<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Osmanlı İmparatorluğu</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/yazi/turk-tarihi/anadolu-tarihi/osmanli-imparatorlugu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Çanakkale&#8217;de çekilmiş 57. Alay hakkında bir görsel</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/canakkalede-cekilmis-57-alay-hakkinda-bir-gorsel.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/canakkalede-cekilmis-57-alay-hakkinda-bir-gorsel.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2011 08:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[57. Alay]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1126</guid>
		<description><![CDATA[1 Şubat 1915&#8242;te kurulan, 25 Nisan 1915&#8242;te Anzak Çıkarmasını durdurmak için savaşa katılan 57. Alay, sancağını 22 Şubat 1915&#8242;te  Yarbay Mustafa Kemal&#8216;den teslim almıştır. Bigalı Köyü&#8217;nde 26 Mart 1915 &#8211; 24 Nisan 1915 tarihleri arasında Yarbay Mustafa Kemal ve alay komutanı Binbaşı Hüseyin Avni tarafından eğitilmiştir. Zaman zaman 5. Ordu tarafından 57. Alay&#8217;ın yerinin değiştirilmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="535" height="325" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/h_YAmX_s0AU" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="530" height="325" src="http://www.youtube.com/v/h_YAmX_s0AU"></embed></object></p>
<p style="text-align: justify;">1 Şubat 1915&#8242;te kurulan, 25 Nisan 1915&#8242;te Anzak Çıkarmasını durdurmak için savaşa katılan 57. Alay, sancağını 22 Şubat 1915&#8242;te  <strong>Yarbay Mustafa Kemal</strong>&#8216;den teslim almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bigalı Köyü&#8217;nde 26 Mart 1915 &#8211; 24 Nisan 1915 tarihleri arasında Yarbay Mustafa Kemal ve alay komutanı Binbaşı Hüseyin Avni tarafından eğitilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman zaman 5. Ordu tarafından 57. Alay&#8217;ın yerinin değiştirilmesi istenmiş ancak Yarbay Mustafa Kemal Bigalı Köyü&#8217;nde kalmasında ısrarcı olmuş ve 25 Nisan 1915 sabahı Yarbay Mustafa Kemal&#8217;in insiyatifi ile ilk düşman çıkartmasını karşılayan birlik olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Alay&#8217;ın tamamı şehit olmuş ancak alay sancağı hiç yere düşmemiştir. Bunun üzerine Avustralya&#8217;da sergilenen alay sancağının altına şu sözler yazılmıştır:</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong><em>&#8220;Bu alay sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiş, ama esir  edilmemiştir. Çünkü, Türk Ordusu&#8217;nun milli geleneklerine göre bir alayın  sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu  muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak  bulunmuştur. Kahramanlık örneği olarak karşınızda duran bu Türk alay  sancağını selamlamadan geçmeyin.&#8221;</em></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/canakkalede-cekilmis-57-alay-hakkinda-bir-gorsel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevr Barış Antlaşması</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/sevr-baris-antlasmasi-t2294.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/sevr-baris-antlasmasi-t2294.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 May 2009 15:25:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Sevr]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=971</guid>
		<description><![CDATA[Ana hatları 24 Nisan 1920&#8242;de San Remo Kanferansı&#8217;nda kararlaştırılan Sevr Antlaşması, 11 Mayıs 1920&#8242;de incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti&#8217;ne verilmişti. Antlaşması&#8217;nın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilaf Devletleri&#8217;nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu da 23 Haziran 1920&#8242;de Anadolu&#8217;da ve Trakya&#8217;da saldırıya geçti. Bursa&#8217;nın, Balıkesir&#8217;in, Uşak&#8217;ın ve Nazilli&#8217;nin ardarda işgali ile Sevr&#8217;in uygulanmasını sağlamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ana hatları 24 Nisan 1920&#8242;de San Remo Kanferansı&#8217;nda kararlaştırılan Sevr Antlaşması, 11 Mayıs 1920&#8242;de incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti&#8217;ne verilmişti.</p>
<p>Antlaşması&#8217;nın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilaf Devletleri&#8217;nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu da 23 Haziran 1920&#8242;de Anadolu&#8217;da ve Trakya&#8217;da saldırıya geçti. Bursa&#8217;nın, Balıkesir&#8217;in, Uşak&#8217;ın ve Nazilli&#8217;nin ardarda işgali ile Sevr&#8217;in uygulanmasını sağlamak ve Antlaşma maddelerinde herhangi bir değişikliğe meydan vermemek bu saldırıda esas amaç olmuştu.</p>
