<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net &#187; Türkiye Cumhuriyeti</title>
	<atom:link href="http://www.turkcemiz.net/yazi/turk-tarihi/anadolu-tarihi/turkiye-cumhuriyeti/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kurtuluş Savaşı ve Ankara&#8217;nın Başken Olması</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:26:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1117</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, Padişah VI. Mehmet tarafından 30 Nisan 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliğine atandı. 19 Mayıs 1919&#8242;da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), &#8216;Ayıcı&#8217; Mehmet Arif Bey ve Hüsrev Bey (Gerede) ile birlikte Samsun&#8217;a çıktı. Burada Havza ve Amasya Genelgesi&#8217;ni yayınlayan ve Sivas ile Erzurum Kongresi&#8217;ni düzenleyen Mustafa Kemal, İstanbul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mustafa  Kemal Atatürk, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, Padişah  VI. Mehmet tarafından 30 Nisan 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliğine atandı. 19  Mayıs 1919&#8242;da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), &#8216;Ayıcı&#8217; Mehmet Arif  Bey ve Hüsrev Bey (Gerede) ile birlikte Samsun&#8217;a çıktı. Burada Havza ve  Amasya Genelgesi&#8217;ni yayınlayan ve Sivas ile Erzurum Kongresi&#8217;ni  düzenleyen Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti ile Amasya Protokolü&#8217;nü  imzalamıştır. Bu protokol üzerine Meclis-i Mebusan açılmıştır. Mustafa  Kemal, meclis çalışmalarını daha yakından izleyebilmek için 27 Aralık  1919&#8242;da Ankara&#8217;ya gelmiştir. Ankara&#8217;ya gelmesinin nedenleri arasında  buranın demiryolu ağına sahip olması, İtilaf Devletleri tarafından işgal  edilmemiş olması, merkezi bir konumda bulunması ve Batı Cephesi&#8217;ne  yakınlık gibi nedenler de etkili olmuştur. Meclis, 28 Ocak 1920&#8242;de  oybirliği ile Misakımillî&#8217;yi kabul etmiştir. Bunun üzerine İstanbul  işgal edilmiş ve meclis kapatılmıştır. Mustafa Kemal,  19 Mart 1920&#8242;de  illere ve kolordu komutanlıklarına bir genelge  göndermiş ve Ankara&#8217;da  olağanüstü bir meclisin açılacağını duyurmuştur.  Seçimlerin ardından 23  Nisan 1920&#8242;de TBMM açılmış ve hükümet kurulmuştur. Türk Kurtuluş Savaşı  bu meclisten yönetilmiş, savaşın kazanılmasının ardından Lozan  Antlaşması imzalanmış ve I. TBMM seçim kararı almış ve yerini II.  TBMM&#8217;ye bırakmıştır. İnkılap Meclisi olarak da anılan bu meclis 13 Ekim  1923&#8242;te Ankara&#8217;yı başkent ilan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ankara&#8217;nın Başkent Olması İçin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı&#8217;na Verilen Anayasa Değişikliği Teklifi<br />
Yüksek Başkanlığa</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Lozan   Antlaşması&#8217;nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün uygulanması son   bulmuş ve baştan başa yabancı işgalinden kurtulan Türkiye&#8217;nin fiilen   kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en değerli beldelerinden   İstanbul&#8217;umuz, İslamiyet&#8217;in hilafet merkezi olma durumunu, İslam alemi   içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma vasıtalarına emanet   edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer taraftan Türkiye   Devleti&#8217;nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde karar   vermek zamanı gelmiştir.<br />
Bir devletin  merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye&#8217;nin  idare  merkezinin Anadolu&#8217;da ve Ankara şehrinin seçilmesini gerekli   kılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen   hükümler, yeni Türkiye&#8217;nin varlığının esası, memleketin kuvvet   kaynakları ve gelişmesini Anadolu&#8217;nun merkezinde tesis etmek gereği,   coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış   güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle   özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli gerekçe   sayılacak durumdadır.<br />
Devletin  idare merkezinin yeni bir şekilde tesis ve gelişmesine bir an  önce  başlamak iç ve dış tereddütlere son vermek için alttaki kanun  maddesinin  kabulünü arz ve teklif ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kanun maddesi:</strong> Türkiye Devleti&#8217;nin idare merkezi Ankara şehridir. <em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>9 Ekim 1923<br />
</em></p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 21:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[23 nisan]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1109</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ&#8217;NİN KURULMASI 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmiştir. Bu bayram, TBMM&#8217;nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan Millî Bayramı ve 1 Kasım 1922&#8242;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial Tur,Helvetica,Verdana;"><span style="font-size: small;"><strong>TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ&#8217;NİN KURULMASI </strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial Tur,Helvetica,Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><img class="size-full wp-image-1110 aligncenter" title="ata" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/ata.jpg" alt="" width="530" height="400" /> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bayram, TBMM&#8217;nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan <em>23 Nisan Millî Bayramı</em> ve 1 Kasım 1922&#8242;de saltanatın kaldırılmasıyla, önce 1 Kasım olarak kabul edilen, sonra 1935&#8242;te 23 Nisan Millî Bayramı&#8217;yla birleştirilen <em>Hâkimiyet-i Milliye Bayramı</em> ile Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin 1927&#8242;de ilan ettiği ve ilki Atatürk&#8217;ün himayesinde düzenlenen <em>23 Nisan Çocuk Bayramı</em>&#8216;nın kendiliğinden birleşmesiyle oluştu. 1980 darbesi döneminde Milli Güvenlik Konseyi, bu bayrama resmî olarak &#8220;<strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>&#8221; adını verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p class="alignleft" style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Hakimiyet-i Milliye Bayramı (önceleri 1 Kasım, sonra 23 Nisan),  saltanatın kaldırılışının ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşunu  gerçekleştiren TBMM&#8217;nin açılışının egemenliği padişahtan alıp halka vermesini kutlamak amacını taşırken, Çocuk Bayramı savaş sırasında  yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında  sevindirmek amacını taşımaktaydı. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO&#8217;nun 1979&#8242;u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği&#8217;ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır. Günümüzde bayrama bir çok ülkeden çocuklar katılmakta, çeşitli  gösteriler hazırlanmakta, okullarda törenler ve çeşitli etkinlikler  düzenlenmektedir. Ayrıca 1933&#8242;te Atatürk&#8217;le başlayan çocukları makama kabul etme geleneği günümüzde çocukların kısa süreliğine devlet kurumlarının başındaki memurların yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TBMM&#8217;nin Açılışı </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1111" title="Atatürk (177)" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/Atatürk-177-530x397.jpg" alt="" width="257" height="193" />23 Nisan&#8217;ın Türkiye&#8217;de ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920&#8242;de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılmış olmasıdır. Milletvekillerinin belirlenişi ve Ankara&#8217;ya  gelişi çok kısa bir zamanda gerçekleşmiştir. Milletvekili seçimleri  Atatürk&#8217;ün Ankara&#8217;da bir meclisin toplanacağını ve neden toplanması  gerektiğini açıklayan 19 Mart 1920 tarihli bildirisiyle başlamış, yine Atatürk&#8217;ün 21 Nisan&#8217;daki genelgesiyle de meclisin açılacağı tarih  duyurulmuş ve milletvekillerinin Ankara&#8217;ya gelmesi istenmiştir. 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. O günkü ilk toplantıya daha önce belirlenen 337 milletvekilinden sadece 115&#8242;i katılabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h3 style="text-align: justify;">Bayram olması</h3>
<p style="text-align: justify;">TBMM&#8217;nin açılışından 2000&#8242;li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne ait  bu ulusal bayram konusunda eksik bilgilenme ve yanlış tarihlendirmeye  çokça rastlanmıştır. Hatta bazı tarihçilerce böyle bir günün tarihinin genişçe araştırılmamış olması büyük bir eksiklikti. Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın 1997&#8242;de yayımlanan bir makalesiyle bu eksikliği gidermeye çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nın ortaya çıkışında 3  ayrı bayramın payı vardır. Çocuk Bayramı tamamen ayrı bir kavram olarak  gelişirken, Ulusal Egemenlik ve 23 Nisan Bayramları baştan ayrı  bayramlarken, birleşmişler; en son da onlara Çocuk Bayramı katılmıştır.</p>
