çağımızın akışına, çeşitli yönlerden yön ve şekil veren safhası o gün, orada ve Mustafa Kemal&#8217;in Samsun kıyısına ayak basmasıyla başlamıştır.&#8221;(1)<br />
Egemenlik(Hakimiyet); egemen olma, hakimlik, üstünlük, amirlik manalarına gelir ve hükmeden, buyuran, buyruğunu yürütebilen üstün gücü ifade etmek için kullanılır. Egemenlik, devlet kudretinin bir vasfıdır.İç hukukta en üstün kudreti, uluslar arası hukukta da bağımsız bir gücü ifade eder.(2)<br />
Millî Egemenlik ise; bir milletin kendi kaderine hakim olarak, kendi geleceğini tayin etme gücünü elinde bulundurması demektir. Yani bir milletin kendini idare etmesi, kendine hükümet edecek heyeti seçmesi anlamına gelir. İç görünüşü itibarıyla demokratik rejimi, yani egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ortaya koyarken, dış görünüşü ile de milletin özgür ve bağımsız yaşamasını, yani dışa karşı millet birliğini ve bütünlüğünü ifade eder.(3)<br />
Millî Egemenlik, bir kişi veya sınıfın egemenliğinden uzak olarak, milletin kendi yönetiminde söz sahibi olması anlamına geldiğinden, milletin genel iradesinin ortaya konulmasını sağlar ve iktidarın, kayıtsız şartsız millete ait olmasını ifade eder. Millî Egemenlik anlayışında millet, kendisini oluşturan fertlerden ayrı, onların üstünde bir kişiliğe, bir iradeye sahiptir ve egemenlik bu kolektif kişiliğe aittir. (4)<br />
Millî Egemenlik, millet iradesini hakim kılması münasebetiyle demokrasinin temel şartıdır. Bu sebeple, bütün demokratik rejimlerde en üstün kuvvet ve devlet yönetimi konusunda belirleyici unsur olarak, devlete yön verirken, aynı zamanda devlet fonksiyonlarının oluşmasını da sağlar. (5)<br />
Millî Egemenlik, insanlık tarihinde başlı başına kuvvet kaynağı olan ve kuvvet doğuran fikirlerden birisi olarak, devletlerin yapısını değiştirebilecek ve tarihin akışını etkileyebilecek kadar etkilidir. Dolayısıyla, insanlık tarihi açısından büyük önemi sahiptir. (6)<br />
Atatürk&#8217;e göre Millî Egemenlik, devlet ve milletin mukadderatında amil ve hakim unsur olması gereken bir değerdir. Çünkü Millî Egemenlik, adaletin, eşitliğin, hürriyetin dayanağı ve milletin namusu, haysiyeti, şerefidir. Bu sebeple Atatürk, Millî Egemenlik ilkesini devletin temel unsurlarından birisi haline getirmeye çalışmıştır. Bundan amaç ise; siyasî, sosyal ve ekonomik yönden, yabancı etkilerden uzak, millî iradeden oluşmuş bir toplumun meydana gelmesini sağlamaktır. (7)<br />
Atatürk,&#8221;Millî Hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar&#8221; ifadesiyle, Millî Egemenlik ilkesinin gücünü ortaya koyarak, devlet hayatındaki önemini<br />
vurgulamıştır. (8)<br />
Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesinin gerçekleştirilmesi, tamamen Atatürk&#8217;ün bu konudaki düşünce ve çalışmalarının sonucudur. Atatürk&#8217;ün 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a ayak basmasıyla birlikte, Türk tarihinde ilk defa kişisel egemenlikten, Millî Egemenliğe geçiş süreci başlamıştır. Atatürk, Samsun&#8217;a ayak bastığı andan itibaren, hem içe, hem de dışa dönük olarak, dinî ve batılı fikirleri yanına almış ve bunların senteziyle Anadolu&#8217;da tek idare, tek devlet, tek egemenlik, tek kumandan, tek meclis ve tek millet fikirlerinden hareket ederek, her alanda gerçek Millî Egemenlik ilkesini uygulamaya çalışmıştır. Dolayısıyla, Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesinin genel anlamda ilk defa Atatürk&#8217;ün önderliğinde girişilen Millî Mücadele yıllarında uygulandığını söylemek mümkündür. Çünkü bu dönemde, memleketin içine düştüğü kötü durum karşısında, bazı aydınlar memleketin kurtarılması için bir büyük devletin mandasını kabul etmekten başka çare görmezlerken,Atatürk bunlardan çok farklı düşünmüş ve millete güveni esas alan bir hareketin peşinde olmuştur.