<p>Sultan Vahidettin&#8217;in başkanlığında toplanan Şüra-yı Saltanat 22 Temmuz 1920&#8242;de &#8220;zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer&#8221; görerek Antlaşma&#8217;nın onanmasına karar vermiştir. Tevfik Paşa&#8217;nın, Türk topraklarını parçalayan, milli şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damat Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bey Sevr Antlaşması&#8217;nı 10 Ağustos 1920&#8242;de imzaladılar.</p>
<p>Sevr Antlaşması&#8217;na göre, Osmanlı İmparatorluğu parçalanıyor, Türk     Milleti de yasama hakkından yoksun bırakılıyordu.</p>
<p>Rumeli sınırımız aşağıda yukarı İstanbul vilayetinin sınır olarak tayin olunuyordu. Batı Anadolu ( İzmir ve havalisi) Yunanlıları verilecekti. Güney sınırı ise, Mardin, Urfa, Gaziantep, Amanos dağları ve Osmaniye&#8217;nin kuzeyinden geçmekte ve bu sınırın güneyini Fransa&#8217;ya bırakmakta idi. Doğuda Bayazıt, Van, Muş, Bitlis ve Erzincan&#8217;ı içine alan bir Ermenistan, Irak ve Suriye arasında bir Kürdistan kurulacaktı. Bunun dışında, Türkiye&#8217;ye bırakılan topraklar nüfus mıntıkalarına ayrılmakta; İtalyanlar Antalya ve Konya, Fransızlar Adana, Sivas ve Malatya bölgesi üzerinde, İngilizler de Irak&#8217;ın kuzey kısmında nüfus bölgeleri tesis ediyorlardı.</p>
<p>İstanbul&#8217;da ise hükümet ve padişah oturacak fakat, İstanbul milletlerarası bir şehir olacak, Boğazlar&#8217;da ordusu, donanması, bütçesi ve organize kuruluşları ile bir komisyon bulunacaktı, Türklere bırakılan bölge, hakimiyet hakkı en ağır şekilde sınırlanmış, Ankara ve Kastamonu vilayetleri ve dolayları idi. Sevr&#8217;e göre, memleket dahilinde bulunan azınlık, Türklerden daha fazla haklara sahip oluyor, vergi vermeyerek, askeri hizmet yapmayarak imtiyazlı (ayrıcalıklı) bir durumda bulunuyordu. Türk tabiyetinden çıkanlar birçok yükümlülüklerden kurtulduğu gibi, yeniden hiç kimse Türk tabiyetine de giremeyecekti.</p>
<p>Devletin askeri kuvveti, her bakımdan sınırlanarak azami miktar 50.700 kişi olacak; Tank, ağır top, uçak bulunmayacaktı. Askerlik de gönüllü olacak, donanma ise 7 gambot ve 6 torpidodan ibaret olup, donanmada denizaltı da bulunmayacaktı. Diğer taraftan mali ve iktisadi hükümler, Osmanlı Hükümeti ile Meclisin yetkilerini hiçe saydıracak şekilde sınırlayıcı ve külfet teşkil eder mahiyette olup, Osmanlı Devleti&#8217;ni İtilaf Devletleri&#8217;nin müşterek sömürgesi haline, getiriyordu. İngiliz, Fransız ve İtalyan devletlerinin temsilcilerinden kurulu Mali Komisyon, Osmanlı Devleti&#8217;nin gelir ve giderlerini düzenlemekte ve devletin yetkilerini devletlik sıfatı ile bağdaştırılmayacak şekilde bağlamakta idi.</p>
<p>Sevr Antlaşması&#8217;nın Osmanlı Hükümeti&#8217;nce imzalanması, Anadolu&#8217;daki milli mücadele azmini kuvvetlendirmiş, halkın İstanbul Hükümeti&#8217;nden ümitlerini kesmesine neden olmuştur.</p>
<p>Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalayan ve bunu onaylayan Şüra-yı Saltanat&#8217;ta bulunanların vatan hiyanetiyle itham olunarak vatansız sayılmaları kararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu antlaşma ile kendini hiç bir surette bağlı görmediğini de ilan etti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/sevr-baris-antlasmasi-t2294.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs 1919 – Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/19-mayis-1919-ataturkun-samsuna-cikisi-t2893.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/19-mayis-1919-ataturkun-samsuna-cikisi-t2893.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 May 2008 10:32:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli Günler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ATATÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=933</guid>
		<description><![CDATA[ATATÜRK&#8217;ÜN 19 MAYIS 1919&#8242;DA SAMSUN&#8217;A ÇIKIŞI VE TÜRKİYE&#8217;DE MİLLİ EGEMENLİK İLKESİNİN GERÇEKLEŞMESİ Millî Mücadelenin Atatürk tarafından dile gelen hikâyesinin ilk cümlesi, &#8220;1919 senesi Mayısının 19&#8242;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım&#8221; ile başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919 Millî Mücadelenin fiilen başladığı tarihtir. 19 Mayıs bir başlangıçtır; fikir ve karar sahibi Atatürk&#8217;ün hedefine varan yolda ilk adımdır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_3309" style="text-align: justify;"><a title="19 Mayıs 1919 Gençlik ve Spor Bayramı" rel="lightbox" href="http://www.turkcemiz.net/resimler/19-mayis-1919.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1007" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/19-mayis-1919-300x174.jpg" alt="19 Mayıs 1919 Gençlik ve Spor Bayramı" width="300" height="174" /></a></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>ATATÜRK&#8217;ÜN 19 MAYIS 1919&#8242;DA SAMSUN&#8217;A ÇIKIŞI VE                TÜRKİYE&#8217;DE MİLLİ EGEMENLİK İLKESİNİN GERÇEKLEŞMESİ </strong></div>