<h4 style="text-align: justify;">Hâkimiyet-i Milliye</h4>
<p style="text-align: justify;">&#8220;23 Nisan&#8221;, 1921&#8242;de çıkarılan <em>23 Nisan&#8217;ın Milli Bayram Addine Dair Kanun</em> ile, Türkiye&#8217;nin ilk ulusal bayramı olmuştur. İlk kez ortaya çıkan bu bayramda ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi. Zaten daha o yıllarda Osmanlı saltanatı hala kanunen hüküm sürmekteydi. 1 Kasım 1922&#8242;de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım, Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir. Daha sonraki yıllarda, TBMM&#8217;nin açılış tarihi olan 23 Nisan &#8220;Milli  Hakimiyet Bayramı&#8221; olarak kutlamış ve bu durum 1 Kasım&#8217;ın uzun vadede  bayram olarak unutulmasına neden olmuştur. 1935&#8242;te  bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve &#8220;<strong>23 Nisan  Millî Bayramı</strong>&#8220;nın adı &#8220;<strong>Millî Hakimiyet Bayramı</strong>&#8221; haline getirilmiş,  böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı  birleştirilmiştir.</p>
<h4 style="text-align: justify;">Çocuk Bayramı adı</h4>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan&#8217;ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM&#8217;nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927&#8242;de Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu&#8217;nun) o günü &#8220;<strong>Çocuk Bayramı</strong>&#8221; olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin 23 Nisan&#8217;la ilgili çalışmaları daha  önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum,  23 Nisan 1923&#8242;te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır. 23 Nisan 1924&#8242;te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde &#8220;<em><strong>Bu gün Yavruların  Rozet Bayramıdır</strong></em>&#8221; ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926&#8242;da da yine aynı  gazetede &#8220;23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür&#8221; başlıklı bir yazı kaleme  alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü çocuk günü yapmaya çalışarak  doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar  için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Nihayet 23 Nisan 1927&#8242;de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü <em>Çocuk Bayramı</em> olarak şöyle duyurmuştur:</p>
<blockquote style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara&#8217;da ilk teşkile günü   olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbii edilmiştir.   Bize yeni bir vatan veyeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle   fedakar gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet   alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin   şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç,   ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar   için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle   temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle   beraber, çocuk gününün layıkı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için   aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i   Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder.</em></strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve  çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın  kutlanmaya başlanacaktır. Cemiyeti buna iten neden ise cemiyetin yetim çocukları için gelir kaydetme anlayışıdır. Böylece çocuk bayramı ortaya çıkmıştır. Çocuk bayramı adı daha resmiyet  kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan &#8220;Millî Hâkimiyet Bayramı&#8221;nın  yanı sıra &#8220;<strong>Çocuk Bayramı</strong>&#8221; olarak da kutlanacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">1927&#8242;de ilk kez kez  kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara  neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927&#8242;deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından  birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu&#8217;nun konser  vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankaradaki binalarından birine <em>Çocuk Sarayı</em> adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey&#8217;in çocukları da katılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1929&#8242;da çocuklara ilgi daha da artmış ve o yıl ve daha sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası &#8220;<strong>çocuk haftası</strong>&#8221; olarak kutlanmıştır. Daha sonraları, 70&#8242;li yıllara kadar ulusal boyutta ünlenerek ve  katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına  1975&#8242;te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katılmış ve bir hafta çocuk programları yayımlamıştır. 1978&#8242;de Meclis Başkanlığı&#8217;nın izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı. 1979&#8242;da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980&#8242;de de  bütün illerden gelen çocuklarla &#8220;Çocuk Parlamentosu&#8221; oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından  dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve  1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramın en son şeklini alışı ise 1981&#8242;de gerçekleşmiştir. Darbe döneminde Milli Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne  kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama &#8220;<strong>23 Nisan Ulusal  Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>&#8221; adını vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nde 23 Nisan 1921&#8242;de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kutlanışı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan&#8217;ın Çocuk Bayramı olarak kutlanışı 23 Nisan 1927&#8242;de Atatürk&#8217;ün himayesinde başlamış, Cumhurbaşkanlığı Bandosu çocuklar için konser vermiş ve Ankara&#8217;da çocuk balosu düzenlenmiştir. 1928&#8242;de Dr. Fuat (Umay) Bey&#8217;in teklifiyle daha geniş içerikli bir  program hazırlanmış, ilanlar verilmiş, halk davet edilmiş, çocuk  alayları oluşturulmuş, yarışmalar ve geziler düzenlenmiştir. 1929&#8242;daki 23 Nisan&#8217;dan önce HEC 23-30 Nisan haftasını çocuk haftası  olarak duyurmuş, etkinlikler çoğaltılarak bir haftaya yayılmıştır. Asıl  bayram yine 23 Nisan&#8217;da kutlanmış, çocuk balosu yine Atatürk tarafından  himaye edilmiştir. Yine de HEC ve Türk Ocağı&#8217;nın  bütün çabalarına rağmen ülke çapına yayılmada sorunlar yaşanmıştır.  Birkaç yıl böyle gitmesi üzerine, Kırklareli milletvekili Dr. Fuat Umay&#8217;ın  teklifiyle 20-30 Nisan arasında tüm telgraf ve mektuplara Himaye-i  Etfal Şefkat Pulu yapıştırılması mecliste onaylandı. Yasa, 14 Nisan  1932&#8242;de yürürlüğe girdi.</p>
<p style="text-align: justify;">1933 23 Nisan&#8217;ında Atatürk yeni bir gelenek başlattı. O sabah çocukları makamında kabul etti ve onlarla sohbet etti. Aynı yıl stadyumlarda beden hareketi gösterileri yapılmaya başlandı. O bayram, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey&#8217;in kaleme aldığı Andımız çocuklar tarafından ilk kez okundu. 1933&#8242;te artık Çocuk Bayramı devlete de mal olmuştu. Yine de 1935&#8242;teki yasa değişikliğinde çocuk bayramında hiç söz edilmedi. Yalnız resmî ismi konmamış olsa da, Milli Hâkimiyet Bayramı&#8217;nın yanında  &#8220;23 Nisan Çocuk Bayramı&#8221;, devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa  hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">1970&#8242;lerde artık 23 Nisan Çocuk Bayramı tüm ulustan katılım alan bir  bayram halini almıştı. 1975&#8242;ten itibaren TRT de programlarıyla destek  vermiş, 1979&#8242;da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da  katılmasına karar verilmiş, 1980&#8242;de de &#8220;<strong>Çocuk Meclisi</strong>&#8221;  oluşturulmuştur. Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramı&#8217;yla tamamen  aynı etkinliklerde kutlanmış oluyordu. Nitekim 1981&#8242;de  birleştirilecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden  sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve  başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen  etkinlikler yer alır. Önceden belirlenmiş öğrenciler kısa bir süreliğine  kurumlardaki devlet memurlarının makamlarına oturur, onlarla orada  sohbet edilir. Ayrıca 23 Nisan günü Türkiye&#8217;de resmî tatil günüdür. İlköğretim öğrencilerine 22 Nisan günü de tatildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Vikipedia</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstiklâl Marşı</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/istiklal-marsi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/istiklal-marsi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2011 18:15:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklâl Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Zeki Üngör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1096</guid>