(9)O, memleketin içinde bulunduğu kötü durumu kastederek Nutukta; &#8220;&#8230; Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da Millî Hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak! İşte daha İstanbul&#8217;dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun&#8217;da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.&#8221;(10)<br />
Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a varır varmaz, müfettişliğin kendisine yüklediği vazifeleri yerine getirmek amacıyla hazırladığı 22 Mayıs 1919 tarihli rapor; Ordu müfettişinin birçok noktalarda, talimatın sınırını da aşarak, bütün memleket kaderi ile ciddi bir şekilde uğraştığını göstermektedir. Hazırladığı bu ilk raporunda Atatürk, Samsun bölgesindeki asayişsizliğin sebebinin Rumlardan kaynaklandığını, Türklüğün yabancı mandasına ve kontrolüne tahammülü olmadığını, Yunanlıların İzmir&#8217;i işgale haklarının bulunmadığını ve en önemlisi, milletin, millî egemenlik esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul ettiğini ve bunu gerçekleştirmeye çalışacağını belirtmiştir. Dolayısıyla Atatürk, milletin birlik ve beraberliği ile Millî Egemenlik ilkesini Millî Mücadelenin temel dayanağı yapmaya kararlı olduğunun ilk işaretini vermiştir. Millî Mücadelenin ilk ana programını teşkil eden bu rapor, Tevfik Bıyıklıoğlu&#8217;na göre, gerçekte, bir ihtilâl programından farksızdır. (11)<br />
Atatürk, Samsun&#8217;un İngiliz işgalinde ve kıyıda bulunması ve civarındaki Rum çetelerinin faaliyetlerinden ötürü karargâhının içerde daha emin bir yere naklini gerekli görmüş ve 25 Mayıs 1919&#8242;da Havza&#8217;ya hareket etmiştir. Atatürk için artık tarihî görev başlamış bulunuyordu. Bundan sonra Osmanlı Devleti bir süre adeta iki elden idare edilecekti. Çünkü Atatürk her gittiği yerde halkın arasına girerek İstanbul Hükümeti gibi halkı sükunete değil, tersine onları harekete geçirmeye çalışacaktı. Yine O, sadece bir komutan olmayacak valiler ve millî teşekküllerle haberleşen,Türk milletini düştüğü kötü durumdan haberdar eden, memleketin dertlerini dert edinen bunlara çare arayan, cemiyetler toplayıp kararlar alan bir önder olacaktı. (12)Nitekim, 28 Mayıs 1919&#8242;da Havza&#8217;dan bütün memlekete, askerî ve mülkî amirlere, Müdafaayı Hukuk Cemiyetlerine gönderdiği bir tamimle İzmir&#8217;in işgalini protesto için yurdun her tarafında mitingler yapılmasını, halka felaketin büyüklüğünün anlatılmasını ve bunu köylere kadar yaymalarını istedi. Bunun üzerine memleketin her köşesinde İzmir&#8217;in işgaline tepki olarak mitingler yapıldı. İstanbul&#8217;da altı miting, Anadolu&#8217;nun çeşitli şehir ve kasabalarında toplam 96 miting tertip edildi.(13)<br />
İstanbul mitinglerine ve Atatürk&#8217;ün Havza&#8217;daki faaliyetlerine ilk tepki işgal makamlarının onu İstanbul&#8217;a geri çağırmaları olmuştur. Atatürk, o güne kadar&#8221;Ordu Müfettişi&#8221; sıfatı ile bütün kişisel ağırlığını koyarak hareket etmişti. Şimdi bu sıfatın tehlikeye düştüğünü görüyordu. Bu nedenle başlattığı eylemi kişisel olmaktan çıkarıp halka mal etmekte acele etmek gerekiyordu. Harbiye Nezaretine oyalayıcı bir cevap vererek 12 Haziran 1919&#8242;da Amasya&#8217;ya gitti. Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Refet Bey(Bele) ve Rauf Bey&#8217;in (Orbay) katkılarıyla 14 Haziran 1919&#8242;da kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bünyesinde, Mustafa Kemal tarafından önceden hazırlanmış metnin üzerindeki çalışmalar tamamlanarak Millî Mücadele tarihimize Amasya Tamimi olarak geçen ilk önemli belge kabul edildi. Tamim, Konya&#8217;da bulunan 2.Ordu Müfettişi Cemal Paşa (Küçük, ya da Mersinli Cemal Paşa)ile Erzurum&#8217;da 15.Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa&#8217;nın da onaylamasından sonra 21/22 Haziran 1919&#8242;da tüm ilgililere duyuruldu. (14)<br />