<div id="post_message_3309" style="text-align: justify;">
<p class="alignleft"></p>
<p>Millî Mücadelenin Atatürk tarafından dile gelen hikâyesinin ilk cümlesi, &#8220;1919 senesi Mayısının 19&#8242;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım&#8221; ile başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919 Millî Mücadelenin fiilen başladığı tarihtir. 19 Mayıs bir başlangıçtır; fikir ve karar sahibi Atatürk&#8217;ün hedefine varan yolda ilk adımdır. Şevket Süreyya Aydemir&#8217;e göre, &#8220;Mustafa Kemal&#8217;in yeni hayatı, yeni âlemi, onun, 1919 Mayısının 19&#8242;uncu günü Samsun kıyısında Anadolu karasına ayak basmasıyla başlar, yani onun zuhurunun, hem kendi kaderine, hem milletimizin tarihine, hem çağımızın akışına, çeşitli yönlerden yön ve şekil veren safhası o gün, orada ve Mustafa Kemal&#8217;in Samsun kıyısına ayak basmasıyla başlamıştır.&#8221;(1)<br />
Egemenlik(Hakimiyet); egemen olma, hakimlik, üstünlük, amirlik manalarına gelir ve hükmeden, buyuran, buyruğunu yürütebilen üstün gücü ifade etmek için kullanılır. Egemenlik, devlet kudretinin bir vasfıdır.İç hukukta en üstün kudreti, uluslar arası hukukta da bağımsız bir gücü ifade eder.(2)<br />
Millî Egemenlik ise; bir milletin kendi kaderine hakim olarak, kendi geleceğini tayin etme gücünü elinde bulundurması demektir. Yani bir milletin kendini idare etmesi, kendine hükümet edecek heyeti seçmesi anlamına gelir. İç görünüşü itibarıyla demokratik rejimi, yani egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ortaya koyarken, dış görünüşü ile de milletin özgür ve bağımsız yaşamasını, yani dışa karşı millet birliğini ve bütünlüğünü ifade eder.(3)<br />
Millî Egemenlik, bir kişi veya sınıfın egemenliğinden uzak olarak, milletin kendi yönetiminde söz sahibi olması anlamına geldiğinden, milletin genel iradesinin ortaya konulmasını sağlar ve iktidarın, kayıtsız şartsız millete ait olmasını ifade eder. Millî Egemenlik anlayışında millet, kendisini oluşturan fertlerden ayrı, onların üstünde bir kişiliğe, bir iradeye sahiptir ve egemenlik bu kolektif kişiliğe aittir. (4)<br />
Millî Egemenlik, millet iradesini hakim kılması münasebetiyle demokrasinin temel şartıdır. Bu sebeple, bütün demokratik rejimlerde en üstün kuvvet ve devlet yönetimi konusunda belirleyici unsur olarak, devlete yön verirken, aynı zamanda devlet fonksiyonlarının oluşmasını da sağlar. (5)<br />
Millî Egemenlik, insanlık tarihinde başlı başına kuvvet kaynağı olan ve kuvvet doğuran fikirlerden birisi olarak, devletlerin yapısını değiştirebilecek ve tarihin akışını etkileyebilecek kadar etkilidir. Dolayısıyla, insanlık tarihi açısından büyük önemi sahiptir. (6)<br />
Atatürk&#8217;e göre Millî Egemenlik, devlet ve milletin mukadderatında amil ve hakim unsur olması gereken bir değerdir. Çünkü Millî Egemenlik, adaletin, eşitliğin, hürriyetin dayanağı ve milletin namusu, haysiyeti, şerefidir. Bu sebeple Atatürk, Millî Egemenlik ilkesini devletin temel unsurlarından birisi haline getirmeye çalışmıştır. Bundan amaç ise; siyasî, sosyal ve ekonomik yönden, yabancı etkilerden uzak, millî iradeden oluşmuş bir toplumun meydana gelmesini sağlamaktır. (7)<br />
Atatürk,&#8221;Millî Hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar&#8221; ifadesiyle, Millî Egemenlik ilkesinin gücünü ortaya koyarak, devlet hayatındaki önemini<br />
vurgulamıştır. (8)<br />
Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesinin gerçekleştirilmesi, tamamen Atatürk&#8217;ün bu konudaki düşünce ve çalışmalarının sonucudur. Atatürk&#8217;ün 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a ayak basmasıyla birlikte, Türk tarihinde ilk defa kişisel egemenlikten, Millî Egemenliğe geçiş süreci başlamıştır. Atatürk, Samsun&#8217;a ayak bastığı andan itibaren, hem içe, hem de dışa dönük olarak, dinî ve batılı fikirleri yanına almış ve bunların senteziyle Anadolu&#8217;da tek idare, tek devlet, tek egemenlik, tek kumandan, tek meclis ve tek millet fikirlerinden hareket ederek, her alanda gerçek Millî Egemenlik ilkesini uygulamaya çalışmıştır. Dolayısıyla, Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesinin genel anlamda ilk defa Atatürk&#8217;ün önderliğinde girişilen Millî Mücadele yıllarında uygulandığını söylemek mümkündür. Çünkü bu dönemde, memleketin içine düştüğü kötü durum karşısında, bazı aydınlar memleketin kurtarılması için bir büyük devletin mandasını kabul etmekten başka çare görmezlerken,Atatürk bunlardan çok farklı düşünmüş ve millete güveni esas alan bir hareketin peşinde olmuştur.(9)O, memleketin içinde bulunduğu kötü durumu kastederek Nutukta; &#8220;&#8230; Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da Millî Hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak! İşte daha İstanbul&#8217;dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun&#8217;da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.&#8221;(10)<br />
Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a varır varmaz, müfettişliğin kendisine yüklediği vazifeleri yerine getirmek amacıyla hazırladığı 22 Mayıs 1919 tarihli rapor; Ordu müfettişinin birçok noktalarda, talimatın sınırını da aşarak, bütün memleket kaderi ile ciddi bir şekilde uğraştığını göstermektedir. Hazırladığı bu ilk raporunda Atatürk, Samsun bölgesindeki asayişsizliğin sebebinin Rumlardan kaynaklandığını, Türklüğün yabancı mandasına ve kontrolüne tahammülü olmadığını, Yunanlıların İzmir&#8217;i işgale haklarının bulunmadığını ve en önemlisi, milletin, millî egemenlik esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul ettiğini ve bunu gerçekleştirmeye çalışacağını belirtmiştir. Dolayısıyla Atatürk, milletin birlik ve beraberliği ile Millî Egemenlik ilkesini Millî Mücadelenin temel dayanağı yapmaya kararlı olduğunun ilk işaretini vermiştir. Millî Mücadelenin ilk ana programını teşkil eden bu rapor, Tevfik Bıyıklıoğlu&#8217;na göre, gerçekte, bir ihtilâl programından farksızdır. (11)<br />
Atatürk, Samsun&#8217;un İngiliz işgalinde ve kıyıda bulunması ve civarındaki Rum çetelerinin faaliyetlerinden ötürü karargâhının içerde daha emin bir yere naklini gerekli görmüş ve 25 Mayıs 1919&#8242;da Havza&#8217;ya hareket etmiştir. Atatürk için artık tarihî görev başlamış bulunuyordu. Bundan sonra Osmanlı Devleti bir süre adeta iki elden idare edilecekti. Çünkü Atatürk her gittiği yerde halkın arasına girerek İstanbul Hükümeti gibi halkı sükunete değil, tersine onları harekete geçirmeye çalışacaktı. Yine O, sadece bir komutan olmayacak valiler ve millî teşekküllerle haberleşen,Türk milletini düştüğü kötü durumdan haberdar eden, memleketin dertlerini dert edinen bunlara çare arayan, cemiyetler toplayıp kararlar alan bir önder olacaktı. (12)Nitekim, 28 Mayıs 1919&#8242;da Havza&#8217;dan bütün memlekete, askerî ve mülkî amirlere, Müdafaayı Hukuk Cemiyetlerine gönderdiği bir tamimle İzmir&#8217;in işgalini protesto için yurdun her tarafında mitingler yapılmasını, halka felaketin büyüklüğünün anlatılmasını ve bunu köylere kadar yaymalarını istedi. Bunun üzerine memleketin her köşesinde İzmir&#8217;in işgaline tepki olarak mitingler yapıldı. İstanbul&#8217;da altı miting, Anadolu&#8217;nun çeşitli şehir ve kasabalarında toplam 96 miting tertip edildi.(13)<br />
İstanbul mitinglerine ve Atatürk&#8217;ün Havza&#8217;daki faaliyetlerine ilk tepki işgal makamlarının onu İstanbul&#8217;a geri çağırmaları olmuştur. Atatürk, o güne kadar&#8221;Ordu Müfettişi&#8221; sıfatı ile bütün kişisel ağırlığını koyarak hareket etmişti. Şimdi bu sıfatın tehlikeye düştüğünü görüyordu. Bu nedenle başlattığı eylemi kişisel olmaktan çıkarıp halka mal etmekte acele etmek gerekiyordu. Harbiye Nezaretine oyalayıcı bir cevap vererek 12 Haziran 1919&#8242;da Amasya&#8217;ya gitti. Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Refet Bey(Bele) ve Rauf Bey&#8217;in (Orbay) katkılarıyla 14 Haziran 1919&#8242;da kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bünyesinde, Mustafa Kemal tarafından önceden hazırlanmış metnin üzerindeki çalışmalar tamamlanarak Millî Mücadele tarihimize Amasya Tamimi olarak geçen ilk önemli belge kabul edildi. Tamim, Konya&#8217;da bulunan 2.Ordu Müfettişi Cemal Paşa (Küçük, ya da Mersinli Cemal Paşa)ile Erzurum&#8217;da 15.Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa&#8217;nın da onaylamasından sonra 21/22 Haziran 1919&#8242;da tüm ilgililere duyuruldu. (14)<br />
Amasya Tamimi&#8217;nde dikkati çeken noktalar özellikle şunlardır.&#8221;Yurdun bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir&#8221; denilmekle, tehlike çanı çalmakta, alarm işareti verilmektedir. Tamimin ikinci maddesi birinciyi tamamlamakta İstanbul Hükümetinin aczi ortaya konularak, bu durumun milletimizi yok olarak tanıttırdığı açıklanmaktadır. Tamimde yer alan önemli bir hüküm de, &#8220;Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır&#8221; parolasıdır. Millî Egemenliğe ve millî bağımsızlığa yer veren bu ilke, daha sonraki tarihî gelişmelerle Türk İnkılâbının bir temel dayanağı olacaktır. Tamim, bölgesel değil, bütün ülkeyi içine alacak bir kuruluşu öngörmekte ve bu amaçla bir kongrenin toplanması gereğini belirtmektedir(15).<br />