		<description><![CDATA[İstiklâl Marşı, Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılmış, Osman Zeki Üngör tarafından bestelenmiş ve 12 Mart 1921&#8242;de TBMM  tarafından milli marşımız olarak kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin yanı sıra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin de milli marşıdır. Kurtuluş Savaşı sırasında, savaşın milli ruh içerisinde kazanılması ve milletimizi yüreklendirmek amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı bir şiir yarışması düzenlemiştir. Yarışmaya 724 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstiklâl Marşı, Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılmış, Osman Zeki Üngör tarafından bestelenmiş ve 12 Mart 1921&#8242;de TBMM  tarafından milli marşımız olarak kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin yanı sıra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin de milli marşıdır.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı sırasında, savaşın milli ruh içerisinde kazanılması ve milletimizi yüreklendirmek amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı bir şiir yarışması düzenlemiştir. Yarışmaya 724 şiir katılmıştır ancak Mehmet Akif Ersoy para ödülü olması sebebiyle yarışmaya katılmak istememiş ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi tarafından ikna edilerek yarışmaya katılmıştır. Kurtuluş Savaşı&#8217;nı kazanacak olan Türk Ordusu&#8217;na ithaf edilen şiir 12 Mart 1921&#8242;de Mecliste İstikâl Marşı olarak kabul edilmiştir. İlk defa Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından okunmuştur.</p>
<p>Şiirin bestelenmesi için açılan 2. yarışmada Ali Rıfat Çağatay&#8217;ın bestesi seçilmiştir ve 1930 yılına kadar kullanılmıştır. 1930 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör&#8217;ün 1922&#8242;de hazırladığı bestesi kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde de kullanılan beste Osman Zeki Üngör&#8217;ün bestesidir.</p>
<p>Resmi törenlerde kullanılan bu beste ile sadece ilk iki dörtlük İstikâl Marşı olarak söylenir. Tamamı dokuz dörtlük ve 1 beşlikten oluşur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1097 aligncenter" title="382px-İstiklal_Marşı_1._sayfa" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/382px-İstiklal_Marşı_1._sayfa.jpg" alt="" width="382" height="599" /></p>
<p style="text-align: left;"><img class="size-full wp-image-1098 aligncenter" title="400px-İstiklal_Marşı_2._sayfa" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/400px-İstiklal_Marşı_2._sayfa.jpg" alt="" width="400" height="600" />İstiklâl Marşı</p>
<p style="text-align: left;">
<p>Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;<br />
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.<br />
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;<br />
O benimdir, o benim milletimindir ancak</p>
<p>Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!<br />
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?<br />
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…<br />
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!</p>
<p>Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.<br />
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!<br />
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.<br />
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım</p>
<p>Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,<br />
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.<br />
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,<br />
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?</p>
<p>Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.<br />
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.<br />
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…<br />
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın</p>
<p>Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:<br />
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.<br />
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:<br />
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.</p>
<p>Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?<br />
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!<br />
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,<br />
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.</p>
<p>Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:<br />
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.<br />
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-<br />
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli</p>
<p>O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,<br />
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,<br />
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;<br />
O zaman yükselerek arşa değer belki başım</p>
<p>Dalgalan sen de şafakalar gibi ey şanlı hilal!<br />
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.<br />
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:<br />
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;<br />
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/istiklal-marsi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toprak Reformu Nedir?</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/toprak-reformu-nedir.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/toprak-reformu-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 May 2009 10:36:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sorunlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ATATÜRK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=974</guid>
		<description><![CDATA[Toprak reformunun amacı; Osmanlı’dan ilkel bir tarımsal yapı ve adaletsiz bir toprak düzeni devralan Türkiye Cumhuriyeti, sorunların çözümü amacıyla 1920’lerin başında başlattığı çeşitli reformlardan biri olan “toprak reformu” konusunda, ilk yılları münferit sorunlara çözüm arayışları ile geçirmiştir. Yurt dışı ya da zorunlu yurt içi göç dalgalarına çözüm arayışları sürecinde, Atatürk’ün 1937 yılında TBMM’yi açış konuşmasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Toprak reformunun amacı;</p>
<p>Osmanlı’dan  ilkel bir tarımsal yapı ve adaletsiz bir toprak düzeni devralan Türkiye  Cumhuriyeti, sorunların çözümü amacıyla 1920’lerin başında  başlattığı çeşitli reformlardan biri olan <em>“toprak reformu” </em>konusunda, ilk yılları münferit sorunlara çözüm arayışları  ile geçirmiştir. Yurt dışı ya da zorunlu yurt içi göç dalgalarına  çözüm arayışları sürecinde, Atatürk’ün 1937 yılında TBMM’yi  açış konuşmasında söylediği; <em><strong>“Bir defa memlekette topraksız  çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi  ailesini geçindirebilen toprağın, hiçbir sebep suretle, bölünemez  bir mahiyet almasıdır.”</strong></em> sözleri, Toprak Reformu çalışmalarının  önünü açmıştır.</p>
<p>Özellikle topraksız ya da  az topraklı çiftçi ailelerinin geçimini sağlayacak toprak ile topraklandırılmalarını  öngören ve bu amaçla 5000 dekardan fazla toprağı bulunan büyük  toprak sahiplerinin topraklarının kamulaştırılmasına olanak tanıyan  1945 tarihli ve 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, siyasi  bakış açısının değişmesi ve uygulamadaki yanlışlar nedeniyle  hedefine ulaşamamıştır. 1961 Anayasası sonrası arayışların  ardından, 1973 tarihli ve 1757 Sayılı Toprak ve Tarım Reformu Yasası,  şekil yönünden kısa sürede Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş,  10 Mayıs 1978 yılına kadar yeni bir düzenleme yapılmaması nedeniyle,  Toprak Reformu uygulamaları yürütülememiştir. 1984 tarihli ve 3083  sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu  Kanunu ise,<em> “toprak”</em> yerine <em>“tarım” </em>kavramına dayanarak, daha  ziyade tarımsal gelişmeyi öngörmüş, topraklandırma konusunda  önemli uygulamalar gerçekleştirilememiştir.</p>
<p>Gelinen noktada; tarım sektörü  yapısal sorunlarını aşamamış, araziler çok küçük, çok parçalı  ve dağınık, halen bir çok yörede topraksız ya da az topraklı  yurttaşımız yaşam mücadelesi veriyor, kiracılık-ortakçılık  ve yarıcılık düzeni belli kurallara bağlanmamış, Ülke geneli  gibi GAP bölgesinde de tarımsal altyapı sorunları çözülememiş,  ülkenin tapu ve kadastro sorunu çözülememiş, çarpık kentleşme  sorunu çözülememiş, tarım toprakları yok oluyor, planlı kalkınma  çabaları yerini tümüyle serbest piyasa koşullarına bırakmış,  Türkiye bir çok tarım ürününde net dışalımcı konuma gelmiştir.</p>
<p>1954 yılında 6235 Sayılı  Yasa ile kurulan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB),  2005 yılında, üretim yapıları kadar demokratik yaşamı da yakından  ilgilendiren böylesine önemli ve güncel bir konuyu yeniden kamuoyunun  gündemine taşımayı kararlaştırmıştır. Bu amaçla, Harita ve  Kadastro Mühendisleri Odası (HKMO) ile Ziraat Mühendisleri Odası  (ZMO) tarafından sekreteryası ortaklaşa yürütülen “TMMOB Toprak  Reformu Kongresi &#8211; 2005”, 11-13 Kasım 2005 tarihlerinde Şanlıurfa’da  düzenlenecektir. Kongrenin amacı, tüm bu konuları siyasal, sosyal,  ekonomik ve kültürel açılardan ele alarak tartıştırmak ve toplum  yararına en uygun çözüm önerilerini geliştirmektir.</p>