Amasya Tamimi&#8217;nde dikkati çeken noktalar özellikle şunlardır.&#8221;Yurdun bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir&#8221; denilmekle, tehlike çanı çalmakta, alarm işareti verilmektedir. Tamimin ikinci maddesi birinciyi tamamlamakta İstanbul Hükümetinin aczi ortaya konularak, bu durumun milletimizi yok olarak tanıttırdığı açıklanmaktadır. Tamimde yer alan önemli bir hüküm de, &#8220;Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır&#8221; parolasıdır. Millî Egemenliğe ve millî bağımsızlığa yer veren bu ilke, daha sonraki tarihî gelişmelerle Türk İnkılâbının bir temel dayanağı olacaktır. Tamim, bölgesel değil, bütün ülkeyi içine alacak bir kuruluşu öngörmekte ve bu amaçla bir kongrenin toplanması gereğini belirtmektedir(15).<br />
Amasya Tamimi, Millî Egemenliğe dayalı yeni bir Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adımdır. Türk milletine bu çağrının gerekçesini ve uygulanacak plânı açıklamaktadır. Artık yüzyıllardır Türk milletinin kaderine hükmetmiş olan Padişah iradesine karşı ayaklanma başlamıştır. Nitekim Tamimle birlikte İstanbul&#8217;a gönderilen mektuplarda, artık İstanbul&#8217;un Anadolu&#8217;ya egemen değil, bağımlı olmak zorunda olduğu belirtilmiştir. Ordunun Amasya&#8217;da alınan kararların uygulanması ile görevlendirilmesi artık ordunun da ihtilâlin içinde yer aldığını göstermesi bakımından önemlidir.(16)<br />
Tamim, millet gerçeğine dayanarak alt üst olan düzenin yerine yeni bir düzeni öngörmektedir.&#8221;İstiklâl&#8221;, bu yeni düzenin parolası, millî iradeye dayanan&#8221;Millî Hakimiyet&#8221; ilkesi de gücüdür.(17)<br />
Amasya Tamimi&#8217;nin bir diğer önemi de,Türk Milliyetçiliği akımının, inkılâbın bir temel prensibi olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Milliyetçilik Amasya Tamimi&#8217;nden itibaren millî mücadelenin esası, özü, temel yapısı olmuş, milleti harekete getiren, ona millî şuur ve vicdanının sesini duyuran, politik tutumun hedeflerini gösteren prensip olmuştur.(18)<br />
Kısaca, Amasya Tamimi,Türk İnkılâp Tarihinde, hukukî ve siyasî önemi ile yeni Türk devletinin kuruluşunu hazırlayan bir temel vesika olması bakımından özel bir değer ifade eder.<br />
Devletin kaderinde, milletin söz sahibi olması anlamını taşıyan Millî Egemenlik ilkesinin, Millî Mücadele dönemi boyunca ve daha sonra da üzerinde durulacak en önemli hususlardan birisi olduğu, Anadolu&#8217;nun çeşitli şehirlerinde kongreler düzenlenerek, halkın istek ve düşüncelerinin belirlenmeye çalışılmasından da açıkça anlaşılıyordu. Zaten sadece bu kongrelerin toplanması bile, millet egemenliğinin gerçekleştirilmesi yolunda atılmış önemli bir adımdı. Çünkü kongrelerde alınacak olan kararlar, milletin temsilcilerinin görüşleri doğrultusunda ortaya çıkacaktı. Bu da milletin girişilecek olan mücadelede söz sahibi yapılması demekti.(19)<br />