Amasya Tamimi, Millî Egemenliğe dayalı yeni bir Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adımdır. Türk milletine bu çağrının gerekçesini ve uygulanacak plânı açıklamaktadır. Artık yüzyıllardır Türk milletinin kaderine hükmetmiş olan Padişah iradesine karşı ayaklanma başlamıştır. Nitekim Tamimle birlikte İstanbul&#8217;a gönderilen mektuplarda, artık İstanbul&#8217;un Anadolu&#8217;ya egemen değil, bağımlı olmak zorunda olduğu belirtilmiştir. Ordunun Amasya&#8217;da alınan kararların uygulanması ile görevlendirilmesi artık ordunun da ihtilâlin içinde yer aldığını göstermesi bakımından önemlidir.(16)<br />
Tamim, millet gerçeğine dayanarak alt üst olan düzenin yerine yeni bir düzeni öngörmektedir.&#8221;İstiklâl&#8221;, bu yeni düzenin parolası, millî iradeye dayanan&#8221;Millî Hakimiyet&#8221; ilkesi de gücüdür.(17)<br />
Amasya Tamimi&#8217;nin bir diğer önemi de,Türk Milliyetçiliği akımının, inkılâbın bir temel prensibi olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Milliyetçilik Amasya Tamimi&#8217;nden itibaren millî mücadelenin esası, özü, temel yapısı olmuş, milleti harekete getiren, ona millî şuur ve vicdanının sesini duyuran, politik tutumun hedeflerini gösteren prensip olmuştur.(18)<br />
Kısaca, Amasya Tamimi,Türk İnkılâp Tarihinde, hukukî ve siyasî önemi ile yeni Türk devletinin kuruluşunu hazırlayan bir temel vesika olması bakımından özel bir değer ifade eder.<br />
Devletin kaderinde, milletin söz sahibi olması anlamını taşıyan Millî Egemenlik ilkesinin, Millî Mücadele dönemi boyunca ve daha sonra da üzerinde durulacak en önemli hususlardan birisi olduğu, Anadolu&#8217;nun çeşitli şehirlerinde kongreler düzenlenerek, halkın istek ve düşüncelerinin belirlenmeye çalışılmasından da açıkça anlaşılıyordu. Zaten sadece bu kongrelerin toplanması bile, millet egemenliğinin gerçekleştirilmesi yolunda atılmış önemli bir adımdı. Çünkü kongrelerde alınacak olan kararlar, milletin temsilcilerinin görüşleri doğrultusunda ortaya çıkacaktı. Bu da milletin girişilecek olan mücadelede söz sahibi yapılması demekti.(19)<br />
Bu çerçevede, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında yapılan Erzurum Kongresinde alınan kararlar arasında; &#8220;Kuva-yı Milliyeyi âmil ve İdare-i Milliyeyi hakim kılmak esastır&#8221; ibaresinin bulunması, bütün bu çalışmaların Türkiye&#8217;de Millî Egemenliği gerçekleştirmek esasına dayandığı açıktır. Yine 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında yapılan Sivas Kongresinin sonunda yayınlanan beyannamede de; &#8220;İstiklâlimizin temini için Kuva-yı Milliyeyi âmil ve Millî İradeyi hakim kılmak esastır&#8221; denilerek,Erzurum Kongresinde bu konuda alınan kararın aynen tekrarlanması, şüphesiz Atatürk&#8217;ün bu konudaki kararlılığının bir göstergesi olmuştur. Bu çerçevede,Atatürk&#8217;ün Sivas&#8217;ta çıkarttığı gazetenin adının İrade-i Milliye ve Ankara&#8217;da çıkarttığı gazetenin adının da, Hakimiyet-i Milliye olması tesadüf değildir.(20)<br />
Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik konusunda atılmış önemli adımlardan birisi de Son Osmanlı Mebusan Meclisinde 28 Ocak 1920&#8242;de kabul edilen Misak-ı Millî kararlarıdır. Misak-ı Millî ile her şeyden önce millî ve bölünmez bir Türk ülkesinin sınırları çizilmekle birlikte Türkler, tam bağımsızlık şuuruna erişmişler ve millet olarak asgari haklarını istemişlerdir. Bu Misak (Ant), Erzurum ve Sivas Kongreleri kararlarındaki millî kurtuluş programını, millî hudutlarımızı daha geniş ve belirli kılarak tam bir hukuk ve siyaset anlayışı esaslarına oturtmuştur.(21)<br />
Misak-ı Millî&#8217;nin kabulünden sonra İngilizler 16 Mart 1920&#8242;de İstanbul&#8217;u işgal ederek,Son Osmanlı Mebusan Meclisini de dağıtmışlardır. İstanbul&#8217;un işgaliyle birlikte Osmanlı Devleti&#8217;nin tamamen etkisiz kaldığını ve milletin içinde bulunduğu kötü duruma bir çare bulmasının artık mümkün olmadığını gören Atatürk, milletin kurtuluşunu yine milletin kendisinin sağlayacağı düşüncesiyle ve Millî Egemenlik ilkesinin tam anlamıyla gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla, 19 Mart 1920&#8242;de bütün valilere, mutasarrıflıklara ve komutanlıklara bir genelge göndererek, Ankara&#8217;da &#8220;olağanüstü yetkilere sahip&#8221; yeni bir meclisin toplanmasını istedi.Bu genelgede yer alan hükümlere uygun olarak yapılan seçimler sonucunda belirlenen milletvekillerinin yanında, İstanbul&#8217;dan Ankara&#8217;ya gelmeyi başaran milletvekillerinin de katılmasıyla, yeni meclis 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da açıldı.(22)<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla,Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesi resmen ve de fiilen gerçekleştirilmiştir. Böylece millet kendi geleceğini kendisi belirleme imkânına kavuşmuştur. Bunda da en büyük pay, hiç şüphesiz Atatürk&#8217;e aittir.</p>