<p><strong>“TMMOB TOPRAK REFORMU KONGRESİ 2005” SONUÇ BİLDİRGESİ</strong></p>
<p>Türk Mühendis ve Mimar Odaları  Birliği (TMMOB) tarafından, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası  ile Ziraat Mühendisleri Odası sekreteryalığında ortaklaşa düzenlenen <em> “TOPRAK REFORMU KONGRESİ 2005”</em> oturumları, 11-12 Kasım 2005 günlerinde  Şanlıurfa‘da gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Üretim yapıları kadar demokratik  yaşamı da yakından ilgilendiren ve egemen güçlerce unutturulmaya  çalışılan toprakreformu konusunu, küreselleşmenin yıkıcı etkilerinin  açıkça görüldüğü 2005 yılında yeniden kamuoyunun gündemine  taşıyan Kongre’de, şu saptamalar yapılmıştır:</p>
<p>Toprak reformu, ekonomik, toplumsal  ve siyasal boyutları olan ve çok boyutlu bir yaklaşımla çözülebilecek  bir sorunsaldır. Sorunun özünü oluşturan toprak mülkiyeti, tarımsal  yapıdan soyutlanarak değerlendirilemez. Cumhuriyeti kuranların, toprak  dağılımındaki adaletsizliğin ve tarımsal yapıdaki geriliğin  aşılmasına yönelik olarak siyasal, toplumsal ve ekonomik gerekçelerle  1930’lu yıllarda gündeme getirdikleri <em>“toprak reformu”</em>, henüz  gerçekleştirilememiştir. Aksine, çok partili dönemden günümüze  kadar, siyasal yapıya egemen olan güçlerin etkisiyle, halkımız,  sorunu çözmeyen <em>“tarım reformu”</em> programlarıyla oyalanmıştır.  Küreselleşme sürecinde ise, ulusötesi şirketlerin istemlerini içeren  ve toprağı bir meta olarak piyasanın ve sermayenin hizmetine sunan  “tarım reformu” programları yürürlüğe konulmuştur. Toprak  üzerindeki güç paylaşımı sürecinde topraksız ve az topraklı  köylü sorununun devam etmesi, kır emekçilerinin ekonomik ve siyasal  anlamda sömürülmesine yol açmaktadır. Toprağa sahip olanlar, sözleşmeli  tarımla gıda ve tohum tekellerinin çıkarlarına uygun üretimde  bulunarak sömürülmektedir. AB’ye uyum amacıyla işletme ölçeklerinin  artırılması ve kırsal nüfusun % 5’lere indirilmesi isteğinin  gündeme geldiği günümüzde sermaye şirketlerine ait büyük tarım  işletmelerinin kurulmasına yönelik girişimler yoğunlaşmaktadır.  Yoksullaşan ve üretim aracından yoksun kalan köylünün tek seçeneği  durumuna gelen göç olgusu; çarpık kentleşme, marjinalleşme ve  yabancılaşmayı arttırmakta ve kent emekçilerinin işsizliğine  veya ucuz işgücüne dönüşmesine yol açmaktadır.</p>
<p>Gelinen noktada:</p>
<p>Tarım sektörü yapısal sorunlarını  aşamamıştır,</p>
<p>Araziler çok küçük, çok  parçalı ve dağınık durumdadır,</p>
<p>Halen bir çok yörede topraksız  ya da az topraklı yurttaşımız yaşam mücadelesi vermektedir,</p>
<p>Kiracılık-ortakçılık ve  yarıcılık düzeni belli kurallara bağlanmamıştır,</p>
<p>Toprak reformu hedefleri ile  tutarlı biçimde tapu ve kadastro sorunları çözülememiştir,</p>
<p>Toprak kaynaklarımız, erozyonla,  tarım dışı amaçlı kullanım ve yanlış uygulamalarla yok olmaktadır,</p>
<p>Toprak reformu kapsamında  değerlendirilmesi gereken hazine arazileri satılmaktadır,</p>
<p>Yabancılara arazi satışı  Anayasa hükümleri zorlanarak yaşama geçirilmektedir,</p>
<p>IMF ve Dünya Bankası odaklı <em> “Tarım Reformu”</em> projeleri, tarım sektörünün sosyo-ekonomik  yapılarında yıkıcı sonuçlar üretmektedir.</p>
<p>Birçok tarım ürününde  dışalımcı konuma gelinmiştir,</p>
<p>Toprak-insan ilişkilerinin  toprak mülkiyeti temelinde çözülmemesi, insanlarımızın sosyal  ve katılımcı toplumun bir bireyi olmasını engellemiş, bu yapı  demokratik yaşamın özünü zedelemiştir.</p>
<p>Bugünkü koşullarda, mevcut  siyasal iktidarların yaklaşımlarıyla, ülke çapında bir toprak  reformu yapılması şansı yitirilmiş gözükmektedir. Topraksız  ve az topraklı çiftçilere toprak dağıtımını gündemine almayan  siyasal iktidarlar, sermayenin kamu arazilerine yönelik taleplerini  koşulsuz karşılamaktadır. Tarımsal yapıdaki bozukluklar ve topraktoprak reformunu gerekli kılmaktadır.  mülkiyetindeki dengesizlikler ise, ülke çapında günümüz koşullarını  göz önüne alan bir</p>
<p>Toprak-insan ilişkileri açısından  ülkemizdeki mevcut durumun, dünyadaki değişim de dikkate alınarak  ortaya konulduğu ve önceki uygulama sonuçlarının değerlendirildiği  Kongre’de; TMMOB’nin Toprak Reformuna ilişkin şu istemlerinin  kamuoyuna duyurulması kararlaştırılmıştır:</p>
<p>Yeryüzünde üretilemeyen  ve kolayca yok edilebilen tek kaynak olan toprakla ilgili tüm çalışmalar,  öncelikli olarak belirlenen stratejik hedefler doğrultusunda yürütülmelidir.</p>
<p>Anayasanın özellikle 35.,  44., 45. ve 166. maddelerine uygun yasal ve kurumsal yapılanma sağlanmalıdır.</p>
<p>Tarım, gerçek ve stratejik  bir sektör olarak yeniden planlanmalı, üretimi ve üreticiyi destekleyen  politikalarla yaşanan olumsuz süreç durdurulmalı, ulusal tarım  politikaları uygulamaya konmalıdır.</p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü, IMF,  Dünya Bankası ve AB’nin halkımızın çıkarlarını gözetmeyen  dayatmaları kabul edilmemeli, bağımlılık yaratan anlaşmalar yürürlükten  kaldırılmalıdır.</p>
<p>Tarımda toprak mülkiyet yapısı  yoksul halkın çıkarları doğrultusunda yeniden ele alınmalıdır.</p>
<p>Toprak sahipliğinde tekelleşmeyi  önleyici düzenlemeler yapılmalı, toprağın ekonomik sömürü ya  da nüfuz aracı olarak kullanılmasına izin verilmemelidir.</p>
<p>Ülkemizde zorunlu durumlardan  dolayı boşalan ya da zorla boşaltılan köylerimizdeki insanlarımızın  yerinden ve topraklarından göç ederek üretimden ve doğal yaşamdan  koparılmasının önüne geçilmeli, köye dönüş süreci sorunsuz  yürütülmelidir.</p>
<p>Kırdan kente göç sorunu  bağlamında, tarım sektörü kalkındırılmalı ve tarım nüfusunun  refahı artırılmalı, iç ticaret hadlerinin tarım aleyhine gelişmesinin  önüne geçilmeli, çiftçi ailesine yerinden olmaksızın sanayi ve  hizmet kesiminde iş ve gelir olanakları sağlanmalı ve kırsal alandaki  fiziki yerleşim deseni ve ulaşım şekli bu amaca uygun duruma getirilmelidir.</p>
<p>Doğrudan Yabancı Yatırımlar  Kanunu kaldırılmalıdır.</p>
<p>Köy Yasası ve Tapu Yasası’nda  yapılan değişiklikler ve diğer yasalarla yabancılara tanınan mülk  edinimi olanağı ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<p>Toprak reformu, yalnızca arazi  dağıtım ile sınırlı kalmamalı, yaşayabilir ve yarışabilir  işletme yapıları kurulmalı ve desteklenmelidir.</p>
<p>Hazineye ait tarım arazileri  kullanımı öncelikle topraksız ve az topraklı çiftçilere verilmelidir.</p>
<p>Mayınlı araziler temizlenerek  topraksız ve az topraklı çiftçilerin kullanımına açılmalıdır.</p>
<p>Belirli büyüklüğün üstündeki  topraklar kamulaştırılmalı, kamulaştırılmayan arazileri ise artan  oranda vergilendirilmelidir.</p>
<p>Zilyetlik hükümleriyle toprak  mülkiyeti edinme uygulamasına son verilmelidir.</p>
<p>Ülke kadastrosu, arazi yönetimi  kavramı içinde değerlendirilmeli; kentsel ve kırsal arazi kullanımının  planlanması ve çevre sorunlarının çözümü, ekonomiye gerekli  katkının sağlanması, sosyal yapının iyileştirilmesi hedeflerine  yönelik, çağdaş, parsel bazlı bir bilgi sistemi oluşturulmalı  ve güncel tutularak yaşatılmalı ve tek elden yönetilen bir konuma  getirilmeli, kadastro çalışmalarının tamamlanması ve güncelleştirilmesi  bir master plana bağlanmalı ve gerekli ödenekler sağlanmalıdır.</p>
<p>Orman kadastrosu çalışmaları  ülke kadastrosu içinde değerlendirilmeli ve bitirilmeli, ormanlarımızın  amaç dışı kullanımlarına ve yağmalanmasına yol açacak hukuki  düzenlemelerden vazgeçilmelidir.</p>
<p>Meralarımızın tespiti çalışmaları  ülke kadastrosu içinde değerlendirilmeli ve hızla bitirilmeli, meralarımız  iyileştirilerek amacına uygun kullanılmalıdır.</p>
<p>Türk Medeni Kanununda değişiklik  yapılarak, tapu kütüklerinde aleniyet sağlanmalı, arazi parçalanmasını  önleyecek mirasın geçişi ile ilgili hükümler uygulanabilir şekilde  düzenlenmelidir.</p>
<p>Kırsal ve kentsel toprak düzenlemelerinde  halkın sürece katılması için demokratik bir yönetim anlayışı  benimsenmelidir.</p>
<p>Üreticilerin demokratik kooperatiflerde  ve üretici sendikalarında örgütlenmesi özendirilmelidir.</p>
<p>Bölgelerarası dengesizliklerin  giderilmesine yönelik sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel politikalar,  demokratik bir planlama ile yaşama geçirilmelidir.</p>
<p>Devletin küçültülmesi çabalarının  aksine, toprak-insan ilişkileri düzenlenirken daha az değil, daha  çok devlet müdahalesine olanak sağlanmalı, kamu yönetimi güçlendirilmelidir.</p>
<p>Toprak, orman ve mera gibi  doğal kaynaklarımızla ilgili hukuksal düzenlemelerde af niteliğindeki  maddelere yer verilmemelidir.</p>
<p>Toprağı koruma, geliştirme  ve planlı kullanma çalışmalarını merkezi düzeyde yürütecek  özel bütçeli, taşra örgütü olan bir Genel Müdürlük hemen kurulmalıdır.</p>