Bu çerçevede, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında yapılan Erzurum Kongresinde alınan kararlar arasında; &#8220;Kuva-yı Milliyeyi âmil ve İdare-i Milliyeyi hakim kılmak esastır&#8221; ibaresinin bulunması, bütün bu çalışmaların Türkiye&#8217;de Millî Egemenliği gerçekleştirmek esasına dayandığı açıktır. Yine 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında yapılan Sivas Kongresinin sonunda yayınlanan beyannamede de; &#8220;İstiklâlimizin temini için Kuva-yı Milliyeyi âmil ve Millî İradeyi hakim kılmak esastır&#8221; denilerek,Erzurum Kongresinde bu konuda alınan kararın aynen tekrarlanması, şüphesiz Atatürk&#8217;ün bu konudaki kararlılığının bir göstergesi olmuştur. Bu çerçevede,Atatürk&#8217;ün Sivas&#8217;ta çıkarttığı gazetenin adının İrade-i Milliye ve Ankara&#8217;da çıkarttığı gazetenin adının da, Hakimiyet-i Milliye olması tesadüf değildir.(20)<br />
Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik konusunda atılmış önemli adımlardan birisi de Son Osmanlı Mebusan Meclisinde 28 Ocak 1920&#8242;de kabul edilen Misak-ı Millî kararlarıdır. Misak-ı Millî ile her şeyden önce millî ve bölünmez bir Türk ülkesinin sınırları çizilmekle birlikte Türkler, tam bağımsızlık şuuruna erişmişler ve millet olarak asgari haklarını istemişlerdir. Bu Misak (Ant), Erzurum ve Sivas Kongreleri kararlarındaki millî kurtuluş programını, millî hudutlarımızı daha geniş ve belirli kılarak tam bir hukuk ve siyaset anlayışı esaslarına oturtmuştur.(21)<br />
Misak-ı Millî&#8217;nin kabulünden sonra İngilizler 16 Mart 1920&#8242;de İstanbul&#8217;u işgal ederek,Son Osmanlı Mebusan Meclisini de dağıtmışlardır. İstanbul&#8217;un işgaliyle birlikte Osmanlı Devleti&#8217;nin tamamen etkisiz kaldığını ve milletin içinde bulunduğu kötü duruma bir çare bulmasının artık mümkün olmadığını gören Atatürk, milletin kurtuluşunu yine milletin kendisinin sağlayacağı düşüncesiyle ve Millî Egemenlik ilkesinin tam anlamıyla gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla, 19 Mart 1920&#8242;de bütün valilere, mutasarrıflıklara ve komutanlıklara bir genelge göndererek, Ankara&#8217;da &#8220;olağanüstü yetkilere sahip&#8221; yeni bir meclisin toplanmasını istedi.Bu genelgede yer alan hükümlere uygun olarak yapılan seçimler sonucunda belirlenen milletvekillerinin yanında, İstanbul&#8217;dan Ankara&#8217;ya gelmeyi başaran milletvekillerinin de katılmasıyla, yeni meclis 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da açıldı.(22)<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla,Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesi resmen ve de fiilen gerçekleştirilmiştir. Böylece millet kendi geleceğini kendisi belirleme imkânına kavuşmuştur. Bunda da en büyük pay, hiç şüphesiz Atatürk&#8217;e aittir.</p>
<p>Atatürk, T.B.M.M.&#8217;ni açarak en büyük ideallerinden birisi olan,Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesini devletin temel unsurlarından birisi haline getirirken, &#8220;Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir&#8221; ifadesiyle de, hükümranlık hakkını ve otoritesini sadece T.B.M.M.&#8217;ne vermiştir.O, böylece bu konuda milleti tam yetkili kılarken, aynı zamanda diktatörlüğe karşı da bütün kapıları kapatmıştır.(23)<br />
Atatürk,Meclisin,Millî Egemenlik ilkesi gereği, milletin kaderine nasıl hakim olması gerektiğini de, yine mecliste yaptığı bir konuşmada şu sözlerle ifade etmiştir;&#8221;Millet mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve millî saltanat ve hakimiyetini bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerden oluşan bir Meclis-i Ali&#8217;de temsil etti. İşte o meclis, Meclis-i Alinizdir;Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir.&#8221; (24)<br />