<p>Atatürk, T.B.M.M.&#8217;ni açarak en büyük ideallerinden birisi olan,Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesini devletin temel unsurlarından birisi haline getirirken, &#8220;Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir&#8221; ifadesiyle de, hükümranlık hakkını ve otoritesini sadece T.B.M.M.&#8217;ne vermiştir.O, böylece bu konuda milleti tam yetkili kılarken, aynı zamanda diktatörlüğe karşı da bütün kapıları kapatmıştır.(23)<br />
Atatürk,Meclisin,Millî Egemenlik ilkesi gereği, milletin kaderine nasıl hakim olması gerektiğini de, yine mecliste yaptığı bir konuşmada şu sözlerle ifade etmiştir;&#8221;Millet mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve millî saltanat ve hakimiyetini bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerden oluşan bir Meclis-i Ali&#8217;de temsil etti. İşte o meclis, Meclis-i Alinizdir;Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir.&#8221; (24)<br />
19Mayıs 1919&#8242;da Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a çıkmasıyla başlayan Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesini gerçekleştirme çalışmaları, 23 Nisan 1920&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla fiilen gerçekleşmiş ve &#8220;Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir&#8221; ifadesinin 20Ocak 1921&#8242;de kabul edilen ilk Anayasada yer almasıyla da hukukî anlamda güvence altına alınmıştır. Böylece Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesinin gerçekleşme evreleri de tamamlanmıştır.</p>
<p><em><strong>YRD. DOÇ. DR. BEHÇET KEMAL YEŞİLBURSA  Gazi Üniversitesi,Kastamonu Eğitim Fakültesi,                Öğretim Üyesi. </strong></em></p>
<p><strong>Dipçe:</strong><br />
1. AKGÜN,Seçil; &#8220;Atatürk, Konya ve Millî Egemenlik&#8221;, Millî Egemenlik 1991, Sempozyum ve Panellerde Sunulan Bildiriler, TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1991.<br />
2.ATATÜRK, Nutuk,C.I, Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan Zeynep Korkmaz,Ankara,                1984.<br />
3.ATATÜRKÇÜLÜK(1.Kitap), Atatürk&#8217;ün Görüş ve Direktifleri, İstanbul,                1988.<br />
4. ATEŞ, Sami; Millî Hakimiyet Prensibinin Tarihi Gelişimi ve Türk İnkılâbındaki Yeri, Kemalist Atılım Birliği Yayınları, Ankara, 1991.<br />
5. AYDEMİR, Şevket Süreyya; Tek Adam,Mustafa Kemal, C.I, (1881-1919),                İstanbul, 1963.<br />
6.BIYIKLIO?LU,Tevfik; Atatürk Anadolu&#8217;da, (1919-1921),Ankara, 1959.<br />
7. DEMİRCİ, Sevtap; &#8220;Atatürk&#8217;te Egemenlik Anlayışı ve Gençlik&#8221;, Millî Egemenlik Fikrinin Tanımı, Unsurları ve Gelişimi (Panel),Dicle Üniversitesi, Diyarbakır 6 Mayıs 1986, TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1986.<br />
8. DEVELİOĞLU, Ferit; Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 7. Baskı,                Aydın Kitabevi, Ankara, 2986.<br />
9.DÖNMEZ,Cengiz; &#8220;Atatürk ve Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik Prensiplerinin Gerçekleştirilmesi&#8221;, Cumhuriyet&#8217;in Kuruluşunun 75. Yıl Armağanı,Gazi Üniversitesi,Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını,Ankara, 1998.<br />
10. EROĞLU, Hamza; Atatürk ve Millî Egemenlik, Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları,Ankara, 1987.<br />
11. EROĞLU, Hamza; Türk İnkılâp Tarihi,MEB Basımevi,İstanbul, 1982.<br />
12.FEYZİOĞLU, Turhan; Türk Millî Mücadelesinin ve Atatürkçülüğün Temel İlkelerinden Biri Olarak Millet Egemenliği, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1988.<br />
13.KARAOSMANO?LU, Yakup Kadri; &#8220;Atatürk ve Devlet Kuruculuğu&#8221;, Atatürkçü Düşünce, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1982.<br />
14. KODAMAN,Bayram; &#8220;Millî Hakimiyet Fikrinin Gelişmesi&#8221;, Millî Egemenlik Kavramının Fikri Gelişmesi, (Panel), 19 Mayıs Üniversitesi,Samsun 22 Nisan 1986, TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1986.<br />