<p>Sulama, arazi toplulaştırma  ve tarla içi geliştirme hizmetleri eşzamanlı planlanmalı, gerekli  ödenekler ayrılarak hızla tamamlanmalıdır.</p>
<p>3083 sayılı Sulama Alanlarında  Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununda değişiklik yapılarak  kamu adına kesinti yapılması sağlanmalıdır.</p>
<p>AB’ye uyum sürecinde gündeme  gelen<em> “Tarımın Kapitalistleştirilmesi”</em> ve <em>“Köylülüğün  Tasfiyesi”</em> politikası yaşama geçirilmemeli, ülkemizin ve halkımızın  çıkarları ön planda tutulmalıdır.</p>
<p>Mesleki demokratik kitle örgütü  olmanın sorumluluğuyla hareket ederek çağdaş, bağımsız, demokratik  ve sanayileşen bir Türkiye özlemiyle üyelerinin sorunlarının toplumun  sorunlarından ayrılamayacağı bilinciyle halktan ve emekten yana  tavır alan, bu doğrultuda politikalar üreten ve mücadele veren TMMOB;  <em>“Başka bir Türkiye, Başka bir Dünya, Başka bir Yaşam mümkün”</em> demektedir.</p>
<p>TMMOB; toprak reformu sorunsalının,  kırsal ve kentsel alanı kapsayacak şekilde, toprağı ve insanı  korumak ve geliştirmek için doğadan ve emekten yana bir sistem değişikliği  şeklinde ele alınmasını zorunlu görmektedir.</p>
<p>Kaynak:  <a href="http://www.tmmob.org.tr/">TMMOB</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/toprak-reformu-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boraltan Köprüsü</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/boraltan-koprusu-t446.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/boraltan-koprusu-t446.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 May 2009 23:44:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=948</guid>
		<description><![CDATA[Boraltan Köprüsü Katliamı Yer Türk – Rus sınırında ki Boraltan Köprüsü sınır karakolu; Ülkede Milli Şef devri bütün acımasızlığı, bütün şiddetiyle yaşanmaktadır. Rus esaretine dayanamayan bir grup Türk, anavatanlarına kavuşmak, esaretten kurtulup, hürriyetle kucaklaşmak için, Rusya’dan kaçıp, Türk sınır karakoluna sığınıyorlar. Türk sınır karakolunda müthiş bir panik; Ankara ile durmadan görüşmeler yapılıyor, karşılıklı kriptolar çekiliyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="highlight">Boraltan</span> Köprüsü Katliamı</p>
<p>Yer Türk – Rus sınırında ki <span class="highlight">Boraltan</span> Köprüsü sınır karakolu; Ülkede Milli Şef devri bütün acımasızlığı, bütün şiddetiyle yaşanmaktadır. Rus esaretine dayanamayan bir grup Türk, anavatanlarına kavuşmak, esaretten kurtulup, hürriyetle kucaklaşmak için, Rusya’dan kaçıp, Türk sınır karakoluna sığınıyorlar.</p>
<p>Türk sınır karakolunda müthiş bir panik; Ankara ile durmadan görüşmeler yapılıyor, karşılıklı kriptolar çekiliyor.</p>
<p>Devir Milli şef devri dedik ya; her şey iki dudak arasında. Sığınanlar ya öz yurtlarına kabul edilecekler, yada <span class="highlight">Boraltan</span> Köprüsü’nün öbür ucundaki karakolları önünde tanklarıyla bekleyen Rus müfrezesine teslim edileceklerdir.</p>
<p>Türk toprağını öpmeyip adeta yalayan, Türk bayrağını göz yaşları ile sulayan, çocuklu – çocuklu, kadınlı ihtiyarlı grup, öz vatanlarının kendilerine sahip çıkacaklarından emin, bekliyorlar.</p>
<p>Ankara’dan gelen emir korkunç;</p>
<p>“-Ülkelerine iade edin!.”</p>
<p>Sınır karakolumuzda şaşkınlık ve inanılmazlık had safhada. Teyit üstüne teyit isteniyor. Emir aynı;</p>
<p>“-Ülkelerine iade edin!.”</p>
<p>Sınır karakol komutanı genç subay, çaresizlik içerisinde kendilerine sığınan bir avuç öz kardeşini Rus’lara teslim ettikten sonra olacakları aşağı, yukarı tahmin ediyor fakat yapacak bir şey yoktur. Ankara’dan gelen acı haberi karakollarına sığınan esir Türk evlatlarına çok zor cümlelerle anlatıyor. Vatanım, Bayrağım diyerek ülke sınır karakoluna sığınan bir avuç Türk, artık Ruslara iade edilecektir.</p>
<p><span class="highlight">Boraltan</span> köprüsünün öbür başında kanlı dişlerini sırıtıp göstererek bekleyen Rusların ne yapacaklarını iyi bilen sığınmacı bir avuç vatan evladı, Türk karakol yetkililerine yalvarıyorlar.</p>
<p>“-Ne olur bizleri siz öldürün onlara teslim etmeyiniz. Hiç değilse kendi toprağımızda, kendi Bayrağımızın altında ölelim.”</p>
<p>Bir avuç Türk, Ankara’nın, Türkiye’nin ve sınır karakolu personelinin gözleri önünde Rus’lara zorlukla iade ediliyorlar.</p>
<p>Karşı tarafta bekleyen Rus müfrezesi tarafından elleri ayakları bağlanan soydaşlarımız, hemen orada, <span class="highlight">Boraltan</span> sınır karakolu personelimizin gözleri önünde kuruşuna diziliyorlar.</p>
<p>Karakol komutanı genç subayın gördüklerine dayanamayıp evine izine geldiğinde intihar ettiği de hala anlatılmaktadır.</p>
<p>Olayın vahametini bir şiirinde anlatan Azerbaycanlı şair Elmas Yıldırımın şiiri o günlerde meşru olmayan yollardan elimize ulaştırılmıştır. Elmas Yıldırımın şiiri çok uzun. Fakat ana tema aşağıdaki dörtlük’te verilmiştir.</p>
<p>“Bir bayrakta uldızımız ayımız.<br />
Nerden doğru bu imansız gayrılık.<br />
Ben ne diyen bu vefasız dağlara,<br />
Öz gardaşı dönek olan ağlara&#8230;</p>
<p><span class="highlight">Boraltan</span> bir köprü, aşar geçer arası<br />
Yunsalar da suyuyla, çıkmaz yüzün karası<br />
Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni<br />
Can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni<br />
Döndüm geri de sordum, paşasına erine<br />
Beni siz vursaydınız şu Moskof&#8217;un yerine&#8221;</p>
<p>Ayrıca, yine Milli Şef döneminde, Sovyet zulmünden kaçıp, kurtarıcı olarak gördükleri Almanlar&#8217;a sığınan yüzlerce Türk, savaşın bitiminden sonra, kaçak yollarla geldikleri Türkiye&#8217;den Sovyetler&#8217;e iade edilmişlerdir. Bunların hepsinin akıbeti ya gulaglarda ölesiye çalıştırılmak, yada bir idam mangasının karşısında son nefesini vermek olmuştur.</p>
<p>Allah hepsine rahmet eylesin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Alıntıdır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/boraltan-koprusu-t446.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Döneminde Müzeler</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/cumhuriyet-doneminde-muzeler-t2550.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/cumhuriyet-doneminde-muzeler-t2550.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2009 20:06:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzelerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[müzeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=923</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet döneminde Müzeler, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan ve sonradan adı “Âsâr-ı Atika ve Müzeler Müdürlüğü” olan, Hars Müdürlüğüne bağlandı. Daha sonra, 1944’te “Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü” kurulmuştur. Bu tarihlerde müze sayısı 40’ı aşmıştır. Bunlardan bazılarının adları ve kuruluş yılları şöyledir: Adana (1924) Afyon (l921) Ankara Arkeoloji Müzesi (1923) Ankara Etnografya Müzesi (1924) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_2910" style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">Cumhuriyet döneminde Müzeler, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan ve sonradan adı “Âsâr-ı Atika ve Müzeler Müdürlüğü” olan, Hars Müdürlüğüne bağlandı. Daha sonra, 1944’te “Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü” kurulmuştur. Bu tarihlerde müze sayısı 40’ı aşmıştır.</span><br />
<span id="more-923"></span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bunlardan bazılarının adları ve kuruluş yılları şöyledir:</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Adana (1924)</span><br />
<span style="font-size: small;">Afyon (l921) </span><br />
<span style="font-size: small;">Ankara Arkeoloji Müzesi (1923)</span><br />
<span style="font-size: small;">Ankara Etnografya Müzesi (1924)</span><br />
<span style="font-size: small;">Antalya (1924)</span><br />
<span style="font-size: small;">Ayasofya (1934)</span><br />
<span style="font-size: small;">Bergama (1924)</span><br />
<span style="font-size: small;">Bursa (1923)</span><br />
<span style="font-size: small;">Diyarbakır (1934)</span><br />
<span style="font-size: small;">Edirne Âsârı Atika ve Etnografya Müzeleri (1924)</span><br />
<span style="font-size: small;">Efes (1934)</span><br />
<span style="font-size: small;">Gaziantep (1939)</span><br />
<span style="font-size: small;">Hatay (1938)</span><br />
<span style="font-size: small;">İzmir (1926)</span><br />
<span style="font-size: small;">Kastamonu (1941)</span><br />
<span style="font-size: small;">Kayseri (1929)</span><br />
<span style="font-size: small;">Konya Arkeoloji, Türk ve İslâm Eserleri Müzeleri (1926)</span><br />
<span style="font-size: small;">Manisa (1935)</span><br />
<span style="font-size: small;">Niğde (1936)</span><br />
<span style="font-size: small;">Sivas (1927)</span><br />
<span style="font-size: small;">Tokat (1929)</span><br />