19Mayıs 1919&#8242;da Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a çıkmasıyla başlayan Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesini gerçekleştirme çalışmaları, 23 Nisan 1920&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla fiilen gerçekleşmiş ve &#8220;Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir&#8221; ifadesinin 20Ocak 1921&#8242;de kabul edilen ilk Anayasada yer almasıyla da hukukî anlamda güvence altına alınmıştır. Böylece Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesinin gerçekleşme evreleri de tamamlanmıştır.</p>
<p><em><strong>YRD. DOÇ. DR. BEHÇET KEMAL YEŞİLBURSA  Gazi Üniversitesi,Kastamonu Eğitim Fakültesi,                Öğretim Üyesi. </strong></em></p>
<p><strong>Dipçe:</strong><br />
1. AKGÜN,Seçil; &#8220;Atatürk, Konya ve Millî Egemenlik&#8221;, Millî Egemenlik 1991, Sempozyum ve Panellerde Sunulan Bildiriler, TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1991.<br />
2.ATATÜRK, Nutuk,C.I, Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan Zeynep Korkmaz,Ankara,                1984.<br />
3.ATATÜRKÇÜLÜK(1.Kitap), Atatürk&#8217;ün Görüş ve Direktifleri, İstanbul,                1988.<br />
4. ATEŞ, Sami; Millî Hakimiyet Prensibinin Tarihi Gelişimi ve Türk İnkılâbındaki Yeri, Kemalist Atılım Birliği Yayınları, Ankara, 1991.<br />
5. AYDEMİR, Şevket Süreyya; Tek Adam,Mustafa Kemal, C.I, (1881-1919),                İstanbul, 1963.<br />
6.BIYIKLIO?LU,Tevfik; Atatürk Anadolu&#8217;da, (1919-1921),Ankara, 1959.<br />
7. DEMİRCİ, Sevtap; &#8220;Atatürk&#8217;te Egemenlik Anlayışı ve Gençlik&#8221;, Millî Egemenlik Fikrinin Tanımı, Unsurları ve Gelişimi (Panel),Dicle Üniversitesi, Diyarbakır 6 Mayıs 1986, TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1986.<br />
8. DEVELİOĞLU, Ferit; Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 7. Baskı,                Aydın Kitabevi, Ankara, 2986.<br />
9.DÖNMEZ,Cengiz; &#8220;Atatürk ve Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik Prensiplerinin Gerçekleştirilmesi&#8221;, Cumhuriyet&#8217;in Kuruluşunun 75. Yıl Armağanı,Gazi Üniversitesi,Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını,Ankara, 1998.<br />
10. EROĞLU, Hamza; Atatürk ve Millî Egemenlik, Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları,Ankara, 1987.<br />
11. EROĞLU, Hamza; Türk İnkılâp Tarihi,MEB Basımevi,İstanbul, 1982.<br />
12.FEYZİOĞLU, Turhan; Türk Millî Mücadelesinin ve Atatürkçülüğün Temel İlkelerinden Biri Olarak Millet Egemenliği, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1988.<br />
13.KARAOSMANO?LU, Yakup Kadri; &#8220;Atatürk ve Devlet Kuruculuğu&#8221;, Atatürkçü Düşünce, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1982.<br />
14. KODAMAN,Bayram; &#8220;Millî Hakimiyet Fikrinin Gelişmesi&#8221;, Millî Egemenlik Kavramının Fikri Gelişmesi, (Panel), 19 Mayıs Üniversitesi,Samsun 22 Nisan 1986, TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1986.<br />
15.KÖNİ, Hasan; &#8220;Millî Egemenlik Kavramının Batıda ve Türkiye&#8217;de Gelişimi&#8221;, Millî Egemenlik Kavramının Fikri Gelişmesi, (Panel), 19 Mayıs Üniversitesi, Samsun 22 Nisan 1986,TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları,Ankara, 1986.<br />
16. ÖNSOY,Rıfat; &#8220;Türklerde Millî Egemenlik ve Atatürk&#8221;,Atatürk ve Millî Egemenlik Paneli (Bildiriler), M. Kemal Üniversitesi Yayınları, Antakya, 1994.<br />
17. ÖZTÜRK,Kazım; Atatürk&#8217;ün TBMMAçık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları, C.II,Kültür Bakanlığı Yayınları,Ankara, 1990.<br />
18. ŞAHİNGÖZ,Mehmet; İzmir,İstanbul ve Maraş&#8217;ın İşgaline Tepkiler,Doktora Tezi,(A.Ü. T.İ.T.E.), Ankara, 1986.<br />