15.KÖNİ, Hasan; &#8220;Millî Egemenlik Kavramının Batıda ve Türkiye&#8217;de Gelişimi&#8221;, Millî Egemenlik Kavramının Fikri Gelişmesi, (Panel), 19 Mayıs Üniversitesi, Samsun 22 Nisan 1986,TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları,Ankara, 1986.<br />
16. ÖNSOY,Rıfat; &#8220;Türklerde Millî Egemenlik ve Atatürk&#8221;,Atatürk ve Millî Egemenlik Paneli (Bildiriler), M. Kemal Üniversitesi Yayınları, Antakya, 1994.<br />
17. ÖZTÜRK,Kazım; Atatürk&#8217;ün TBMMAçık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları, C.II,Kültür Bakanlığı Yayınları,Ankara, 1990.<br />
18. ŞAHİNGÖZ,Mehmet; İzmir,İstanbul ve Maraş&#8217;ın İşgaline Tepkiler,Doktora Tezi,(A.Ü. T.İ.T.E.), Ankara, 1986.<br />
19.TANSEL, Selahattin; Mondrostan Mudanyaya Kadar, C.II, Ankara,                1973.<br />
20. TURAN,Refik ve diğerleri; Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi,Ankara,                1994.<br />
21.YILMAZ,Mustafa ve diğerleri; Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi,                Ankara, 1998.</p>
<p>(1)Şevket Süreyya Aydemir,Tek Adam, Mustafa Kemal,C.I, (1881-1919),                İstanbul, s.390.<br />
(2)Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 7.Baskı, Aydın Kitabevi,Ankara, 1986, s.375. Hamza Eroğlu,Atatürk ve Millî Egemenlik,Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1987, s.2.<br />
(3)Hamza Eroğlu, Türk İnkılâp Tarihi, MEB Basımevi, İstanbul, 1982, s.444.H.Eroğlu, Atatürk ve &#8230;, a.g.e., s.5.<br />
(4)Cengiz Dönmez,&#8221;Atatürk ve Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik Prensiplerinin Gerçekleştirilmesi&#8221;,Cumhuriyet&#8217;in Kuruluşunun 75. Yıl Armağanı,Gazi Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, Ankara, 1998, s.64-65.<br />
(5)Sami Ateş,Millî Hakimiyet Prensibinin Tarihî Gelişimi ve Türk İnkılâbındaki Yeri,KemalistAtılımBirliği Yayınları,Ankara, 1991, s.27.<br />
(6)Turhan Feyzioğlu, Türk Millî Mücadelesinin ve Atatürkçülüğün Temel İlkelerinden Biri Olarak Millet Egemenliği, Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları,Ankara, 1988, s.1.<br />
(7)Sevtap Demirci,Atatürk&#8217;te Egemenlik Anlayışı ve Gençlik, Millî Egemenlik Fikrinin Tanımı,Unsurları ve Gelişimi (Panel), Dicle Üniversitesi,Diyarbakır 6 Mayıs 1986, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1986, s.34. Atatürkçülük(1.Kitap), Atatürk&#8217;ün Görüş ve Direktifleri, İstanbul, 1988, s.4-21.<br />
(8)Atatürkçülük (1. Kitap), a.g.e., s.17.<br />
(9)C.Dönmez. a.g.m., s.67.<br />
(10)Atatürk,Nutuk, C.I, Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan Zeynep Korkmaz,Ankara,                1984, s.9.<br />
(11)H.Eroğlu, Türk &#8230;, a.g.e., s.174-175. Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu&#8217;da, (1919-1921), Ankara, 1959, s.30. Atatürk 16 Mayıs 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliği görevine atanmıştır.<br />
(12)Selahattin Tansel, Mondrostan Mudanyaya Kadar, C.II,Ankara,                1973, s.241.<br />
(13)Bu konuda geniş bilgi için bkz. Mehmet Şahingöz, İzmir, İstanbul ve Maraş&#8217;ın İşgaline Tepkiler,Doktora Tezi,(A.Ü.T.İ.T.E.), Ankara, 1986, s.58-271.<br />
(14)Mustafa Yılmaz ve diğerleri,Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi,Ankara,                1998, s.92.<br />
(15)H.Eroğlu,Türk&#8230;, a.g.e., s.178-179.<br />
(16)M.Yılmaz, a.g.e., s.93-94.<br />
(17)Refik Turan ve diğerleri, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi,Ankara,                1994, s.114.<br />
(18)H.Eroğlu, Türk&#8230;, a.g.e., s.183.<br />
(19)C.Dönmez, a.g.m., s.68.<br />
(20) C.Dönmez, a.g.m., s.68-69. H.Eroğlu, Türk &#8230;, a.g.e., s.188-191.<br />
(21)R.Turan, a.g.e., s.130-131. H.Eroğlu, Türk&#8230;, a.g.e., s.200-201.<br />
(22)R.Turan, a.g.e., s.136-137.<br />
(23)Yakup Kadri Karaosmanoğlu,Atatürk ve Devlet Kuruculuğu, Atatürkçü Düşünce,Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1982, s.473.<br />
(24)Kazım Öztürk, Atatürk&#8217;ün TBMM Açık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları, C.II,Kültür Bakanlığı Yayınları,Ankara, 1990, s.907-908.<br />
Kaynak: <a href="http://www.meb.gov.tr/" target="_blank">MEB</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/19-mayis-1919-ataturkun-samsuna-cikisi-t2893.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Zamanında Balkan Politikası</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/sultan-abdulhamidin-balkan-politikasi-t161.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/sultan-abdulhamidin-balkan-politikasi-t161.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Sep 2007 22:05:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=970</guid>