<span style="font-size: small;">Van (1935)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bunların dışında büyük bir kısmı kazı yapılan yerlerde olmak üzere müze depoları kurulmuştu.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kaynak: <a href="http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF7E7F2B691D9F0097B2E25F50F918EE46" target="_blank">http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGos&#8230;E25F50F918EE46</a></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/cumhuriyet-doneminde-muzeler-t2550.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs 1919 – Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/19-mayis-1919-ataturkun-samsuna-cikisi-t2893.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/19-mayis-1919-ataturkun-samsuna-cikisi-t2893.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 May 2008 10:32:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli Günler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ATATÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=933</guid>
		<description><![CDATA[ATATÜRK&#8217;ÜN 19 MAYIS 1919&#8242;DA SAMSUN&#8217;A ÇIKIŞI VE TÜRKİYE&#8217;DE MİLLİ EGEMENLİK İLKESİNİN GERÇEKLEŞMESİ Millî Mücadelenin Atatürk tarafından dile gelen hikâyesinin ilk cümlesi, &#8220;1919 senesi Mayısının 19&#8242;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım&#8221; ile başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919 Millî Mücadelenin fiilen başladığı tarihtir. 19 Mayıs bir başlangıçtır; fikir ve karar sahibi Atatürk&#8217;ün hedefine varan yolda ilk adımdır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_3309" style="text-align: justify;"><a title="19 Mayıs 1919 Gençlik ve Spor Bayramı" rel="lightbox" href="http://www.turkcemiz.net/resimler/19-mayis-1919.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1007" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/19-mayis-1919-300x174.jpg" alt="19 Mayıs 1919 Gençlik ve Spor Bayramı" width="300" height="174" /></a></div>
<div style="text-align: justify;"><strong>ATATÜRK&#8217;ÜN 19 MAYIS 1919&#8242;DA SAMSUN&#8217;A ÇIKIŞI VE                TÜRKİYE&#8217;DE MİLLİ EGEMENLİK İLKESİNİN GERÇEKLEŞMESİ </strong></div>
<div id="post_message_3309" style="text-align: justify;">
<p class="alignleft"></p>
<p>Millî Mücadelenin Atatürk tarafından dile gelen hikâyesinin ilk cümlesi, &#8220;1919 senesi Mayısının 19&#8242;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım&#8221; ile başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919 Millî Mücadelenin fiilen başladığı tarihtir. 19 Mayıs bir başlangıçtır; fikir ve karar sahibi Atatürk&#8217;ün hedefine varan yolda ilk adımdır. Şevket Süreyya Aydemir&#8217;e göre, &#8220;Mustafa Kemal&#8217;in yeni hayatı, yeni âlemi, onun, 1919 Mayısının 19&#8242;uncu günü Samsun kıyısında Anadolu karasına ayak basmasıyla başlar, yani onun zuhurunun, hem kendi kaderine, hem milletimizin tarihine, hem çağımızın akışına, çeşitli yönlerden yön ve şekil veren safhası o gün, orada ve Mustafa Kemal&#8217;in Samsun kıyısına ayak basmasıyla başlamıştır.&#8221;(1)<br />
Egemenlik(Hakimiyet); egemen olma, hakimlik, üstünlük, amirlik manalarına gelir ve hükmeden, buyuran, buyruğunu yürütebilen üstün gücü ifade etmek için kullanılır. Egemenlik, devlet kudretinin bir vasfıdır.İç hukukta en üstün kudreti, uluslar arası hukukta da bağımsız bir gücü ifade eder.(2)<br />
Millî Egemenlik ise; bir milletin kendi kaderine hakim olarak, kendi geleceğini tayin etme gücünü elinde bulundurması demektir. Yani bir milletin kendini idare etmesi, kendine hükümet edecek heyeti seçmesi anlamına gelir. İç görünüşü itibarıyla demokratik rejimi, yani egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ortaya koyarken, dış görünüşü ile de milletin özgür ve bağımsız yaşamasını, yani dışa karşı millet birliğini ve bütünlüğünü ifade eder.(3)<br />
Millî Egemenlik, bir kişi veya sınıfın egemenliğinden uzak olarak, milletin kendi yönetiminde söz sahibi olması anlamına geldiğinden, milletin genel iradesinin ortaya konulmasını sağlar ve iktidarın, kayıtsız şartsız millete ait olmasını ifade eder. Millî Egemenlik anlayışında millet, kendisini oluşturan fertlerden ayrı, onların üstünde bir kişiliğe, bir iradeye sahiptir ve egemenlik bu kolektif kişiliğe aittir. (4)<br />
Millî Egemenlik, millet iradesini hakim kılması münasebetiyle demokrasinin temel şartıdır. Bu sebeple, bütün demokratik rejimlerde en üstün kuvvet ve devlet yönetimi konusunda belirleyici unsur olarak, devlete yön verirken, aynı zamanda devlet fonksiyonlarının oluşmasını da sağlar. (5)<br />
Millî Egemenlik, insanlık tarihinde başlı başına kuvvet kaynağı olan ve kuvvet doğuran fikirlerden birisi olarak, devletlerin yapısını değiştirebilecek ve tarihin akışını etkileyebilecek kadar etkilidir. Dolayısıyla, insanlık tarihi açısından büyük önemi sahiptir. (6)<br />
Atatürk&#8217;e göre Millî Egemenlik, devlet ve milletin mukadderatında amil ve hakim unsur olması gereken bir değerdir. Çünkü Millî Egemenlik, adaletin, eşitliğin, hürriyetin dayanağı ve milletin namusu, haysiyeti, şerefidir. Bu sebeple Atatürk, Millî Egemenlik ilkesini devletin temel unsurlarından birisi haline getirmeye çalışmıştır. Bundan amaç ise; siyasî, sosyal ve ekonomik yönden, yabancı etkilerden uzak, millî iradeden oluşmuş bir toplumun meydana gelmesini sağlamaktır. (7)<br />
Atatürk,&#8221;Millî Hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar&#8221; ifadesiyle, Millî Egemenlik ilkesinin gücünü ortaya koyarak, devlet hayatındaki önemini<br />
vurgulamıştır. (8)<br />
Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesinin gerçekleştirilmesi, tamamen Atatürk&#8217;ün bu konudaki düşünce ve çalışmalarının sonucudur. Atatürk&#8217;ün 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a ayak basmasıyla birlikte, Türk tarihinde ilk defa kişisel egemenlikten, Millî Egemenliğe geçiş süreci başlamıştır. Atatürk, Samsun&#8217;a ayak bastığı andan itibaren, hem içe, hem de dışa dönük olarak, dinî ve batılı fikirleri yanına almış ve bunların senteziyle Anadolu&#8217;da tek idare, tek devlet, tek egemenlik, tek kumandan, tek meclis ve tek millet fikirlerinden hareket ederek, her alanda gerçek Millî Egemenlik ilkesini uygulamaya çalışmıştır. Dolayısıyla, Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesinin genel anlamda ilk defa Atatürk&#8217;ün önderliğinde girişilen Millî Mücadele yıllarında uygulandığını söylemek mümkündür. Çünkü bu dönemde, memleketin içine düştüğü kötü durum karşısında, bazı aydınlar memleketin kurtarılması için bir büyük devletin mandasını kabul etmekten başka çare görmezlerken,Atatürk bunlardan çok farklı düşünmüş ve millete güveni esas alan bir hareketin peşinde olmuştur.(9)O, memleketin içinde bulunduğu kötü durumu kastederek Nutukta; &#8220;&#8230; Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da Millî Hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak! İşte daha İstanbul&#8217;dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun&#8217;da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.&#8221;(10)<br />
Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a varır varmaz, müfettişliğin kendisine yüklediği vazifeleri yerine getirmek amacıyla hazırladığı 22 Mayıs 1919 tarihli rapor; Ordu müfettişinin birçok noktalarda, talimatın sınırını da aşarak, bütün memleket kaderi ile ciddi bir şekilde uğraştığını göstermektedir. Hazırladığı bu ilk raporunda Atatürk, Samsun bölgesindeki asayişsizliğin sebebinin Rumlardan kaynaklandığını, Türklüğün yabancı mandasına ve kontrolüne tahammülü olmadığını, Yunanlıların İzmir&#8217;i işgale haklarının bulunmadığını ve en önemlisi, milletin, millî egemenlik esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul ettiğini ve bunu gerçekleştirmeye çalışacağını belirtmiştir. Dolayısıyla Atatürk, milletin birlik ve beraberliği ile Millî Egemenlik ilkesini Millî Mücadelenin temel dayanağı yapmaya kararlı olduğunun ilk işaretini vermiştir. Millî Mücadelenin ilk ana programını teşkil eden bu rapor, Tevfik Bıyıklıoğlu&#8217;na göre, gerçekte, bir ihtilâl programından farksızdır. (11)<br />
Atatürk, Samsun&#8217;un İngiliz işgalinde ve kıyıda bulunması ve civarındaki Rum çetelerinin faaliyetlerinden ötürü karargâhının içerde daha emin bir yere naklini gerekli görmüş ve 25 Mayıs 1919&#8242;da Havza&#8217;ya hareket etmiştir. Atatürk için artık tarihî görev başlamış bulunuyordu. Bundan sonra Osmanlı Devleti bir süre adeta iki elden idare edilecekti. Çünkü Atatürk her gittiği yerde halkın arasına girerek İstanbul Hükümeti gibi halkı sükunete değil, tersine onları harekete geçirmeye çalışacaktı. Yine O, sadece bir komutan olmayacak valiler ve millî teşekküllerle haberleşen,Türk milletini düştüğü kötü durumdan haberdar eden, memleketin dertlerini dert edinen bunlara çare arayan, cemiyetler toplayıp kararlar alan bir önder olacaktı. (12)Nitekim, 28 Mayıs 1919&#8242;da Havza&#8217;dan bütün memlekete, askerî ve mülkî amirlere, Müdafaayı Hukuk Cemiyetlerine gönderdiği bir tamimle İzmir&#8217;in işgalini protesto için yurdun her tarafında mitingler yapılmasını, halka felaketin büyüklüğünün anlatılmasını ve bunu köylere kadar yaymalarını istedi. Bunun üzerine memleketin her köşesinde İzmir&#8217;in işgaline tepki olarak mitingler yapıldı. İstanbul&#8217;da altı miting, Anadolu&#8217;nun çeşitli şehir ve kasabalarında toplam 96 miting tertip edildi.(13)<br />