19.TANSEL, Selahattin; Mondrostan Mudanyaya Kadar, C.II, Ankara,                1973.<br />
20. TURAN,Refik ve diğerleri; Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi,Ankara,                1994.<br />
21.YILMAZ,Mustafa ve diğerleri; Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi,                Ankara, 1998.</p>
<p>(1)Şevket Süreyya Aydemir,Tek Adam, Mustafa Kemal,C.I, (1881-1919),                İstanbul, s.390.<br />
(2)Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 7.Baskı, Aydın Kitabevi,Ankara, 1986, s.375. Hamza Eroğlu,Atatürk ve Millî Egemenlik,Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1987, s.2.<br />
(3)Hamza Eroğlu, Türk İnkılâp Tarihi, MEB Basımevi, İstanbul, 1982, s.444.H.Eroğlu, Atatürk ve &#8230;, a.g.e., s.5.<br />
(4)Cengiz Dönmez,&#8221;Atatürk ve Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik Prensiplerinin Gerçekleştirilmesi&#8221;,Cumhuriyet&#8217;in Kuruluşunun 75. Yıl Armağanı,Gazi Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, Ankara, 1998, s.64-65.<br />
(5)Sami Ateş,Millî Hakimiyet Prensibinin Tarihî Gelişimi ve Türk İnkılâbındaki Yeri,KemalistAtılımBirliği Yayınları,Ankara, 1991, s.27.<br />
(6)Turhan Feyzioğlu, Türk Millî Mücadelesinin ve Atatürkçülüğün Temel İlkelerinden Biri Olarak Millet Egemenliği, Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları,Ankara, 1988, s.1.<br />
(7)Sevtap Demirci,Atatürk&#8217;te Egemenlik Anlayışı ve Gençlik, Millî Egemenlik Fikrinin Tanımı,Unsurları ve Gelişimi (Panel), Dicle Üniversitesi,Diyarbakır 6 Mayıs 1986, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1986, s.34. Atatürkçülük(1.Kitap), Atatürk&#8217;ün Görüş ve Direktifleri, İstanbul, 1988, s.4-21.<br />
(8)Atatürkçülük (1. Kitap), a.g.e., s.17.<br />
(9)C.Dönmez. a.g.m., s.67.<br />
(10)Atatürk,Nutuk, C.I, Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan Zeynep Korkmaz,Ankara,                1984, s.9.<br />
(11)H.Eroğlu, Türk &#8230;, a.g.e., s.174-175. Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu&#8217;da, (1919-1921), Ankara, 1959, s.30. Atatürk 16 Mayıs 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliği görevine atanmıştır.<br />
(12)Selahattin Tansel, Mondrostan Mudanyaya Kadar, C.II,Ankara,                1973, s.241.<br />
(13)Bu konuda geniş bilgi için bkz. Mehmet Şahingöz, İzmir, İstanbul ve Maraş&#8217;ın İşgaline Tepkiler,Doktora Tezi,(A.Ü.T.İ.T.E.), Ankara, 1986, s.58-271.<br />
(14)Mustafa Yılmaz ve diğerleri,Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi,Ankara,                1998, s.92.<br />
(15)H.Eroğlu,Türk&#8230;, a.g.e., s.178-179.<br />
(16)M.Yılmaz, a.g.e., s.93-94.<br />
(17)Refik Turan ve diğerleri, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi,Ankara,                1994, s.114.<br />
(18)H.Eroğlu, Türk&#8230;, a.g.e., s.183.<br />
(19)C.Dönmez, a.g.m., s.68.<br />
(20) C.Dönmez, a.g.m., s.68-69. H.Eroğlu, Türk &#8230;, a.g.e., s.188-191.<br />
(21)R.Turan, a.g.e., s.130-131. H.Eroğlu, Türk&#8230;, a.g.e., s.200-201.<br />
(22)R.Turan, a.g.e., s.136-137.<br />
(23)Yakup Kadri Karaosmanoğlu,Atatürk ve Devlet Kuruculuğu, Atatürkçü Düşünce,Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1982, s.473.<br />
(24)Kazım Öztürk, Atatürk&#8217;ün TBMM Açık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları, C.II,Kültür Bakanlığı Yayınları,Ankara, 1990, s.907-908.<br />
Kaynak: <a href="http://www.meb.gov.tr/" target="_blank">MEB</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/19-mayis-1919-ataturkun-samsuna-cikisi-t2893.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