		<description><![CDATA[Abdülhamid döneminde elimizde bulunan Balkan toprakları; Makedonya, Doğu Rumeli, Arnavutluk, Trakya ve Epir yaylasının bir bölümüdür. Doğu Rumeli yarı özerk yapısıyla zaten şeklen devlete bağlı olup aslında Bulgar Prensliğinin doğal bir parçasıydı. Padişah da bu sunî eyalete aslen hiç müdahale etmemiş, Doğu Rumeli&#8217;deki egemenlik hakkını kullanmaktan kaçınmıştır. Abdülhamid Arnavut milleti bakımından her zaman teveccüh göstermiş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Abdülhamid döneminde elimizde bulunan Balkan toprakları; Makedonya, Doğu Rumeli, Arnavutluk, Trakya ve Epir yaylasının bir bölümüdür.<br />
Doğu Rumeli yarı özerk yapısıyla zaten şeklen devlete bağlı olup aslında Bulgar Prensliğinin doğal bir parçasıydı. Padişah da bu sunî eyalete aslen hiç müdahale etmemiş, Doğu Rumeli&#8217;deki egemenlik hakkını kullanmaktan kaçınmıştır.<br />
Abdülhamid Arnavut milleti bakımından her zaman teveccüh göstermiş, onları en önemli görevlere getirmiş, devlete bağlılıklarının idamesini sağlamıştır. Hassa alaylarının büyük kısmı, alaylı subayların birçokları Arnavutlardan oluşmuştur. Bunun bilinçli bir tercih olduğuna şüphe yoktur. Öte yandan Arnavutların devlete karşı Abdülhamid sonrasında ayaklanmaları, hatta en zor anımızda Balkan Savaşları sırasında bağımsızlıklarını ilân etmeleri Arnavutların devlete bağlılıklarının sistemli bir çalışma ürünü olmadığını, kişisel teveccühlerle sağlandığını da kanıtlamaktadır.<br />
Trakya ve Kuzey Epir yaylası Osmanlı Devleti açısından nispeten sorunsuz bölgelerdir.<br />
Asıl sorun Makedonya&#8217;dadır!<br />
Makedonya&#8217;da Türklerin yanısıra arnavut, sırp, bulgar, rum, ulah (slav) ve çingeneler yaşıyordu. Bu milletler arasında en güçlü konumda olan rumlardı. Öyle ki; bunların kurduğu devlet Osmanlı&#8217;dan ilk ayrılan balkan devleti idi (Yunanistan, 1826). Ayrıca rumlar Avrupa tarafından daha çok kayırılıyordu. Üstelik köklü Fener Patrikhanesine bağlıydılar.<br />
Sırplar ve Bulgarlar slavdılar ve rumlarla etnik ortaklıkları yoktu, buna rağmen Fener rum patrikhanesine bağlıydılar ve papazlarını patrikhane atıyordu. Bu papaz ve kardinallerin hemen hepsinin rum asıllı olması Sırplar ve bulgarlar arasında derin bir hoşnutsuzluk yaratıyordu.<br />
Ulahlar ve çingeneler ise henüz siyasî bir etkiye sahip değildiler.<br />
Abdülhamid&#8217;in politikasının sırp ve bulgarların dinî milliyetçiliğine karşı Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nin egemenliğini savunmak olduğu söylenebilir. Abdülhamid bu konuda keskin olmamakla birlikte rumları desteklemiş ve patrikhanenin bulgar ve sırp milleti üzerindeki dînî vesayetini sürdürmesi için çabalamıştır. Bunun bazı nedenleri vardı:<br />
* Fener Patrikhanesi İstanbul&#8217;daydı ve Abdülhamid patriği kontrol altında tutabileceğine inanıyordu. Hiç değilse ortodoksların ruhanî liderinin kendisinden uzakta ve milliyetçi bir konumda olmasındansa elinin altında ve anti millî olmasını tercih ediyordu.<br />
* Rumları bu yolla bulgar ve sırp milletinden ayrı ve hatta üstün tutarak devlete bağlılıklarını sürdürmek istiyordu.<br />
* Bulgarlar ve sırplar arasında rumlara karşı bir hoşnutsuzluğun devamı bunların birleşmesini engelleyecekti.<br />
Bu, madalyonun bir yüzüydü. Oysa gerçekte şöyle bir durum da vardı:<br />
Makedonya Hıristiyanlığı 28 Şubat 1870&#8242;de, yani daha Abdülaziz zamanında Bulgar Ekzarhlığı&#8217;nın kurulmasıyla, büyük ölçüde Patrikhane&#8217;den, yani İstanbul&#8217;un denetiminden ayrılarak Ekzarhlığa geçti. Bu da Balkan ayrılıkçılığını körükleyen bir âmil oldu. Yani bulgarlar rumların dînî vesayetinden aslında daha evvel ayrılmışlardı. Ancak bu ayrılış o kadar keskin olmamış, daha ziyade devlete karşı mücadele azmine sahip bulgar milliyetçileri ve komitacılarla sınırlı kalmıştı. Devleti Osmanî&#8217;ye halen bağlılıklarını sürdürmekten yana olan ılımlı çoğunluk Fener Patrikhanesine bağlılığı sürdürmüşlerdir.<br />
Abdülhamid&#8217;in temel stratejisinin balkan milletleri arasındaki ortak yönleri değil farklı yönleri kaşıyarak Rumelide bir denge oluşturma çabası olduğu söylenebilir. Bu stratejinin görece başarı sağladığı söylenebilir. Çünkü bu dönemde rum, bulgar, ulah, arnavut ve sırp çeteleri Makedonya&#8217;da birbirini doğramıştır. Dinsel ve etnik ayrılıklar bunların bir araya gelmesini engellemiştir. Avrupa devletlerinin gönderdiği mülkî yetkililer de soruna merhem olamamışlar, devlet-i Osmanî egemenliğinin burada bir süre daha devamı sağlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/sultan-abdulhamidin-balkan-politikasi-t161.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