İstanbul mitinglerine ve Atatürk&#8217;ün Havza&#8217;daki faaliyetlerine ilk tepki işgal makamlarının onu İstanbul&#8217;a geri çağırmaları olmuştur. Atatürk, o güne kadar&#8221;Ordu Müfettişi&#8221; sıfatı ile bütün kişisel ağırlığını koyarak hareket etmişti. Şimdi bu sıfatın tehlikeye düştüğünü görüyordu. Bu nedenle başlattığı eylemi kişisel olmaktan çıkarıp halka mal etmekte acele etmek gerekiyordu. Harbiye Nezaretine oyalayıcı bir cevap vererek 12 Haziran 1919&#8242;da Amasya&#8217;ya gitti. Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Refet Bey(Bele) ve Rauf Bey&#8217;in (Orbay) katkılarıyla 14 Haziran 1919&#8242;da kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bünyesinde, Mustafa Kemal tarafından önceden hazırlanmış metnin üzerindeki çalışmalar tamamlanarak Millî Mücadele tarihimize Amasya Tamimi olarak geçen ilk önemli belge kabul edildi. Tamim, Konya&#8217;da bulunan 2.Ordu Müfettişi Cemal Paşa (Küçük, ya da Mersinli Cemal Paşa)ile Erzurum&#8217;da 15.Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa&#8217;nın da onaylamasından sonra 21/22 Haziran 1919&#8242;da tüm ilgililere duyuruldu. (14)<br />
Amasya Tamimi&#8217;nde dikkati çeken noktalar özellikle şunlardır.&#8221;Yurdun bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir&#8221; denilmekle, tehlike çanı çalmakta, alarm işareti verilmektedir. Tamimin ikinci maddesi birinciyi tamamlamakta İstanbul Hükümetinin aczi ortaya konularak, bu durumun milletimizi yok olarak tanıttırdığı açıklanmaktadır. Tamimde yer alan önemli bir hüküm de, &#8220;Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır&#8221; parolasıdır. Millî Egemenliğe ve millî bağımsızlığa yer veren bu ilke, daha sonraki tarihî gelişmelerle Türk İnkılâbının bir temel dayanağı olacaktır. Tamim, bölgesel değil, bütün ülkeyi içine alacak bir kuruluşu öngörmekte ve bu amaçla bir kongrenin toplanması gereğini belirtmektedir(15).<br />
Amasya Tamimi, Millî Egemenliğe dayalı yeni bir Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adımdır. Türk milletine bu çağrının gerekçesini ve uygulanacak plânı açıklamaktadır. Artık yüzyıllardır Türk milletinin kaderine hükmetmiş olan Padişah iradesine karşı ayaklanma başlamıştır. Nitekim Tamimle birlikte İstanbul&#8217;a gönderilen mektuplarda, artık İstanbul&#8217;un Anadolu&#8217;ya egemen değil, bağımlı olmak zorunda olduğu belirtilmiştir. Ordunun Amasya&#8217;da alınan kararların uygulanması ile görevlendirilmesi artık ordunun da ihtilâlin içinde yer aldığını göstermesi bakımından önemlidir.(16)<br />
Tamim, millet gerçeğine dayanarak alt üst olan düzenin yerine yeni bir düzeni öngörmektedir.&#8221;İstiklâl&#8221;, bu yeni düzenin parolası, millî iradeye dayanan&#8221;Millî Hakimiyet&#8221; ilkesi de gücüdür.(17)<br />
Amasya Tamimi&#8217;nin bir diğer önemi de,Türk Milliyetçiliği akımının, inkılâbın bir temel prensibi olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Milliyetçilik Amasya Tamimi&#8217;nden itibaren millî mücadelenin esası, özü, temel yapısı olmuş, milleti harekete getiren, ona millî şuur ve vicdanının sesini duyuran, politik tutumun hedeflerini gösteren prensip olmuştur.(18)<br />
Kısaca, Amasya Tamimi,Türk İnkılâp Tarihinde, hukukî ve siyasî önemi ile yeni Türk devletinin kuruluşunu hazırlayan bir temel vesika olması bakımından özel bir değer ifade eder.<br />
Devletin kaderinde, milletin söz sahibi olması anlamını taşıyan Millî Egemenlik ilkesinin, Millî Mücadele dönemi boyunca ve daha sonra da üzerinde durulacak en önemli hususlardan birisi olduğu, Anadolu&#8217;nun çeşitli şehirlerinde kongreler düzenlenerek, halkın istek ve düşüncelerinin belirlenmeye çalışılmasından da açıkça anlaşılıyordu. Zaten sadece bu kongrelerin toplanması bile, millet egemenliğinin gerçekleştirilmesi yolunda atılmış önemli bir adımdı. Çünkü kongrelerde alınacak olan kararlar, milletin temsilcilerinin görüşleri doğrultusunda ortaya çıkacaktı. Bu da milletin girişilecek olan mücadelede söz sahibi yapılması demekti.(19)<br />
Bu çerçevede, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında yapılan Erzurum Kongresinde alınan kararlar arasında; &#8220;Kuva-yı Milliyeyi âmil ve İdare-i Milliyeyi hakim kılmak esastır&#8221; ibaresinin bulunması, bütün bu çalışmaların Türkiye&#8217;de Millî Egemenliği gerçekleştirmek esasına dayandığı açıktır. Yine 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında yapılan Sivas Kongresinin sonunda yayınlanan beyannamede de; &#8220;İstiklâlimizin temini için Kuva-yı Milliyeyi âmil ve Millî İradeyi hakim kılmak esastır&#8221; denilerek,Erzurum Kongresinde bu konuda alınan kararın aynen tekrarlanması, şüphesiz Atatürk&#8217;ün bu konudaki kararlılığının bir göstergesi olmuştur. Bu çerçevede,Atatürk&#8217;ün Sivas&#8217;ta çıkarttığı gazetenin adının İrade-i Milliye ve Ankara&#8217;da çıkarttığı gazetenin adının da, Hakimiyet-i Milliye olması tesadüf değildir.(20)<br />
Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik konusunda atılmış önemli adımlardan birisi de Son Osmanlı Mebusan Meclisinde 28 Ocak 1920&#8242;de kabul edilen Misak-ı Millî kararlarıdır. Misak-ı Millî ile her şeyden önce millî ve bölünmez bir Türk ülkesinin sınırları çizilmekle birlikte Türkler, tam bağımsızlık şuuruna erişmişler ve millet olarak asgari haklarını istemişlerdir. Bu Misak (Ant), Erzurum ve Sivas Kongreleri kararlarındaki millî kurtuluş programını, millî hudutlarımızı daha geniş ve belirli kılarak tam bir hukuk ve siyaset anlayışı esaslarına oturtmuştur.(21)<br />
Misak-ı Millî&#8217;nin kabulünden sonra İngilizler 16 Mart 1920&#8242;de İstanbul&#8217;u işgal ederek,Son Osmanlı Mebusan Meclisini de dağıtmışlardır. İstanbul&#8217;un işgaliyle birlikte Osmanlı Devleti&#8217;nin tamamen etkisiz kaldığını ve milletin içinde bulunduğu kötü duruma bir çare bulmasının artık mümkün olmadığını gören Atatürk, milletin kurtuluşunu yine milletin kendisinin sağlayacağı düşüncesiyle ve Millî Egemenlik ilkesinin tam anlamıyla gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla, 19 Mart 1920&#8242;de bütün valilere, mutasarrıflıklara ve komutanlıklara bir genelge göndererek, Ankara&#8217;da &#8220;olağanüstü yetkilere sahip&#8221; yeni bir meclisin toplanmasını istedi.Bu genelgede yer alan hükümlere uygun olarak yapılan seçimler sonucunda belirlenen milletvekillerinin yanında, İstanbul&#8217;dan Ankara&#8217;ya gelmeyi başaran milletvekillerinin de katılmasıyla, yeni meclis 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da açıldı.(22)<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla,Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesi resmen ve de fiilen gerçekleştirilmiştir. Böylece millet kendi geleceğini kendisi belirleme imkânına kavuşmuştur. Bunda da en büyük pay, hiç şüphesiz Atatürk&#8217;e aittir.</p>
<p>Atatürk, T.B.M.M.&#8217;ni açarak en büyük ideallerinden birisi olan,Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesini devletin temel unsurlarından birisi haline getirirken, &#8220;Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir&#8221; ifadesiyle de, hükümranlık hakkını ve otoritesini sadece T.B.M.M.&#8217;ne vermiştir.O, böylece bu konuda milleti tam yetkili kılarken, aynı zamanda diktatörlüğe karşı da bütün kapıları kapatmıştır.(23)<br />
Atatürk,Meclisin,Millî Egemenlik ilkesi gereği, milletin kaderine nasıl hakim olması gerektiğini de, yine mecliste yaptığı bir konuşmada şu sözlerle ifade etmiştir;&#8221;Millet mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve millî saltanat ve hakimiyetini bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerden oluşan bir Meclis-i Ali&#8217;de temsil etti. İşte o meclis, Meclis-i Alinizdir;Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir.&#8221; (24)<br />
19Mayıs 1919&#8242;da Atatürk&#8217;ün Samsun&#8217;a çıkmasıyla başlayan Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesini gerçekleştirme çalışmaları, 23 Nisan 1920&#8242;de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla fiilen gerçekleşmiş ve &#8220;Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir&#8221; ifadesinin 20Ocak 1921&#8242;de kabul edilen ilk Anayasada yer almasıyla da hukukî anlamda güvence altına alınmıştır. Böylece Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik ilkesinin gerçekleşme evreleri de tamamlanmıştır.</p>
<p><em><strong>YRD. DOÇ. DR. BEHÇET KEMAL YEŞİLBURSA  Gazi Üniversitesi,Kastamonu Eğitim Fakültesi,                Öğretim Üyesi. </strong></em></p>
<p><strong>Dipçe:</strong><br />
1. AKGÜN,Seçil; &#8220;Atatürk, Konya ve Millî Egemenlik&#8221;, Millî Egemenlik 1991, Sempozyum ve Panellerde Sunulan Bildiriler, TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1991.<br />
2.ATATÜRK, Nutuk,C.I, Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan Zeynep Korkmaz,Ankara,                1984.<br />
3.ATATÜRKÇÜLÜK(1.Kitap), Atatürk&#8217;ün Görüş ve Direktifleri, İstanbul,                1988.<br />
4. ATEŞ, Sami; Millî Hakimiyet Prensibinin Tarihi Gelişimi ve Türk İnkılâbındaki Yeri, Kemalist Atılım Birliği Yayınları, Ankara, 1991.<br />
5. AYDEMİR, Şevket Süreyya; Tek Adam,Mustafa Kemal, C.I, (1881-1919),                İstanbul, 1963.<br />
6.BIYIKLIO?LU,Tevfik; Atatürk Anadolu&#8217;da, (1919-1921),Ankara, 1959.<br />
7. DEMİRCİ, Sevtap; &#8220;Atatürk&#8217;te Egemenlik Anlayışı ve Gençlik&#8221;, Millî Egemenlik Fikrinin Tanımı, Unsurları ve Gelişimi (Panel),Dicle Üniversitesi, Diyarbakır 6 Mayıs 1986, TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1986.<br />
8. DEVELİOĞLU, Ferit; Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 7. Baskı,                Aydın Kitabevi, Ankara, 2986.<br />
9.DÖNMEZ,Cengiz; &#8220;Atatürk ve Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik Prensiplerinin Gerçekleştirilmesi&#8221;, Cumhuriyet&#8217;in Kuruluşunun 75. Yıl Armağanı,Gazi Üniversitesi,Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını,Ankara, 1998.<br />
10. EROĞLU, Hamza; Atatürk ve Millî Egemenlik, Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları,Ankara, 1987.<br />
11. EROĞLU, Hamza; Türk İnkılâp Tarihi,MEB Basımevi,İstanbul, 1982.<br />
12.FEYZİOĞLU, Turhan; Türk Millî Mücadelesinin ve Atatürkçülüğün Temel İlkelerinden Biri Olarak Millet Egemenliği, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1988.<br />
13.KARAOSMANO?LU, Yakup Kadri; &#8220;Atatürk ve Devlet Kuruculuğu&#8221;, Atatürkçü Düşünce, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1982.<br />
14. KODAMAN,Bayram; &#8220;Millî Hakimiyet Fikrinin Gelişmesi&#8221;, Millî Egemenlik Kavramının Fikri Gelişmesi, (Panel), 19 Mayıs Üniversitesi,Samsun 22 Nisan 1986, TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1986.<br />
15.KÖNİ, Hasan; &#8220;Millî Egemenlik Kavramının Batıda ve Türkiye&#8217;de Gelişimi&#8221;, Millî Egemenlik Kavramının Fikri Gelişmesi, (Panel), 19 Mayıs Üniversitesi, Samsun 22 Nisan 1986,TBMM Kültür,Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları,Ankara, 1986.<br />
16. ÖNSOY,Rıfat; &#8220;Türklerde Millî Egemenlik ve Atatürk&#8221;,Atatürk ve Millî Egemenlik Paneli (Bildiriler), M. Kemal Üniversitesi Yayınları, Antakya, 1994.<br />
17. ÖZTÜRK,Kazım; Atatürk&#8217;ün TBMMAçık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları, C.II,Kültür Bakanlığı Yayınları,Ankara, 1990.<br />
18. ŞAHİNGÖZ,Mehmet; İzmir,İstanbul ve Maraş&#8217;ın İşgaline Tepkiler,Doktora Tezi,(A.Ü. T.İ.T.E.), Ankara, 1986.<br />
19.TANSEL, Selahattin; Mondrostan Mudanyaya Kadar, C.II, Ankara,                1973.<br />
20. TURAN,Refik ve diğerleri; Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi,Ankara,                1994.<br />
21.YILMAZ,Mustafa ve diğerleri; Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi,                Ankara, 1998.</p>
<p>(1)Şevket Süreyya Aydemir,Tek Adam, Mustafa Kemal,C.I, (1881-1919),                İstanbul, s.390.<br />
(2)Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 7.Baskı, Aydın Kitabevi,Ankara, 1986, s.375. Hamza Eroğlu,Atatürk ve Millî Egemenlik,Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1987, s.2.<br />
(3)Hamza Eroğlu, Türk İnkılâp Tarihi, MEB Basımevi, İstanbul, 1982, s.444.H.Eroğlu, Atatürk ve &#8230;, a.g.e., s.5.<br />
(4)Cengiz Dönmez,&#8221;Atatürk ve Türkiye&#8217;de Millî Egemenlik Prensiplerinin Gerçekleştirilmesi&#8221;,Cumhuriyet&#8217;in Kuruluşunun 75. Yıl Armağanı,Gazi Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, Ankara, 1998, s.64-65.<br />
(5)Sami Ateş,Millî Hakimiyet Prensibinin Tarihî Gelişimi ve Türk İnkılâbındaki Yeri,KemalistAtılımBirliği Yayınları,Ankara, 1991, s.27.<br />
(6)Turhan Feyzioğlu, Türk Millî Mücadelesinin ve Atatürkçülüğün Temel İlkelerinden Biri Olarak Millet Egemenliği, Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları,Ankara, 1988, s.1.<br />
(7)Sevtap Demirci,Atatürk&#8217;te Egemenlik Anlayışı ve Gençlik, Millî Egemenlik Fikrinin Tanımı,Unsurları ve Gelişimi (Panel), Dicle Üniversitesi,Diyarbakır 6 Mayıs 1986, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1986, s.34. Atatürkçülük(1.Kitap), Atatürk&#8217;ün Görüş ve Direktifleri, İstanbul, 1988, s.4-21.<br />
(8)Atatürkçülük (1. Kitap), a.g.e., s.17.<br />
(9)C.Dönmez. a.g.m., s.67.<br />
(10)Atatürk,Nutuk, C.I, Bugünkü Dille Yayına Hazırlayan Zeynep Korkmaz,Ankara,                1984, s.9.<br />
(11)H.Eroğlu, Türk &#8230;, a.g.e., s.174-175. Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu&#8217;da, (1919-1921), Ankara, 1959, s.30. Atatürk 16 Mayıs 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliği görevine atanmıştır.<br />
(12)Selahattin Tansel, Mondrostan Mudanyaya Kadar, C.II,Ankara,                1973, s.241.<br />
(13)Bu konuda geniş bilgi için bkz. Mehmet Şahingöz, İzmir, İstanbul ve Maraş&#8217;ın İşgaline Tepkiler,Doktora Tezi,(A.Ü.T.İ.T.E.), Ankara, 1986, s.58-271.<br />
(14)Mustafa Yılmaz ve diğerleri,Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi,Ankara,                1998, s.92.<br />
(15)H.Eroğlu,Türk&#8230;, a.g.e., s.178-179.<br />
(16)M.Yılmaz, a.g.e., s.93-94.<br />
(17)Refik Turan ve diğerleri, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi,Ankara,                1994, s.114.<br />
(18)H.Eroğlu, Türk&#8230;, a.g.e., s.183.<br />
(19)C.Dönmez, a.g.m., s.68.<br />
(20) C.Dönmez, a.g.m., s.68-69. H.Eroğlu, Türk &#8230;, a.g.e., s.188-191.<br />
(21)R.Turan, a.g.e., s.130-131. H.Eroğlu, Türk&#8230;, a.g.e., s.200-201.<br />
(22)R.Turan, a.g.e., s.136-137.<br />
(23)Yakup Kadri Karaosmanoğlu,Atatürk ve Devlet Kuruculuğu, Atatürkçü Düşünce,Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1982, s.473.<br />
(24)Kazım Öztürk, Atatürk&#8217;ün TBMM Açık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları, C.II,Kültür Bakanlığı Yayınları,Ankara, 1990, s.907-908.<br />
Kaynak: <a href="http://www.meb.gov.tr/" target="_blank">MEB</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/19-mayis-1919-ataturkun-samsuna-cikisi-t2893.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun</title>
		<link>http://www.turkcemiz.net/turk-harflerinin-kabul-ve-tatbiki-hakkinda-kanun-t2240.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/turk-harflerinin-kabul-ve-tatbiki-hakkinda-kanun-t2240.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Sep 2007 17:24:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal ATATÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://wp.turkcemiz.net/?p=899</guid>
		<description><![CDATA[Kanun Numarası: 1353 Kabul Tarihi: 01/11/1928 Yayımlandığı R.Gazete: Tarih: 03/11/1928 Sayı: 1030 Yayımlandığı Düstur: Tertip: 3 Cilt: 10 Sayfa: 3 1920&#8242;LERİN TÜRKÇESİYLE MADDE 4 Halk tarafından vakı müracaatlardan eski Arap harfleriyle yazılı olanlarının kabulü 1929 Haziranının birinci gününe kadar caizdir. 1928 senesi Kanunuevvelinin iptidasından itibaren Türkçe hususi veya resmi levha‚ tabela‚ ilan‚ reklam ve sinema [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Kanun Numarası: 1353</li>
<li>Kabul Tarihi: 01/11/1928</li>
<li>Yayımlandığı R.Gazete: Tarih: 03/11/1928 Sayı: 1030</li>
<li>Yayımlandığı Düstur: Tertip: 3 Cilt: 10 Sayfa: 3</li>
</ul>
<p><strong>1920&#8242;LERİN TÜRKÇESİYLE MADDE 4</strong></p>
<p>Halk tarafından vakı müracaatlardan eski Arap harfleriyle yazılı olanlarının kabulü 1929 Haziranının birinci gününe kadar caizdir. 1928 senesi Kanunuevvelinin iptidasından itibaren Türkçe hususi veya resmi levha‚ tabela‚ ilan‚ reklam ve sinema yazıları ile kezalik Türkçe hususi‚ resmi bilcümle mevkut‚ gayrı mevkut gazete‚ risale ve mecmuaların Türk harfleriyle basılması ve yazılması mecburidir.<br />
<strong></p>
<p>GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE MADDE 4</strong></p>
<p>Halk tarafından yapılan başvurulardan eski Arap harfleriyle yazılı olanlarının kabulü 1 Haziran 1929 gününe kadar geçerlidir. 1928 yılındaki kanunun başlangıcından itibaren Türkçe özel veya resmi levha‚ tabela‚ ilan‚ reklam ve sinema yazıları ile aynı biçimde Türkçe özel‚ resmi bütün süreli‚ süreli olmayan gazete‚ kitapçık‚ broşür ve yayınların Türk harfleriyle basılması ve yazılması zorunludur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/turk-harflerinin-kabul-ve-tatbiki-hakkinda-kanun-t2240.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

